Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

120. Bölüm Baş Büyücüyü Zor Duruma Düşürmek

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Emily’nin bedeni oldukça kıvrımlı idi, ayrıca sıkıca bağlandığı için de olgun bedeni ölümcül bir çekicilik sunuyordu. Kadının gözleri panikle kaplıydı, bu da çekiciliğini daha da arttırıyordu.

Han Shuo Emily’yi ilk başta sadece dehşete düşürmek istiyordu, lakin kadına yaklaştıkça kalbinde kontrol edilemez bir arzu kabardı. Bu arzu adeta bir çığ gibiydi ve durdurulması imkânsızdı. Büyü yuanının dönüş hızı normalden kat kat daha fazlaydı ve ağır ağır soluyan Han Shuo birden zihninin donuklaşıp ağırlaştığını ve yavaşça sersemlediğini hissetti.

‘’Hayır, lütfen acı bana, laneti kaldıracağım!’’ Emily gerçekten panikledi ve Han Shuo’nun vahşi bir yaratık gibi üzerine atlayışını izlerken kalbindeki korkuyu daha fazla bastıramayarak deli gibi çığlık atmaya başladı.

……………….

Havuza doğru yürüyen Han Shuo son derece dinç olduğunu hissetti. Birkaç gün önce aldığı ağır yarların hepsi iyileşmişti. Kendisini yıkamak için gölete doğru yürüdüğü esnada, birden bacaklarının arasında kırmızılıklar olduğunu fark etti.

Anında şoke olurken bakışları hızla bilinçsizce yatan Emily’ye kaydı. Bedeni olgun ve kışkırtıcı olan Emily güzel bir kadındı ve hareketleri nispeten sürtükçeydi. Han Shuo kadının son derece deneyimli olduğunu düşünmüştü ve bunun ilk seferi olacağı hiç aklına gelmemişti. Bu aşırı inanılmazdı.

Şehvetli ifadesini gösterdiğinde Emily’nin paniklemesine şaşırmamak lazımdı. Genç kadın başlangıçta acı çekip ağlamış, daha sonra istemsizce inlemiş, en sonunda ise durmak bilmeyen genç adamın altında bilincini kaybetmişti.

Eğer Emily şimdiye dek bekâretini başkasına vermiş olsaydı, Han Shuo kadına bu kadar yük oluşturmazdı. Olgun bir kadın bu konuya fazla takılmazdı ama Han Shuo belli ki Emily’nin ilk erkeğiydi, bu da durumun gidişatı farklılaşıyordu.

Han Shuo kendisini yıkarken, bu konuyu nasıl çözeceğini düşünüyordu. O anda beyni alev almış durumdaydı ve düzgün bir yöntem bulamıyordu. Han Shuo gölette bilinçsizce kendisini yıkadığı esnada kısık bir inleme duydu ve ansızın afallayarak kendine geldi.

Emily’nin ağzında hâlâ bir parça bez tıkalıydı ve ellerindeki bağ çözülmemişti. Yeni uyanmış gibiydi ve Han Shuo’ya dehşetengiz bir bakışla bakıyordu. Nefret, öfke ve tereddüt, suda duran Han Shuo’ya gözünü dahi kırpmadan soğukça bakarken bu duygular berrak gözlerinde yüzüyordu.

Han Shuo kafa derisinin uyuştuğunu hissetti. Bir süre tereddüt etti ardından göletten çıktı ve boyutsal yüzüğünden yeni bir kıyafet seti çıkartıp giydi. Emily’ye doğru yürürken utanarak hafifçe gülümsedi, ‘’Amacım bu değildi, yanlışlıkla oldu!’’

Emily Han Shuo’ya dehşet verici bir ifadeyle bakmaya devam ediyordu. Genç adam birden kadının ağzının hâlâ kapalı olduğunu hatırladı. Kadın bu yüzden konuşamıyordu. Derin bir nefes aldı ardından küçük iskeleti çağırdı ve Emily’nin ağzındaki paçavrayı çıkardı.

Tam da beklediği gibi, Emily ağzı açıldığı anda öfkeyle lanetlerini yağdırmaya başladı.

Sesi çatallaşan Emily çeşitli şeytani lanetler okuyarak, Han Shuo’nun utanmazlığını ve hayvandan beter olduğunu dile getiriyordu. Yarım saat kendisini yorduktan sonra nihayet durdu ardından ağlamaya başladı. Ağlarken Han Shuo’nun açıkça duyamadığı birkaç şey fısıldadı.

Duygularının kontrolünü kaybetmiş olan Emily’nin sonunda sakinleştiğini gören Han Shuo sonunda kafasını kaşırken konuşmaya başladı. ‘’Burada ikimiz de yetişkiniz. Benim de ilk seferimdi. Daha kötü durumda değilsin. Böyle devam edelim gitsin!’’

//Han Shuo’ya gerçekten salak dediğim bölümler...

‘’Çöz beni, çöz! Lanet olası çöz, canını alacağım senin!’’ Emily sonunda kendisini kontrol altına almıştı, lakin Han Shuo’nun sözlerini duyunca çırpınmaları yeniden başladı, adeta tüm benliğiyle Han Shuo’yu yok etmek istiyor gibiydi.

Kafatası uyuşan Han Shuo bir adım geri çekildi ve acı acı gülerek ellerini iki yana açtı ardından Emily’ye sordu, ‘’İlk seferin olduğunu nasıl bilebilirdim ki? Artık olan oldu, bundan sonra ne yapacağımızı düşünmeliyiz?’’

‘’Seni hayvandan beter velet, utanmazca bana tecavüz ettin! Ne yapacağımızı düşünelim ne demek!’’ Emily öfkeyle söylenirken gözlerinden alev saçtı.

‘’Başta biraz acı çekmiş olmana rağmen, sonrasında oldukça zevk aldığını fark ettim. Benim de ilk seferim, yani senden yararlanmadım. Gitmene izin vermeme ve yollarımızı ayırmaya ne dersin? Birbirimizi hiç görmemiş gibi davranabiliriz. ‘’ Han Shuo kaşlarını çattı ve dikkatle düşünerek önerisini sundu.

//Şurayı çevirirken kendimi salak gibi hissediyorum...

‘’Kapa çeneni!’ Emily bağırarak, Han Shuo’nun ürkerek sıçramasına neden oldu. Ardından sessizleşti ve ilk önce pes etmiş...zayıf bir ifade sergiledi daha sonra direkt Han Shuo’ya bakarak fısıldadı, ‘’Eğer bir açıklaman yoksa, kendimi öldüreceğim. Ölümümün ardından sana yaptığım lanetten sen de kolay kolay kurtulamazsın.’’

Alışkanlıkla kafasını kaşıyan Han Shuo acı acı Emily’ye doğru yürüdü. İblisdoğrayan’ı çıkardı ve kadının ellerindeki ve ayaklarındaki bağları kesti. Ağzını açtı ve yumuşakça konuştu, ‘’Neden ilk önce yıkanmıyorsun, daha sonra konuşabiliriz!’’

Bu sözleri söyledikten sonra, Han Shuo dikkat seviyesini yükseltti ve içten içe Emily’nin ani saldırmasına karşı hazırlandı. Ne var ki, Emily bağlarından kurtulduktan sonra, sıra dışı bir hareket yapmadı. Sadece Han Shuo’nun bedenini süzdü, adeta genci açıkça görmek istiyor gibiydi.

Bir süre baktıktan sonra, boş boş kafasını salladı ve cübbesine sıkıca sarılarak gölete doğru yürüdü. Yarı yolda takıldı ve neredeyse yere düşüyordu. Kısık sesle söverken yüzü kızardı ve adımlarını yavaşlattı.

Göletin kenarına geldiğinde, cübbesini çıkardı ve yere attı. Olgun ve çekici bedenini umursamadan açığa çıkardı ve yıkanmaya başladı

Emily’nin çekici bedeninin zevkini çıkarmış olan Han Shuo’nun kalbi yeniden hızlanmaya başladı fakat tüm ciddiyetini toplayarak konuştu, ‘’Hey, hâlâ buradayım. Cübbeni çıkarıp direkt gözümün önünde yıkanmaya başladın, en iyi seçeneğin bu değil, doğru muyum?’’

Birden arkasını dönen Emily, düz karnını ve bacaklarının arasındaki kısmı Han Shuo’ya tamamen sergiledi, ‘’Görülecek her şeyi gördün ve dokunulacak her yere dokundun! Nasıl önümde ciddi davranmaya cüret edersin! Gerçekten utanmazlığının sınırı yok! Hmph. Eğer çok uzağa gidersem, kim fırsattan yararlanıp kaçmayacağını söyleyebilir ki? Seni yakınımda tutacağım.’’

Han Shuo gerçekten de fırsatını bulduğunda kaçmayı planlıyordu. Emily’nin sözlerini duyunca utanarak garip garip gülümsedi, ‘’Sorumluluklarından kaçınan birisi değilim. Heh heh, devam et ve yıkan, etrafı gözlemleyeceğim.’’

Bir süre sonra, yeni bir lüks büyü cübbesi sarınmış olan Emily Han Shuo’nun yanına geldi. Tüm güzelliğiyle önce Han Shuo’ya ardından küçük iskelete sorgulayarak baktı ardından sordu, ‘’Bu kadar düşündükten sonra, yapacağın açıklamaya karar verdin mi?’’

Tatmin olana kadar kadına bakan Han Shuo aniden tek eliyle Emily’yi kucağına çekti ve kırmızı, dolgun dudaklarını öptü. Bu esnada elleriyle Emily’nin dolgun bedenini keşfediyordu. Dudakları, dilleri ve bedenleri birleşirken Han Shuo’nun kalbinde açıklanamaz, şahane bir hissiyat yayılmaya başladı.

Başlangıçta Emily şiddetle çırpınmaya çalıştı, lakin ellerindeki ve ayaklarındaki bağlar çözülse de, Han Shuo’nun kollarından kaçması hâlâ mümkün değildi. Han Shuo uzun uzun öpmeye devam ederken, Emily’nin bedeni yumuşadı ve çırpınmaları gittikçe zayıfladı. Nihayetinde küçük bir yılan gibi arzuyla Han Shuo’ya eşlik etmeye başladı.

Bir süre sonra, nefesleri kesilen ikili ağır ağır soludular ve ayrıldılar. Han Shuo Emily’nin kulaklarına yakınlaştı, kulak memesini hafifçe ısırdı ve yumuşakça fısıldadı, ‘’Artık benim kadınımsın!’’

Bu sözleri duyan Emily’nin bedeni bir anlığına sertleşti ama ardından genç adamın bedenini sardı ve kulak memesini ısırdı, ‘’Hmph, utanmaz velet, en azından doğru davranışın ne olduğunu biliyorsun!’’

Kibirli bir şekilde gülen Han Shuo Emily’yi belinden kavradı ve kadının itirazlarına rağmen yeni giydiği cüppeyi parçalayarak çıkardı. Ancak Emily bayılmak üzereyken durdu.

Üç gün sonra, Han Shuo ve Emily ölüm mezarlığına doğru yola çıktılar. Başlangıçta düşman olan ikili beraber geçen üç günün ardından ayrılamaz hale gelmişlerdi.

Üç gün boyunca, Emily’nin çekici bedeni Han Shuo’nun cinsel arzularını arttırıp durmuştu. Emily’nin başlangıçtaki şehveti bir süre sonra terini paniğe bırakmış ve en sonunda iyileşmesi için onu rahat bırakması konusunda Han Shuo’ya yalvarmıştı.

Han Shuo tattığı bu zevkin sözlerle açıklanamayacak derecede muhteşem olduğunun farkındaydı. Geçen üç günde olanlar Han Shuo’nun önceden boşuna yaşadığını hissetmesini sağlamış ve tamamen kendisini salmıştı.

Han Shuo yürüdükleri esnada yanındaki çekici ve büyüleyici Emily’ye baktı ve düşünmeye başladı. İkili kimliklerini birbirlerine açıklamamışlardı. Bu yüzden, Han Shuo halen Emily’nin kim olduğunu bilmiyordu.

Han Shuo’yu asıl endişelendiren konu ise gelecekte Fanny ile nasıl yüzleşeceği idi. Fanny’ye karşı derin hisler besliyordu ve Emily’yle sadece saçma koşullar altında birlikte olmuştu. Geleceği nasıl çizeceğine emin değildi ve sadece her adımı zamanı geldikçe atabilirdi.

Ölüm mezarlığına yaklaştıkları sırada, Han Shuo endişelenmeye başladı. Ölüm mezarlığı genç adamın en büyük sırrıydı ve İmparatorluğa varmanın en hızlı yolu da oradaki aktarım düzenini kullanmaktı. Emily ise ne olursa olsun yanından ayrılmayacağını belirtmişti. Şu anda Emily’nin kimliği hakkında hiçbir fikri yoktu ve bu sırrını ona söyleme riskini almaya cüret edemiyordu. Bu nedenle biraz zor bir konumdaydı.

‘’Endişelenme, yaptığım lanet hakkında yalan söylüyordum. Kafana takmana gerek yok. Böyle güçlü bir büyü yapmam için senden bir şey almam gerekir, öyle bir öpücükle yapılacak kadar basit olmaz. Ayrıca ben de ağır bir bedel ödemek zorunda kalırım.’’ Emily Han Shuo’nun donuk ifadesini gördü ve bu konu hakkında endişelendiğini düşündü. İstemsizce gülümsedi ve rahatlatmak için konuştu.

Han Shuo afalladı ve bundan endişelenmemesine rağmen, yine de lanetin sahte olduğunu duyunca biraz rahatladı. Ardından Emily onu öptüğünde bedenine giren garip hissiyatı hatırladı. Kaşlarını çattı ve Emily’ye kafa karışıklığı içinde sordu, ‘’Beni öptüğün anda bedenime garip bir enerjinin girdiğini açıkça hissettim. O neydi?’’

‘’Heh heh, seni kandırmak için bilerek yaptığım düşük seviyeli bir hastalık büyüsüydü.’’ Emily bir gülümsemeyle açıklarken gururla Han Shuo’ya baktı.

Aniden bir şey hatırlamış gibi duraksadı ve Han Shuo’ya garip garip baktı. ‘’Bu hastalık büyüsünden bahsetmişken, şimdiye kadar hasta olman gerektiğini neredeyse unutuyordum. Sadece ufak bir ruh çağıransın. Neden hiçbir sorunun yok hatta tükenmek bilmeyen bir enerjin bile var? Neler oluyor?’’

Sıradan bir hastalık büyüsü, tabii ki Han Shuo’nun heybetli bedeni üzerinde etki edemezdi. Büyü yuanının Han Shuo için inanılmaz güçlü bir beden oluşturmuştu. Emily’nin kendisini hep sadece bir ruh çağıran olarak düşündüğü eklenince, bu durumu garip bulmasına şaşırmamak lazımdı. Han Shuo kendisi hakkında açıklama yapmadı ve sadece şeytanice kıkırdadı.

‘’Gizemli şeytani velet!’’ Emily Han Shuo’ya gözlerini devirdi.

Birdenbire, Han Shuo’nun kaşları çatıldı, zira has iblislerden biri burada olmaması gereken iki kişiyi tespit etmişti; rüzgâr nitelikli baş büyücü Dük ve kıdemli silahşor Erick!

Han Shuo geçmişte Kara Kabuk’a rapor verdikten sonra, yaşlı cadı Camilla iz bırakmadan kaybolmuştu. Dük ve Erick de aceleyle Kasi İmparatorluğu’na geri dönmüşlerdi. Kim bu ikilinin sadece yirmi gün sonra burada belireceğini düşünürdü ki?

‘’Birisi yakın tarihte ölüm mezarlığını gördü fakat bu kişi birdenbire açıklanamaz koşullar nedeniyle ölüverdi.’’ Erick elindeki uzun kılıçla etrafındaki yetişkin otları ve çalılıkları kesip bir yol açarken konuştu.

‘’Mm. Görünüşe göre ölüm mezarlığı yakınlarda olmalı. Lancelot İmparatorluğu’nun Kara Kabuk organizasyonu gerçekten de dehşetengiz. Camilla’nın kimliği nasıl açığa çıktı merak ediyorum, kadın o gece gerçekten de öldürüldü. Neyse ki durumu doğru okuduk, eğer orada kalmaya devam etseydik bizim de ölümden kaçmamız zor olurdu.’’ Baş büyücü Dük kaşlarını çaktı ve mırıldandı. Görünüşe göre Kara Kabuk Camilla’nın işini bitirmişti.

‘’Hey hey hey!’’ Emily gittikçe daha yüksek şekilde bağırmaya başladı. Han Shuo birden kendine geldiğinde Emily nazikçe yüzüne vurduğunu fark etti. Han Shuo’nun kendine geldiğini gören Emily keyifle sordu, ‘’Küçük tatlı şeytanım, kafandan ne şeytani düşünceler geçiyor da kendini bu kadar kaptırdın?’’

‘’Eh, güneyden sesler geliyor, hadi gidip bakalım!’’ Dük acelesiz ve kaygısızca yürükken aniden yumuşakça konuştu. Hemen bir süzülme büyüsü yaptı ve hızla Han Shuo ile Emily’nin olduğu yere doğru harekete geçti.

‘’Birisi geliyor, acele edip saklanmalıyız!’’ Han Shuo Emily’e yanıt vermek üzereydi ki, Dük’ün hareketlerini tespit etti ve hızla Emily’ye seslendi. Has iblislerden birini gözlem için kullandı ve Emily’yi belinden kavrayarak, soldaki büyük bir ağaca doğru fırladı.

Ağacın dibine geldiklerinde genç adam Emily’e söylendi, ‘’Ağaca çıkmak için süzülme büyünü kullan, birlikle kalmalıyız.’’

Han Shuo sözlerini bitirdikten sonra ustalıkla ağaca tırmanmaya başladı ve göz açıp kapayıncaya kadar kalın bir dal ve yaprak yığının arasına yerleşerek, süzülen Emily’ye el salladı.

‘’Nasıl, ben bir şey duymadım? Abartıyor olabilir misin?’’ Emily şüpheli bir tonda konuştu ama yine de kalın yaprakların arasına girdi hatta Han Shuo’nun bedenine rahatça dayanarak, yılan vari bedeniyle genci sardı.

‘’Şşşş!’’ Han Shuo sessiz ol işareti yaptı ardından derin bir nefes alarak, anında kalp atışlarını ve solunumunu yavaşlattı.

Emily başlangıçta gencin abarttığını düşünüyordu ve dalga geçmek için tam ağzını açmak üzereydi ki, birden kaşlarını çattı. Fısıldayarak bir büyü yaptı ve gri bir bulutun çevrelerini sarmasını sağladı.

Bir baş büyücü olan Emily doğal olarak hassas kulaklara sahipti fakat rüzgâr nitelikli baş büyücüler rüzgâr büyüsünde usta olduklarından çok daha hassas kulaklara sahiplerdi, aksi halde Dük’ün Emily’nin bağırışını duyması zor olurdu.

‘’Kasi İmparatorluğu’ndan Dük!’’ Dük ortaya çıktığında Emily’nin gözlerinde ansızın öldürme arzusu alevlendi.

Han Shuo bu sözleri duyduğunda şaşırdı ve şaşkınlıkla Emily’ye baktı, güzel kadının da Dük’ü tanımasını beklemiyordu.