Off en sevdiğim çok güzel ya :D kadın düşmanı değilim ama böyle kahpelerin dövülmesini görmek çok hoşuma gidiyor :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
93. Bölüm Dedikodular
Zayıf, yakasında gelincik kürkü olan ay beyazı cübbe giymiş bir adamdı bu. Belinde uzun, kar beyazı bir kılıç kılıfı asılıydı; oldukça yakışıklı ve cesur bir havası vardı. Yanında iki kişi duruyordu, birisi kürk palto giymiş yakışıklı bir genç adamdı diğeriyse bir kadındı ki bu kadın aslında Gu Qingluo’ydu.
Gu Qingluo’nun böyle bir yerde karşısına çıkması Su Chen’i şaşırttı. Ancak bu şaşkınlığını gözlerinde ustaca gizledi.
Yalnız adamın tarifi aldığını görünce mutsuz bir şekilde konuşan Mingshu oldu: “Hey, sen de kimsin? İnsanların eşyalarını rastgele alma!”
“Hm?” Kürk paltolu adam Mingshu’ya baktı. Ardından Su Chen’e bakıp gülmeye başladı: “Bu Su Klanı’nın kör genç efendisi değil mi? Ne zamandan beri kör genç efendi reçete yazar oldu?”
Yanındaki diğer adam güldü: “Belki yaşlı hastalığı onu doktor yapmıştır.”
Kürk paltolu adam yüzünde bir şaşkınlıkla konuştu: “Eğer öyleyse, gözlerini tedavi etmek için bir reçete yazmalı.”
“Belki de sık sık köken enerji geri tepmesi yaşıyordur.”
İkisi birbirine baktı ve alaycı bir ifadeyle gülmeye başladılar.
Gu Qingluo’nun kaşları çatıldı.
Bir süredir Kuzey Yüzü şehrindeydi ve dört klanın barış içinde olmadığını ama aynı zamanda birbirlerini gördükleri anda kavgaya tutuşacak noktada olmadıklarını da biliyordu. Bu ikisi sadece onun önünde gösteriş yapıyordu.
Gençler, diğerlerine zorbalık yaparak güçlerini sergilediklerinde; kadın arkadaşlarını etkileyebileceklerini sanıyorlardı.
Ancak kızların dövüşten hoşlanmadığını bilmiyorlardı ve Gu Qingluo ile Su Chen’in gizlice arkadaş olduklarından bahsetmeye gerek bile yoktu. Zaten arkadaş olmasalar bile davranışlarını yine de onaylamazdı.
İkisi bunu bilmediğinden sanki kahramanlıklarını ve mükemmelliklerini gösteriyormuş gibi egolarını şişirip kendilerini övmekle çok meşguldü.
O sırada Mingshu o kadar sinirlenmişti ki yüzü kıpkırmızı oldu. Daha fazla dayanamayarak ağzını açtı ve konuştu: “Bu vahşi köpekler de nereden geldi? Nasıl genç efendime havlamaya cüret ederler?”
Kürk paltolu adamın ifadesi değişti: “Eceline susamışsın!”
Elini kaldırdı ve parmaklarından Mingshu’ya doğru bir rüzgar saldırısı fırlattı.
Darbe Mingshu’ya geliyordu ki Su Chen, Mingshu’yu yakalayıp geri çekerek kaçınmasını sağladı. Parmak saldırısı yakındaki kolona çarparak bir delik açtı.
Su Chen yavaşça konuştu: “Lin Klanı, Su Klanı ile savaşa girmeyi mi planlıyor?”
İkisi aynı anda donup kaldı.
Güzel giyimli olan konuştu: “Lin Klanı’ndan olduğumuzu biliyor musun?”
Su Chen gülerek yanıtladı: “Lin Klanı üyeleri her zaman pis bir kokuya sahiptir. İstesem bile bu kokuyu görmezden gelmek benim için çok zor.”
Lin Klanı sürekli canavar yetiştirdiği için vahşi canavarların kokusuyla kaplanmaları kaçınılmazdı. Bu koku genelde hizmetkarlarda olurdu ve genç efendi oldukları açıkça ortada olan bu ikisi için böyle kokmak imkansızdı. Su Chen bunu bilerek söylemişti aynı onların körlüğüyle dalga geçtiği gibi. Bu bir güç gösterisiydi: Kim daha güçlü, kim kimden korkuyor?
Kürk paltolu adamın ifadesi bir kez daha değişti: “Kahrolası kör herif, sırf Su Klanı’nın çöpleri arasında birinci oldun diye kendini bir şey sanma!”
Sağ elini açtı ve başka bir girdap elinde belirdi. Ancak bu kez ok şeklini almıştı.
Kürk paltolu adam oku Su Chen’e doğru fırlattı. Ok, bir uğultu çıkararak Su Chen’in koluna yöneldi. Doğal olarak bu saldırı öldürmek için değil birazcık yaralamak içindi.
Ancak sadece yaralamak için olsa da Su Chen onun ne isterse yapmasına izin veremezdi. Elini bıçak gibi kullandı ve rüzgar okuna doğru savurdu. Ok, parçalara ayrılmıştı. Şaşırtıcı bir şekilde bu okun kaybolmasına sebep olmadı aksine, onlarca minik rüzgar oku Su Chen’e doğru geliyordu.
Kürk paltolu adam güldü: “Rüzgarın bir şekli yoktur. Nasıl kendini bu kadar kolay bir şekilde savunabilirsin ki?”
Su Chen avcunu havaya kaldırdı.
Hemen ardından herkes kısık bir gök gürültüsü duyduğunu sandı. Aynı zamanda sanki hiç var olmamış gibiydi; yakındaki asistanlar, dükkancı başı hiçbiri fark etmemiş görünüyordu.
Ancak bu sessiz gök gürültüsünün ardından bütün rüzgar okları tamamen kayboldu.
Su Chen elini geri çekti ve hafifçe gülümsedi: “Böylesine büyük ama sessiz bir sesi nasıl duyabilirsin ki?”
Gök gürültüsü bıçağını rüzgar oklara karşı kullanırken ikisi birbirine eşti.
Kürk paltolu adam şaşırmış görünüyordu. Doğal olarak Su Chen’in tepkisinin bu kadar hızlı ve isabetli olmasını beklemiyordu. Üstelik gücü de beklentilerini aşmıştı.
Vahşi bir ifadeyle konuştu: “Etkileyici ama yeterli değil. Bir de bunu dene!”
Tam hamle yapmak üzereyken Gu Qingluo aniden araya girdi: “Lin Yemao, Lin Jingxuan bitirdiniz mi? Mavi Gece’ye ilaç almak için buradayım sizin bela peşinde koşmanızı izlemek için değil.”
“Qingluo.” Kürk paltolu adamın yüzü aniden değişti ve Gu Qingluo’ya baktığı sırada ağzı kulaklarına varmıştı.
Gu Qingluo ise çoktan arkasını dönmüştü bile: “Lin Klanı ile Su Klanı arasındaki dövüş beni ilgilendirmiyor. Şu ilacı alın da bir an önce geri dönelim. Burada daha fazla zaman harcamak istemiyorum.”
“Tamam, tamam!” Kürk mantolu adam aceleyle cevapladı.
Ardından nefret dolu gözlerle Su Chen’e döndü: “Lanet olasıca kör herif, adımı sakın unutma. Ben, Lin Yemao’yum. Saklı Ejderha Dövüşü’nde sana gününü gösterecek olan kişiyim.”
Diğer adam da ilerleyip güldü: “Adım Lin Jingxuan, dövüşeceğimiz günü sabırsızlıkla bekliyor olacağım.”
Konuştuğu gibi kürk paltolu adamla birlikte Gu Qingluo’ya ilaç almasında eşlik etmeye gittiler.
“Lin Yemao, Lin Jingxuan…” Su Chen iki ismi kısık sesle tekrarladı.
Eğer yanlış hatırlamıyorsa Gu Qingluo’nun daha önce bahsettiği dört isimden ikisi bunlardı.
Lin Klanı’nın Gu Klanı’na gönderdiği dört tohumun geri döndüğü söylenebilir miydi?
Saklı Ejderha dövüşü yaklaştığı için Lin Klanı varlıklarını saklamıyor gibi görünüyordu.
Ancak kimse güçlerinin Gu Klanı’na gittikten sonra ne kadar arttığını bilmiyordu. Bu da insanları meraklandıran şeydi!
Su Chen daha fazla onlara takılmadı. Uygun tıbbi malzemeleri aldıktan sonra Su Konutu’na döndü.
Su Konutu’na döndüğü gibi bir hizmetçi onu aceleyle karşıladı. “Dördüncü genç efendi, nihayet döndünüz.”
“Ne oldu? Ne bu acele?” Su Chen sordu.
“Bayan… Bayan…” Hizmetçi bir an devam edemedi.
Su Chen’in ifadesi aniden değişti: “Anneme ne oldu?”
“Anneniz ağzından kan geldikten sonra bayıldı.” Hizmetçi nihayet söyleyebilmişti.
——————————————————
Parlayan Umut Köşkü’nün içinde...
Tang Hongrui bembeyaz yüzüyle, uyanmaktan aciz bir şekilde yatağında uzanıyordu.
Büyükçe bir insan onun durumunu inceliyordu. Bitirdiğinde konuştu: “İçini yiyip bitiren öfke alevleri yüzünden bu kadar hasta… Huzurlu bir iyileşme sürecine ihtiyacı var. Daha sonra bayana bazı reçeteler yazacağım. Reçeteye uygun olarak ilaçları kullandığı sürece kısa sürede kendisini toparlar. Ama lütfen zaten bu kadar zarar görmüş birinin daha fazla kırılmasına izin vermeyin.”
“Teşekkür ederim, Doktor Sun.” Su Chen nazik bir şekilde yanıtladı.
Doktor Sun, Rüzgara Doğru Köşkü’nün en iyi doktoruydu. Bu sözleri ondan duymak Su Chen’in içini rahatlatmıştı.
Doktora Su Konutu’nun ön kapısına kadar eşlik ettikten sonra annesinin yanına geri döndü.
Annesinin yanındaki sandalyeye oturduğu sırada kısık bir sesle konuştu: “Xiang Xiu, bana neden annemin içinin bir anda öfke alevleriyle kaplandığını söyle.”
“Bu…” Xiang Xiu bir an tereddüt etti.
“SÖYLE BANA!” Su Chen’in sesi hiddetlenmişti.
Xiang Xiu çok korkuyla titredi: “Bayan bazı dedikodular duyduğu için bayıldı.”
“Ne tür dedikodular?”
Xiang Xiu sesi titrerken yanıtladı: “Yıl sonu değerlendirmesinde herkes ikinci genç efendinin kazanacağını söylüyordu, klan lideri bile sizin yanınızda durmamıştı. Ancak… Ancak üçüncü büyük, Dördüncü Genç Efendi’yi destekledi ve hatta ikinci büyükle bunun üzerine bahis bile oynadı. Eğer Dördüncü Genç Efendi kaybederse beş bin köken taşı ikinci büyüğe gidecekti ama eğer kazanırsa o zaman ikinci büyük dövüş sahnesinin etrafında emeklemek zorundaydı.”
“Bunu biliyorum. Bunun dedikodularla ilgisi ne?”
“Üçüncü büyük her zaman Dördüncü Genç Efendi’yi sevdi ve ona ilgi gösterdi bu yüzden… dedikodular…” Xiang Xiu, Su Chen’e bir bakış attı ve ardından cesaretini toplayarak cümlesini bitirdi: “Dedikodular Dördüncü Genç Efendi’nin aslında ilk büyüğün değil de üçüncü büyük ile bayanın oğlu olduğunu söylüyor.”
BAM!
Su Chen karşısındaki sunağa vurarak paramparça etti.
Ne kadar sabır küpü olsa da bu dedikodular onu da sinirlendirebilmişti.
O sırada yumruklarını sıkıca kenetleyerek yüksek sesle bağırdı. Bir süre geçtikten sonra anca sakinleşmeye başladı.
Biraz daha zaman geçtikten sonra yanındaki hizmetçiye döndü: “Bu dedikodu ne zamandan beri Su Konutu’nda dolaşıyor?”
Xiang Xiu kafasını yere eğdi, titriyordu: “Neredeyse yedi sekiz gündür.”
“Yedi sekiz gün… O zaman hizmetkarlar bunu bir süredir biliyor olmalı, değil mi?”
“... Evet!”
“Anneme bunu söyleyen sen miydin?”
“Hayır, ben değildim!” Xiang Xiu korkuyla bağırdı. “Bu küçük, bayanın karşısında dilini nasıl uzatabilir?”
“O zaman nereden biliyor?”
“Lan Zhi! Lan Zhi hizmetkarlara bunu anlatırken bayan duydu.”
“Lan Zhi’yi çağır.”
Bir süre sonra, Lan Zhi köşkte belirdi.
Kocaman köşkte Su Chen dışında tek bir kişi bile yoktu.
Su Chen elinde çay fincanını tutarken bir sandalyede oturuyordu. İçmiyor aksine boş gözlerle uzaklara bakıyordu. Ne düşündüğü belirsizdi.
Lan Zhi yere eğildi ama sanki kadın orada değilmiş gibi Su Chen hiçbir tepki vermedi.
Bir süre sonra Su Chen konuştu: “Sana kim anneme dedikoduları duyurmanı söyledi?”
Lan Zhi çok şaşırdı: “Genç efendi ne demek istiyor? Sadece bu hizmetkarın ağzından kaçtı…”
Su Chen sakin bir şekilde konuştu: “Sen gelmeden önce çoktan seni soruşturdum. Bunu, Tazeleyici Köşk’te çiçek toplarken söylemişsin. O bölge oldukça geniş ve manzarası çok iyi. Eğer biri gelirse çok rahat görülebilir. Üstelik annem sık sık tütsü yakmak için Ata Salonu’na gider ve hep o bölgeden geçer. Onunla uzun zamandır beraberdin, bunu bilmen gerekir. Ayrıca Cui Xin, Yu Yun ve Qiu Tang’e de sordum. Hepsi boş boş sohbet ettiklerini ama birinin aniden konuyu dedikoduya getirdiğini söyledi. Bu kişi sendin… Kim kesinlikle söylenmemesi gereken bir şeyi öyle bir zamanda söylemeyi seçer? Hala deneyip masum olduğunu iddia etmek mi istiyorsun?”
Lan Zhi yüksek sesle bağırmaya başladı: “Genç Efendi bana iftira atıyor ve adımı kötülüyor. Lan Zhi gerçekten de söylememesi gereken bir şey söyledi ama bu kesinlikle istemeden oldu! Dedikodular tüm klanda yayılmaya başlamıştı ve bayan zaten er ya da geç bunu öğrenecekti. Neden özellikle gidip bayanın duyması için uğraşayım?”
“Bayanın öğreneceğinden nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?” Su Chen biraz çay içti. “Dedikodular yedi sekiz gündür dolaşıyordu ama ne zaman bayana ulaştı? Saraydaki hizmetkarlar aptal değiller. Dinlememeleri gereken şeyleri dinlemezler ve yaymamaları gereken şeyleri yaymazlar. Eğer efendinin hoşuna gitmeyecek bir durum varsa hizmetkarlar aptal olmadığı sürece bunu efendilerinin duymasına izin vermezler. Bunun, dedikoduyu yayan kişinin yararına olmadığı bariz… Birisi annemin bunu duymasını istemedi mi? Ne de olsa hedefe ulaşmadığı sürece dedikoduların hiçbir etkisi olmaz.”
Lan Zhi’nin bedeni titredi: “Yine de genç efendi bunu bilerek yaptığımı söyleyemez. Lan Zhi yaptığı şeyin yanlış olduğunu biliyor ama gerçekten bir komplo falan yok!”
Su Chen hafifçe gülümsedi: “Hala inkar etmeye çalışıyorsun.”
Lan Zhi sürekli inkar edip dursa da ondan önce herkesin yaptığı hatayı yapmıştı. Su Chen’e kör biri gibi davranmıştı.
Gerçek Yeşim Köşk’teki dümen gibi aynı hatayı yapmıştı. Karşısındakinin kör olduğuna inandığından birçok şeyi önemsemememişti. Kibirli bir ifadenin, umursamaz hareketlerin ya da korkusuz tavırların hepsini göstermişti ama bundan haberi bile yoktu.
Su Chen’in onunla yalnız konuşmak istemesinin sebebi de buydu.
Sadece bu şekilde karşı tarafın gerçek tavrını “Görmeyi” başarabilirdi!
O sırada Lan Zhi hala inkar etmeye devam ediyor iftira atıldığından bahsederek bağırıyordu.
Ancak,Su Chen daha fazla bu komediyi izlemeye dayanamadı.
Direkt olarak konuştu: “Seni yönlendiren kişi Yan Wushuang olmalı, değil mi?”
Lan Zhi’nin ifadesi değişti ve yüzü gizlenemez bir paniği açığa çıkardı. Ama hala haksızlığa uğradığını iddia etmeye devam ediyordu.
Su Chen homurdandı: “Kanıtım olmadığı için sana bir şey yapamayacağımı mı sanıyorsun?”
Lan Zhi kaygı ve öfkeyle bağırmaya devam etti: “Genç efendi böyle söylese bile Lan Zhi bu suçu kabullenmeyecek. Bunun için tek bir sebebim bile yok. Tüm göğü elinizle kapatmayı başaramazsınız!”
Su Chen umursamaz bir şekilde yanıtladı: “Haklısın, tüm göğü elimle kapatamam. Ayrıca, kanıtım da yok. Ama kanıta ihtiyacım olduğunu söyledim mi? Mo Dayan’ı sakatladığımda kanıt aramış mıydım? Alt tarafı Kızıl Ceza almıştım.”
Mo Dayan ile Kızıl Ceza’yı duyduğunda nihayet Lan Zhi’nin ifadesi değişti.
Su Chen, yanıtını beklemeden konuştu: “Demir Uçurum!”
“Emirlerinizi bekliyorum, efendim!” Demir Uçurum içeri girdi ve Su Chen’in önünde eğildi.
“Bu kadını dışarı çıkar… Ölümüne döv.” Su Chen, sakin bir şekilde emir verdi.
Magnec