İlk defa böyle bir seri okuyorum. İlgi çekici olabilir. Bölüm için teşekkürler.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
1. Bölüm Yeni Doğmuş Korucu (1)
Merhaba arkadaşlar çevirmeniniz Harami konuşuyor;
Hepinize öncelikle bu yeni seriye hoş geldiniz demek istiyorum. Aranızda Zindanlar ve Ejderhalar* masaüstü oyununu oynamış olanınız ya da ZvE konseptine aşina olanınız var mı bilemiyorum ama o konsepti temel alan bu seriden hoşlanacağınıza ve kısa sürede baş kahramanımız olan Maven’in macera dolu dünyasına adapte olacağınıza inanıyorum. Şimdiden iyi okumalar dilerim.
*Zindanlar ve Ejderhalar / ZvE (İng: Dungeons and Dragons / DnD) : Fantastik Rol Yapma oyunlarının babası ve en çok bilineni olan bu masaüstü oyun, hayal dünyasının sınırsızlığını, belirli kurallar ve temellere dayandırır.
Bu seri benim bir sonraki projem arkadaşlar, tabi ki önceliğim PTO’yu bitirmek olacak, o süre zarfında buraya tadımlık bir kaç bölüm koymak istedim.
Bu arada eklemek istiyorum ki, yorumlarınızı ve desteklerinizi bizden esirgemeyin. Emin olun onca ekstra şey arasında bilgisayar başına geçebildiğimiz zamanlarda, size okuyabilmeniz için bu hikayeleri çevirmek keyif aldığımız bir şey. Okumaktan keyif aldığınızı bilmek ve desteklerinizi görmek bizi mutlu ediyor.
Keyifli günler geçirin arkadaşlar,
Çevirmeniniz, Harami.
Kitap 1 Bölüm 1: Yeni Doğmuş Korucu (1)
Ruhunun göç etmesinin üçüncü günü.
Maven ayağa kalktı ve pencereden, akşam saatlerinde insanların sokakta gelip geçmesini izledi. Sokağın köşesindeki tombul bir kadın ona göz kırpıyordu.
Burası Güçlü Aygır Hanı’nın en iyi odasıydı, Nehir Kıyısı Şehri’nin simgesel manzarası olan, Gümüş Kum Saati’ni direkt olarak görebiliyordu. Orası ise, Gümüş Kilise tapınağının merkez üssüydü.
Çok uzak olmayan bir noktada, bir hırsız zengin adamın para kesesini çaldı. Hırsızın hareketleri çevikti, üç sınıf seviyesine sahip bir hırsız olmalıydı.
Önünde yaşanan her şey aynı gerçek dünyadaki gibiydi.
Tek farklı olan şey, Maven’in kendisiydi.
“İstatistik penceresi.” İçinden söylemişti bu sözleri.
Bir grup bilgi gözlerinin önüne döküldü.
İsim: Maven
Irk: İnsan/?
Nitelikler: Güç 11, Çeviklik 16, Bünye 9, Zeka 14, Algı 14, Karizma 13 (+1)
Sınıf: Soylu 3 (150/200)
Macera Sınıfı: Yok
Yaşam Puanı: 10/26 (Ateşi var)
[Negatif etki: Nitelikler %70 oranında azaldı.]
TP: 40 (Soylu) [Dağıtılmamış]
Yetenek Puanı: Yok
Nitelik Puanı: Yok
Sınıf Yetenekleri:
-Soylu (Baron): Görkem 25, İdare 31, Gözlem 31, Müzakere 19, Muhasebe 28, Binicilik 30…
…..
Bir önceki hayatında oynamış olduğu oyundaki gibi olan bu bilgi penceresi haricinde, Maven’in uyandığından beri gördüğü bu dünya, gerçek dünyadan farklı değildi.
Durum böyle olunca Maven, zihnini bu konu üzerine kurcalamaya devam ediyordu. Üç günlük gözlemden sonra temel olarak üç şeyi kafasında oturtabilmişti.
Bir numara, Dünyada takıntılı olduğu oyun olan ‘Faenin Kıtası’ dünyasına ruhu göç etmişti.
İki numara, oyundaki sistemin aynısı olan ve bir nedenden ötürü görmeye devam ettiği bilgi penceresinin dışında her şey gerçekti, burası gerçek bir dünyaydı. Her varlık yaşıyordu daha da önemlisi o hepsini tanıyordu.
Üç numara, başı beladaydı. Büyük belada.
Eğer hafızası onu yanıltmıyorsa, ‘Felaket’in arifesine gelmişti. Kısa zaman sonra önündeki bu huzurlu dünyada her şeyi değiştirecek bir olay yaşanacaktı. Sihirbazlar tarafından yönetilen Faenin’in dördüncü çağı sona ermek üzereydi. Tanrılar birlik olarak Evrenin Büyü Havuzu'nu yok edecek ve bu zengin topraklardaki işlere parmaklarını sokmaya başlayacaklardı.
O eşya için.
“Kaderin Dördüncü Tableti. Aman tanrım…” Maven şakaklarını ovdu, düşüncelerini daha berrak bir hale getirmeye çalışıyordu.
Aslında, şu önündeki tabloya baktığında en büyük problemi bu değildi. ‘Felaket’ yarım yıl sonra gerçekleşecekti, kaos çağının gelişi için daha zamanı vardı.
Epik seviye oyuncu olarak, bu şartlar altında ve aşina olduğu bir dünyada, yarım yıl biraz kısa bir süre olsa da, kendini koruyabilecek kadar güce sahip olabileceğini düşünüyordu.
Esas sıkıntı şu anda içinde bulunduğu durumdaydı.
Ateşi daha geçmemişti ve şu çöp misali yeteneklerine baktığında, bu saçma soğuk algınlığı ve ateş yüzünden her an ölebilirdi.
Bu Maven’i tamamen nutku tutulmuş bir halde bırakmıştı. Ruhunun göç ettiği bedenin, bu genç soylunun anılarını üç gün boyunca asimile ettikten sonra, Maven, bu bedenin sahibi olan gencin sadece hasta değil, bir de üstüne üstük topraklarını yeni kaybetmiş bir soylu olup bunun üzüntüsünü de yaşadığını fark etmişti. Bir ay önce bir gnol sürüsü topraklarına saldırmış, kalesini ve madenini ele geçirmiş, onu Nehir Kıyısı Şehri’nin kale kumandanına sığınmaya zorlayarak, çaresiz bir şekilde kale kumandanının askerlerini göndererek, onun adına topraklarını geri alması için yardıma muhtaç bırakmıştı.
Topraklarından Nehir Kıyısı Şehri'ne kaçma sürecinde bu bedenin sahibi olan genç adam, soğuk algınlığına yakalanıp, ateşinin çok yükselmesi sonucu ölerek, Maven’e ruhunun bu bedene göç etmesi için bir şans tanımıştı. Bunun bir kader olup olmadığından emin değildi fakat bu bedenin sahibi genç adamın da adı Maven’di. Bu iki unsur bir araya gelerek, Dünya’dan gelen Maven’in ruhunun içinde olduğu, ölen Maven’in anılarına sahip bir unsur olarak yeni bir ruh yaratılmasına neden olmuştu.
Yeni bir ruhun yaratılma süreci çok acı vericiydi. Maven, geride kalan ruhun bu vücudu terk etmesi için çok fazla çaba sarf etmişti. O ruhun bedenini terk etmesi için ettiği yemin, o genç soylunun korumak istediği şeyleri korumak üzerineydi.
Toprakları, küçük erkek kardeşi ve bir kadın.
Ölen soylu Maven’in en çok değer verdiği şeyler bunlardı ve bunları korumak için kendi canını bile ortaya koymalıydı Maven. O iki insanın anıları birleştikçe duyguları da birleşmişti. Eğer Maven, yemininden dönmek isteseydi bile, artık bu mümkün değildi.
Ve ayrıca, ‘Felaket’ korkutucu olabilirdi ama Maven için daha önemli olan şey, bir ay içerisinde topraklarını geri alması gerektiğiydi.
Aksi taktirde o gencin ruhunun kalıntısı onu lanetleyecekti ve şu anda zaten hiç yoktan iyidir tadında olan istatistikleri biraz daha zayıflayacaktı. Maven bunun olduğunu görmeyi net bir şekilde istemiyordu.
Oyunu oynadığı dönemde, Hırsız'ı sonunda [Gecenin Hakimi] sınıfına ulaştığında, savaş istatistik puanlarının toplamı 100'ü geçmişti!
Çevikliği 20'nin üzerindeydi!
Bunun anlamı Sv1 hırsız olduğunda bile, ek çeviklik karakteristiğiyle [Anti Yer Çekimi Adımları]’nı elinde bulunduruyor olmasıydı.
[Anti Yer Çekimi Adımları]: Bu özel beceri Çeviklik'in kişinin limitlerini aşmasının bir ödülü. Kısa bir süre için yer çekimini hiçe sayarak duvarda ya da tavanda vb, dilediğin gibi yürüyebilirsin, 6 metreyi geçemez.
Bu tamamen inanılmaz derecede bir çevikliğin Gecenin Hakimi sınıfını yaratan karakteristiğiydi. Maven’in ruhu göç etmeden, oynadığı oyunda bunu başarabilen 11 tane oyuncu vardı ve Maven onlardan biriydi.
Ama şu anda ki vücudu…
Bırak uygulamayı, bakmaya bile dayanamıyordu.
Hele ki bir gnoll ile 1vs1 yapmak mı? Muhtemelen bir goblin bile bu bedeni alt edebilirdi.
Kim kendine tek bir savaş yeteneği bile öğrenmezdi ki, ölen Maven sadece basit, işe yaramaz bir soyluydu. Bütün o yeteneklerinin arasında sadece diplomasi ve at binme biraz işe yarar durumdaydı, gerisi bir maceracı olarak at çöpe gitsin türden yeteneklerdi.
Buna rağmen Maven, en azından soylu Maven’in sınıf olarak bir sihirbaz seçmediğine memnundu. Eğer ruhu göç ettikten sonra çöp bir sihirbazın bedenine yerleşseydi kesinlikle bu en kötüsü olurdu.
Bilmeniz gereken şu ki, yarım yıl sonra gerçekleşecek Kozmik Büyü Havuzu’nun yok edilmesinden sonra, bütün sihirbazların seviyeleri zorla bir rütbe (5 seviye) düşecekti. Faenin’deki sihirbazların hakimiyeti sona erecek ve diğer sınıfların yükselişi başlayacaktı. Bu da diğer sınıfların hakim olduğu tapınakların birbirleri ardına ortaya çıkarak, kendi doktrinlerini yaymak için savaşın ateşini tekrardan tutuşturmalarına, dünyadaki hayatın zorluğunun tekrardan ortaya çıkmasına neden olacaktı.
Ve sihirbazlar bu sınıfların arasında en üzgün ve en güçsüz sınıf haline geleceklerdi. Daha bu savaşın ateşinin kıvılcımları yayılmaya başlamadan bile pratikte savaşa katılma haklarını kaybedeceklerdi.
…
“Tak tak tak!”
“İçeri gel.” Maven yatağının yanına gitti.
İçeri gelen kişi, kahverengi saçlı 20 lerinde görünen bir kadındı. Biraz yorgun görünüyordu ve yeni temizlenmiş deri zırhında yeni çentikler vardı. Kulakları biraz sivri gibiydi ama kadın muhtemelen safkan bir elf değildi.
O kadın, Maven’in kişisel koruması ve eviyle ilgilenen kişiydi. Ve bu sefillik sürecinde sürekli Maven’in yanında kalmıştı. Maven, o gece ahırın ateşe verilmesiyle başlayan olayları hala net bir şekilde hatırlıyordu. Kadın ona karşı özverili tutumunu hiç bozmadan, onu oradan çıkartmış, karşılarına çıkan gnollarla mücadele ederek yolu açmış, hayatını kurtararak oradan kaçtıktan sonra da neredeyse yol boyunca kilometrelerce onu taşıyarak Nehir Kıyısı Şehri'ne getirmişti.
Adı Anna’ydı ve kadın bir yarı elfti. Keşfetme yetenekleri sınırlı olan Maven, kadının istatistiklerini göremiyordu, ama bu üç gündür gözlemlediği kadarıyla Anna ucu ucuna rütbe 1 maceracıydı ve sınıf seviyesi de 4-5 olmalıydı. Eğer kadın bir savaşçı değilse bir korucu olmalıydı. Anılarında Anna’nın, yay, tuzak ve diğer şeyleri nadiren kullandığını hatırlıyordu.
Kadının silahı bir kılıçtı, aynı üzerindeki deri zırh gibi, baya eskimişti. Uzun zamandır bakım görmedikleri aşikardı.
“Genç efendi. Bu gün Belediye Binasına gittim ve son durumu sordum. Oradaki yetkililer hala aynı cevabı veriyorlar…”
Anna elindeki kılıcı bir kenara bıraktı, yüzü çok yorgun görünüyordu, “Ama talih yüzüme güldü ve bu gün 20 gümüş kazanabildim, en azından bir sonraki haftanın kirası hakkında endişelenmemiz gerekmeyecek. Ayrıca bu gece sizin için bir çorba bile yapabilirim.”
“Anna, elimizde ne kadar para kaldı?” Maven aniden sordu.
Anna’nın yüzünde bir an için şaşırdığını belli eden bir ifade belirdi. Yüksek ateş sonrası uyandığından beri, kendi düşüncelerini içeren bir konuda ilk defa konuşuyordu.
Kadın üzerine düşünmeden direk cevap verdi, “29 gümüş para.”
“29 gümüş para? Yeterli değil.” Maven kaşlarını çattı. “Annemin bıraktığı mücevher kutusu neredeydi?”
Anna ilk başta sarsılmış göründü ama sonrasında kızgın bir şekilde, “Genç Efendi Maven? Annenizin size hatıra olarak bıraktığı şeyleri satmak mı istiyorsunuz?”
Maven başıyla onayladı, ifadesi sakindi. “O mücevher kutusunun içinde bir kolye olduğunu hatırlıyorum, o kolye biraz para edebilir.”
Anna yüzünde inanamaz bir ifadeyle, gözlerinde hayal kırıklığıyla bakıyordu Maven’a, “Siz tekrardan kumarhaneye gitmek istiyor olabilir misiniz?”
Maven bir an için bu soru karşısında şaşırdı, Anna’nın onu yanlış anlayabileceğini düşünmemişti. Anılarını araştırdı, vücudun eski sahibinin, Nehir Kıyısı Şehri'ne ilk geldiklerinde ellerinde biraz para varken, onlara art niyetle yaklaşan bir ‘arkadaş’ yüzünden bir kumarhaneye götürüldüğünü gördü.
Sonuç doğal olarak orada büyük miktarda para kaybetmesiydi. O zamandan sonra zaten hasta olan vücudu, daha da hastalanmıştı.
“Size vermeyeceğim. Genç Efendi Maven, eğer paraya ihtiyacınız varsa, ben sizin için kazanırım.” Anna inatçı bir ifadeyle konuşmaya devam etti. “Ama size o parayı dilediğinizce saçma izni vermiyorum. Bilmelisiniz ki Genç Efendi Winnie, Sihirbazlar Birliği’ne iki aylık eğitim ücreti borcu var. Eğer eğitim ücretini ödemeye devam etmezsek onu Magor Kolejinden atacaklar.”
“Elimizde o kadar para kalmadı, çar çur edecek şekilde harcayamayız!”
Maven elinde olmadan güldü, sakince konuşmaya devam etti, “Anna, o kolyeyi senden istememdeki neden, kumar oynamak değil, kendimi iyileştirmek için istiyorum.”
“İyileştirmek mi?” Anna bir an için boş boş baktı.
“Vücudum hastalığı yenemiyor, bu şekilde daha fazla devam etmem bir seçenek değil. Gümüş Tanrısı’nın bir rahibini tanıyorum, ona parasını ödeyebildiğim taktirde bana en düşük seviye [Hastalığı Gider] ve [Yaşam Yenileme] büyüsü yapabilir, vücudum da normale döner.” Maven açıklamasına devam etti, “Böyle güçsüz bir soylu olmaya devam edemem.”
“Eğitim görmeli ve savaşmalıyım. Topraklarımı geri almak zorundayım. Ayrıca benim için değerli olan şeyleri de korumam gerekiyor.”
Yatağından kalktı ve biraz daha enerjik görünerek üzerindeki kıyafetleri değiştirdi.
“İnan bana, Anna.”
Yarı elf hizmetçiye bakmaya devam etti.
Anna dudağını ısırdı, sonunda o mücevher kutusunu sakladığı yerden çıkartarak, içindeki inci kolyeyi Maven’a verdi.
“Tekrardan kandırılmanızı engellemek için sizinle geleceğim…”
“Gerek yok.” Maven inci kolyeyi alarak, yüzünde ciddi bir ifadeyle konuştu.
“Anna, bütün gün boyunca çalıştın, iyice dinlenmelisin artık. Bu gece geri gelmeyebilirim, kendine dikkat et. Bu gün koridorda iki magandanın senin hakkında konuştuğunu duydum.”
“Onların niyetinin iyi olduğunu düşünmüyorum. Sen rütbe 1 maceracı olsan bile bazı çeteler çok güçlüler. Dikkatli olmaya devam etmeliyiz.”
Maven odadan ayrılana kadar Anna oturduğu yerde tek kelime etmeden durmuştu.
Emin değildi ama Maven bu gün farklı görünüyordu. O çelimsiz, güçsüz genç çocuktan çok farklı.
Biraz… hükmediciydi, aynı babası gibi.
Böyle bir görkem sadece soylulara özeldi.
Kapının dışında Maven olaylar kaydına bakıyordu, kafasını sağa sola sallamadan edemedi.
“Bu yeteneği Anna üzerinde kullandığım için kendimi biraz suçlu hissediyorum… Umarım bu son olur.”
[Olaylar Kaydı]
“Görkem (25) kullanıldı…”
“Hedefin irade gücü test ediliyor…”
“Yetenek başarıyla kullanıldı…”
Magnec