Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

11. Bölüm Tek Başına

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

Ertesi gün öğlen, Maven açlıktan uyandı.

Sessizce kalktı ve genç yarı elfin hala yatağın diğer tarafında uyuduğunu gördü. Uyurken ki hali çok zarifti, kirpikleri hafifçe titriyordu, huzurlu ve güzeldi.

Maven hızlıca kendini temizledi ve Anna’yı rahatsız etmeden kapıdan dışarı çıktı. Halletmesi gereken bir sürü şey vardı.

Maven, Siyah Boynuz Kartalı Hanı’ndan ayrıldı ve pazar bölgesine geçen sefer alışveriş yaptığı demirciyi bulmaya gitti. Yanından ayrılmadan önce birbirinin aynısı olan iki eğimli hançer aldı.

Daha önceden kullandığı hançere alışmış olsa bile, çift elli dövüşme stilinin özelliklerini yansıtamayacaktı. Üçüncü hançere gelince, onu yedekte durması için aldı.

Deneyimli savaşçılar her türlü duruma hazırlıklı olmak için ekstra bir silah bulundururlardı.

Sonra, bir sürü dilencinin birkaç sikke karşılığında her şeyi yapabileceği, her türlü bilginin bulunabileceği, kuzeydoğu da bulunan kenar mahallelerine doğru yola çıktı.

Maven’in bu operasyon için onların yardımına ihtiyacı vardı.

Kenar mahalleden geri dönerken kesesinden 39 gümüş eksilmişti.

Sonra sakin bir şekilde hana dönerken yoldaki bir bakkaldan yiyecek ve çeşitli ihtiyaçlarını satın aldı.

Maven odaya geri döndüğünde Anna uyanmıştı. Uykulu gözlerini ovuşturuyordu, Maven’in elindeki bir sürü şeyi gördüğünde biraz şaşırdı. “Genç Efendi Maven, gerçekten Akron çetesinin karşısına çıkacak mıyız?”

“Sonuçta sadece yalnız ikimiz varız.”

Anna kendisi için korkmuyordu, Maven’e bir şey olma ihtimaliydi onu korkutan.

Maven yeni pişmiş tereyağlı ekmekten büyük bir parça uzatırken fısıldadı, “Yalnız olmayacağız. Bu şehir düşündüğümüzden de karanlık. Belki de yardım için baştaki müracaatımız hataydı. Kimse bize yardım etmeyecek. Bölgemizi geri alabilmek için kendi gücümüze güvenmeliyiz. Önce ye. Bitirdiğinde, senin kırsal bölgeye gitmene ihtiyacım var.”

Anna suyundan içerken şaşkındı, cevapladı, “Kırsal bölgeye mi?”

“Yeşil Köy ve Sis Köyü. Andre ve diğerleri muhtemelen başka bir yere gitmemişlerdir.” Maven düz bir sesle konuştu, pencerenin kenarına oturmuş dışarıdan geçen insanları izliyordu.

“Nasıl bilebiliyorsun…?” Anna daha da şaşkın bir haldeydi.

“Sonuna kadar izledim. O gün, Andre gizlice şehre girdi, seni arıyordu. Onun aklında kendi gücünü kullanarak bölgeyi geri almak vardı.”

Maven kafasını sağa sola sallarken konuştu, “Ne kadar yazık ki o zamanlar Şehir Konağı’nın bize yardım edeceğini düşünüyordun, bu yüzden onu sakinleştirdin değil mi?”

Anna’nın gözlerinde değişik bir renk parıldadı, “Genç Efendi Maven, senin fikrini anlıyorum sanırım. Eğer genç muhafız gelirse, Akron gangsterleri doğal olarak onun rakibi olamayacaklar. Ama sadece bu… Nehir Kıyısı Şehri onların silahlı bir şekilde girmesine izin vermeyecektir.”

“Kendilerini gizlesinler ve Nehir Kıyısı Şehri’ne sızsınlar. Silahlar için bir şeyler düşüneceğim.” Maven gelişigüzel bir şekilde bir parça ekmeği aldı ve ısırdı, “Size on gün veriyorum.”

“On gün sonra, bütün Beyaz Nehir Vadisi yirmi kişilik garnizonunu karşımda görmek istiyorum.”

Anna bir parça heyecanlandı.

Maven inanılmaz bir cesaret gösteriyordu. Bu gerçekten olağanüstüydü! Kişisel muhafızlarını Nehir Kıyısı Şehri’nde toplamaya cüret ediyordu, bir soylu bile olsa bu Nehir Kıyısı Şehri’ne karşı bir provokasyon manasına geliyordu! Ancak sadece bu tarz düşünen ve çalışan bir Genç Efendi Maven, Anna’nın umut ışığını görmesini sağlayabilirdi.

Sadece bu şekilde Nehir Kıyısı Şehri’nde karşılaştıkları aşağılanmayı sona erdirebilirlerdi.

Genç Efendi Maven tabi ki bir soyluydu ama burada Nehir Kıyısı Şehrinde, Şehir Konağı onları aldatmıştı, kumarhane çalışanı onları kandırmıştı ve bir tüccar gizli bir şekilde onlardan kurtulmak için bir çete ile anlaşmıştı!

Bu aşağılanmalar uzun zamandır içinde yer etmiş vaziyetteydi. Patlama noktasına gelmemek için uğraşmasının yegane nedeni Genç Efendi Maven’di.

Maven çoktan değişmişti. İnanılmaz bir değişim geçirmişti. Anna bile, bölge yönetimini öğrenmek için çocukluğundan beri o genci takip etmiş olmasına rağmen, şu anda onun ne düşündüğünü ya da neler yapabileceğini bilmiyordu.

“Ama, ben ayrıldıktan sonra…” Anna Maven’e baktı, tereddüt ediyor gibiydi.

Maven’in güvenliği konusunda endişeleniyordu.

“Bu handa saklanacağım. Ayrıca benim şu andaki kabiliyetlerime de inanmalısın. Kimse beni gözetleyemez.”

Maven kendinden emin bir gülümseme gösterdi. “Git! İyi haberlerini bekliyor olacağım.”

…

O öğlenden sonra kırsal bölgeden biri gibi giyinerek kılık değiştirmiş olan Anna, Nehir Kıyısı Şehri’nden yalnız başına ayrıldı, güneye gidiyordu.

Genç Efendi Maven’in görevinin yükünü bir parça üzerine almıştı ve hızı normalden daha fazlaydı.

Maven onun gidişini izlerken, yüzünde zayıf bir gülümseme belirdi.

O gülümseme güçlü bir öldürme arzusu barındırıyordu.

Anna’yı göndermesinin iki amacı vardı. İlk olarak o enerjik garnizonun gücüne gerçekten ihtiyacı vardı ve ayrıca, bu gece öldürmek istiyordu. O yarı elf kahya onun yanındayken tüm gücünü ortaya çıkartamıyordu. Örneğin, mezar hırsızının icabına bakarken, Anna neredeyse planı berbat ediyordu.

Bazen, öldürmek basit bir şeydi. Özellikle işin içine bir Gecenin Hakimi karıştıysa.

Maven sadece gösteriş yapmıyordu. Ne zaman işi tek başına yüklenmesi gerektiğini ve ne zaman güçlerinin kullanımını ayarlaması gerektiğini çok iyi biliyordu. Anna’yı daha önce kırsal kesime göndermesinin amacı, sıradan köylülerin korunması için garnizonu görevlendirmekti.

Beyaz Nehir Vadisi işgal edildikten sonra, çok sayıda vatandaş dağlara kaçmış ve mülteci konumuna düşmüştü, Yeşil Köy, Sis Köyü ve Çark Suyu Gölü’de Maven’in bölgesinin parçalarıydılar. Dağların arasındaydılar bu yüzden gnoll takibini atlatmaları kolay olmuştu. Nehir Kıyısı Şehri kuralları dolayısıyla, Maven şehre sadece kahyasıyla birlikte girerek yardım arayabiliyordu. Garnizonunu kırsal kesimde bırakması gerekmişti.

O genç herifler çoktan beklemekten usanmışlardı ve yollarını öldürerek açmak istiyorlardı, Maven’in emir vermesi yeterliydi.

Hepsi genç, güçlü ve inanılmaz sadık heriflerdi.

Ancak yine de bu kadarı yeterli değildi.

Maven o gnoll istilasının arkasında bir sürü gölge olduğunu biliyordu. 20 kişilik bir garnizon eğitimli gnoll ordusunun karşısında duramazdı. Daha güçlü bir birliğe ihtiyacı vardı.

Ve bundan önce de, onu hedef alan kişinin kim olduğunu öğrenmesi gerekiyordu.

O pinti Miller Amca olabilirdi ama başka biri de olabilirdi.

Kısaca, bu akşamdan sonra, her şey açığa çıkacaktı.

…

Akşam vakti, Nehir Kıyısı Şehri sokağa çıkma yasağı öncesi, şehirdeki bütün uğursuz güçlerin en aktif olduğu zamandı.

Bütün büyük çete muhasebecileri, günlük hasılatlarını saymaya başlayacaklar, birkaç acemi hırsız günlük kotalarını tamamlayamadıkları için yetkili kişi tarafından dövüleceklerdi.

Kısa zamanda zor yoldan, acıyı iliklerine kadar hissederek, el becerilerini geliştirmeyi öğreneceklerdi, ondan sonra fiziksel acı ortadan kalkacaktı ama yine de ailelerinin karnını doyurmak için ucu ucuna yetecek kadar kazanacaklardı.

Sadece hayatta kalma yasalarının uygulandığı gri alandı orası.

Muhteşem giyimli fahişeler ana caddeye yakın ara sokaklarda bekliyorlardı, yüzlerinde kalın bir toz tabakası vardı. Bazen kalın tabaka kötü kaliteli kozmetik ürünü kullanmak sadece ortalama görünümlerini gizlemek için değildi, korkunç sivilceleri gizlemeye de yarıyordu. Ama hiçbir şey bu işteki iki korkutucu şeyi geride bırakamazdı, hamile kalmak ve hastalanmak. İkisi de işlerini kaybetmelerine neden olurdu.

…

Pyroxene Barı, arka bahçe kileri.

Mumların ışığı dans eden kadınların üzerinde parlıyordu. Kaplan derisi bir kanepenin üzerinde oturan iki adam, birlikte işler karıştırıyor, yüzlerinde kötücül bir ifadeyle gülüyorlardı.

“Genç Efendi Farmar, ben özellikle senin tadına uygun bir kadın buldum bu gün. Şimdi rahatla ve tamamen zevk almaya bak.”

Onların arasında uzun boylu olan adam, güzel kıvrımları olan dansçıyı işaret ediyordu.

Kalın kaşlarının arasında bir yara izi vardı ve bu onu gaddar gösteriyordu.

Diğeri kısaydı ve zavallı görünüyordu, gücünü şarap ve kadınlar için harcayan birinin işareti olan, büyük gözaltı torbaları vardı.

Gözlerini o dansçının üzerinden alamıyordu, devamlı olarak başıyla onaylıyordu, “Güzel, güzel, güzel! Bay Diapheis, o çöpten kurtulduğun sürece, geri dönecek ve babama sizin hakkınızda iyi şeyler söyleyerek, daha fazla yatırım yapmasını sağlayacağım.”

Diapheis sakince konuştu, “Çok teşekkürler, Genç Efendi Farmar. Maven ismindeki küçük çocuk bizim elimizden kaçamaz. Onu avlaması için küçük bir ekip gönderdim bile, kafasının Çam Fıstığı Nehri’nde sürüklenirken bulunması çok uzun sürmeyecektir.”

“O zaman Beyaz Nehir Vadisi babama ait olacak!” Farmar vahşice devam etti, “Jean ve oğlu babama ait olan bölgeyi çok uzun zamandır ellerinde tutuyorlar, bize ait olanı geri alma zamanı geldi!”

“Tabi ki.” Diapheis güldü, “Gnoll grubunun fiyatı çok değildi, erzaklar da yola çıktı. Maven de öldükten sonra her şey tamam olacak.”

İkili kötücül bir şekilde güldüler, o sırada aniden, siyah giyimli bir adam aceleyle içeri girip Diapheis’in yanına gelip eğilerek kulağına bir şeyler fısıldadı.

Diapheis’in yüzü raporu duyduktan sonra hiç değişmedi. “İki takımın daha yola çıkmasını sağlayın. Bu kadar önemsiz bir konu benim dikkatimi gerektiriyor mu?”

Siyah giyimli adam hızlıca oradan ayrıldı.

Tam Diapheis bir şey söyleyecekken Farmar, dansçıları korkutarak öne doğru atıldı, geriye sadece o kıvrımlı bayan kafası karışmış bir şekilde kaldı.

Farmar kadını kucakladı ve yan taraftaki küçük odaya doğru sürükledi.

Dansçı sendeledi ve korkmuş bir sesle konuştu, “Sör Diapheis, benimle konuştuğunuzda, kesinlikle sadece dans edeceğimi söylemiştiniz?!”

Diapheis kayıtsızca cevapladı, “Üzgünüm, planlar değişti.”

Bam!

Küçük odanın kapısı kapandı. Korkmuş dansçının bağırış sesleri, Farmar’ın şehvetli kahkahalarına karışıyordu.

…

Diapheis kaşlarını çattı, odaklanıyordu ve ifadesi çok ciddiydi.

‘Bir takım çok uzun zamandır dışarıda. Nasıl hiç bir haber olmaz, neler oluyor?’

O sırada, siyah giyimli adam geri geldi, etrafı kontrol ettikten sonra fısıldadı, “İki parça kötü haber. Bir takım Çam Fıstığı Nehri’nin yakınlarındaki koruda ölü olarak bulundu. Düşman eğimli bir hançer kullanmış ve görünüşe göre öldürme kabiliyeti çok yüksekmiş.”

Diapheis kaşlarını çattı.

“Ayrıca, liman bölgesindeki depomuzda yangın çıktı ve gazinonun doğusunda kalabalık bir grup kavga ediyor. Caddeleri kontrol altında tutan insanlar daha gelmediler.”

Diapheis dik dik baktı, “Birisi gizlice bizimle uğraşıyor mu?”

“Gök Mavisi Yılan ya da Beyaz Tavus Kuşu’nun adamları olabilir.” Siyah giyimli adam endişeli bir şekilde ekledi, “Yakın zamanda çok hızlı büyüdük, bu düşmanların dikkatini çekmiş olabilir.”

“Kim olduğunun önemi yok, Akron’un yükselişi taşa yazıldı.*” Diapheis aniden ayağa kalktı ve emir verdi, “Karışıklıkları kontrol etmesi için üç takım yolla ve kargaşaya yol açan herkesi öldür.”

“Ama böyle olursa Pyroxene Bar’da sadece iki takım kalacak, çoğu sıradan üyeler.” Siyah giyimli adam hızlıca ekledi.

“Korkan mı var? Ben buradayım!” Diapheis duvara doğru hızlıca ilerledi ve devasa bir baltayı eline aldı.

O sırada, üst kattan aşağıya doğru hızlıca genç bir ast indi.

“İyi değil! Patron! Birisi üst katta problem yaratıyor, bir çok adamımızı öldürdü!”

“Kaç kişiler!?” Siyah giyimli adam yüksek sesle sordu.

Genç ast yutkundu, korkmuştu.

“...Bir!”  

 

Çevirmen notu
*Taşa yazılmak (Set in stone) : Değiştirilemez olan, sabit, kesin, önlenemez manasında.