Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

87. Bölüm Kökenler (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

''Bu garip... Yüzündeki kasvetli ve çirkin bakıştan anlaşılıyor ki, şu lavuk prensin taht için olan kavgasına yardım edecek tipteki bir kalbe muhtemelen sahip değilsin. Dahası; Efsanevi Kalıntılar'ı onunla paylaşacak birisi olmadığına değinmeye gerek bile duymuyorum... Sen de pek iyi bir adam sayılmazsın...'' Fei büyücüye bakarak alaylı bir şekilde gülmüştü. Genç kral onun kim olduğunu anlayabiliyordu. Bu dünyaya gelmesinin ardından çok fazla süre geçmemiş olsa da, yaşadığı şeyler ona bir sürü şey öğretmiş, onu değiştirmişti. Fei artık yavaş yavaş, eskisinden daha farklı bir insan olduğunu fark etmeye başlıyordu...

''Öhö, öhö...'' Büyücü, bir anda ağız dolusu kan kusarak öksürdü. Zayıf bir şekilde konuşmaya devam etmişti, ''Bunlar küçük ayrıntı, küçük ayrıntı, hehehe... Herhalde onunla paylaşmayacaktım. Efsanevi Kalıntılar son derece değerli; neden o salakla paylaşayım ki? Bir kere kalıntılara olan girişi keşfedip araştırmaya başladıktan sonra onu öldürecek, üç bin askerin kontrolünü ele geçirecek ve kalıntıları benim yerime araştırmalarını sağlayacaktım. Hehehe...'' Büyücü, asıl planını anlatırken bir yandan da gülmeye başlamıştı.

''Eindhoven İmparatorluğu'nun intikamından korktuğunu söylemek güç o halde... Onlardan korkmuyor musun?''

''Diğer insanların ne yaptığımızı anlamasından kaçınmak ve kalıntılardaki gereksiz savaşları önlemek için, tüm izleri yok ettik. Prens Mateja Kezman'ın ve onun birliklerinin nereye gittiğini bulmalarının imkanı yoktu yani... Ne kadar araştırırlarsa araştırsınlar, Mateja Kezman'ın bizzat kendi elleriyle yok ettiği delillere ulaşamazlardı. Hahaha, gerçekten de Mateja Kezman kendi mezarını kendi elleriyle kazdı. Her şey planıma göre ilerliyordu, hiçbir sorun yoktu.''

''Ulan lavuk! Eindhoven İmparatorluğu'nun er ya da geç neler olduğunu anlayacağı konusunda söylediğin tüm o şeyler, sadece beni korkutmak için miydi yani?'' Fei alaylı bir şekilde gülmüştü. Adamın foyası bir anda açığa çıkmıştı. Fei de zaten böyle bir şey olacağını tahmin ediyordu tabii, biraz önce bir tarafından salladığı tüm o şeylerin doğru çıkmasıyla birlikte; bu tip bir sonucun ortaya çıkması da mümkündü. ''Diyorsun ki, prensin burada öldüğünü hiçbir zaman anlayamayacaklar, ha?''

''Hiçbir şey kesin değil.'' Büyücü yavaşça, kafasını iki yana salladı. ''Eindhoven İmparatorluğu'nun gücünü hafife almamalı, onları küçümsememelisin. Gerçekten de er ya da geç bulacaklardır. Ancak, eğer bulsalar bile ne olacaktı ki? Ben 9. Seviye bir imparatorluk olan Manchester İmparatorluğundanım. Akıl hocam Ferdinand ise imparatorluğun içerisinde son derece önemli bir yere sahip. Bunu bulduklarında dahi, ben çoktan kalıntıları araştırmayı bitirmiş, amacıma ulaşmış ve kalıntıları Manchester İmparatorluğu'na rapor etmiş olacaktım. Bu süre içerisinde de imparatorluktaki değerim artacak ve statüm yükselecekti. Hehehe, o zaman da seviye 4 bir imparatorluğun bana yapabileceği şeyler ne olabilir ki? Gelip evimin kapısını falan mı yıkacaklar? Hasta olmam için falan mı uğraşacaklar? Hehehe...'' Büyücü çirkin bir ifadeyle gülümseyerek konuştu.

''Hmm...'' Fei bir yandan dudaklarını büzerken, bir yandan da kafasını aşağı yukarı sallamıştı. ''Harbiden güzel plan kurmuşsun, fikrin de epey iyiymiş. Ama maalesef ki şansın, fikrin ya da planın kadar iyi değildi... Neden mi? Çünkü karşına Yüceler Yücesi, Majesteleri, Savaş Tanrısı'nın Yeryüzündeki Gölgesi, Tanrıların Sesi, Kutsal Kahraman Alexander çıktı! Oğlum, seni resmen kum torbasına çevirdim ha, hahahaha... Gerçekten de şu dünkü halini falan hatırlayıp içten içe gülmeme engel olamıyorum. Şu anda hayatı için yalvaran, zayıf bir mahkumdan fazlası olabilir misin?'' Fei biraz iğneleyici bir şekilde konuşuyordu. ''Ama teşekkür etmem de lazım şimdi sana... Eğer detaylı planlaman olmasaydı, şu anda Chambord, Eindhoven süvarilerinin demir toynakları altında gerçekten de yıkılıyor olabilirdi.''

Büyücü, duyduklarıyla birlikte öfkelenmişti. Bu, yüzünden anlaşılabiliyordu. Öfkeli bir şekilde Fei'ye bakarak aynı şekilde iğneleyici bir şekilde karşılık vermek istediğini belli etmiş; ancak bir anlık tereddütten sonra başını eğmiş ve üzgün bir şekilde iç çekmişti. ''Heh... Ne yapabilirdim ki? Hesaplamalar kaderin karşısında direnemiyor bazen. Küçücük olan Chambord Krallığı’nda, senin gibi muhteşem bir karakterle karşılaşacağımı asla tahmin edemezdim. Ancak, savaşmasaydık birbirimizi tanıyamayacaktık da. Dediğin gibi, gelecekte birlikte çalışabilir ve işbirliği yapabiliriz.''

Fei büyücünün önerisine bir yorum yapmayarak, belli bir süre sessiz kalmayı tercih etti.

Ama içten içe şok olmuştu... Büyücünün söylediği şey, onun daha önceki hipotezini kanıtlamıştı. Chambord'un arkasında uzun bir geçmişi vardı ve bu yer altı labirentine benzeyen zindan da, muhtemelen o Efsanevi Kalıntılar'ın bir parçasıydı.

Daha sonra derin bir nefes alan genç adam yüzünde hiçbir ifade göstermeksizin, ''Bana şu Efsanevi Kalıntılar'dan biraz daha bahset.'' dedi.

''Efsanevi Kalıntılar'ı hayatında hiç duymadın mı?'' Büyücü küçümsemeyle gülmüştü. Ancak Fei'nin gözlerinde bulunan, ölüm saçan bakışı gördükten sonra egosu, bir anda derin dondurucudan bir çöl sıcağına geçiş yapmış bir dondurma gibi erimeye başlamış ve herif, mütevazi bir şekilde cevap vermişti. ''Efsanelere göre, binlerce yıl önce Tanrılar ve Şeytanlar Azeroth Kıtası'nda hüküm sürmektelermiş. İki ırk da son derece, delicesine güçlüymüş. Küçük hamlelerle dağları ezebilir, gökyüzünü yarıp açabilir, uçsuz bucaksız ovaları, yerleri parçalayabilir ve istedikleri her şeyi yapabilirlermiş. Ama nedense bu iki soy birbirleriyle iyi geçinmeyi başaramamış; bir taraf ölmek, yok olmak zorundaymış. Varlıklarının başlangıcından beri birbirlerine karşı bir savaş vermiş, birbirlerini öldürmüş, defalarca kere yüz yüze gelmiş ve çarpışmışlar... Savaşları on binlerce yıldan fazla sürmüş. Tanrılar ve Şeytanlar kıtanın her bir parçasında savaşmış ve tüm kıtaya savaşı yayarak, arkalarında savaş kalıntıları bırakmışlar... Her ne kadar fazlasıyla çok savaş vermiş olsalar da, bir türlü büyük bir galibiyeti elde edip karşı tarafı bitirememişler. Arkalarında bıraktıkları bu kalıntılar ise, zaman içerisinde tozların içerisine gömülmekten kurtulamamış... Daha sonra da, Tanrılar ve Şeytanlar, iki güçlü soy bir anda gizemli bir şekilde Azeroth Kıtası'ndan kaybolmuş. Uzun bir zaman periyodunun ardından, insan ırkı yavaşça yükselmeye başlamış... Tabii bunlar, yalnızca gezgin ozan ve şairlerin ağzından düşen şeyler, bir kesinlikleri olduğunu kimse söyleyemez... Ama insanlar kıtada birkaç gizemli kalıntı buldu ve onlardan bir ton eşya elde etti. Şu anda tüm kıtada acayip meşhur olan enerji eğitim metotları ve büyü güçleri bile bu kalıntılardan keşfedildi. İnsanlar büyülü eşya ve araçlar buldu; hazineler, enerji teknikleri parşömenleri, enerji eğitim parşömenleri... Daha da fazlası, gerçekten hayal edemeyeceğin kadar fazlası... Hepsi de kalıntılardan. 'Bir kere bir Efsanevi Kalıntı ele geçirirsen, her şeyi elde edersin.' Bu, bu kıtanın altın kuralıdır şüphesiz. 9. Seviye bir imparatorluk olan Barcelona İmparatorluğu, ki kıtadaki bir numaralı imparatorluktur, Milan İmparatorluğu, Chelsea İmparatorluğu, Anfield İmparatorluğu ve daha fazlası, büyük ölçekli Efsanevi Kalıntılar bulmalarının ardından bu kadar güce eriştiler. Benim Manchester İmparatorluğumun da bir istisna olduğu söylenemez; imparatorluğun kurucu imparatoru Usta Matt Busby bile, Manchester İmparatorluğu'nu büyük bir Efsanevi Kalıntı bulup, onun kaynaklarını elde etmesiyle birlikte kurdu.''

Büyücü bir yandan konuşurken bir yandan da yüzünde olağanüstü ve gururlu bir ifade beliriyordu. Busby adlı adam, görünüşe bakılırsa gerçekten çok güçlüydü.