Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

1. Bölüm Hoş Geldiniz

Çevirmen: Zorakil / Editor: T4icho

Lin Jie her zamanki gibi kitap dükkanının eski, ahşap kapısını açtı.

Bronz bir çandan boğuk bir çın sesi yükseldi. Kapının ucundan akan su damlaları tozlanmış pencerede iz bırakıyordu. Gökyüzü bulanıktı ve dışarıda sağanak gürlüyordu. Çıt çıt yere düşen yağmur damlalarının etrafına yoğun bir sis tabakası üşüşmüştü ve dükkanın hemen dışında, yerde, su birikintileri vardı.

“Ne yağıyor ama,” diye mırıldandı, yüzü ekşiyen Lin Jie. Kıyafetleri ıslandığı için siniri biraz bozuktu.

“Dün gece başlayan yoğun yağışların bir hafta süreceği öngörülüyor. Meteoroloji Merkezi’nden verilen sarı alarmın her an kırmızıya dönebileceğine dair görüşler mevcut…”

Komşunun televizyonundan gelen sesler yağmura karışıp kayboluyordu. Hava böyleyken dükkana müşteri gelmesi pek olası değildi.

“Haaah,” Lin Jie kapıdan içeri girdikten sonra kapıya asılı tabelanın ‘Açık’ yazan kısmını çevirdi ve yerleştirdi. Bugün, kitap dükkanı için sessiz geçecekti.

Dükkanı açacağına niye uyumuyorsun ki?, muhtemelen yerinde olsa, çoğu insan böyle düşünürdü.

“Peki ya yağmura yakalanmış, şemsiyesi olmadığı için saklanmaya ihtiyaç duyan biri olursa?”

Lin Jie raflardan bir kitap aldıktan sonra tezgaha geçtiği sırada lambalardan birini açtı ve hemen yanına bir havlu koydu. Ardından, henüz demlenmiş çaydan iki bardak alıp tezgahın arkasına kuruldu. Kitapta kaldığı yeri aralarken tezgaha bıraktığı bardaklardan birini, sanki karşısında oturan biri varmış gibi tezgahın diğer ucuna ittirdi.

Kitap ve sıcak bir çay.

İnsanın ruhunu ve vücudunu sıcak tutmak için bunlardan başka bir şeye ihtiyacı yoktu.

Lin Jie kendine yakın duran bardaktan bir yudum alır almaz gülümsedi.

Böyle bir adamdı, nazik kalpli bir romantik. Sıradan bir olmasına rağmen müşterileri onun dürüst ve şifa dolu sözleri seven bir yaşam üstadı olduğunu düşünürdü.

Beklenti duymazsa insan, yaşamanın ne manası var ki?

……

Çat!

Ji Zhixiu, yakaladığı insanın boynunu basit bir hamleyle kırdı ama mücadele henüz sona ermediği için hemen döndü ve çektiği uzun kılıçla bir başka adamın kellesini uçurdu.

“Glurkk…”

Kellesi yere düşen adamın gözleri hala açıktı.

Ji Zhixiu iki cesedi bir kenara ittikten sonra sokaktan çıktı. Arkasında, onu aşkın cesetten oluşan korkunç bir manzara bırakmıştı ama cesetler, ansızın yanmaya başladılar; ta ki onlardan geriye sadece bir avuç kül kalana dek.

Sağanak yağmurun altında yaşanan mücadele böylece sona ermişti.

Mücadele sırasında giydiği resmi, siyah elbiseye sıçrayan kanlar yavaş yavaş akıyor, yağmurun altında asidik buharlara dönüşerek kayboluyordu. Vücut ısısı her geçen saniye arttığı için kanı ve kasları kaynamaya başlamıştı; bunlar, kaç kaburgasının kırıldığını ona söyleyen basit uyarılardı ve onun için sorun değildi.

İşinde usta bir avcı olduğu için bu yaraların iyileşmesi hepi topu bir saat sürecekti.

“Zaman, zamana ihtiyacım var,” diye mırıldanırken başını kaldırıp ileri baktı. Yağmurun ve sis dalgasının arasında, camlarından ışık sızan kitap dükkanını güç bela görebiliyordu. Ardı sıra dizilmiş rafları aydınlatan ışık dışında, sokağın her noktası karanlıktı. Çevrede dükkan yok değildi ama böyle bir havada, sadece kitap dükkanı kepenklerini açmıştı ve kapıda asılı tabelada ‘Açık’ yazıyordu.

Dahası, tam da çıktığı sokağın karşısında duruyordu.

“Bu bir tesadüf mü, yoksa tuzak mı?”

Ama Ji Zhixiu’nin durup düşünecek zamanı yoktu. Onun gibi diğer avcılar keskin burunlarıyla birazdan, kan kokusu almış köpek balıkları gibi etrafına üşüşebilirdi. Bu olmadan önce bir yere saklanmalı ve toparlanmak için zaman kazanmalıydı.

Shing!

Elindeki uzun kılıç garip bir mekanizmanın etkisiyle büküldü, çekildi ve kaşla göz arasında sıradan bir bastona dönüştü. Elinde baston, Ji Zhixiu yağmurun içinde kitapçının kapısını araladı.

İçerisi sakin, sessizdi ve dükkana tezgahın arkasına kurulmuş, kitap okuyan genç bir adam bakıyordu. Gömleği ve pantolonu, aynı dağınık saçları gibi tamamen siyahtı ama cildi epey soluktu. Elinde bir bardak çay, sakince kitap okuyordu.

İlginçtir ki tezgahın diğer ucunda, üstünde dumanlar tüten bir bardak daha vardı ama orada kimse durmuyordu. İçinden bir ses, Ji Zhixiu’ya o bardağın onun için hazırlandığını söylüyordu. Durumu biraz garipseyince hemen dükkanı gözleriyle süzdü.

Dar ve küçüktü.

Sadece raflar değil, yerler bile kitaplarla doluydu. İkinci kata çıkan merdivenin yarısı kitap rafları yüzünden kapalıydı ve camların çoğu tozlu olduğundan ortam kasvetliydi. Bu karanlığın içindeki tek ışık, tezgahın yanında duran lambaydı ve onun önünde oturan genç adam gizemli görünüyordu.

Tezgahta bir havlu bile vardı…

Tıp! Tıp!

Üstü başı sırılsıklam olan kadından yere su damlaları akıyordu. Islak saçı boynuna yapışmıştı ve alçak kesim elbisesi tenini açıkta bırakıyordu.

“Hoş geldiniz,” dedi Lin Jie, yansıyan sarı ışıkta sıcak sıcak parlayan kara gözlerini ona dikerek ve gülümsedikten sonra bardağı Ji Zhixiu’ya uzattı. “Görünüşe göre boş yere beklememişim. Yağmur, bu ufak dükkana güzeller güzeli bir müşteriyi getirmiş.”

Müşteriye iltifat, işinin ehli bir adam için olmazsa olmazdı ama bunun ötesinde, Lin Jie’nin önünde duran kadın gerçek bir güzellikti. Sırılsıklam olmasına rağmen sanki bir heykel gibi oyulmuş hatlara ve loş ışıkta parlayan bembeyaz bir cilde sahipti. Lin Jie beklediğine değdiğini düşünüyordu.

Gördüğüm kadarıyla şöyle güzel bir sohbete ihtiyacı var. Belki bugün yeni bir arkadaş edinebilirim… kim bilir, belki bir müdavimim daha olur?

Bunlar kesinlikle paragöz bir adamın değil, samimi ve iyi niyetli bir adamın zihninde açan düşüncelerdi!

Ji Zhixiu gözlerini kısmış, çay dolu bardağa bakıyordu.

“Beklemiş,” yani bu adam geleceğini biliyordu ve hatta bekliyor muydu?

Yoksa burada başka bir iş mi vardı?

Durum her neyse kesinlikle çok garipti. Tesadüfler ve adamın bilgin tavırları, durumun o kadar da basit olmadığını gösteriyordu.

Saklı Ayin Kulesi mi? Gerçeğin Birliği mi? Walpurgis’le mi alakalı yoksa?

Ji Zhixiu temkini elden bırakmamaya kararlıydı. Parmağını gizlice, bastonun mekanizmasını aktif eden düğmeye götürdü. Genç adam bir hareket yaparsa baston anında keskin bir kılıca dönüşerek kafatasına saplanacaktı.

“Beni mi bekliyordun?” diye dürttü, avcı.

Lin Jie nazik bir gülümsemeyle yanıt verdi, “Evet. Her daim kaderin mucizevi bir edayla işlediğini düşünmüşümdür. Baksanıza, birbirine yabancı iki kişiyi hiç beklemedikleri şekilde bir araya getirdi,” dedikten sonra tezgaha el etti ve mırıldandı. “Havluyu kullanabilirsiniz. Merak etmeyin, yenidir. İsterseniz ısıtıcıyı da açabilirim?”

Ji Zhixiu tereddütle havluyu alırken başını iki yana salladı. “Havlu yeterli.”

Müşterisine biraz yakından bakan Lin Jie, kadının kaşlarını çattığını gördü. Tecrübeleri ona, bu kadının hayatında bir sıkıntıyla boğuştuğunu söylüyordu. Dolayısıyla, boğazını temizledi ve sordu, “Gördüğüm kadarıyla bir sorun yaşamış gibisiniz?”

……