Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

96. Bölüm [Akıncı Kampı]'nın Üstün Lideri

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Kadının kızıl saçları havadaki bir ateş bulutu gibiydi. İnce zırhının üstüne birçok mistik sembol işlenmişti ve büyü gücü, zırhın yüzeyinde dönmekteydi. Uzun ve beyaz renkli deri botları, kıvrılan bir sarmaşık gibi bileklerini kaplamıştı. Uzun bacakları bu şekilde ortaya çıkmıştı, ince ve güzellerdi; nefes kesici ve baştan çıkarıcı bir cazibe yayıyorlardı. Gök mavisi savaş eteği cezbedici kalçalarını örtüyordu, beli ise adeta canlı bir söğüt gibiydi; iki elle bir tarafı kaplanabilecek kadar inceydi. Göğsü hala hafif olan deri zırhının altında yukarıya doğru çıkıyordu. Mükemmel yüzü ise insanların, ona baktıklarında kendilerini suçlu hissetmesini sağlayabilecek derecedeydi. Tavrının onda üçü ilgisiz, onda üçü zarif ve onda dördü, sersemleticiydi...

Bu Andelisha Elena'ydı, haşin ve yıkılmaz Valkyrie ve tüm Diablo Dünyası'ndaki en güzel [Akıncı Çiçeği]'ydi.

Zaman ve mekanda yolculuk yapmamışçasına sessizce portaldan dışarı çıktı. Salonda ortaya çıkmıştı ve Fei'nin önünde ayakta duruyordu.

Elena'nın güzelliği resmen devamlı olarak çiçekleniyordu. Gitgide gelişiyor, yükseliyor ve daha da artıyordu. Fei onu her gördüğünde Elena'nın bir önceki sefere göre daha güzel olduğunu fark ediyordu, genç kızın her bir parçası ayrı güzellikteydi.

Son [Akıncı Çiçeği] Andariel akılalmaz bir şekilde Terör Lordu Diablo'ya aşık olup şeytanlaşmasının ardından, Akıncı Kıtası'nda kimse bir [Akıncı Çiçeği] olarak kabul edilmemişti; ta ki Elena doğana kadar... Bu genç akıncı savaşçı, hızlı bir şekilde tüm Akıncı Kıtası'nı güzelliğiyle ve cesaretiyle fethetmişti.

''Bay Fei, [Rogue Kampı]'nda beni çağırdığınızı duydum.'' Elena, Fei’ye Diablo Dünyası'ndaki insanların krallarına selam verdiği şekilde eğilerek selam verdi. ''Yapmam gereken bir şey var mı?'' 

''Elena, şu andan itibaren beni Alexander olacak çağırabilirsin.'' Fei yanındaki taş sandalyeyi işaret etti, gülümsedi ve devam etti, ''Otur bakalım. Nasıl gitti? Rahibe Akara'ya, Lider Kashya'ya bu dünya ile alakalı her şeyi anlattın, değil mi?''

''Evet. İki lidere emirleriniz doğrultusunda bilgileri ilettim, Majesteleri Alexander.'' 

Elena hızlı bir şekilde ''Alexander'' ismine alışmıştı. Son on gün ya da biraz daha fazla zaman içerisinde, ilk yaşadığı şoku şu anda sakin bir dinginliğe çevirmeyi başarmıştı; buraya ilk geldiğinde Fei'nin bu dünyadaki pozisyon ve statülerinden dolayı tam anlamıyla şok yaşamıştı. Fei'nin on gün kadar önce açtığı portal ile Zenit Kıtası'na çağrılmasının ardından, Elena bu dünyanın sakinliğinden ve güzelliğinden dolayı gerçekten de şok olmuştu. Burada hiç şeytan ya da canavar yoktu. Ayrıca burada cehennemden gelen güçlerin oluşturduğu kirlilikler, istilalar da yoktu. Burada yalnızca temiz hava, taze su, bereketli topraklar, bol bitkiler ve güzel, sağlık dolu yeşil dağlar vardı. Her şey büyüyor ve gelişiyordu; bu dünya ile Diablo Dünyası'nda herkesin hakkında konuşuyor olduğu cennetin arasında hiçbir fark yoktu kesinlikle, Elena bu dünyaya ilk bakışta aşık olmuştu. Burası bambaşka bir yerdi, Akıncı Kıtası'ndaki her bir kişi, şüphesiz bu dünyaya gelmek ve burada yaşamak için her şeyi yapabilirdi.

Son on gün ya da biraz daha fazla zaman içerisinde, her gün dört saat Chambord Kalesi'ne gelip her şeyi gözlemleyip, Chambord'daki her şeye çalışarak Fei'nin izniyle birlikte burada bir misafir olabilmeye başlamıştı. Çalıştığı ve öğrendiği şeyler bu dünyanın kurallarını da içeriyordu elbette. Fei'nin kimliği, Chambord'un statüleri ve yönü, gün ve gece arasında olan, Güneş ve Ay'dan doğan fark gibi... Her şeye çalışmasının ardından, Fei'nin de izniyle [Akıncı Kampı]'nın iki lideri Akara ve Kashya'ya tüm bilgisini aktarmıştı.

''Eh, güzel. Çok çalıştığın için sana teşekkür ediyorum. Oh, doğru, daha sonra birisi seni bir yere götürecek. Lütfen dikkatlice orayı da gözlemle ve bana keşfettiğin şeyleri söylemeyi unutma.'' Fei, Elena'nın önünde bir kral gibi davranmıyordu. Normal bir şekilde kıza büyük, kırmızı bir elma uzatarak gülümsedi. ''Pekala, Lider Akara ve Lider Kashya, benim önceki tekliflerimle ilgili bir kararda bulundular mı?'' 

''İkisi de kabul ediyor. Ancak, Lider Akara Chambord'un [Akıncı Kampı]'na yiyecek açısından biraz yardımcı olabileceğini umuyor.'' Elena biraz şaşırdıktan hemen sonra, beyaz yüzünde belirmiş kırmızılığın içerisinden çıkmış gibi bir renge sahip olan kırmızı elmayı alarak konuşmuştu; sonra da başını eğerek cevap vermişti.

''Oh, yemek mi?..'' Fei kaşlarını hafifçe kaldırmıştı. ''Diablo Dünyası'na yiyecek gönderip gönderemeyeceğimi ancak deneyip görebilirim. Şu anda kesin bir şey söyleyebileceğimi sanmıyorum.'' dedi ve biraz daha düşünmesinin ardından devam etti, ''Bu konu hakkında, onlarla kişisel olarak daha sonra konuşacağım.'' 

O anda, sarayın dışındaki gardiyanlardan birisi bağırarak Fei'ye, Bekçi Oleg'in geldiğini ve dışarıda beklediğini iletmişti.

''Girmesine izin verin!'' 

Fei konuşmayı bitirir bitirmez, Bekçi Oleg heyecanlı bir şekilde içeri daldı. Yüzü kırmızıydı ve yüzündeki tüm yağlar sallanmaktaydı. Efsane bir şey gerçekleşmiş gibiydi. Alçak gönüllü bir şekilde diz çöktü ve Fei'ye ulaşana kadar birkaç adım emekleyerek yürüdü. Yere doğru eğildi ve gülümseyerek yağcılıklarına başladı. ''Hayattaki en büyük, en öncelikli görevim olan; Yüce Majesteleri'nin istekleri benim için büyük bir onur, şan, şöhret, şereftir. Bilinsin ki bu küçük, değersiz böcek Oleg, her zaman Majesteleri'nin yanındadır ve hayatına mal olsa dahi, Yüce Majesteleri'nin söylediklerine karşı gelmeyecektir... Ah, Yüceler Yücesi Majesteleri, benim gibi birisini yanınızda kabul ettiğiniz için ne kadar mutluyum ne kadar mesudum, bir bilseniz... Geceleri Majesteleri gibi, yanında olmayı hak etmediğimi bildiğim birisinin, beni yanına aldığı için ne kadar şanslı olduğumu düşünerek neredeyse uyuyamıyorum...'' dedi ve yüzündeki neşeyi artırdı. ''Majesteleri, size çok iyi haberler vermek için geri geldim. Yeni hapishane resmen tamamlandı ve derhal kullanılmaya hazır! Hahaha!'' 

Konuşurken bir yandan yan tarafta oturuyor olan Elena'yı da fark etmişti. Kalbi anında [Akıncı Çiçeği]'nin güzelliği tarafından şok edilmişti; ancak Oleg kötü ve şehvetli niyetlere sahip değildi. Birincisi, açıkça o kız Kral Alexander ile bir ilişki içerisindeydi; Oleg onun Majestleri'ne bakışından anlayabilir ve söyleyebilirdi bunu. Ayrıca Oleg sadece bir Yıldız Savaşçısı'ydı ve Elena'nın Yıldız Seviyesi'nden yüksek olan gücünü canlı bir şekilde hissedebiliyordu. Ayrıca onun üstüne tamamen büyü işlenmiş zırhının değerini de anlayabilmişti. Tüm bunlar, basit bir şekilde Oleg'in her türlü kirli düşüncesini katletmişti. Önündeki bu kıza bir yanlış yapması kesinlikle mümkün değildi, yoksa acılı bir şekilde öldürülebilirdi. Conca'nın nasıl öldürüldüğünü hatırlıyordu. Taş köprünün üzerinde olan bitenleri de pek iyi görmüştü Oleg. Kralın karşısına çıkan, kendisinin kanını dondurabilecek bütün o savaşçıların teker teker nasıl katledildiğini, nasıl perişan olduklarını kendi gözleriyle görmüştü. Fei'yi öfkelendirenin, onun canını sıkanın sonucunun nasıl olacağını çok iyi biliyordu. Buna kesinlikle cüret edemezdi.

Fei Oleg'in verdiği raporu duyduktan sonra, memnun bir şekilde kafasını salladı ve konuşmaya başladı, ''Güzel, iyi bir iş yaptın Oleg, memnunum. Şimdi gardiyanları organize et ve Hapishane - Su Zindanı'ndaki tüm mahkumları yeni hapishaneye gönder. Bugünden itibaren, Su Zindanı’nı tamamen mühürleyeceğiz. İznim olmadan tek bir kişi dahi içeri giremeyecek. Eğer giren olursa, neler olacağını da çok iyi biliyorsun...''