Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

1. Bölüm Tuhaf Bir İş

Çevirmen: Clumsy / Editor: Clumsy

Jason çimlere serilmiş, çırılçıplak halde uyandı. Tabii kendi yatağında, Darth Vader donuyla yattıktan sonra beklediği uyanma şekli bu değildi. Malum bölgesinde çimlerin serinliğini hissedişine bakılırsa hem yatağından hem de donundan ayrı düşmüştü. Hafızasındaki son şey, çoğu gece yaptığı aktiviteydi: yani yorgun düşünceye dek video oyunları oynayıp sonra da kendisini yatağına attığı.

Üzerinde uyandığı çimler tuhaf bir şekilde konforluydu; bir araya gelmiş gür yeşilliklerden yumuşacık bir yataktı adeta. Daha önce gördüğü çimlere benzemiyordu ki bu durum birazcık tuhaftı. Babası bir peyzaj mimarıydı ve Jason da çimler hakkında bilmek isteyebileceğinden çok daha fazlasını öğrenerek büyümüştü. Bunda annesinin Japonca derslerinden tek kaçış yolu olmasının payı büyüktü.

Jason yuvarlanarak doğruldu. Bu alışılmadık şartların da ötesinde bir tuhaflık hissediyordu. Aslında kötü bir his değildi, daha ziyade gerçekten uzun bir uykudan uyanmak gibiydi. Uyku mahmurluğunun yanı sıra yenilenmiş bir enerji hissi de taşıyordu. Derken elini kafasına götürdü ve saçlarını da yitirmiş olduğunu fark ederek afalladı.

“Ah…”

 Her iki eliyle de kafasını yoklasa da bebek poposundan farkı yoktu. Elleri ve gözleriyle yaptığı hızlı bir değerlendirmeye göre bedeninin hiçbir yerinde tüyden eser kalmamıştı. Ne kaşı vardı ne de göğsünde ve kollarında ve de… şey, başka bir yerlerinde kıl vardı işte.

 “Tıraşlanınca daha büyük görünür diye düşünmüştüm.”

 Kendisini ayağa kalkmaya zorlayarak etrafını incelemeye başladı. Bakışlarını göğe çevirdiğinde güneşin tepede olduğunu gördü, hava da ılıktı. Gökyüzü masmaviydi, o sıcak küre en ufak bir bulut zerresine yer vermeksizin parlıyordu. Anlaşılan Jason’ın açıkta kalan uzuvları için asıl tehlike soğuk değil, güneş yanığıydı.

Etrafına bakınan Jason, boylu boyunca uzanan iki sıra çalı çitinin arasında tıkılıp kalmış olduğunu gördü. Dümdüz bir hatta ileri ve geri bakıldığında kenar bağlantılarının her iki yönde keskin, dik açılarla ilerlediği görülüyordu. Yol geniş ve çimenliydi, bilinçsizce yayılmaya fazlasıyla müsaitti. Çalı çitlerse titizlikle budanmıştı.

Çıplak ve tüysüz bedenine mutsuz bir bakış atan Jason, rastgele bir yöne doğru keşfe başladı. Ve çok geçmeden boyunun hemen hemen iki katı canlı duvarlarla çevrili bir labirentte olduğunu anladı. İlk düşüncesi nerede olduğunu daha iyi kavramak adına çalılara tırmanmak oldu ama onlara daha yakından bakınca fikri değişti. Alışıldık ahşap çitlerin aksine bu çalı çitler olabildiğince dikenli, Jason da olabildiğince çıplaktı. İçerisinde olduğu yolun her iki yönüne baksa da hiçbiri bir diğerinden daha iyi görünmüyordu.

 “Burada ne haltlar dönüyor?”

Sorusuna yanıt olurcasına önünde bir şey belirdi. Havada bağlantısız şekilde süzülen dokunmatik bir ekrana benziyordu. Jason deneysel bir parmak hareketiyle uzanıp dokunduğundaysa parmağı parıldayan ekranın doğruca içinden geçti.

“Hologram mı ki?”

Bir çeşit projektör arayışıyla yere ve yakınlardaki çitlere bakındı ama o hareket ettikçe ekran da onu takip ediyordu. Ardından üzerinde beliren metni okudu.

---------------------------------------------------------

Yeni Görev: [Garip Bir Diyardaki Yabancı]

Bilmediğiniz bir yerde uyandınız. Daha fazla şey keşfetmek için bölgeyi araştırın.

Amaç: Çalı labirentini araştırın. 0/1.

Ödül: Basit pantolon.

---------------------------------------------------------

 “Hah.”

 Şüpheli bir şekilde etrafına bakındı. Ve gizli kamera var mı diye dikkatlice çalıların sivri uçlarını inceledi. Gökyüzünde herhangi bir kameralı drone da göremedi. Tek fark ettiği gün ışığında gözden kaçırılması kolay, solgun bir aydı. Derken ikinci bir ay daha gördü.

“Bu doğru olamaz.”

 Jason önce süzülen ekrana, sonra tekrar göğe baktı. Hala iki ay vardı.

“Aklımı mı oynattım ben?”

 Jason ne yapacağını bilemez halde çimlere oturdu. Gözlerini gökten ve ekstra aydan ayıramıyordu. Ekransa önünde sabırla beklemeyi sürdürüyordu.

“Delilik bu. Yani görev ne alaka şimdi? Birinci seviye bir büyücü falan mıyım ben!” O anda ilkinin yanında ikinci bir ekran belirdi.

---------------------------------------------------------

Jason Asano

Irk: Dış Dünyalı.

Mevcut kademe: Normal

Demir kademesine yönelik ilerleme: %0 (0/4 Öz)

Nitelikler:

[Güç] (Özsüz): Normal. [Hız] (Özsüz): Normal. [Ruh] (Özsüz): Normal.

[İyileşme] (Özsüz): Normal.

Irksal Yetenekler: (Dış Dünyalı)

[Arayüz] [Görev Sistemi] [Envanter] [Harita]

[Astral Yakınlık] [Gizemli Yabancı]

Özler: (0/4)

Öz Yok [Nitelik Yok] (0/5) Öz Yok [Nitelik Yok] (0/5) Öz Yok [Nitelik Yok] (0/5) Öz Yok [Nitelik Yok] (0/5)

---------------------------------------------------------

 “Karakter sayfası mı bu? Bunlara bir anlam vermem mi gerekiyordu?”

Diyerek şaşkınlıkla kafa salladı.

“Hiç değilse bildiğim bir oyun sistemi çıkabilirdi.”

Ekranı tekrar inceledi.

Harita kelimesini okuyuşuyla da tanıdık bir şeye tutundu. “Haritanın ne olduğunu biliyorum. Peki haritayı nasıl görebilirim?”

Lütufkar bir şekilde yeni bir ekran açıldı ama bu üçüncü ekran olduğu için Jason’ın önü biraz kalabalıklaşmıştı. Dalgınlıkla keşke diğer ekranlar kapansaydı diye düşündüğündeyse isteği anında yerine geldi.

“Bu iyi bir şeydir eminim.”

 Ekstra ayı görmezden gelse bile yaşananları açıklamak giderek zorlaşıyordu. Sesli komutlar alan bir hologram kulağa pek mantıklı gelmese de imkansız değildi. Zihinsel komut alan bir hologramsa bambaşka bir meseleydi.

“Giderek telaşlanıyorum. Ayrıca kendi kendime de çok fazla konuşmaya başlıyorum. Ama eminim sorun yoktur ve bu paniklememeye yönelik bir savunma mekanizması falan değildir.”

Jason, işe yaramayacağı umuduyla bazı deneylere başladı. Evet, tek bir düşüncesiyle herhangi bir pencereyi açıp kapatabiliyordu.

“Belki de bilincin yerinde değildir,” diye rahatlattı kendini. “Belki de beyninde tümör vardır ve bir hastanede yatıyorsundur. Ya da yerde bayılıp kalmışsındır. Bir akıl hastanesinde halüsinasyon görüyorsundur. Şöyle güzel, bahçesi büyük bir hastanede. Ama labirenti olmayacak,” deyip homurdanarak gözlerini kapattı. “Kendimi böyle mi rahatlatmaya çalışıyorum gerçekten?”

Derin bir nefes alan Jason, aldığı nefesi yavaşça bırakarak bir kez daha gözlerini açtı. Ekranlar hala önünde bekliyordu.

“Amaan, ayak uyduralım gitsin,” dedi kendi kendine. “Bir hükme varma işini daha fazla bilgi edindiğimiz zamana bırakalım. Mantıklı yaklaşım bu olur.”

Böylece bakışlarını önünde süzülen haritaya çevirdi. Herhangi bir video oyununda rastlanabilecek, konum listesiyle tamamlanmış bir haritaya benziyordu.

Bölge: Vane Malikanesi (Çalı Labirenti)

Yine video oyunlarındaki klasik haritalar gibi bu da büyük ölçüde kapalıydı. Açık tek kısım, Jason’ın şu ana dek labirentte keşfettiği ufacık alandan ibaretti. Zihinsel komutlarla haritayı kaydırmayı deneyen Jason, bağlantısız ekranları açıp kapatabildiği gibi yakınlaştırıp uzaklaştırmanın da son derece kolay olduğunu gördü.

Olabildiğince uzaklaştırdığında da kendisine hem tanıdık hem de yabancı gelen bir dünya haritasına ulaştı. Detaylar görünmüyor olsa da kıtaların hatlarını çıkartabiliyordu. Ve rahatsız edici bir şekilde o hatlar bildikleriyle pek örtüşmüyordu. Mesela Güneydoğu Asya, Yeni Zelanda’yı tüketmişçesine Avustralya’yı güneydoğuya iten tekil bir kara kütlesiydi. İber ve Arap yarımadalarından eser yoktu, Afrika’nınsa Avrupa ve Asya’yla bağlantısı bütünüyle kopmuştu. Sri Lanka daha güneyde ve birkaç kat büyüktü ki bu da Hint Okyanusunun ortasında koca bir kara kütlesi oluşturmuştu.

“Hmm, dünya böyle görünmüyor ki. Haritalama konusunda bir eksiklik mi var acaba?”

 Bu haritaya göre Jason güneybatı Afrika’da, Namibya’nın iç kesimlerinde bir yerlerdeydi. Kendisini çevreleyen yoğun, yeşil çalılıklara bakındı. Ayaklarının altındaki gür çimenlerin serinliğini algıladı. Ve teninde sıcak ama kuru denilemeyecek havayı hissetti.

 “Bana hiç de Kalahari Çölü gibi gelmiyor,” deyip iç çekerek haritayı kapattı.

“Bu işte bir tuhaflık var.”

Bir kez daha karakter sayfasını açtı.

---------------------------------------------------------

Irksal Yetenekler: (Dış Dünyalı)

[Arayüz] [Görev Sistemi] [Envanter] [Harita]

[Astral Yakınlık] [Gizemli Yabancı]

---------------------------------------------------------

“Irkımın insan olması gerekmez miydi? Dış dünyalı da neyin nesi?”

 Jason başka bir ekranın belirmesini umsa da hiçbir şey olmayınca listeyi gözden geçirdi.

“Arayüz bariz görünüyor. Görev sistemi de anlaşılır sanırım. Peki ya envanter?”

Deyişiyle neredeyse tamamı boş simge yuvalarının hakim olduğu bir pencere açıldı. Beşe sekiz yuvaların toplamı kırk adetti. Alt tarafta altı farklı madeni para birimini gösteren, para sayacı gibi bir alan da vardı. Her bir para biriminin sayacı sıfırdaydı.

 “Eh, bunun klasik bir envanter olduğu kesin,” dedi Jason. “Buraya bir şeyler koyabiliyor muyum ki?”

 Envanterinde ilk yuvayı bir öğe dolduruyordu. Muhtemelen gerçek bir nesneyi temsil eden kırmızı bir simge vardı.

“Evet, Jason. Gerçekten ne kadar delirdiğini görme vakti geldi. Bu şeyi envanterden nasıl çıkaracağım?”

Hızlı bir deneme yanılma sürecinin sonunda yapması gerekenin simgeyi doğruca ekrandan çekip almak kadar basit olduğunu fark etti. Simge silinirken öğe büyülü bir şekilde elinde belirdi. Avuç içi kadar bir madalyondu. Her iki yüzünde de altın işlemeler bulunan, cilalanmış kırmızı bir mermer tablete benziyordu. Dokundukça hoş bir sıcaklık yayıyordu. Bir yüzünde bir ateş kuşu resmi, diğer yüzündeyse ‘Dünya Ankası Otoritesi’ sembolü mevcuttu.

“Hmm, büyülü bir şekilde havada beliriverdi resmen,” dedi Jason. “Bunun mümkün olmadığı kesin. Bir saniye, ben bu yazıyı nasıl okuyabildim ya? Daha Japoncayı bile doğru düzgün öğrenemedim ki.”

Jason’ın babası, Ken Asano, Japonya’da doğmuştu ama küçüklüğünden beri Avustrulya’da yaşıyordu. Din değiştirenler gibi, bağnaz olmadığını kanıtlarcasına rock müzikten futbol maçlarına ve hafta sonlarında verilen barbekü partilerine dek Avustralyalıların yaşam tarzına bütünüyle adapte olmuştu. Ve tam da gönlünden geçtiği gibi Avustralyalı olan karısı Cheryl’e anında vurulmuştu. Genç kadının madencisinden çiftçisine, korucusundan hükümlüsüne ve Avustralya’nın yerlilerine dek uzanan bir soyağacı vardı. Ama ironik bir şekilde Japonya’ya hayranlık besleyen ve çocuklarını babalarının kültürel mirasıyla buluşturmaya çalışan kişi Cheryl olmuştu. Yine de kayınvalidesinin güçlü desteğine rağmen sonuç karmaşıktı.

Jason, kırmızı tableti envanterine geri koymak istedi. Ve ilk denemeyi onu ekrana iterek yaptı ki şaşırtıcı bir şekilde işe de yaradı. Tablet ellerinden silinerek bir simge şeklinde yeniden belirdi.

 “Bu endişe vericiydi.”

Jason’ın gerçeklikle bağı giderek zayıflıyordu. Evet, ekranlar tuhaftı ama ne kadar inanılmaz olsalar da gizli hologram projektörlerinin ürünü olabilirlerdi. Ama Jason’ın düşüncelerine karşılık vermeleri endişe doğururken şimdi bir de havadan nesne çekip çıkartabilmeye başlamıştı. Jason, envanteri kapatarak bir kez daha karakter sayfasını açtı. Yetenek listesinin hemen yanında çoktan bakmış olduğu harita, onun yanında da astral yakınlık vardı.

---------------------------------------------------------

Yetenek: [Astral Yakınlık]

Düzlemsel etkilere ve astral güçlere karşı arttırılmış direnç. Arttırılmış düzlemsel yetenek etkisi ve transandantal hasar.

---------------------------------------------------------

“Ne kastettiğine dair hiçbir fikrim yok.” Geriye tek bir yetenek kalmıştı.

---------------------------------------------------------

Yetenek: [Gizemli Yabancı]

Dil adaptasyonu.

Öz, uyanış taşı ve yetenek kitabı özümseyişi. Tanımlama ve takip etkilerine karşı bağışıklık.

---------------------------------------------------------

“Dil adaptasyonu mu? Tabletin üstündeki o tuhaf yazıyı bu sayede mi okudum yani?”

Diyen Jason, bir kez daha tableti çıkarttı. “Neyin nesi ki bu?”

---------------------------------------------------------

Öğe: [Dünya Ankası Nişanı] (Transandantal kademe, efsanevi)

???: (Tüketilebilir, ???) Etki: ???

Etki: ???

Kalan kullanım: 1/1

---------------------------------------------------------

“Soru işareti. Ne kadar da aydınlatıcı. Öğeleri tanımlatmak için bir büyücüye para ödemem falan mı lazım?”

Tableti kaldıran Jason, harita hariç tüm açık pencereleri kapattı. “Peki öyleyse,” deyip içerisinde bulunduğu yolu önlü arkalı inceledi.

Her iki tarafın da öne çıkan bir yanı yoktu.

 *“Sarıağacımız yok,” dedi kendi kendine, “ama bu şeyi Robert Frost’lama zamanı geldi anlaşılan.”

Böylece rastgele bir yön seçip yola koyuldu. “Keşke üstümde kıyafet olsaydı ya.”

Jason, önünde haritası açık şekilde labirentte ilerliyordu. Ve o yürüdükçe harita aydınlanıyordu. Şu anki planı, bir çıkış yolu buluncaya dek haritayı açmaktı. Ancak çalılıklardan gelen bir hışırtıyı işitişiyle donakaldı.

“Umm, günaydın?” diye seslenirken elleriyle gergince malum bölgeyi örttü. “Hello? **Buenos días? Guten morgen?”

Hiçbir yanıt yoktu.

“Belki de sabah değildir. Guten tag?” Hala yanıt yoktu.

 “Tabii ya, Jason,” diye mırıldandı kendi kendine, “sorun da buydu zaten. Saati tutturamadın.”

Diyerek omuz silkti.

“Bu da buradaki her şey kadar anlamsız, herhalde.”

Ancak tam yürümeye devam edecekti ki önünde bir pencere belirdi.

---------------------------------------------------------

Yeni Görev: [Üst Yok, Ayakkabı Yok, Hizmet Yok]

Bilinmeyen sebeplerden ötürü bulunduğunuz bölge düşük seviye canavarların istilası altında.

Amaç: Düşük seviye canavarların bölgeyi istila etme sebebini öğrenin. 0/1

Ödül: Basit üst.

Bonus Amaç: On düşük seviye canavarı mağlup edin. 0/10.

Ödül: Basit ayakkabı.

---------------------------------------------------------

 “Canavar mı? Kulağa pek hoş gelmiyor.”

Jason şüpheyle etrafına bakınırken çalılıkların altından ufak bir şey fırladı. Ellerinin mahrem bölgesini örtüşüyse kafasını açık hedef haline getirdi. Yüzüne çarpan bir nesne görüşünü engellerken keskin bir şeyler acı verici bir şekilde kafatasına saplandı. İki eliyle birden o şeyi yakalayıp çekerken teninden bir öbeğin de onunla birlikte gidişiyle çığlık attı. Dizüstü çöken Jason, o şeyi kımıldanmayı kesinceye dek yerden yere vurdu.

- [Kudretli Hamster]’ı mağlup ettiniz. Mağlup edilen düşük seviye canavar sayısı: 1/10.

Jason yaratığı bırakıp elleri ve dizlerinin üzerinde geriye çekildi. Kalbi deli gibi atıyor, kafasındaki yara sızlıyordu. Yüzünden akan ve gözlerine inen kanları eliyle sildi.

 “Neler oluyor ya? Bir hamster nasıl kafama zıplayabilir?”

Diyen Jason, yaratığa baktı. Beliren pencereye göre bu şey bir çeşit hamster olsa da en az Jason’ın kafası kadardı. Bu da onu Jason’ın bildiği tüm hamsterlardan daha büyük kılıyordu. Toprağa çarpıp durmaktan şişmiş ve Jason’ın kafasından akan kanlarla kaplanmıştı. Jason, temkinli bir şekilde, her an sıçramaya hazır halde ileri doğru süründü. Ve tereddüt ede ede parmağını uzatarak yaratığı dürttü.

- [Kudretli Hamster]’ı envanterinize katmak ister misiniz?

Jason elleriyle kel kafasını sarmalayarak geriye doğru sallandı. Parmakları yarasına değdiğindeyse acıyla haykırdı.

“Ne oluyor lan?”

 

Çevirmen notu
*Robert Frost bir şair ve “The Road Not Taken” adlı şiirinde sarıağaçla şekillenen bir yol ayrımından bahsediyor. Yıldızlı kısımda buna gönderme yapılmış.
**Farklı dillerde günaydın.

Herkese merhaba, benim için yeni bir başlangıç olan bu serinin ilk bölümünde Jason için de yepyeni bir başlangıç yaptık. Bugün farklı bir dünyanın kapısını araladık ve bizleri bekleyen bolca kahkaha, bolca heyecan ve bolca sürpriz olacak. Tüm bunlar için ilerleyen bölümlerde görüşmek üzere!