Raspa raspa ras kafana düşecek tas!
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
17. Bölüm İlk Gece (2)
Hugo biraz önce banyo yapmış ve yatak odasına bir bornozla girmişti. Çırılçıplak olan davetsiz misafiri görünce durakladı. Yatak odasına ağır, boğucu bir sessizlik çöktü. Gözlerini kıstı ve genç kadının vücudunu rastgele yukarıdan aşağı süzdü.
Hugo durup dinlenmeden birkaç saat çalıştıktan sonra yorulmuştu, ama anında başının hafiflediğini hissetti. İlk başta ‘Bu kadın kim?’ diye merak etti, sonraki saniye, ‘Ah evet, evlenmiştim’ diye hatırladı. Sonra kadının karısı olması gerektiğini düşündü.
Genç kadının uzun, ince bir boynu ve yuvarlak omuzları vardı, pembe uçları gözüken pürüzsüz göğüsleri tatlı görünüyordu ve ince bir beli vardı, kalçaları ise güzel bir kum saati şeklinde kıvrılmıştı. Yatak odasının ışığı yanıyordu, böylece Dük onun vücudunun her detayını kolayca görebiliyordu.
Ama ne yazık ki, göbek deliğinin hemen altındaki yer masanın arkasına gizlenmişti ve göremiyordu. Ona biraz kenara çekilmesini emretmesi gerekip gerekmediğini merak etti. Bunlar onun düşünceleriydi.
Keskin kırılma sesi odanın sessizliğini bozdu. Lucia olduğu yerde donakalmış ve bardak elinden kayıp anında mermer zemine çarpmıştı. Lucia sıçradı ve gözlerini yere çevirdi. Hareket etmeye çalıştı, ama Dük sertçe karşı çıktı:
“Hareket etme!”
Lucia'nın vücudu yeniden donup kaldı. Kılını bile kıpırdatmadı ve sadece Dük’ün kendisine yaklaşmasını izledi. Refleks olarak geri çekildi, ama adam ona bakmaya devam etti ve o bir kez daha donakaldı. Hugo ona ulaştığında, ellerini onun sırtına ve bacaklarına koyup onu havaya kaldırdı.
Kssh kassh.
Her adımda, cam parçaları Dük’ün terliklerine batıyor ve keskin bir ses çıkarıyordu. Yatağa doğru giden birkaç adım sonsuza kadar sürmüş gibi geldi.
“Herhangi bir yerin yaralandı mı?”
Hugo’nun alçak sesini duyunca Lucia yatakta oturduğunu fark etti.
“H…hayır.”
Lucia başını salladı ve çabucak onun kollarından kaçtı. Hemen battaniyeyi vücuduna doladı ve yüzünü yastığının altına sakladı. Onu tuttuğu yerler sıcaktı ve beyni tamamen durmuştu.
Dük, kadın bir tırtıl gibi battaniyeye doğru kıvrılıp yatağın en uzak köşesine kaçarken keyifli gözlerle izledi.
“Beni çıplak vücudunla karşılıyorsun ve şimdi de masum bir kız gibi mi davranıyorsun?”
Lucia utançtan yerin dibine girecekti ama adamın alaycı sesiyle aklını başına topladı. Dük çok kötü biriydi. Aslında onu korkutup korkutmadığını sorup özür dilemeliydi ama hayır. Lucia başını kaldırıp bağırdı.
“Habersizce içeri girdiniz!”
“Bu benim kabalığımdı. Gelecekte, kapının hemen dışından sana haber vereceğimden emin olabilirsin.”
Lucia, onun şaka mı yaptığından yoksa alay mı ettiğinden emin değildi. Ancak az önceki tepkisi fazla abartılı olmuştu ve kendini yine garip hissetti. Dük sadece onun cam kırıklarından zarar görmesinden endişelenmişti. O olmasaydı, ayağına birçok cam parçası batacaktı.
“…Buraya geleceğinizi hiç düşünmemiştim.”
Yani onu baştan çıkarmak için orada çıplak beklemiyordu. Lucia bu düşüncelerini ifade etmek için dolambaçlı yolu seçmişti.
“Bu benim yatak odam. Elbette sahibi buraya gelecekti.”
“Ama uşak burada uyumamı söyledi. Bana asla sizin yatak odanız olduğunu söylemedi. Çiftlerin bir yatak odasını paylaşmaları ailenizin geleneğinde var mı?”
Hugo belirsiz bir anıyı hatırladı. Jerome henüz hanımın odasının hazırlanmadığı hakkında bir şeyler söylemişti ve o da sadece başını sallayarak onaylamıştı. Evlilik çok ani olmuştu ve burada sadece bir gece kalacaklardı, bu yüzden uşak, hanımını Dük’ün yatak odasına yerleştireceğini söylemişti.
Jerome mükemmeliyetçiydi. Hazırlıkların belirli standartlara uygun olmaması, hiç hazırlık olmamasıyla aynı şeydi. Onlar evlendiklerine göre, bir geceliğine bir yatak odasını paylaşmalarının bir zararı olmayacağını düşünmüştü.
“Böyle gelenekler yok. Bir yerde bir hata var gibi görünüyor.”
“O zaman... Beni yanlış anlamıyorsunuz, değil mi?”
Lucia, Dük’ün kendisini edepsiz bir kadın olarak görüp görmeyeceğinden endişeliydi, ama zaten bu adam bu tür düşüncelerle ilgilenmiyordu bile. Kadınları öyle görmezdi. Ona göre bu dünyada sadece iki tür kadın vardı. Yatmak istediği kadınlar ve yatmak istemediği kadınlar. Kızın edepsiz mi yoksa mütevazı mı olduğuna karar vermenin bir anlamı yoktu.
“Çıplak uyumak hobin mi?”
Lucia o tipte biri gibi görünmüyordu ve öğrendiği bu yeni şey Dük’ü çok eğlendirmişti. Lucia'nın yüzü kızardı ve kibirli gözlerle ona dik dik baktı.
“Hayır. Biraz sıcaklamıştım... “
Genç kadının cevabı bu soğuk odada hiçbir anlam ifade etmiyordu ama şarap dolabının yanındaki boş şarap şişesini fark edince Hugo’nun ağzının kenarı yukarı doğru kıvrıldı.
“Şarap mı içtin?”
“…Evet.”
Lucia sakin bir sesle cevap verdi. Burası onun yatak odasıysa, Lucia sahibinin izni olmadan bir şişe şarap çıkarmıştı.
‘Aa. Neden bunu yaptım?’ Rüyasından uyandıktan sonra ilk kez, Lucia bu anın bir rüya olmasını diliyordu.
“Yatak odamda beni bekleyen sarhoş, çıplak bir kadın… Bu tesadüf çok zekice.”
Dük’ün keyifli sesi Lucia'nın canını sıktı. Sürekli alay etmesi yüzünden keyfi kaçmıştı. ‘Dünyadaki tüm kadınların sana sırılsıklam aşık olacağını mı sanıyorsun?’ Lucia bunu onun yüzüne söylemek istiyordu ama duygularını bastırıp mantık çerçevesinde konuştu.
“Zaten size söylemiştim. Burasının sizin yatak odanız olduğunu bilmiyordum ve buraya geleceğinizi hiç düşünmemiştim. Daha önce kaç tane güzel kız çıplak olarak Ekselanslarını bekledi bilmiyorum ama böyle düşüncelere sahip olsam bile muhtemelen bu dünyada sizin yatağınızda olmaya hakkı olan tek kadın benim. Yani bu sabah sözleşmeyi imzaladıktan sonra.”
Lucia sözlerini bitirdiğinde dilini ısırdı. Çok cesur sözler söylemişti. Ya Dük sessizce oturup bir kadının kendisine karşılık vermesini izlemeyecek olan üstünlük yanlısı bir erkekse? Lucia onun vereceği tepkiden dolayı endişeliydi.
Kont Matin'le birlikte yaşadığında, cevap vermesinin tek yolu ‘Evet’ veya ‘Hayır’dı. Bu sınırın dışına çıkacak başka konuşmalar yapmamışlardı. Karşılık veren ve sitem eden yeni kişiliği Lucia’ye garip geldi.
Dük onun isyanını izledi ve kıkırdadı.
“Düşüncesiz sözlerim seni üzdüyse özür dilerim. Üzgünüm.”
“…”
“Dizlerimin üstüne çökmem gerekir mi?”
“Ah, hayır. Sadece şok oldum… Hiç düşünmemiştim… hayatınızda hiç 'üzgünüm' diyeceğinizi.”
Yine mi? Dük onun kafasını açıp kendisiyle ilgili tüm düşüncelerini tek tek öğrenmek istiyordu. Her birini inceleyip ‘Bu yanlış, ondan kurtul’ diyecekti.
“O kafanda nasıl bir adamım ben? Bunu tüm söylentileri duyduktan sonra mı söylüyorsun?”
“Sizi yargılayan bir söylenti yok. Düşüncelerimi ve hislerimi kendi gördüklerime ve gözlemlediklerime dayandırırım. Özür dilemek yerine başkalarına emir vereceğinizi düşünmüştüm.”
“Böyle iğneleyici bir sözü ilk defa şahsen duyuyorum.”
“İğneleyici sözlerle ne demek istiyorsunuz? Bu sadece benim fikrim. Beni böyle topa tutmayın.”
Lucia’nın ifadesi çok ciddi ve açıktı. İlk görüşmelerinden beri böyleydi. Gözleri dosdoğru ve dürüst bakıyordu, Dük’ün onun mantıksız teklifini dinlemek için zaman ayırmasının nedeni de buydu; şu an içinde bulundukları duruma yol açan şey o gözlerdi.
Hugo fazla düşünmeden vücudunu çevirdi. Onun hareketiyle, Lucia’nın battaniyesi gürültülü bir şekilde zıpladı. ‘Hmm’, Dük kaşlarını kaldırdı. Vücudunu bir kez daha hareket ettirdi ve battaniyesi yine dalgalandı.
‘Üzerine atlayacağımdan mı korkuyor?’ Vahşi avcının önündeki minik hayvan korkudan titriyordu. Karnı tok bir yırtıcı muhtemelen bu küçük hayvana ikinci kez bakmazdı. Eğer o her zaman tok olsaydı, bu küçük hayvanı avlamanın faydalarını görmezdi ama bugün bu küçük hayvan iştahını açmıştı. Ruh hali iyiydi, bu yüzden Dük onun kalkan gibi kullandığı battaniyeyi tuttu ve suşi benzeri figürü çekti.
“Kya!”
Lucia kısa bir çığlık attı ve geniş şilte üzerinde yuvarlandı. Kendine geldiğinde savunmasız ve çıplaktı. Dük onu kollarının arasında sıkıştırmış bakıyordu. Lucia nefesini tuttu. Vücudunun onun ellerine değeceğinden korktu, bu yüzden kılını bile kıpırdatmadı.
“Yatağımda yatma hakkına sahip tek kadın olduğuna inanıyorsan, neden seni ziyaret etmeyeceğimi düşünüyorsun? Ne de olsa bu bizim birlikte ilk gecemiz.”
Büyük olasılıkla, ayrı yatak odaları olsaydı, Dük onun odasına gitmezdi. Lucia, Dük’ün yatağında uyuyor olsaydı, Dük onun vücudundaki tek bir kılına bile dokunmaz, onun yanında uyumazdı.
Nedeni basitti. Sadece böyle şeyler yapmak içinden gelmezdi. Lucia onun hoşlandığı kızlardan çok farklıydı. Dük şehvetli güzellerden hoşlanırdı. Bu yüzden bu genç kadına karşı adeta bağışıklığı vardı. Ama böyle düşündüğünde bile, Dük onun düşüncelerini merak ediyordu. Uzun zamandan beri, bu kadının kafasından neler geçtiğini merak edip duruyordu. Bilmek istiyordu.
Lucia sık sık basit bir şey ele alıp bitmek bilmeyen düşünceleriyle onu çok karmaşık hale getirirdi. Bu, sevginin eşlik ettiği bir evlilik değildi. Lucia erkeklerin imreneceği harika ve çekici bir kadın değildi. Ama her şeyden önce Dük’ün oğlu vardı.
Dük karısının hamile kalmasını istemiyordu ve kanıt olmadan onun çocuk doğuramayacağına asla inanmayacaktı. Ama Lucia hamilelik konusunu gündeme getirmek istemedi. Eğer konuyu açarsa, adam hiç tereddüt etmeden odadan çıkacakmış gibiydi. Lucia onun gitmesini istemiyordu. Anlaşmalı bir evlilik olmasına rağmen, ilk gecesi bile olmayan bir düğün çok zavallıca geliyordu.
“Yarın… Bölgenize gideceğimizi söylemiştiniz…”
Lucia yalan söylememiş olsa da aynı şey sayılırdı, çünkü ondan birçok gerçek saklamıştı. Hugo’nun bakışları onu sorgular gibiydi.
Şu anda çıplak ve savunmasız olduğu gerçeği Lucia’nın zihninde daha da büyüyordu. Vücudunun yavaş yavaş ısındığını hissetti. Lucia kollarıyla göğüslerini kapatarak yavaş yavaş hareket ediyordu. Bu eylemin hiçbir faydası ya da anlamı yoktu, ancak aşağılanmadan muzdarip herhangi bir kadın için refleksif bir eylemdi.
‘Ne kadar farklı bir tepki.’
Dük her zaman kendilerini onun üzerine atan kadınlarla vakit geçirmişti; bu sefer böyle namuslu birini görmek ilginçti. Bu kadının bakire olduğuna hiç şüphe yoktu. Çok masum bir bakire. Dük’ün onun bilerek burada saklandığı ve beklediği şüphesi tamamen ortadan kalktı. Ama diğer taraftan ilgisini de kaybetmişti.
Bakireler uğraştırıcıydı. Vücutlarıyla ne yapacaklarını bilmezlerdi ve bu da eğlenceli değildi. Cinsel arzularını yerine getirmek söz konusu olduğunda onlar Dük için son çareydi. Tecrübeli ve becerikli bir kadınla bir gece geçirmek daha keyifliydi. Ağaçlardan düşecek kadar olgunlaşmış meyvelerin tadı Hugo’nun hoşuna gidiyordu.
Ne yapmalı... Lucia çok korkmuş görünüyordu. Dük’ün aynı şeyleri hissetmeyen bir kadınla yatmaya hiç niyeti yoktu.
“Eğer istemiyorsan, yapmayacağım.”
“Ama ilk gece… Reddetme iznimiz yok.”
İlk gece bir hak ve bir yükümlülüktü. Aslında bu kanunla belirlenmişti. Çok eskiden savaş halindeki iki soylu aile, barış için evlilik bağıyla bir araya gelirdi, bu yüzden bu yasa bir zamanlar gerekliydi.
Şu anda, Krallığın farklı bölgelerinin sınırları belirlenmişti ve nadiren böyle bir olay görülüyordu. Yasanın kalmasının nedeni, gelecekte ihtiyaç duyulacağı bir zamanın gelebilecek olmasıydı. İlk gecelerini birlikte geçirmedikleri kanıtlanabilirse, evlilik iptal edilebilirdi. Bu, bazen bir nedenden dolayı taraflardan birinin vefatı halinde uygulanırdı. Son birkaç yılda sadece bir veya iki kez uygulanmıştı.
‘Yasadan bahsetmek... Bu prenses gerçekten budala.’
“Bu bizim ilk gecemiz olmasaydı, reddeder miydin?”
“Bunu bu geceden sonra düşüneceğim.”
Dük öylesine bir tepki vermişti, ama genç kadının cevabı üzerine kahkahalara boğuldu. Lucia titriyordu ve korkudan solgun görünüyordu ama yine de cesur cevaplar vererek adamı hayal kırıklığına uğratmamıştı. Gerçekten budala mıydı? Yoksa bilerek mi yapıyordu?
“Bana bak, Prenses. Başlarsak, yarı yolda durmak imkansız. Pişman olmayacağında kararlı mısın?”
Lucia'nın rüyasındaki ilk gecesi aklına geldi. Kont Matin, ağır bedeniyle onun üzerine çıkmış ve defalarca zorla içine girmeye çalışmış, ama kaldırmayı başaramamıştı. Sonra da öfkeden deliye dönüp kendinden geçene kadar içmişti.
Adam bütün gece horlamıştı, Lucia da bir yabancıdan farksız o kocanın yanında yatarken korkudan titreyip durmuştu. Lucia’nın durumunun bundan daha kötüye gitmesine imkan yoktu. Olaylara böyle bir açıdan baktığında korkacak hiçbir şeyi yoktu.
“Bu kararlı olmakla halledilecek bir şey değil. Majesteleri ile bir savaş başlatmaya çalışmıyorum.”
Dük bir an sessizliğe gömüldü ve kıkırdadı. Sonra aniden ruh hali 180 derece değişti ve Lucia bir kez daha gergin hissetmeye başladı. Tüyleri ürperdi ve heykel gibi donakaldı. O bir erkekti; böylesine bariz bir gerçeği ancak şimdi fark ediyordu.
Asla gücünü kaybetmeyen ve altında çıplak bir kadın duran bir adam. Bu Lucia’nın direnebileceği bir durum değildi. Dük doğrulup bornozunu çıkardı. Lucia onu gördü ve gözlerini kapadı. Adamın eli kalçalarına değdiğinde nefesini tuttu.
Magnec