Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

45. Bölüm Cosplay

Çevirmen: Zorakil / Editor: T4icho

Wilde’ı yolcu ettikten sonra Lin Jie raflardan Rüyaların Yorumu adlı kitabı aldı ve sayfaları karıştırmaya başladı. Bu kitap Freud’un ünlü eserlerinden biriydi ve psikanaliz konusunda çığır açmıştı.

Zamanının çok ötesinde bir eser olduğu için çoğu bilim insanı kitapta geçen teorileri yerden yere vurmuştu. Şimdi, Jin Jie bu kitabı farklı bir düşünce yapısıyla ve mantıkla okuyordu.

Kitaba göre rüyalar bilinçaltındaki arzulardan ve çocukluk hatıralarına özgü dürtülerden meydana gelirdi. Rüyalar, aynı zamanda bir insanın gerçek duygularıyla arasında yaşadığı dürüst bir ilişkiyi temsil ederdi.

Lin Jie kitabı daha önce okumuş olmasına rağmen geçen gün gördüğü rüya nedeniyle bir kez daha bakmaya karar vermişti. Birkaç sayfa okuduktan sonra başını kaldırdı ve konuya uygun başka kitaplara da bakıp bakmaması gerektiğini düşündü.

O esnada, dükkanın kapısı aralandı.

Hm? Talih rüzgarı benden yana mı yoksa? Neden birbiri ardına müşteriler geliyor?

Gerçi düşününce, her şey İhtiyar Wil’in bana o gargoylu vermesiyle başladı.

Kötülük kovması dışında talihle alakalı fengshui özellikleri de mi var acaba?

Aah ah, sadece kitaplar için gelmesi yeterliydi. Neden bana öyle bir hediye verdi ki?

Şimdi hiç olmadığım kadar meşgulüm ve bir kitap bile okuyamıyorum.

Bunu… cidden kabul ede...bilirim! Gönderin gelsinler!

Lin Jie elindeki kitabı bıraktı ve profesyonel gülümsemesini takınarak başını kaldırdı. “Hoş geldiniz! Kitap satın alabilir, ödünç alabilir ya da okuyabilirsiniz. Ayrıca, sormak istediğiniz bir soru varsa lütfen sormaktan çekinmeyin.”

“Gerçekten istediğim soruyu sorabilir miyim?” dedi içeri giren hanımefendi, sesi kulağa müzik gibi geliyordu ve naifti.

Lin Jie’nin gördüğü kadarıyla yeni müşterinin naif sesi, nazik görünüşüne gayet iyi uyuyordu. Pürüzsüz bir cildi vardı, maviye çalan yeşim gözleri ışıl ışıldı ve altuni saçları ona eşsiz bir güzellik katıyordu. Onun gelişiyle kasvetli kitap dükkanı aydınlanmış gibiydi.

Lin Jie’nin gözleri kadının kulaklarına kaydı. Ucu sivri, uzun kulaklar insanın dikkatini hemen çekiyordu. Başını eğdiğinde kadının uzun, beyaz bir gecelik giydiğini gördü. Katman katman kırışıklıkları ona antik Romalıların giydiği togaları anımsattı.

Bir bütün olarak kadın yanlışlıkla ölümlü dünyaya adım atmış güzeller güzeli bir elfe benziyordu.

Yoksa… yoksa bu…

Profesyonel bir cosplay mi?

Keyiflenen Lin Jie, biraz nostaljiye bile kapılmıştı. Cosplay Dünya’da epey yaygındı ve hatta mazisi antik zamanlara kadar uzanıyordu. Elbette modern çağda animeler, filmler ve oyunlar sayesinde iyice popülerleşmişti.

Ancak Azir bir televizyon ağına ve eğlence sektörüne sahip olmasına rağmen bu konuda çok gelişmemişti. Üstelik, yan kültürler için elle tutulur bir merkezden de yoksundu.

Burada cosplay hala ‘kostümler’ ve ‘maskeli balolar’’la sınırlıydı.

İşini hakkıyla yapan cosplay uzmanları yok denecek kadar azdı. Ne var ki Lin Jie’nin gördüğü bu hanımefendi gerçek bir ustaya benziyordu. Makyajı tam dozundaydı ve bir elfin sahip olması gereken asil havayı bile yakalamayı başarmıştı. Bir anlığına Lin Jie gerçek bir elfe baktığını düşünür gibi oldu.

Bu ağır sağanakta dükkana altuni saçlı, mavi gözlü ve güzeller güzeli bir elfin girmesi masal gibiydi.

Genç hanım, çok etkileyici.

Tabii sadece gerçekçiydi, o kadar.

Lin Jie gibi normal bir insan karşısında gerçek bir elfin durduğunu düşünmezdi. Sonuçta, gerçek bir elfin Norzin gibi her an yakalanabileceği ve nadir bir tür olarak sergilenebileceği bir şehirde sağ salim dolaşması hiç mümkün olur muydu?

Öyle ya da böyle, genç kadının sorduğu soru Lin Jie’ye tanıdık gelmişti. Biraz düşününce, Melissa’nın da benzer bir şey sorduğunu hatırladı. Beş-Üç’ü önerdiği o haylaz veletle görüşmesinin üstünden pek zaman geçmiş sayılmazdı.

O vakit Melissa, “Gerçekten her konuda mı?” diye sormuştu ve sorduğu soruyla Lin Jie’ye böyle müşterilerin de olduğunu göstermişti.

Dolayısıyla artık Lin Jie müşterilerine, “Herhangi bir konu” demek yerine “Sormak istediğiniz bir soru varsa” diyordu.

Yine mi aynı oltaya geldim yoksa?

Daha önce o veledi Beş-Üçlü’yle göndermiştim. Bakalım şimdi ne olacak?

Gülümsemesini koruyan Lin Jie içten içe beklentiyle doldu. “Tabii ki. Dükkanımızın imkanları dahilinde olduğu sürece hiç problem değil.”

Doris de başından beri Lin Jie’yi süzüyordu. Kılık değiştirmemişti ama buraya gelirken varlığını gizlemişti.

Eğer bu dükkan sahibi gerçekten de ilahi bir figürse Doris’in buraya geleceğini zaten biliyor olmalıydı. Şaşırsaydı bu adamın ilahi bir figür değil de basit bir dolandırıcı olduğu açığa çıkacaktı.

Dolayısıyla Doris adamın ya şaşıracağını ya da sakin bir karşılık vereceğini düşünüyordu. Ancak yüzünde keyifli bir sürpriz ve takdir… aynı zamanda nostaljiyle karışık bir onay ifadesi görmeyi hiç beklemiyordu.

Keyifli bir sürpriz ve takdir Doris için pek mühim değildi. Bir elfin geldiğine pek şaşırmamış olduğuna göre bunu bekliyor olmalıydı. Daha önce, Ji Zhixiu gibi bir avcı bile Doris’i görünce afallamıştı.

Ancak nostaljiyle karışık onay ifadesi, işte bu garipti.

Doris maziye dönük bu bakışların sadece zamanın ötesinde var olan uzun ömürlü kimselere has olduğunu biliyordu. Ne var ki karşısında duran adamın bir insan olduğuna şüphe yoktu.

Onay ifadesi daha da şüpheliydi… Sanki yaşlı bir üstat, bir gence bakıp başını sallıyor ve ona onayını veriyordu.

Bir insanın bir elfe böyle bakmasının sebebi ne olabilirdi?

Etrafını süzdüğünde Doris taştan gargoyl dışında sıra dışı bir şeyin olmadığını gördü. Bu yüzden dükkanı incelemek için eteri kullanmayı bırakmadı ve dükkan sahibini de süzmeye çalıştı.

Sıradan bir insandan farkı yoktu…

Ancak Doris tatlı bir gülümsemeyle tezgaha yaklaşırken aniden göz bebekleri küçüldü ve dükkan sahibine yakından baktı. Sıradan görünüyordu ama dikkatli bakıldığında bu genç adamın ağzında normalden fazla diş olduğu görülüyordu.

Buna şüphe yoktu.

Doris yanlış görmüş olamazdı.

Dişlerin yoğunluğuna bakılırsa bu adamın kırk dişi vardı.

Böyle bir şey şans eseri gerçekleşmiş olamazdı. O dişler, insan türünün fiziğine ters düşüyordu.

Ama bir insandı!

Yine de Doris adamın asıl kimliğine akıl sır erdiremiyordu…

“Dükkanımızın imkanları dahilinde…”

Doris bu cümleyi tekrar edince durumu anlar gibi oldu.

Dükkan sahibi eğer gerçekten de avcının dediği gibi her şeyi bilen daimi bir varlıksa belki de bunun bedelini bu dükkana kapatılarak ödüyordu?

Bilinmeyen, uzun ömre ve büyük kudrete sahip ama insan gibi görünen bir varlık. Buna karşılık sıradan ve ufacık bir dükkana kısılıp kalmıştı.

O halde bu adamın Süsen Klanı’ndaki o şahsı tanıyor olması mümkündü.

Derin düşüncelere dalan Doris, aniden bir eter akışı hissetti. Kitap dükkanının ikinci katından kadim bir aura yayılıyordu!

O aura…

Kadim Cadı Leydi Gümüş’ün aurasıydı! Süsen Klanı’nın ruhuna işlenmiş bu isim şüpheye yer bırakmıyordu!

Rüya diyarı burada!

….