Hiç kimse aramamıştır belki ? Acaba baya da acayip bir kapı:D başka boyuta açılıyor:O :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
80. Bölüm Şok Edici Keşif (2)
Fei ve diğerlerinin Hapishane - Su Zindanı'nın içerisine girmeleriyle karşılarına çıkan bu koridor, yani geçit, üç metre uzunluğunda ve iki metre genişliğindeydi. Zemine doğru yönelip derinliklere iniyordu. Buraya sayısız taş merdiven döşenmişti.
Işıklar hızlıca kararmıştı. Yer altında geçirilen üç ya da dört yüz metrelik ilerleyişten sonra, koridor sonunda düzleşmeye; daha derine inmek yerine yatay bir şekilde uzamaya başlamıştı. Koridorun iki tarafında farklı boyutlarda olan taşlar, duvarlara yerleştirilmiş meşalelerin yanmasına yardımcı oluyordu. Ateşler titriyor ve tüm koridoru aydınlatıyordu; ancak ileri taraftaki, koridorun sonundaki karanlık göz korkutucu bir atmosfer oluşturuyordu.
Fei hapishanenin derinliklerine doğru ilerledikçe daha da şaşırıyordu. Chambord gibi küçük bir krallıkta bulunan bir hapishanenin bu kadar korkutucu ve farklı olabileceğini düşünememişti.
Chambord'un arkasındaki dağın içinin tam anlamıyla boşaltıldığını gördüğünde resmen şok olmuştu. Tüm bir hapishane tek bir tuğla ya da fayans içermiyordu, burayı inşa etmek için dışarıdan getirilen bir şey yoktu gerçekten de. Yalnızca dağın içine kazılmış bir yerdi burası, devasa bir yeraltı labirentine benziyordu. Bir buçuk kilometre kadar ilerleyip iki düzine demir kapıyı geçtikten sonra, Fei, geçit açılırken ortaya çıkan suyun şırıltısını duymaya başlamıştı. Koridorun iki tarafına da birçok taş oda kazılmıştı ve demir parmaklıklarla kapatılmışlardı. Bu taş odalar ıslak samanla kaplanmış ve taş yatak, taş sandalye gibi temel eşyaları içeriyorlardı; belliydi ki mahkumlar bu odalarda yaşamaktaydı.
Daha önce Fei'nin hapishanenin yenilenmesi sırasında serbest bıraktığı masum vatandaşların sayısının oldukça yüksek olmasından dolayı, taş odaların birçoğu şu anda boştu. Yalnızca gerçekten büyük hırsızlık, saldırı, tecavüz ve diğer ağır suçları işlemiş ya da işlemeye teşebbüs etmiş suçluların kilit altında tutulduğu birkaç oda vardı. Chambord'un güçlü figürlerinin ortaya çıktığını gördükten sonra bazı mahkumlar hiçbir şey yapmamış, bazıları demir parmaklıklara doğru koşturup masumluklarına dair birkaç kere bağırmış ve Fei ile diğerlerinin, küçümseyici bir şekilde gülmelerine neden olmuştu.
Fei biraz daha ilerledikçe koridor genişlemiş ve neredeyse geniş bir salona dönüşmüştü.
Suların şırıltıları gittikçe daha çok netleşiyordu.
Beş yüz metre kadar ilerledikten sonra ise, bir yeraltı nehri belirmişti koridorun bir tarafında. Nehir soğuk, kemik titretici bir şekilde akıyordu. Bazı taş odalar nehrin yüzeyinin alt kısmında kazılmıştı ve bu şekilde, bu odaların içerisine sürekli buzlu suların akmasına neden olunmuştu. Bu dondurucu sulardan kaçmanın tek yolu ise taş yatakların üstünde kalmaktı. İşte bu, sözde ''su zindanı''ydı.
Hapishane - Su Zindanı'nın ölçüsü Fei'nin hayal ettiklerinin çok ötesindeydi. Dağın içerisine böyle büyük bir labirent kazmak 21. yüzyılın mimari yöntem ve araçları kullanılarak dahi büyük bir miktar paraya ve uzun yıllara mal olurdu. Kaynaklar ve çaba ise cabasıydı... Bu son derece şok edici bir şeydi. Gerçekten de böyle muazzam bir mağarayı kimin kazmış olduğunu düşünmek zordu.
Fei'nin kafasının karıştığını görmüşçesine Oleg, Fei'yi takip ederken mütevazi bir şekilde konuşmaya başlamıştı, ''Yüce Majesteleri, Chambord'un tek hakimi, Savaş Tanrısı'nın yeryüzündeki gölgesi, bu hapishane Chambordlular tarafından inşa edilmedi. Kraliyet'in yazılı eserlerine göre, aşağı yukarı bir asır önce arka dağda avlanıyor olan vatandaşlar bu yeraltı mağarasını kazara keşfetti. Kral bunu öğrendikten sonra ise, bu mağaranın ablukaya alınmasını emretmişti. Chambord Kralları'nın nesillerce olan araştırma ve kademeli geliştirme ve dönüştürmelerinden sonra, bu yer kaçılması imkansız bir hapishane haline geldi... Son altmış yılda, tek bir mahkum bile buradan kaçmayı başaramadı. Bu sizin babanız, önceki Kral Alexander güçlü ve dehşete düşürücü bir savaşçıyı buraya mahkum etmişti; ancak ölümüne kadar o savaşçı buradan kaçmayı başaramadı...''
''Demek öyle...''
Bekçi Oleg'in açıklamalarının ardından, Fei bahsedilen konuyu hızlı bir şekilde kapmıştı.
Bu rapor, bunun mantıklı olmasının tek yoluydu zaten. Bu devasa yer altı mağarasının Chambordlular’ın işi olmasına imkan yoktu. Eğer Chambord dördüncü seviye bir krallıkken dahi bunu yapmaya çalışmış olsa dahi, böylesine büyük ve muhteşem bir mağarayı bir dağın içerisinde kazmak, bir yüzyıldan fazla alırdı.
''Peki, bu yeraltı mağarasını kimin oluşturduğunu biliyor musun?'' diye sordu Fei hızlıca, gözlerini etrafta gezdirmeye devam ediyordu.
''Burayı kimin oluşturduğunu kimse bilmiyor. İz ya da ipucu hiç yok burada. Şu basit taş odalar ve bu koridor dışında, bir adet bile duvar resmi ya da heykel yoktu. Kraliyet ailesinden olanlar buraya ilk kez girdiğinde, bir yazılı kaynak, materyal veyahut da gereç bulamadılar. Birisi tarafından kazılmış da, bazı gizemli sebeplerden ötürü terk edilmiş gibi görünüyor... Bazı insanlar, buranın Tanrı'nın işi olduğunu bile düşünüyor.''
''Tanrı'nın işi mi?''
''Evet, Tanrı'nın yüceliğine ve üstünlüğüne sahip olmayan insanlar, sert kayaları kazıp da dağın içine böyle bir mağara oluştururken oldukça zor zamanlar geçirirler doğal olarak... Elbette, diğerleri bu taş mağaranın mağara cücelerinin marifeti olabileceğini söylüyor, ama eğer böyleyse, bu cüceler buradan dört yada beş yüzyıldan fazla bir süre önce kaybolmuş olmalılar...''
Oleg konuşurken, Fei'nin görüşü aydınlanmıştı. Görüş alanı aniden açılmıştı, beş yüz metrelik bir salon çıkmıştı hemen önünde. Sayısız meşale vardı duvarların ve tavanın üzerinde, karanlık bir gecede ortaya çıkmış parlak yıldızlara benziyorlardı... Parlak ve güzellerdi.
Katlar ve merdivenler duvarların içine kazılmıştı ve başka bir yere gidiyorlardı. yüzlerce metrelik uzun taş duvarlar on kata bölünmüştü. Her bir katta birçok taş oda vardı. Fei tekrardan uzayda seyahat ederek Dünya'ya gitmiş de uzun gökdelenlerden birisinin içerisine girmiş gibi hissetmişti.
Son derece şok edici bir şeydi bu. Fei'nin deneyimliyor olduğu bu şoku ifade edebilecek hiçbir söz yoktu...
''Majesteleri, burası önemli suçluların tutulduğu yer. Siyah cübbeli büyücü ve gümüş maskeli adamın vücudu burada kilitli. Vatana ihanetten suçlu bulunmuş. Ayrıca, Kraliyet Gardiyanları'nın eski birinci komutanı Peter Cech de burada tutuluyor.''
Oleg, Fei'ye her şeyi dikkatli bir şekilde açıklıyordu. Ara sıra Fei'ye yalakalık yapmayı ve Fei'nin, onun bu kadarını nereden bulduğuna dair hiçbir fikrinin olmadığı oldukça fazla sayıdaki sıfatı söylemeyi de ihmal etmiyordu.
Fei kafa salladı ve konuşmaya devam etti: ''Eh, iyi bakalım. Oleg, Bay Brook ile birlikte, Cech'i geri getirmeleri için birini gönder. Onunla tanışmak istiyorum.''
Oleg hızlı bir şekilde iki hapishane görevlisini çağırdı ve onlara, Brook'u üst kata çıkarmalarını emretti. Taş duvardaki koridorlarda bir anda kaybolmuşlardı. Cech çok ciddi suç işlemiş bir suçluydu. Bu yüzden yedinci katta yer alıyordu ve onu geri getirmek, doğal olarak biraz zaman alacaktı.
Bu arada, Fei de bu devasa salona detaylı bir şekilde bakmıştı. Ne kadar bakarsa o kadar şaşırıyordu, Dünya'dan ve 21. yüzyıldan geliyor olsa dahi, o da bu salonun Tanrı'nın işi olduğuna inanmaya başlamıştı. Bu basitçe harikaydı çünkü, onlarca Magao Mağarası bile bu büyüklükte bir mağara ile kesinlikle yarışamazdı. Burasının bambaşka olduğunu söylemek çok da zor değildi.
Aniden, Fei'nin gözleri ilerideki taş duvarın üzerindeki bulunuyor olan, yirmi metrelik uzunlukta, siyah çelikten yapılma bir kapıya yerleşmişti.
Daha sonra da, ''Bu kapı ne yapıyor burada?'' diye sordu.
Magnec