Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

342. Bölüm Eski Bir Günü Hatırlamak

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Zend, kendisine seslenildiğini duyduğu zaman içinden küfretmişti birkaç kere. Buraya kadar kendisini gizleyerek gelebilmişti, dikkat çekmemeyi başarabilmek onun en büyük özelliklerinden sadece birisiydi. Gizlenmeyi, Chibui Dağı'ndayken ustasından öğrenmişti ve zaman içerisinde, onu geliştirmek için çaba sarf etmiş, daha sonra da üzerinde iyice öğrenmişti. Bu yüzden, kalabalık bir yerde olsa bile kimsenin onu görmemesi için bir şeyler yapabiliyordu.

 

Tabii bu yaptığı şeyler sonsuza kadar devam etmiyordu, ne yazık ki... Elbet birisi görüveriyordu onu.

 

''Evet, gelmiş!'' dedi birisi daha, Zend dikkatli bir şekilde etrafında geçen konuşmaları dinliyor olduğu için, kısık sesle söylenen kelimeleri bile duymayı başarabiliyordu. Elbette her zaman olmuyordu bu, yüksek sesli olan konuşmalar, diğerlerini bastırabiliyordu. Böyle durumlarda da, ne yazık ki her şeyi duyması mümkün olmuyordu genç adamın. 

 

''Oh, epey korkutucu görünüyor. Çok gerginmiş gibi sanki!'' demişti bir başkası, Zend onun, konuşurken kendisine baktığını anlayabilmişti, gözlerin üzerinde olduğunu fark etmişti zaten. Biraz önce, kendisinin burada olduğu fark edildiği anda kafasını kaldırmış ve ellerini pantolonunun ceplerine sokup, geriye doğru yaslanmıştı, aynı zamanda yüzünde sakin bir ifade vardı. Ancak hiç sıcak görünmüyordu dışarıdan, bunun da farkındaydı. Soğuk bir izlenim veriyordu, böylece herkesle uğraşmak zorunda kalmayacaktı. İnsanlar Zend'in onlarla arasına bir duvar koyduğunu fark edebilecekti, bu yüzden de ona yaklaşmayı denemeyeceklerdi. Yani deneyenlerin sayısı daha az olacaktı. Ayrıca Zend, kendisine seslenenlere cevap vermeyi de düşünmüyordu. Belki çok samimi olanlara cevap verebilirdi, onun dışında vermeyecekti, böylece onun tam anlamıyla soğuk birisi olduğunu anlayacaktı etraftakiler. Zend, fazla kişiyle iletişim haline olmaktan hoşlanan birisi değildi. 

 

''Görünüşe göre gerçekten de gergin.'' dedi, biraz önce konuşmuş olanın yanındaki kişi. ''Sonuçta daha önce onun, böyle bir baloya katılmadığını söylemişti Kral Dustin. Ayrıca günlerdir, Pounz'un en çok aranan insanlarından birisiydi. Onu öldürmek isteyen onlarca kişi çıkmıştır kesin, o da böyle, kalabalık bir yerde olmaktan hoşnut değildir. Birisi, cüret edip de ona saldırabilir bile... Onun yerinde olsan sen de aynı durumda olurdun, emin ol.'' 

 

Zend, kulağına ulaşan son konuşmayı duyduktan sonra Dustin'e birkaç küfür daha yollamıştı içinden... 'Demek benim daha önce böyle bir yere gelmediğimi bile söylemiş, it herif...' diye geçirmişti içinden, Era da, Zend'in görülmesinin ardından hızlıca dışarı çıkmıştı. Kıyafetlerin altı boğucuydu çünkü, üstelik çok sıcaktı... Zend'in yakasından fırlayarak, önündeki masanın üstüne doğru ilerlemişti hemen. 

 

''Doğru...'' diyerek cevap vermişti arkadaşına, Zend'i biraz önce gergin bulmuş olan kişi. Zend gözlerini insanların arasında gezdirmiyordu, bu yüzden kimin konuştuğunu bilmiyordu. Ancak konuşanlardan biri kız, biri erkekti. Bunu anlamıştı, Zend'i gergin bulmuş olan kişinin karşı cinsten olduğunu tahmin edebilmişti. ''Ancak neden korkuyor ki? Siyahlar'ın on beşincisi değil mi o, onu öldürmek isteyen birisi olursa karşılığını verebilir büyük ihtimalle. Hem büyülü yaratığı da yanında... O büyülü yaratık, Hafnard'da Kale Muhafızları'ndan olan, on üçüncü seviye bir savaşçıyı tek hareketinde öldürmüş, o konuşana kadar, izleyenler katilin kim olduğunu anlayamamış bile. O Zend'in yanındayken endişelenecek çok bir şey olamaz, bazıları o büyülü yaratığın Kutsal Seviye'de olduğunu bile düşünüyor!''

 

''Yok artık,'' diyerek işin içine dahil olmuştu birisi, bu kişinin sesi daha inceydi, yani diğer konuşan iki kişiye göre daha küçük olmalıydı. ''o küçük şey Kutsal Seviye'de mi? Bunun imkanı yok! Kutsal Seviye bir büyülü yaratık yakınında olursa bunu anlarsın, babam öyle söylemişti!'' 

 

''Hayır canım, eğer istemezse anlamazsın.'' dedi ikinci kişi, erkek olandı bu. ''Eğer bir büyülü yaratık, Kutsal Seviye olduğunu bilmeni istemezse bilemezsin, emin ol. Kutsal Seviye'ye ulaşacak da, bunu yapamayacak mı? Senin, onun seviyesini bilmeni engellemek Kutsal Seviye'deki bir büyülü yaratık için çocuk oyuncağı olmalı.'' diyerek devam etti, biraz beklemişti konuşurken. ''Ayrıca, on beşinci olması önüne geleni keseceği anlamına gelmiyor. Yani, bu gibi durumlarda başındaki ödül için sana topluca saldırılması normaldir. Yenebilir, ama neden zaman harcasın ki? Enerjisi de azalacaktır aynı zamanda, onu da unutmamak gerek. Şöyle düşün, karşında on tane köpek ve bir tane de ejderha var. Eğer ejderha sana saldırırsa onu yenebilirsin, köpekleri de yenmen mümkün. Ancak hepsi birden saldırırsa aynısı geçerli değildir. Aynı şekilde, eğer köpekler önden saldırıp da senin canını yakarlarsa, ejderha ile savaşıp kazanabileceğin halinde kalmayı başaramayabilirsin. Zend de bunu biliyordur, dışarıda, ona şimdi saldırmaya çekinen, yıpranmasını bekleyen onlarca ödül avcısı vardır. Boş yere birileriyle savaşmayı istemiyor olmalı. Her ne kadar Gri Engerek burada da olsa, risk her zaman mevcuttur.'' 

 

''Güzel açıklama.'' Zend kafasını sallamıştı yavaşça mırıldanırken. Gözlerin hala üstünde olduğunu hissediyordu, izleniyor olma hissini tanıyordu o. Aynı zamanda bundan pek hoşnut değildi de.

 

''Kimse gidip konuşamıyor, ha? Hiç şaşırmadım.'' denmişti, yanlardaki masalardan birisinden. ''Duruşundaki sakinliğin arkasında bir tehditkârlık var, ilk bakışta göremiyorsun ancak biraz dikkat edince anlaşılabiliyor.'' 

 

''Oh, bence ben gidip konuşabilirim. Bakalım nasıl biriymiş...'' Son konuşan kişinin ardından birisi daha bir şeyler söylemiş, daha sonra da sandalyesinden kalkmıştı. Zend bunu tahmin edebilmişti çünkü sandalyenin geriye doğru itildiğini duyması pek uzun sürmemişti... 

 

''Hey, sana kim gitme izni verdi, küçük kardeşimsin, yapacağın şeylere önce benim onay vermem gerek!'' demişti, biraz önce Zend'i tehditkâr olarak nitelendirmiş olan insan. Muhtemelen yanındakinin kalkmasının ardından o da ayaklanmıştı, sandalyesinin sesi gelmişti. 

 

Kısa bir süre içerisinde de Zend'in masasının yanına varmışlardı, biri kız, biri erkekti yine. Zend onların bir çift olduğunu düşünmüştü, çünkü bu baloda büyük yaş kitlesi olarak bakıldığı zaman, genellikle çiftler vardı, yalnız olan pek fazla kişiyi görememişti genç adam. Kendisinden başka tabii... Buraya, karşı cinsteki birisiyle birlikte gelmesi gerektiğini bilseydi birini bulmayı deneyebilirdi, ancak kimse gelip de ona bunu söylememişti... Kendi yaşındakilerin eşinin olmasına gerek olmuyordu muhtemelen, Zend şimdi etrafta gözlerini biraz gezdirmiş ve bunu anlamıştı. Ailenin çocuğu olarak görüldüklerinden dolayı olmalıydı bu, ama ne yazık ki Zend bundan yararlanamıyordu, çünkü burada olan bir babası yoktu... Yani yalnız ve yetişkin bir adam olarak görülüyordu, eğer kendisi, yani özel olarak davet edilen kişilerden birisi olmasaydı onu buraya almayabilirlerdi bile. 

 

''Merhaba!'' demişti bir genç kız, Zend'in yanına yaklaştıktan sonra. ''Oturabilir miyim?'' diyerek devam etmiş, daha sonra da Zend'in cevap vermesini beklemeden onun karşısına oturmuş, dirseklerini dayayarak kollarını yukarı doğru kaldırdığı masada, kafasını ellerine koymuştu. 

 

''Hey, şu kız da kim?'' demişti kalabalıktan birisi, yan masaların etrafında bir kalabalık oluşmuştu, çeşitli kişiler Zend'in yan taraflarını doldurmaya başlamıştı. Onun etrafında bir şeylerin olacağını düşünmüşlerdi çünkü. ''Zend ile konuşmaya başladı bir anda, üstelik onun masasına da oturdu... Yüksek kademeli birisi mi o?''

 

''Hayır, Noung Ailesi'nden bir kız o, liderin uzak akrabalarından birisi. Zend ile konuşmaya nasıl cüret edebilmiş ki?''

 

''Bilemiyorum, ama muhtemelen onunla konuşmaya çalıştığı için pişman olacaktır. Yüzüne baksana şunun, kendisine acayip güvendiği ne kadar da belli... Kendini beğenmiş bir tip olmalı, sıradan bir gence cevap vermeye tenezzül edeceğini bile düşünmüyorum.'' 

 

''Aynen öyle, tanınmış ailelerin varisi olan kişiler bile o göründükten sonra ona yanaşmaya çalışmadı, onun ne kadar soğuk bir izlenim oluşturduğu ortada çünkü, kötü tepki alacaklarını biliyorlar.'' 

 

Etraftaki fısıldaşmaları duyuyor olan Zend, etrafta bir tur attırdığı gözlerini ona doğru çevirmişti yavaşça, karşısında bir genç kız vardı, siyah saçlara ve kahverengi gözlere sahipti, kıyafeti de güzel görünüyordu. Zend'e bakarken gülümsüyordu, Zend'in nasıl bir tepki vereceğini pek umursamıyormuş gibiydi... Normalde Zend karşısındakine cevap vermeyi düşünmese de, bu kızın samimi birisi gibi göründüğünde karar kılmıştı. Bu yüzden cevap vermeyi tercih etmişti, ''Bir sakıncası yok, oturabilirsin.'' Cevap vermiş olsa da, konuşurken yüzü hala tekdüzeydi, zaten gülümseme ya da bir tepki gösterme ihtiyacı da duymamıştı.

 

''Nezaketin için teşekkürler.'' dedi kız, hâlâ bir gülümseme vardı yüzünde, Zend'inkinin aksine. ''Bir cevap vermeyeceğini düşünüyordum, o yüzden direkt oturdum, kusuruma bakmazsın artık.'' 

 

Zend, cevap verdikten sonra tekrar ortaya doğru diktiği gözlerini, bir kere daha kızın gözlerine doğru gönderdi. ''Önemli değil, oturabileceğini söyledim.'' dedi yavaş bir şekilde. Bu sırada etraftakiler de sessizleşmişti, Zend ile o genç kızın ne konuştuğunu dinlemeye çalışıyorlardı. Zend soğuk bir hava yaymaya başlamıştı etrafına, bu yüzden kimsenin onunla konuşamayacağını düşünmüşlerdi, en azından bir süre boyunca... Çünkü Zend muhtemelen kendisiyle konuşmaya çalışan birisini tersleyecekti, kendini buradakilere göre üstün görüyor olmalıydı, haklıydı da... Zend Pounz'un en büyük dahisi olarak gösteriliyordu sonuçta, diğerlerini kendisinden aşağıda görmesi normaldi. Bu yüzden de onlara bu şekilde davranacaktı. Rezil olmak istemeyen birisi de, onunla konuşmaya çalışmazdı... Ama düşünceleri, pek doğru çıkmamıştı. 

 

''Zend'den cevap almayı başardı!'' demişti, heyecanlı bir şekilde birisi. Görünüşe göre Zend'in oldukça yüksek seviyeli birisi olduğunda herkes hemfikirdi, buradakilerin tamamı asil de olsa, Zend'e seslenebilecek ve ondan cevap alabilecek kadar yüksek kademeli olduklarını düşünmemişlerdi. 

 

''Görünüşünün aksine, kendini beğenmiş biri değilmiş herhalde!'' 

 

''Aynen aynen, biraz sonra biz de onunla konuşabiliriz. Belki bir taktik bile verir bize, ha?'' 

 

Konuşmalar, Zend'in kıza cevap vermesiyle birlikte artmaya devam etmişti.

 

''M-Merhabalar...'' demişti, kızın ağabeyi. Bunu, onun sesinden anlamıştı Zend, biraz önce genç kız Zend'in yanına gideceğini söylediği zaman onu durdurmaya çalışan ses bu kişiye ait olmalıydı, ayrıca gelip kızın yanına oturması da bunun bir kanıtı gibiydi. Onunla aynı aileden olduğu anlaşılıyordu. ''Ben Noung Ailesi'nden Keze Noung, bu da kız kardeşim, Nevi Noung. Kendisini tanımadığı için üzgünüm, aklı bir karış havadadır genelde, senin gibi birisiyle konuşmaya başlamadan önce kendisini tanıtması gerektiği aklına gelmemiştir muhtemelen, epey heyecanlıydı, aslına bakarsan buraya geliş sebebi de zaten sadece seni görmekti... Sana hayrandır da.'' 

 

''Ağabey!'' demişti kız, masadan kaldırdığı dirseğiyle ağabeyinin koluna vurmuştu bir kere, aynı zamanda yüzündeki gülümseme de silinmişti, yanındaki gencin söylediği şeyler hoşuna gitmemiş gibi görünüyordu.

 

Zend de bunun üzerine birazcık gülümsemişti, kendisine karşı samimi olan insanlara da duygusuz olmayı seçerse kendisi olamazdı. Bu yüzden, bu iki kardeşin söyledikleriyle birlikte hafifçe gülmeyi tercih etmişti.

 

''Kendini beğenmiş birisi olmadığını biliyordum,'' Nevi, Zend'in verdiği tepkiyle birlikte ona doğru bakmıştı bir kere daha. Ağzı kulaklarına varmıştı. ''hehehe, tahminim doğru çıktı.'' diyerek iyice gülmüştü.

 

''Onu neden düşündün ki?'' Zend'in kaşları yukarıya doğru kalkmıştı, kızın neden kendisine bu kadar yakın davrandığını anlayamamıştı çünkü. Yüzünde bir ifade vardı yine, duygusuz bakışlarının devamlılığını biraz önce bozmuştu.

 

''Çünkü en başta senin de çok güçsüz birisi olduğunu biliyorum,'' dedi Nevi, gözlerini kırpıştırmıştı. ''sonuçta krallığın okullarından birisine kabul edilemeyecek kadar niteliksizdin geçmişte, Yua'dan feci bir şekilde dayak yemiştin, o gün senin için çok üzülmüştüm... Acınası görünüyordun.'' demişti, söyledikleri biraz kırıcı gibi gelse de aslında öyle bir amacı yoktu, belliydi. Art niyetli değildi genç kız. 

 

''Nevi, ne diyorsun sen?!'' Keze, kardeşi Nevi'nin söylediklerinin hemen ardından, ani bir şekilde çıkışmıştı genç kıza. ''Hemen özür dile!'' dedi, onun söylediklerinin Zend'i öfkelendirebileceğini düşünmüştü. 

 

''Oh, sen de mi oradaydın o gün?'' Zend'in yüzündeki gülümseme yerini yavaşça şaşkınlığa bırakmıştı. ''Oradakileri hatırlamıyorum pek, benim için güzel bir gün değildi, tahmin edebiliyorsundur nedenini, hahaha...'' diyerek gülmüştü, karşısındakinin bunları kötü niyetli bir şekilde söylemediğini biliyordu çünkü. Tabii gülerek yanıt vermesi de Keze'nin oldukça garibine gitmişti, aşağılanmıştı, karşılık vermeyecek miydi yoksa Zend? Normal bir asil olsa, kendisinden düşük kademede olan birisi ona böyle bir şeyi söylese anında köpürürdü.

 

''Evet evet,'' dedi Nevi, ellerini birleştirmişti göğsünde, geçmişe gitmişti usulca. ''o gün ben de oradaydım, senin o çabanı izlemiştim, kabul edilmemene rağmen tekrar tekrar denemeye çalışmıştın... Sonucu da kötü olmuştu tabii, Yua seni sakatlayacakmışçasına dövmüştü... Sonra da Tou gelmişti, o gün anlamıştım, ileride büyük birisi olacağını... Daha sonra da, geçenlerde on beşinci olduğunu gördüm. Daha on yedi yaşında on beşinci olmuştun, sıran yaşından bile daha küçüktü... Ancak bu sana bir kibir getirmeyecekti, bundan emindim. Çünkü sen en başta o kadar zayıftın ki, bir güç elde ettiğin zaman eski günlerini unutman imkansız olacaktı. Bunu biliyordum, gücü elde etmek için çok çabalamıştın... Tahminim de doğru çıktı!'' 

 

***

 

1855