Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

109. Bölüm Anlaşmaya Varmak

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Trunks zor bir karakter olmasına rağmen, oldukça iyi bir şöhrete sahipti. Han Shuo Trunks’a bir kan yemini ettirdi ve ona daha fazla sorun çıkarmadı.

Aradaki düşmanlık sona erdikten sonra, Trunks Han Shuo’ya daha fazla dikkat etmedi ve boyutsal yüzüğünden merhem ve sargı bezi çıkardı. Yaralarına merhemi sürerken titriyor ve acıyla inliyordu.

‘’Yaraların oldukça ciddi gözüküyor, tamamen düzelmeden önce ne kadar vakte ihtiyacın var?’’ Han Shuo kaşlarını çattı ve sordu.

Kötü mizaçla homurdanan Trunks söylendi, ‘’Yaralarıma neden olan sen değil misin yahu? Yine de sormaya cüret ediyorsun ama endişelenme, yaralarım ağır gözükebilir fakat tendonlarım ve kemiklerim zarar görmediği sürece kolayca iyileşeceklerdir. Az önce kullandığım merhemi Karanlık Orman’daki büyülü bitkileri kullanarak geliştirdim. Merhem özellikle yaraların daha çabuk kabuk bağlamasını sağlıyor. Savaşçı auramın toparlanmasını beklediğimiz sürece, yük olmam.’’

Kafasını sallayan Han Shuo konuştu, ‘’Pekâlâ o zaman, hadi artık dönelim.’’

‘’Bekle!’’ Trunks seslendi ardından Han Shuo’nun yüzüne odaklanarak, kafa karışıklığı ile dolu bir ifadeyle sordu, ‘’Çadır bölgenize geldiğim zaman beni nasıl keşfettiğini ve nerede olursam olayım beni nasıl bulduğunu söyleyebilir misin? Ejderha Zincirleyen Kesiği kullanmadan önce seni savaşçı auramla olduğun yere zincirlemiştim, benden güçlü olmayan herkes merhametime kalırken, silahın nasıl seni korumak için uçtu?’’

‘’Üzgünüm, sorularına cevap veremem. Tek söyleyebileceğim gelecekte sakın bana pusu kurmaya çalışma. Bu sadece sana sorun yaratır.’’ Han Shuo Trunks’a yanıt verirken omuz silkti.

Anlayışla onaylayan Trunks konuştu, ‘’Eğer kimse sana pusu kuramazsa, Karanlık Orman’da gücün birkaç kat artar. Görünüşe göre Dagmar Meyvesi’ni başarıyla ele geçirebiliriz.’’

Kampa geri dönmeleri beş kat fazla zamanlarını aldı. Trunks’ın hızı yaralarından dolayı büyük ölçüde azalmıştı fakat kararlılıkla Han Shuo’nun desteğini reddediyor, inatla kendi kendine yürümekte ısrar ediyordu.

İkili ilerlediği esnada Han Shuo Karanlık Orman hakkında birçok şeyi daha iyi anlamıştı. İkilinin kamp alanına dönmesi öğleden sonrayı bulmuştu.

Odysseus ve diğerleri hâlâ buradan ayrılmamışlardı. Han Shuo ve Trunks belirdiğinde, maceracılar büyük bir düşmanla yüzleşiyor gibi silahlarını sıkıca kavradılar ve Trunks’a yönelttiler.

‘’Millet silahlarınızı indirin, artık bir tehdit unsuru değil.’’ Han Shuo yürüdü ve kasvetli bir ifadeyle maceracıları silahlarını çekmelerine gerek olmadığına ikna etmeye çalıştı.

Maceracılar Han Shuo’nun sözlerini duyup Trunks’ın acınası durumunu gördükten sonra, silahlarını indirdiler. Usta büyücü Afrodit sorguladı, ‘’Han, neler oluyor?’’

‘’Sonra anlatırım, Odysseus’un yaraları ne durumda?’’ Han Shuo kaşlarını çatarak Afrodit’e sordu.

Trunks’a dost canlısı olmayan bir bakış atan Afrodit konuştu, ‘’Hayati tehlikesi yok fakat mantikor göğsünde bir kan damgası bırakmış. Şu an bedeni uyuşmuş durumda. Gelecekte iyileşse bile, göğsündeki yaranın gücünü etkileyeceğinden korkuyorum. Az önce dinlenmeye gitti.’’

Afrodit konuştuğu esnada herkesin bakışları nefret ve acıyla kaplanmıştı. Maceracılar Trunks’ı süzüyorlardı, görünüşe göre Trunks’a acı dolu, sert bir dayak atmak için her an silahlarını çekebilirlerdi.

‘’Han, bu herifi neden getirdiğini söyleyebilir misin? Oh şimdi anladım, Odysseus’un bu herifi gebertmesi için buraya getirdin, değil mi?’’ Gordon karanlık bir ifadeyle sorarken dik dik genç adama baktı.

Kaptan Odysseus’u yaralaması nedeniyle grup Trunks’tan oldukça nefret ediyordu. Han Shuo ses tonları ve ifadelerinden içlerindeki öfkeyi hissedebiliyordu. Eğer az önce onları tutmasaydı, muhtemelen Trunks ortaya çıktığı an büyük bir acı çekerdi.

Han Shuo Dagmar Meyvesi arayışında yardımcı olması için için Trunks’a ihtiyaç duyuyordu, dolayısıyla Trunks’a zarar vermelerine izin veremezdi. Han Shuo Gordon’un vahşi ifadesini görünce tereddüt etti ve olanları açıkladı.

Han Shuo sözlerini bitirdiğinde, Gordon soğukça güldü ve yüksek sesle söylendi, ‘’Sıçarım meyvesine! Odysseus ağır yaralandı. Artık Dagmar Meyvesi’ne değil, bu lanet herifin canını almaya ihtiyacımız var!’’

‘’Han, Dagmar Meyvesi’ni mi istiyorsun yoksa Odysseus’un için intikam almayı mı?’’ Elf okçu Nia birdenbire soğukça Han Shuo’ya baktı ve hafifçe sordu.

Maceracıların hepsi o anda bakışlarını Han Shuo’ya odaklamışlardı ve genç adamın vereceği cevabı bekliyorlardı. Han Shuo birdenbire büyük bir baş ağrısı hissetti. Odysseus’un bu kadar ağır yaralanmasını ve grubun Odysseus’a olan bağlılığının Dagmar Meyvesi’ni aşmasını beklemiyordu.

Genç adam başlangıçta maceracıları güvenilir yoldaşlar olarak görmemişti. Sadece Dagmar Meyvesi’ni bulmak için onlarla beraber yolculuğa çıkmıştı. Şimdi olanlar genci biraz şaşırttı ve Trunks’a hâlihazırda söz verdiğinden dolayı, bu durumu nasıl halledeceğini bilemedi.

Olayın merkezindeki kişi olan Trunks buraya geldiğinden beri tek kelime etmemişti. Gözlerinde panik belirtisi yoktu, aksine oldukça sakin bir biçimde herkesin ifadesini tartıyordu. Birden ağzını açtı ve konuştu, ‘’Görünüşe göre kimse beni hoş karşılamıyor ama Odysseus’un yarasıyla ilgilenmek için bir yöntemim var. Herhangi biriniz bana güvenmeye razı mı?’’

Han Shuo Trunks bu sözleri söyledikten sonra diğerlerinin konuşmasını beklemedi ve hemen sordu, ‘’Odysseus’a yardım edebilir misin?’’

Onaylayarak kafa sallayan Trunks konuştu, ‘’Odysseus’a o yaraları mantikorumun pençesi açtı. Mantikor benim yoldaşım, doğal olarak sebep olduğu yaraları tedavi etmesini biliyorum.’’

‘’Peşimden gel!’’ Odysseus’un nefes alışverişlerini çoktan hissetmiş olan Han Shuo boş konuşarak daha fazla zaman harcamadı ve Trunks’ı çadırlardan birisine getirdi. Çadıra girdiğinde soluk yüzlü ve zayıf Odysseus’u gördü.

Odysseus’un giydiği yumuşak zırhın göğüs kısmında büyük bir delik açılmıştı. Yara şu an sarılı olduğu için yaranın durumunu görmek imkânsızdı. Trunks ve Han Shuo’dan sonra, Afrodit ve Gordon’da çadıra girdiler. Diğerleri ise dışarıdan çadırı çevreleyerek, Trunks’ın en ufak hareketine karşı tedbir aldılar.

‘’Yaranın üzerindeki sargıyı aç.’’ Trunks içeri girdikten sonra konuştu.

Trunks Odysseus’a yardım edebileceğini söyledikten sonra maceracılar konuşmamışlardı, sanki harekete geçmeden önce Trunks’ın nasıl hareket edeceğini görmeyi bekliyor gibiydiler.

Gordon tek kelime etmedi ve Odysseus’a doğru yürüdü. İlk önce Odysseus’u uyandırdı ardından Odysseus’un şaşkın bakışları altında yaranın üzerindeki sargıyı çözdü. Odysseus’un göğsünde kemiğin bile görülebileceği kadar dehşet verici bir yara vardı.

‘’Han, neler oluyor?’’ Odysseus zayıfça Han Shuo’ya baktı ve kafa karışıklığı içinde sordu.

‘’Kıpırdama ve konuşma. Yaraların dengelendiğinde açıklayacağım!’’ Han Shuo Odysseus’un yanına yaklaşırken yumuşakça konuştu.

O anda, Trunks boyutsal yüzüğünden bir ilaç şişesi çıkardı ve şişeden çıkardığı kırmızı tozu yavaşça Odysseus’un göğsündeki yaraya serpti ardından konuştu, ‘’Mantikorun kuyruğunda bütün bedeni felç eden mutlak bir zehir bulunuyor. Bu zehirden pençelerinde de var fakat pençelerindeki zehir kuyruğundaki kadar güçlü değil. Serptiğim toz mantikorun pençelerinin sebep olduğu yaraları ortadan kaldırabilir ve yaraların daha çabuk tutmasını sağlar.’’

‘’Dagmar Meyvesi’ni bulabileceğimiz bataklıkta bir Medusa’yla* karşılaşacağız. Bir Medusa’nın taze kanı yaralar için mucizevi etkilere sahiptir. Eğer Medusa’yı öldürüp kanını elde edebilirsek, arkadaşınız tamamen iyileşecektir ve bu yara sebebiyle herhangi bir yan etki hissetmeyecektir.’’ Trunks Gordon’a bir bakış atarken hafifçe açıkladı.

Gordon ve Afrodit’e bakan Han Shuo sakince konuştu, “Bence Medusa’yı bulması için yardımına ihtiyacımız var. Ne düşünüyorsunuz?’’

Afrodit ve Gordon birbirlerine baktılar ve aynı anda onayladılar.

Çevirmen notu
Medusa Yunan Mitolojisi’nde sık sık geçer. Tanrıça Athena’nın lanetlediği Medusa yılanlardan oluşan saça, insanı hipnoz eden bir sese ve bakanı taşa çeviren gözlere sahiptir. Yalnız burada bir farklılık var, novelde Medusa sadece bir tane değil, bir ırk olarak geçiyor. Yani ileride tekrar karşımıza çıktığında kafanız karışmasın. Ayrıca resmini discord adresimizdeki illüstrasyon kanalına atacağım, bakmayı unutmayın!