Ana karakter harika cidden :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
32. Bölüm Tavuk Budu
Bütün yurt bir sonraki sabah aynı zil sesleri ile uyanmaya başlamıştı. Lin Xi gözlerinin titrediğini hissetti. “Bu gelişim tekniği gerçekten ilginçmiş... Keşke ruh gücümü biraz da hızlı yenilese...” İç geçirerek elini yüzünü yıkamak için kalktı.
Yüzünde yeni günün heyecanı vardı.
Bu ruh geliştirme olayları kendine gerçekten çok ilginç geliyordu.
Dün akşam öğrendiği meditasyon tekniklerini uygulamaya başlamıştı bile. Yaptığı meditasyon sabah ışıkları ile daha yeni bitiyordu.
Ayaklarının uyuşukluğu ve midesinin kazınmasının yanı sıra yaptığı gece meditasyonu adeta bütün benliğini yenilemişti. Sanki on saat uyumuş kadar dinçti. Dün yay testinde kullandığı gücün geldiği çakrasını çok daha belirgin bir şekilde hissediyordu.
Yüzünü yıkayıp kıyafetlerini değiştirdi. İçinden geçen gücü dindirmeye çalıştı. Ne kadar uğraşsa da içinde nehir gibi akan enerji bütün vücudunu dolaşmaya devam etti, geçtiği her noktayı ısıtıyordu.
Büyük ihtimalle kara yay dün topladığı enerjisini içinden almıştı. Lin Xi vakit harcamadan eline dün yatmadan önce yazdığı mektubunu alıp Tang Ke’nin odasının önünden geçti, arkadaşının uyandığından emin oldu.
Bütün öğrenciler yurdun sol kanadındaki kafeteryaya aç kurtlar gibi hücum ettiler. Tang Ke bile ancak yemeğinden bir iki ısırık aldıktan sonra sohbet etmeye başlamıştı.
“Dün gece kapını çaldım ama ses çıkmadı, ben de meditasyon yaptığını düşünerek rahatsız etmeyeyim dedim. Geçen ders geride kaldın ya, aklım takıldı. Eğitimci Tong bir sorun çıktı mı?” Tang Ke elindeki ete dişlerini geçirirken sordu.
Lin Xi cevap veremeden bölümün beş kızı ve Li Kaiyun da ellerinde tepsiler ile iki arkadaşın kahvaltı masasına katıldılar.
Hua Jiyue de elindeki eti ısırdı, soruya katıldı. “İkisi de bir an hislerine hâkim olamadılar herhalde. Ama sergiledikleri hareket doğal olarak eğitimcinin siniri bozuldu. Puan kaybetmediklerine dua etsinler, bir aylık toplumsal hizmet cezasına çarptırıldılar.”
“Öhö… Öhö...” Lin Xi’nin atıştırdığı kek neredeyse boğazına takıldı.
“Hua Jiyue, saçmalama...” Bian Linghan’ın yüzü hafifçe kızardı, sitemli bir şekilde konuştu. “Zaten sadece günlük bir iki saat cezaya çarptırıldık.”
“Soyadının Tong olduğunu nereden biliyorsunuz?” Lin Xi nefesini topladı. Boğazını temizledi.
Hua Jiyue elindeki eti çoktan bitirmişti, “Dün akşam döndüğümüzde siyaset bölümünden bir grupla karşılaştık. Konuşma arasında Eğitimci Tong’un çok katı olduğunu söylediler. Elinden iki puan koparmak bile zor işmiş. Her dönem öğrencilerden puan kesermiş.”
“Neyse, Lin Xi.” Hua Jiyue Lin Xi’ye söyleyeceği bir şeyi anımsamıştı, “O konuştuğumuz öğrenciler bugün akşam yurdumuzda kulüp atamaları yapılacağını söylediler. Fırsatı kaçırmayın dediler.”
Tıpkı eski dünyasındaki gibi bir sistemdi. Lin Xi şaşırmadı bile, tepkisiz bir şekilde yemek yemeye devam etti.
“Şiir kulübü, Kılıç Kulübü, Spor Kulübü, Gizli Harekât Kulübü, her telden bir kulüp var.”
“Gizli harekâtlar, Tuzak ve Teçhizatlar zaten Savunma Sanatı bölümünün ikinci yılında alınan zorunlu dersler değil mi? Gizli Harekât kulübü de neyin nesi? Ya da Spor Klübü?” Lin Xi şaşkınlıkla sordu. Dün akşam yolda kendisi ve Bian Linghan da birkaç tane ruhsal bilimler öğrencisine rastlamışlardı. Onların kaldıkları bina kendi yurtlarının hemen arkasındaydı, siyah renkliydi. İçinde çılgın runiklerin olduğu labirentlerden bahsediliyordu, en az kendi yurtları kadar karışık ve ilginç olmalıydı.
“Genelde o tarz kulüpler konuya özel ilgileri olan öğrencileri toplamak için açılır. Gizli Harekât kulübü ileride suikastçı eğitimi görmeyi planlayanların kendilerini geliştirmelerine yardımcı olması için açıldı. Spor Kulübü ise, isminin aksine, silahsız dövüş sanatları üstüne yoğunlaşıyor.”
“Kulüplere katılmanın puan getirisi yokmuş. Fakat üst sınıftan öğrenciler de olduğu için deneyimlerinden faydalanabiliriz.”
“Tang Ke, ruh geliştiricileri hep bu kadar çok mu yemek yer?”
“Evet, sınır ordularında öğün sırasında acından çatal bıçağını boğazına kaçıran askerler bile olurdu...”
“Acıkıp birbirinizi yediğiniz olur muydu peki?”
“Lin Xi, yemek yiyoruz şurada, öyle şakaların sırası mı...? Önüne gelen herkes geliştirici olamıyor. Nadide bir yetenek.”
“...”
Boş konuşmaların arasında Lin Xi önünde duran beş krepi, üç keki, iki tam ekmeği, dört kuzu bacağını ve bir tabak meyveyi midesine indirmişti.
Bütün yiyecekler özenle seçilmiş ve üretilmiş gibiydi. Eski dünyasındaki organik yemek dedikleri kaliteli andırıyordu.
“Burada verdikleri şeyler sınır ordusundaki öğünlerle boy bile ölçüşemez. Orada kilo almadıysam burada bir şeycik olmaz bana.”
Lin Xi sonunda tıka basa doldurduğu karnının ağrısını kesebildi. Memnuniyetle şişmiş göbeğini ovuşturdu. Eğer işler ters gitmez ise bugün Eğitimci Tong ile iki dersi olacaktı, aç karnına vadiye kadar yürümek istemiyordu.
Lin Xi önlerine sunulan öğünlerin dikkatlice hazırlandığını da fark etmişti. Herkesi yeterince doyuracak kadar yemek koyuluyor, fakat abartmalarına izin verilmiyordu. Kendisi tamamen doymuştu, arkadaşları da yavaşlamıştı, masadaki yemekler ise bitmek üzereydi.
“Lin Xi!”
Tam bu sırada birisi ismini haykırdı. Lin Xi, yakındaki bir masadan Qiu Lu’nun kendisine seslendiğini gördü.
Görünüşe göre kahvaltı masasına yeni oturmuştu. Elindeki tepsi farklı çeşit yemeklerle doluydu. Çekeceği ziyafetin mutluluğu yüzüne yansımıştı. Hızlıca yanına yaklaştı. “Yeşil Kereste Akademisi’nin aç kurdu, Temiz Kalp Haplarımızın harcayıcısı, iki yatkınlıklı kader seçimi öğrencisi, günaydın sana!”
Masanın etrafındaki kimse neden bu kadar özenli bir şekilde Lin Xi’yi selamladığını anlayamamıştı. Lin Xi’ye kibarlık gösterecek en son kişiydi.
Lin Xi tepki bile vermedi. “Günaydın.”
Qui Lu biraz daha farklı bir hareket bekliyordu. “Bakıyorum ortama çoktan alışmışsın? Biz aramızda halen nasıl iki yatkınlığı olan biri kader seçimi yapabildi diye düşünüp duruyoruz da.”
“Qiu Lu, ağzından çıkanlara dikkat et.” Hua Jiyue sitemli bir şekilde öğrenciye tepki verdi, “Lin Xi’nin kader seçimi yapmasına Müdür Yardımcısı ve altı gözetmen beraber karar verdiler. Lin Xi’nin unvanını küçümsemenin onları küçümsemekten farkı yok.”
“Yanlış bir şey mi dedim?” Qiu Lu masumca gülümsedi. “Kader Seçimi öğrencisi olduğunu söyledim işte, bir de yatkınlığı yüzünden kullandığı hapların ziyan olduğunu bilmenizi istedim.”
“Dün sordum da yarından itibaren dövüş vadisine gidebileceğimizi söylediler. Ne dersin, benimle kapışmaya cesaretin var mı?” Qui Lu küçük bir kahkahadan sonra Lin Xi’ye dikkat kesildi.
Lin Xi herhangi bir şey söyleyemeden Tang Ke ayağa kalktı. “Qiu Lu, eğer okulun ilk gününde aldığın haplara ve yatkınlığına o kadar fazla güveniyorsan gel benimle kapış."
“Kader Seçimi öğrencisi kendi onurunu bile koruyamıyor mu yoksa?” Qui Lu pis bir sırıtma ile ortaya dalga geçer bir soru attı. Sesinini özellikle bütün kafeteryaya duyurulmuştu.
“Dışarı bakın, öğrencilerden biri telde kayıyor!” Lin Xi sevinçle çığlık attı, dışarıya doğru işaret etti.
“Nerede?” Herkes pencereden dışarı bakmak için başını çevirdi, fakat bahsedilen öğrenciyi kimse göremedi. Dışarısı sakin bir maviydi. Arada bir kuş uçuyordu o kadar.
“Lin Xi, lan!”
Bir anda Qui Lu telaşla bağırdı.
Gördükleri vaziyete Hua Jiyue ve diğerleri gülmeye başladılar.
Herkes camdan bakarken Lin Xi Qui Lu’nun elindeki tabağı tamamen ceplerine doldurmuştu. Kıyafetinin cepleri poşet poşet yemekle taşıyordu.
Zaten geç gelen öğrenci etrafına baktığında masaların çoktan silip süpürüldüğünü gördü. Ortada bir tek atıştıracak şey yoktu. Kendi üç arkadaşı da tabaklarını bitirmişlerdi. Sadece elindeki kek ile kalmıştı.
“Lin Xi, yemeğimi geri ver!”
Masum rolü yapan öğrenci öfkeden küplere binmeye başladı. Lin Xi’nin yüzündeki gülümsemeye dayanamayıp elini yemek dolu cebine atacaktı ki öğrencilere dövüş vadisi dışında girişimde bulunmanın cezası aklına geldi. Bir anda kaskatı kesildi.
“Lin Xi, şerefsiz herif! Sen bekle hele, eninde sonunda dövüş vadisinde anandan emdiğin sütü burnundan getireceğim ben!” Gencin yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu.
Lin Xi’nin aklı öfkeli öğrenciden neler aşırdığındaydı. Sanırsa aralarda bir yerde tavuk butu görmüştü. ‘Mmmm... Tavuk Buduna da bayılırım...’
Magnec