Anladığım kadarı ile hertürlü silahı kullanabiliyor
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
28. Bölüm Tek Saldırı! Bir Kere Daha!
Kralın kükreyişi, adeta herkesin kalbine saplanan milyonlarca oka dönüşmüştü. Birçok gazi gözlerini kapatmak için başlarını eğmişti, ancak titreyen vücutları hissettiklerini açığa çıkarıyordu. Bir o kadar çaylak da gözyaşlarını tutamamış ve ağlamaya başlamıştı. Bunun bir nedeni hatalı olmaları; bir nedeni iste mutlu olmalarıydı.
Kısmen uzakta olan Pierce, Brook ve Lampard kralın ''sesleniş''inden derinden etkilenmiş ve göğüslerinde, bir şeylerin patlamaya hazır olduğunu hissetmişlerdi.
Bir diğer tarafta ise Conca, ölüm korkusuyla titriyordu şu anda. Orada öylece diz çökmüş ve kendini tokatlamayı bile unutmuştu, çünkü aşırı derecede utanç duyuyordu. Kralın öfkesini dindirmenin bir yolunu arıyordu.
''Eğer sen Chambord'daki askeri yasa oluyorsan, ben burada başçavuşun eşeği miyim ulan?!'' Fei bir kere daha bağırmış ve Conca'ya tekmeyi yapıştırmıştı. O hınçla arkasına dönmüş ve Brook'a: ''Komutan Brook, söyle bana. Bir Askeri Yargıç olarak savaştan kaçmanın, Chambord'un askeri yasalarını çiğnemenin ve krala karşı saygısızlık yapmanın... Tüm bu suçların cezası nedir?''
''Bu hainliktir, bu yüzden de ceza bir infaz olarak belirlenmelidir!'' Brook herhangi bir şekilde duygularını işin içine katmadan dürüstçe cevapladı.
Fei ayağa kalkmaya uğraşıyor olan Conca'ya baktı ve soğukça sordu, ''Duydun mu bunu? Son sözün falan var mı, söylemek istediğin bir şeyler?''
Conca, tam o anda delicesine paniklemeye başlamıştı. Gerçek bir panikti bu.
Brook ve diğer askerlerden, Yıldız Savaşçısı'nın zirvesindeki birinin gücüne sahip olduğu için korkmuyordu, ama Chambord'un bir numaralı savaşçısı Lamprad, az ötede durup ona bakıyordu. Devasa bir dağ vardı sanki üzerinde... Lampard, sadece o köşede durarak bile ona bir ton baskı uyguluyordu. Eğer Alexander onu gerçekten öldürmek isterse, Lampard onun kafasını bir saniye bile dolmadan kesip alırdı.
''Lütfen beni bağışlayın! Majesteleri, bir daha asla böyle aptallıklar yapmayacağım!'' Conca sürünerek Fei'nin yanına gelmiş ve onun ayaklarına kapanmıştı. Ağlıyor ve merhamet dileniyordu; kibirli ve agresif tutumu tam anlamıyla yok olmuştu bir anda.
''Benden seni bağışlamamı mı istiyorsun? Öyleyse onlara soralım, ne düşündüklerini görelim.'' Fei surun üstündeki askerleri işaret etmişti.
Kimse sesli bir şekilde cevap vermemişti ama, öfke ve nefret dolu bakışlar Conca'nın sorusunu yeterince cevaplamıştı. Conca böyle bir günün sonunda gelip çatacağını hiç düşünmemişti. Şu anda, bugüne kadar küçük ve kirli görüp kendi hayatının korunmasını sağladığı askerlere yalvarmak zorundaydı. Chambord'da son birkaç yılda yaptığı şeyleri düşündükten sonra, fark etmişti ki onlar, kendisinin hayatta kalmasına kesinlikle izin vermeyecekti.
Conca ayrıca kralın ortaya bir örnek koymak istediğini biliyordu; maalesef ki bu örnek de onun ta kendisiydi. Son umudu ise, Başbakan Bazzer'dan başkası değildi.
Bazzer'ın takdirini kazandıktan sonra, Chambord'un fiili ''yöneticisi''ni mutlu etmek için birçok pis ve iğrenç şey yapmıştı. Bazzer'ın da, yaptıkları için aynı şekilde kendisine karşılık vermesini ve kıçını, bu durumdaki her türlü olası sonuçtan kurtarmasını bekliyordu.
Ancak, Bazzer orada hiçbir şey söylemeden öylece durmaya devam etmişti; Conca'nın yüzüne bile bakmamıştı. Yüzünde yatan ifade ise herkesin, onun Conca ile birazcık bile yakın olmadığını söyleyebilmesi için yeterliydi.
Conca, bu noktada hayal kırıklığına uğramıştı işte... Yukarı baktığında Alexander'ın onu küçümseyen, onunla alay eden gözleriyle karşılaşmıştı. Etrafını saran askerlerin gözlerinde ölümcül bakışlar vardı; belliydi ki yapabiliyor olsalardı, onu canlı canlı yerlerdi.
Terk edilmişti.
''Majesteleri, bana ne yapmayı planlıyorsunuz?'' Conca sakinleşmeye çalışmıştı hızlıca.
Fei yine ona bakmaya tenezzül etmedi bile. Başını kaldırmış ve surdaki herkese seslenmeye başlamıştı: ''Askeri Yargıç Conca savaştan kaçtı, kralı aşağıladı ve askeri yasaları kirletti. Chambord Yasaları'na göre, bu eylemler vatan hainliğine eşittir ve bu herif, infaz edilmelidir!''
Bu şansı bir kere yakaladıktan sonra Fei, elbette bu herifin gitmesine izin vermeyecekti. Bu Askeri Yargıç kesinlikle Bazzer'ın sağ koluydu ve ordunun içinde tam anlamıyla bir karışıklığa yol açmıştı. Askerlerin yüzündeki ifadeye bakıldığında, Fei Conca'nın cezalandırılması gerektiğini hissetmişti. Bu tip insanların kökünü kazımak en iyisiydi her zaman. Bu sadece Bazzer'ın Chambord'daki kontrolünü sarsmayacak, ayrıca insanların Chambord'daki yasalara olan güvenini tazeleyecek ve askeri yasaların yeniden katı bir şekilde düzenlenebilmesini sağlayacaktı. Fei, en başından beri Conca'yı infaz etmekte karar kılmış durumdaydı zaten.
Fei'nin cezayı bildirmesinin ardından, askerler neşeyle bağırmaya başlamıştı. Ama o anda...
''Benim ölmemi mi istiyorsun?! Öyleyse benimle birlikte sen de öl!''
Umutsuz bir bağırış duyulmuştu. Fei'nin ayağından tutan Conca aniden harekete geçmiş, haki renkli bir alev hafifçe onun vücudunu sarmaya başlamıştı. Bu onun neredeyse İki Yıldız Seviyesi bir savaşçı olduğunu gösteriyordu. İki yıl önce Chambord'a geldiğinde zaten Yıldız Seviyesi'nin zirvesindeydi, ancak bu süreç boyunca sahip olduğu lüks ve konfor dolu hayat onun gücünü pek de yükseltmemişti. Ama bu durum onun potansiyelini uyarmıştı ve o şu anda, İki Yıldız Seviyesi'ne adım atmıştı.
Bir yıldırım gibi hareket ederken Conca, Fei'nin boynunu yakalayıvermişti.
Bu cahil Askeri Yargıç terk edilmiş bir köpek gibi davranıyordu. İnsanlar nefesini tutmuşken çıldırmışçasına bağırmaya başlamıştı, ''Siktirin lan! Yaklaşmayın sakın, eğer birisi bile gelir de ben bu salak kralı kesmezsem benim adım Conca değil!''
Brook, Pierce ve diğer askerler şok içindeydi. Hızlıca onu hedef alan kılıç, mızrak, çekiç ve her türlü silahla Conca'nın etrafını sarmışlardı.
''Kralı bırak, seni aciz piç!'' Pierce gözdağı vererek çekicini sallamış ve bağırmıştı.
Brook gergindi. Kral canavarımsı gücünü göstermiş ve bir Yıldız Savaşçısı'nı tek saldırıda öldürmüş olsa da, Conca'nın etrafını saran ateşvari enerjiler onun çoktan İki Yıldız Seviye bir savaşçı olduğunu ifade ediyordu. Dahası, Conca sinsi bir şekilde saldırmıştı. O, kralın zarar görmesinden endişelenmiş ve hızlıca konuşmuştu, ''Conca, Kral Alexander'ı bırak! Savaş Tanrısı'na yemin ederim ki bunu yaparsan Chambord'u canlı bir şekilde terk etmene ve paralı asker hayatına geri dönmene müsaade edeceğiz!''
''Paralı asker mi? Hahaha, o riski paralı asker hayatına geri dönmemi mi istiyorsunuz?'' Conca muhakeme yeteneğini kaybetmiş gibi görünüyordu. Aklını yitirmiş bir insan gibi güldü ve devam etti: ''Chambord'daki iki yıllık lüks ve rahattan sonra, benim hala nitelikli bir paralı asker olduğumu mu düşünüyorsun? Ben hayatımı artık biraz altın için tehlikeye atmak istemiyorum!... Bir ton altına ve iki hızlı ata ihtiyacım var. Gidin ve getirin bunları!''
Conca delicesine bağırıyorken, Chambord'un bir numaralı savaşçısı Lampard ona doğru yavaşça ilerliyordu. Sırtındaki siyah kılıç sallanıyordu onun; Lampard, Conca ile aralarında olan mesafeyi hesaplıyor ve Fei'yi hızlıca kurtarmanın bir yolunu düşünüyordu.
Ancak...
Conca bunu fark etmişti.
Daha sonra da köşeye sıkıştırılmış bir fare gibi çığlık atmaya başladı: ''Daha yakına geleyim deme! Bay Lampard, uzağa gidin, daha uzağa! Seninle savaşamayacağımı biliyorum, ama böyle bir mesafeden, sen beni yakalayamadan önce bu salak kralın kafasını gövdesinden ayırabileceğimi düşünmüyor musun?''
Lampard hayal kırıklığına uğramıştı, ama geri çekilmek zorundaydı. Kimse bunun böyle bir hale geleceğini tahmin edemezdi.
Brook ve Pierce de endişe doluydu, ama ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlardı. Eğer ellerinde olsaydı Fei'nin yerine geçmeyi seve seve kabul ederlerdi, ama...
Bir anda kalabalığın içinde sakince belirmiş olan kişi, Başbakan Bazzer'dı. Gözlerindeki heyecan belli oluyordu, içten içe dua ediyordu resmen: ''Salak, konuşmayı bırak da onu öldür hemen! Öldür onu, hahaha... Bu beni bir ton işten kurtaracak...''
''Gidin ve parayla atları hazırlayın! Çabuk!'' Conca onu hedef alan silahları gördükçe geriliyordu; tekrar tekrar bağırmıştı.
Ama...
''Sakın bunu yapmayın!'' Sessiz kalmış olan Fei sonunda konuşmuştu.
Conca'nın gözleri şaşkınlıkla açılmıştı, ''Ne dedin lan sen?''
''Dedim ki, bu tip şeyleri hazırlamalarına falan gerek yok. Çünkü paranın tadını çıkarmak için daha fazla şansa sahip olamayacaksın.'' demişti Fei sakince, bir şeyi bir çocuğa açıklamaya çalışıyormuş gibiydi.
Bu sakinlik Conca'nın rehin alınmış kişinin Fei değil de kendisiymiş gibi hissetmesini sağlamıştı. Aşırı derecede gergindi zaten, bir de bu hisle birlikte öfkeyle bağırmıştı: ''Hahaha, şansa sahip olamayacak mıyım? Salak, söyle bakalım, nedenmiş o?''
''Çünkü, sen - ölmek - üzeresin!''
''Ne?!''
Conca tepki verememişken, midesinden yükselmiş ciddi bir acı hissini fark etmişti. İç organları birisi tarafından patlatılmış gibi hissediyordu. Biraz önceye kadar Fei'nin boynundaki eliyle istediği her şeyi yapabilecekken, bir anda kuvvetini ve gücünü kaybetmiş, gözlerinin gökyüzüne dikildiğini fark etmişti. Fei'nin yumruğu tarafından göğe yollanmıştı çünkü...
Bu sahne, kalabalığın bir kere daha nefeslerini tutmasına neden olmuştu.
''Ne oldu öyle?'' Birçok insan şok içindeydi. Onların perspektifinde olanlara göre genç kral kolunu hareket ettirmiş ve Conca'nın karnına, sanki bir çocukla oyun oynuyormuşçasına yavaşça vurmuştu...
Daha sonra ise...
Conca'nın etrafını saran ateşvari enerji parçalara ayrılmış ve hızlıca gözden kaybolmuştu. Daha sonra ise Conca yerden kalkmış ve havada uçmaya başlamıştı.
''Shua!''
Bir mızrak havayı keserek devasa bir yıldırım gibi vurmuştu onu.
Conca, hala havada olan kişi, çığlık atmaya bile vakit bulamamıştı. Mızrak onun kalbini keskin bir şekilde delip geçmiş ve kuvvetli momentum onun vücudunu, surun üstündeki gözetleme kulesine çivilemişti. Uzuvları birkaç kere titremişti, ancak kafası kısa bir süre içerisinde aşağıya doğru eğilmiş ve kan, ağzından fışkırmaya başlamıştı. Bir ölüden fazlası değildi artık.
Kriz yok edilmişti.
Tek saldırı?
Teknik olarak iki saldırıydı aslında bu, ama İki Yıldız Seviyesi'ndeki bir savaşçı basitçe öldürülmüştü. Her ne kadar bu genç kralın gerçekleştirdiği bir ton mucize olsa da ortada, bir numaralı savaşçı Lampard da olmak üzere herkes bir kere daha şok olmuştu.
Yıldız Seviyesi'ndeki bir savaşçı ile İki Yıldız Seviyesi bir savaşçının arasındaki güç farkı sadece bir sayıdan ibaret değildi. Azeroth Kıtası'nda, savaşçı ve büyücülerin güç ve kuvveti üç genel sıraya göre anılıyordu: [Güneş], [Ay] ve [Yıldız].
Magnec