Yaa işte böyle olursun kadın olarak yüzün olmadan artık bir değerin yok adam akıll dursaydın böyle olmazdı:D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
95. Bölüm İlişkileri Koparmak (2)
Yeşim yeşili tıbbi ilaç Yan Wushuang’ın suratına döküldüğü an yaralara işledi. Yaralarını iyileştirdi ama sanki bir şişe zehirmiş gibi yüzünde korkunç izler bıraktı.
Deli gibi bağırdı: “Hayır, hayır!”
Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın, Su Chen’den kaçamadı.
Su Cheng’an, Su Chen’in onu görmezden gelmesini hiç beklememişti. İfadesi aniden değişti.
İtaatsiz davranmaya nasıl cüret eder? Nasıl bunu yapabilir?
Su Chen kendi oğluydu ama ona karşılık vermeye cesaret etmişti!
Amca!
Ona gerçekten de amca demişti!
Vefasız velet!
Su Cheng’an delirmek üzereydi.
Ancak Su Chen şişeyi bir kenara fırlattı ve ayağa kalkıp yürümeye başladı.
Su Cheng’an’ı umursamadı.
Su Chen’in böylece gitmek üzere olduğunu gören Su Cheng’an’ın içini bir öfke kapladı.
“Vefasız evlat!” Su Cheng’an bağırdığı sırada Su Chen’in sırtına vurdu.
Su Cheng’an, Kaynayan Kan Diyarı’nda bir uzmandı. Eli Su Chen’in sırtına indiğinde, Su Chen havada uçtu ve duvara çarpmadan önce bir ağız dolusu kan tükürdü. Su Chen çarpınca duvar yıkıldı.
“Uslanmaz velet. Babanın emirlerine itaatsizlik ettin. Seni tutmanın ne anlamı var?”
Elini kaldırdı ve başka bir darbe Su Chen’e indi.
Su Chen’i öldürme arzusuyla saldırılarında kendini tutmuyordu. Vahşi kaplanın gölgesi belirdi, öfkeyle kükreyerek Su Chen’e doğru atıldı.
Su Chen karşılık vermedi. Vahşi kaplan pençesinin göğsüne inmesine izin verdi ve havada uçarak durmadan önce üç duvardan geçti.
Kafasını eğdi ve göğsündeki kıyafetlerin parçalandığını hatta kalp koruyucu aynanın bile ezildiğini gördü.
Kalp koruyucu ayna olmasaydı bu saldırı Su Chen’in hayatına son verebilirdi.
Yine de Su Chen kıpırdamadı. Soğuk bir şekilde babasına baktı.
Bu saldırılar tamamen baba-oğul arasındaki ilişkiyi yıkmıştı.
Su Cheng’an, Su Chen’i tek vuruşla öldüremediği için oldukça şaşırmıştı ve yavaş yavaş öldürme isteği azalıyordu. Ancak Su Chen’in donuk bakışları bir kez daha sinirlenmesine sebep oldu.
“Bana bakmaya cüret mi ediyorsun? Sen, kör herif, cidden bana bakmaya cüret mi ettin? Seni geberteceğim, puşt herif!”
Bir başka saldırı indi. Yanan kaplanın görüntüsü göğe doğru uludu ve beraberinde yükselen alevlerle birlikte öne atıldı.
Besbelli hataya yer vermemeye, öldürücü darbeyi indirmeye çalışıyordu.
Ancak Su Chen bu kez hareketsiz kalmamıştı. Hamlesini yaparak Meg’in Muhafızını aktifleştirdi. Üç tane Meg’in Muhafızı bedenini kapladı.
Bum!
Su Cheng’an saldırıyı indirdi ve üç bariyer de parçalandı. Ancak Su Chen’e zarar vermeyi başaramadı.
Su Chen babasının gücünü çok iyi biliyordu.
“Saldırımı engellemeye mi çalıştın sen?!” Su Cheng’an’ın gözü dönmüştü. “Seni vefasız velet, seni bugün gebertmeliyim!”
Yanan kaplan bir kez daha ortaya çıkarak neredeyse Mavi Rayihalı Köşk’ün yarısı boyutuna ulaştı. Şimdi, Kaynayan Kan Uzmanı’nın tüm gücünü yansıtıyordu.
Ancak kaplan görüntüsü tam saldırmak üzereyken bir ses duyuldu: “Yeter!”
Su Cheng’an’ın eli durdu. Saldırısını salmaktan acizdi.
Biraz ötede Su Changche yavaş yavaş geliyordu, elleri arkasında kenetlenmişti.
Arkasındaysa bir grup Su Klanı büyüğü vardı.
Kargaşanın büyüklüğü düşünülünce bu kadar klan üyesinin dikkatini çekmemesi imkansız olurdu.
Hepsi Su Chen ile Su Cheng’an’a baktı ve aralarında sessizce bir şeyler tartışmaya başladılar.
“Baba?” Su Cheng’an sersemlemişti.
Su Changche’nin ifadesi sertti: “Ne? Gelmeseydim, kendi oğlunu ölümüne dövecek miydin?”
“Baba! Bu puşt, vefasız ve ailesine karşı itaatsiz… Delirmiş ve kural tanımıyor, büyüklerine saygı duymuyor, gözünde kimsenin önemi yok.”
Su Chen sakin bir şekilde konuştu: “Körüm. Elbette gözümde kimsenin önemi olmaz.”
“Baksana, hala dil uzatıyor!” Su Cheng’an o kadar sinirlenmişti ki titriyordu.
“Kapa çeneni!” Su Changche aniden bağırdı. “Olay çıkarmayı bitirdin mi?”
“Ben mi?” Su Cheng’an şaşırmıştı.
Su Changche’nin kendisine kızmasını beklemiyordu. Konuşmadan önce bir anlığına donakaldı. “Baba, ben olay çıkarmaya çalışmıyorum. Sorun bu puşt! Klan kurallarını uygulamaya yetkisi yok ama yine de Lan Zhi’yi ölümüne dövdü ve Wushuang’ın yüzünü mahvetti…”
“İki hizmetkar için bu kadar sinirlenmeye değer mi?” Su Changche yavaşça sordu.
“İki hizmetkar mı?”
Su Cheng’an sersemlemişti. Yan Wushuang’ın artık… hizmetkardan başka bir şey olmadığını hatırladı.
Uzun zamandır bir yenge değildi!
Su Changche devam etti: “Su Chen’in klan kurallarını kullanarak hizmetkarları ölümüne dövmeye yetkisi yok ama senin istediğin zaman Su Chen’i öldürmeye yetkin var mı?”
“Ben…” Su Cheng’an’ın dili tutulmuştu.
Su Changche konuştu: “Sen onu oğlun olarak saymasan bile ben hiçbir zaman torunum olarak saymadığımı söylemedim.”
Su Cheng’an, babasına inanamayarak baktı.
Su Changche ne demişti?
Normalde Su Chen’den vazgeçmeyi planlayan sadece Su Cheng’an değildi. Su Changche de bunu planlıyordu!
Hiç kimse gelecek beklentilerini kör birine yükleyemezdi.
Su Changche’nin onayı ve gizli cesaretlendirmesi olmadan nasıl Su Chen’e ilgisiz davranabilirdi ki?
Elbette vazgeçmek bir şeydi, başkasına iftira atmak başka bir şey.
Su Changche de Su Cheng’an da Su Chen’den vazgeçmeyi planlamıştı, ona zarar vermeyi değil. Yeteneksiz olup da Su Keji’nin müdahalesi olmadan yukarı çıkamayan Su Qian’dı. Açgözlü olup da birazcık kışkırtmaya dayanamayıp sürekli Su Chen’i kışkırtan da Yan Wushuang’dı.
Bu, Su Changche’nin de Su Cheng’an’ın da istedikleri bir şey değildi ama ondan vazgeçtikleri için diğer insanları Su Chen’le uğraşma konusunda cesaretlendirmişlerdi.
Diğer bir deyişle yangına benzin dökmüş ama kendileri de bu ateşe yakalanmışlardı.
Şimdi ise Su Changche “Sen onu oğlun olarak saymasan bile ben hiçbir zaman torunum olarak saymadığımı söylemedim.” diyerek tavrını tamamen değiştirmiş, Su Cheng’an’ın beklentilerinin aksine hareket etmişti.
Kendi babasına baktı ama Su Changche onu umursamayarak Su Chen’e döndü: “Görünüşe göre yine Kızıl Sıradağlara gitmeyi planlıyorsun?”
Bunu söylediğinde herkesin ifadesi değişti.
Su Changqing araya girdi: “Tekrar Kızıl Sıradağlara gitmesine izin veremezsin!”
“Doğru, yetkisini aştı ve birini ölümüne dövdü. Hizmetkar bile olsa bu çok fazla. Bu kadar kolay paçayı sıyırmasına izin veremezsin.”
Bir grup insan bağrışmaya başladı.
Su Chen’in umurunda değildi. Hafifçe gülümsedi: “Su Klanı kuralları, bir kişi Kızıl Sıradağlara girmek istediği sürece diğer cezaların yerine bunun uygulanabileceğini söylüyor. Elbette bu kuralı değiştirmek sorun olmaz. Zaten Su Klanı’nın sırf benim için kaç defa kural değiştirdiğini daha önce gördüm.”
Su Klanı kadar büyük bir klan sırf Su Chen için iki kez kuralları değiştirmişti.
Onun için Kızıl Ceza’yı bile değiştirerek soytarıya dönmüşlerdi.
Diğerleri ne düşünürse düşünsün, Su Changche’nin böyle bir niyeti yoktu.
“Madem öyle, git. Kaç gün istiyorsun?”
Su Chen bir süre düşündükten sonra cevapladı: “Yüz elli gün. Kulağa nasıl geliyor?”
“Tamam! O halde yüz elli gün.” dedi Su Changche.
Herkes birbirine baktı. Bir süre sessizliğe gömüldüler.
Adı Kızıl Ceza olduğu halde neden tavırları Kızıl Tatil’miş gibiydi?
Su Cheng’an acı doluydu: “Baba, Wushuang’ın yüzünü mahvetti! Hao’er’in annesi, o! İlerde oğluna nasıl bakabilecek?”
Su Changche soğuk bir şekilde konuştu: “Alt tarafı bir orospu! Mahvolmuş olsa bile ne olmuş yani?”
Bu cümle Yan Wushuang ile Su Cheng’an’ın ifadelerinin aynı anda değişmesine sebep oldu.
Su Changche devam etti: “Değersiz bir cariye bile klanı yaralamak için dedikodu yaymaya cesaret ediyor. Ne kadar pervasızca! Bunca yıl güzellik ve birçok aptal şeyle kafan karıştı. Birçok kişi o kadın tarafından ayartıldı. Su Chen, o kadını mahvedişinde tamamen haklı. Eğer Su Chen bir şey yapmasa ben onun icabına bakardım!”
Yan Wushuang bunları duyunca çaresizlikle yere oturdu.
Bunu söyledikten sonra Su Cheng’an’ı görmezden gelerek arkasını döndü. Su Chen’e baktı ve konuştu: “Sen, beni takip et.”
Geri kalan herkes ne yapacağını bilemez halde birbirlerine baktı. Nihayetinde kendi konutlarına doğru dağıldılar.
“Kocacım!” Yan Wushuang harap bir şekilde bağırdı.
Su Cheng’an, Yan Wushuang’a baktı. Yüzündeki izleri görünce aniden bir tiksinme hissetti. Kolunu sallayıp Yan Wushuang’ı yere fırlattı ve arkasını dönüp gitti.
Magnec