Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

10. Bölüm Başaramadın Demek?

Çevirmen: Zorakil / Editor: T4icho

“Yine işler kesat,” Lin Jie kendine bir bardak çay doldurmadan önce iç geçirdi ve okumaya başladı.

Boş geçen günlere alışkındı. İhtiyar Wil ve o güzeller güzeli genç hanım geleli üç gün geçmiş, o günden beri bir kişi bile dükkana uğramamıştı.

Dışarıda hiç durmadan yağan yağmur, insana geçen zamanı unutturuyordu. Bu kasvetli havada, insanlar nadiren dışarı çıkıyordu.

Yalnız sokaklar onlara eşlik eden yağmur damlalarının çıt çıt sesleriyle teselli buluyordu. Yolları basan su şimdiye on santime kadar ulaşmıştı ama neyse ki 23. Sokak’ta zemin biraz yüksekti.

Haberlere göre, Norzin’deki otuzu aşkın sokağı boşaltmışlardı. Norzin tarihinde böyle olağanüstü hava durumlarına sık rastlanmazdı.

Yine de hayat, üşümemek için üstüne giydiği ceket dışında, Lin Jie için normal seyrinde devam ediyordu. Üç ay yetecek kadar depoladığı için yemek onun için bir sorun teşkil etmiyordu ve küçük jeneratör, her halükarda ona elektrik sağlamak için hazırda bekliyordu.

Canı da sıkılmıyordu.

Burada, dünyanın bütün kitapları vardı. Lin Jie doğadışı bir okuma hızına sahip olsaydı bile hepsini bitiremezdi. Üstelik şimdi, satırları dikkatli okuyor ve not alıyordu.

Lin Jie bir obsesif kompulsif okuma bozukluğu ile doğmuş değildi ama yıllar boyunca kitap istifleye istifleye böyle bir adama dönüşmüştü. İçinde sayısız kitabın olduğu bu küçük dükkan Lin Jie için bir cennet sayılırdı… keşke biraz parası da olsaydı.

“Ah, o koyu tenli küçük hanım olmasaydı bugün burada keyifle kitap okuyamayabilirdim. Dükkana lisans ve kira yardımları yaptığı için ona müteşekkirim, yoksa halim ne olurdu?” diye mırıldandı kendi kendine.

Lin Jie sayfayı değiştirirken hayal kırıklığıyla, “Uzun zamandır gelmiyor,” dedi.

Eski müşterileri ne hikmetse çok yoğun insanlardı. Lin Jie ile iyi geçiniyor olmalarına rağmen dükkana pek sık uğramıyorlardı. İhtiyar Wil gibi daimi müşterilerin sayısı çok azdı.

Mesela ilk müşterisi, koyu tenli, kar beyazı saçlara sahip genç bir hanımefendi olan Qili’yi görmeyeli çok zaman geçmişti.

Yolu bu kitapçı dükkanına düştüğünde, Qili okulda zorbalığa uğradığı için çok üzgündü. O vakit, Lin Jie ona yaşam koçluğundan bir tutam bahşetmiş ve Şiddetsiz İletişim, adlı bir kitap vermişti. O gün bugündür kadından eser yoktu.

Haah… Muhtemelen başını derslerden kaldıramıyordur. Ancak dükkana anında lisans verilmesini sağladı ve o kadar para yardımı yaptı… sanırım o da Ji Zhixiu gibi zengin bir ailenin çocuğu.

Son birkaç gündür havadan sebep dükkana hiç müşteri gelmiyordu ve o gün, su damlalarıyla kendini gösteren garip varlık da sırra kadem basmıştı. Gerçek anlamda bir dünyaları değişen olduğunu hissettiği o günden sonra, Lin Jie bir kez daha bol bol boş zamanı olan sıradan bir insana dönüşüvermişti.

Üç gündür yazdığı bütün eski kitaplarını çıkarmış, hepsini baştan sona incelemişti. En nihayetinde görevi kendi kitaplarını yaymaktı ve bunun için en iyi yöntemin ne olduğuna karar vermesi gerekiyordu.

Akademik kitapların reklamını yapmak kolay iş değil. İhtiyar Wil gibi bu alana ilgi duyan çok insan yok, diye düşündü Lin Jie.

Kapıdaki bronz çan aniden çınlayınca, derin düşüncelerde olan Lin Jie öylesine, “Hoş geldiniz,” dedi.

Kitabı kapattı ve başını kaldırdığında gelen kişinin Ji Zhixiu olduğunu gördü. İlk başta biraz şaşırdı ama çabucak o profesyonel gülümsemesini takındı.

İti an çomağı hazırla demişler. Tam İhtiyar Wil’den bahsederken genç hanımlarımızdan biri geldi. İyi de daha üç gün önce uğramamış mıydı? Yoksa dükkanın kaderi değişiyor mu? Bu hanımefendi iyi bir talihin simgesi olabilir, ona dikkatli yaklaşmalıyım.

Böyle düşününce Lin Jie’nin yüzündeki gülümseme genişledi. “Ah, Bayan Zhixiu. Bu ufak dükkana genelde müşterilerimiz sizin kadar erken dönmez. Bu konuda bir ilksiniz!”

Ji Zhixiu ansızın zihnine dolan utancı hissedince dudaklarını ısırdı. Aldığı o güçlü desteğin ardından meseleyi hemen çözebilmesi gerekirdi ama işte buradaydı; kuyruğunu kıstırıp yeniden yardım istemeye gelmişti.

Yani en ‘işe yaramaz’ müşteriyim, öyle mi?

Dükkan sahibinin onunla alay etmediğini anlayabiliyordu. Tam aksine, adam bir çocuğu neşelendirmek istermiş gibi cesaret veren, endişeli bir gülümseme takınmıştı.

Ji Zhixiu’nun canını sıkan, onu utandıran şey de buydu.

“Sizi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm,” diye mırıldandı, tezgaha yaklaşırken ve oturdu. Dikkati hemen tezgahın üstündeki heykelciğe kayınca neredeyse yerinden fırlıyordu. Bir büyücünün gargoylu mu?

O şeytani ve kötücül heykelcik gerçekten de büyücülerin kullandığı bir gargoyldu.

Ji Zhixiu gargoyldan gelen eterde herhangi bir dalgalanma olmadığını hissedebiliyordu. Bu gargoyl da, ilk başta insanın gözüne tıpkı bu dükkan gibi sıradan görünüyordu. Ne var ki ‘bu sıradan’ dükkanın sahibi ona gizemlerle dolu Kan ve Yaratık kitabını vermişti. Kesinlikle normal bir yer değildi, sadece her ‘neyse’ kendini çok iyi saklıyordu.

“Patron, burası mıydı yani?” Ruen kapıyı açıp içeri girdikten sonra etrafa şüpheyle baktı. “Kitapçıya mı geldik cidden?”

Gözleri tezgahın arkasında duran Lin Jie’ye kaydı – Sıradan bir insan mı?

Ancak Ji Zhixiu’nun saygı dolu ifadesini görünce bunu dile getirmek yerine şüphelerini kendine sakladı.

Lin Jie ise şaşırmıştı. Birini mi getirmiş?

Ji Zhixiu’ya baktı ve sordu, “Bu arkadaşımız?”

Ji Zhixiu gergin gergin Ruen’e sessiz olmasını işaret etti ve dükkan sahibinin buna sinirlenip sinirlenmediğini merak etti.

“Benim için çalışıyor. Merak etmeyin, kendini bana tamamen adamıştır,” dedi.

Lin Jie anlayış dolu bir ifadeyle Ji Zhixiu’ya baktı ve başını salladı.

Zavallı kızcağız, o şerefsizden kurtulduktan sonra beni biriyle tanıştırırken ‘adamış’ sözcüğünü kullanacak kadar kötü durumda… Dur biraz, onu aldatan o şerefsize haddini bildirmiş olsaydı, kendine olan güveni yerine gelirdi ve kesinlikle bana ‘sizi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm’ demezdi.

Lin Jie Ji Zhixiu’ye yakından baktı ve gözlerindeki utanç dolu ifadeyi fark etti.

Sonra, kollarını göğsünde birleştirirken ciddiyetle konuştu, “Başaramadın demek?”

…..