Mc çiçek veriyo kitap rokete dönüşüyo
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
35. Bölüm Bilgi Güçtür
Beş Yıllık Gaokao, Üç Yıllık Pratik.
Sayısız öğrencinin kabuslarına konu olmuş ve aynı zamanda, yaramaz çocuklara ders vermek için kullanılmış bir şeydi bu kitap.
Eskilerin dediği gibi, bir çocuk yaramazsa eğer bunun sebebi yapacak ödevi olmamasıydı. Dolayısıyla, Beş-Üç farklı işlevlerle kullanılabilirdi.
Lin Jie kitabın matematik kısmını çıkardı. Elbette, Beş-Üç matematiği kendi başına bu genç kadının hayatına düzen getiremezdi.
Matematik gizemli ve derin bir konuydu ama sadece matematik soruları çözmekle olmazdı. Bu yüzden, Lin Jie fizik, kimya ve biyoloji kitaplarını da çıkardı. Bunlar, birlikte setin yarısına tekabül ediyordu.
Setin tamamını değil de yarısını vermesinin sebebi vicdan yapması değildi; asıl sebep Azir ve Dünya arasındaki kültür farkıydı.
Burada geçirdiği üç yıllık sürede, Lin Jie topluma daha iyi uyum sağlamak adına Azir’e dair derin bir araştırma yapmıştı. Bu araştırmayı genel olarak bu dünyaya has kitapların üstünden, müşterilerle yaptığı konuşmalardan ve komşunun televizyonunda dinlediği haberlerden yürütmüştü.
Şimdi bile, topladığı ve kaydettiği bütün bilgiler yatak odasındaki masadaydı.
Azir’deki teknoloji ve bilim Dünya’nın 70’li ile 80’li yıllarına benziyordu. Temel eğitim sisteminde de ciddi farklılıklar yoktu.
İki dünyada da anaokulları, ilk okullar, orta okullar, liseler ve üniversiteler vardı. Temel diller, bilimler, etik kuralları ve matematikler herkesin aldığı derslerdi ve elbette, sınavlar da ortak bir özellikti.
Muhtemelen aradaki en büyük fark buradaki din dersleriydi. Azir farklı bir dünya olsa da, burada da kabuslar değişmiyordu.
Lin Jie’nin safi bilime odaklanmasının sebebi kültür farklılıklarıydı. Dillerde bir sıkıntı yoktu ama sosyoloji ve tarih gibi konulara girecek olursa başına bela alabilirdi.
Azir’deki bir insanın farklı dünyaya has kültürleri anlamak bir yana, o kültürlere dair soruları çözmesi mümkün değildi.
Dil araştırmasına kendini vermiş, usta bir akademisyen olan İhtiyar Wil bazı kitaplarla kültür araştırmaları yapabilirdi. Ancak o bile kitapların çoğunu anlamakta zorlanıyordu. Dolayısıyla, bir lise öğrencisine fazla yükleme yapmamak lazımdı.
Ancak mevzu bahis temel bilimler olduğunda iş değişiyordu. Bu dünyadaki bilim ve teknoloji biraz farklıydı ama o fark ancak derin araştırmalar dahilinde ortaya çıkacak türden bir farktı. Bunun dışında, bilimlerim temeli esasında aynıydı.
Aslında, Lin Jie bu dünyadaki öğretmenlere ezbere dayalı eğitimi öğretmek istiyordu ama bunu nasıl yapacağını bilmiyordu. Kendi rahat ve sakin hayat tarzına ters düştüğünden, bu düşüncesini bir kenara bırakmıştı.
Ancak bugün, nihayet yeni bir şey deneme fırsatına sahipti. Lin Hoca’dan özel ders almak herkese nasip olmazdı.
Lin Jie kitapları ayarladı ve onları tak diye tezgahın üstüne bıraktı.
Kitapları görünce Melissa şoke oldu. “Bunlar ne?” diye sordu aniden ve dükkan sahibinin sözlerini anımsadı. Demin ‘seni fark etmesini sağlayacak’ dememiş miydi?
Joseph’in beni fark etmesini sağlayacak demek? Bu mümkün mü ki…
Bir zamanların Büyük Parlayan Şövalyesi kızından büyük şeyler bekliyordu. Küçük yaştan beri Melissa savaş yeteneklerine çalışmayı hiç bırakmamış ama doğru düzgün övgü almak bir yana, Joseph onu sadece eleştirmişti.
Kaç kez kalbinin kırıldığını hatırlamıyordu. Ne kadar kan, ter ve göz yaşı dökse de babasından alacağı karşılık belliydi…
Sonuçta o Joseph’in kızıydı ve haliyle babasının ondan büyük beklentileri vardı. Hatta Joseph sık sık onu kendi gençliğiyle kıyaslardı.
Joseph’in gözüne girmenin tek yolu, babasının sık sık söylediği ‘Ben senin yaşındayken Kasırga-seviye bir savaşçıydım’ koşulunu sağlayarak Kasırga-seviyesine ulaşmaktı.
Lin Jie’nin samimi sözleri onu düşüncelerinden uyandırdı. “En nihayetinde, baban senin iyiliğini istiyor. Beklentilerini karşılar ve onu ikna edersen aranızdaki iletişim kuvvet kazanacaktır.”
Gülümseyerek devam etti, “Joseph’in aklından geçenleri aşağı yukarı tahmin edebiliyorum. Vakit geldiğinde, bunu söylemezse ve homurdanmaya başlarsa bile, ondan ne istediğini söylediğin anda eminim yumuşayacaktır.”
Babamı çok iyi anlıyor… Melissa ister istemez başını salladı. Tezgahtaki kitaplara döndü ve, “Yani bu kitaplar sayesinde güçlenecek ve babamın onayını kazanacağım. Öyle mi?” dedi.
Belki bir antrenman yöntemidir. Yo, eter kontrolüne dair özel bir yetenek olmasın?, Melissa’nın aklına türlü türlü düşünce geliyordu.
Lin Jie kederle iç geçirdi. Bilgi güçtür, en azından genç hanım bunun farkında.
Gülümseyerek kitapları biraz öne itti. “Güç mü istiyorsun? Bu acıya dayanır ve burada yazılanların asıl anlamını kavrayabilirsen, kitaplar sana bütün kapıların anahtarı olabilir.”
Melissa eliyle uzandı, içinde bir şeylerin olacağına dair garip bir hissiyat vardı. Bu hissiyat onu tereddüde sürükledi ama başkalarının ona dair beklentilerini düşününce nefes bile alamaz hale geldi.
Nihayetinde, kitapları aldı. Başını eğdi ve ilk kitabın ismini gördü.
Kapı Anahtarı: Kökenler
Şeytanın cazibesine kapılmış gibi, Melissa titreyen parmağıyla ilk sayfayı çevirirken ağır ağır nefes almaya başladı.
Gördüğü şeyler adeta yasaklı bir kapının ardındaki gizemlerdi.
Birbirine geçmiş karakterler, tarifi mümkün olmayan çarpık bir manzara oluşturuyordu. İnsanı korkutan ve esrarengiz imgelere boğan, mantığı aşarak gerçeğin katmanlarını yerle yeksan eden semboller vardı.
Sonsuz ve Sınırlı.
Bölgesel ve Müşterek.
Sekanslar ve Gerçek.
Tüm Şeyler ve Evren.
Yasaklı bilgiler mantığını yavaş yavaş ondan alırken, tek gördüğü şey her şeyin parçalandığı ve aslına döndüğü anlardı. Önündeki dünya parçalanıyor ve yeniden oluşuyordu.
Çığlık atmak istedi; bunun sebebi yaşadığı fiziksel acı değil, ruhundaki hezeyandı. Titreyerek mırıldandı. “Hayır, hay…”
Kendini bin bir parçaya bölünmüş kilden bir heykel gibi hissediyordu.
“Korkma. Kapıyı açmak için ödemen gereken bedel bu. Gelecekte seni, mevcut halin için müthiş şeyler bekliyor,” dedi kitap dükkanının sahibi. Sesi yakındı ama aynı zamanda uzaktan geliyordu.
Melissa ondan yana baktığında bütün görüşü çarpık bir kırılmayla sarsıldı. Gözlerini sonuna kadar açtı. Dükkan sahibinin arkasında, tapınak misali yükselen, koca dünyadaki bütün bilgileri barındıran muhteşem bir kitap mahzeni vardı.
Hemen üstünde milyarlarca yıldız parlıyor, evrenin derinliklerinden ışıltılar saçıyorlardı. Koyu, kasvetli nebula adeta bir sır perdesi gibi evrenin orta yerine yayılmıştı.
Ancak, tüylerini diken diken eden bir hissiyat vücuduna yayılınca Melissa hemen gözlerini kaçırdı. Bir anlık afallamanın ardından görüşü normale döndü.
Her şey eskisi gibiydi. Burası sıradan bir kitap dükkanıydı ve tezgahın arkasında aynı sıradan genç adam duruyordu.
Tak!
Melissa alelacele elindeki kitabı kapattı. Sessiz dükkanda şimdi sadece aldığı nefeslerin ve dışarıdaki yağmurun sesi yankılanıyordu.
Magnec