Hep öyle olur zaten sakin ve samimi adam kızgın ve çekilmez bir eşle evlenir
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
9. Bölüm Eşimin En Yakın Arkadaşı
Zu An tereddüt dahi etmedi. Hemen hapı mideye indirdi ve anında ağzından yayılan bir soğukluğun kafasına, uzuvlarına ve kemiklerine akın ettiğini hissetti.
Akabinde derisinden siyah noktacıklar sızdı. Bu bir saat boyunca devam etti, o noktada Zu An gözlerini açtı. Daha hafif hissetti ve dünya daha da netleşmişti.
Bundan önce fiziksel zayıflığı yüzünden devamlı sırtı ağrıyor, sızlıyordu. Şimdiyse bedeni adeta şarja takılmış gibiydi. Elleri ve ayakları artık soğuk değildi; aksine sıcak ve rahat hissettiriyorlardı, yaşamla dolmuşlardı sanki.
“Demek bu şey gerçekten işe yarıyor ha?” Zu An keyiflendi. Yeteneğinin ne kadar arttığını bilmese de bedenindeki gelişimleri fark etmesi kolaydı.
Keşke bu şeyle başlasaydım. Düşük Ding seviye yeteneğine rağmen Ağlak Kırbacı’nın yedi darbesinden sonra neredeyse formasyonların üçünü doldurabilmişti. İlk bu hapı alsaydı ne olurdu? Muhtemelen beşini doldururdum, değil mi?
Düşük Ding sınıfı, Dünya’daki sıralamaya göre muhtemelen D- olmalıydı. Gerçekten de bok parçasıyım.
Derisini kaplayan siyahlıkları fark etti. İstemsizce koklarken suratında paha biçilemez bir ifade belirdi. Ananın, bu ne koku be! Aceleyle yıkanmaya koştu.
Yıkandıktan sonra uyumak için yatağa döndü. Sadece 44 Öfke puanı kalmıştı, dolayısıyla çoktan ATM’sini nasıl kızdıracağına dair entrikasını kurmuştu ve güzel bir şeyler kazanmayı umuyordu.
Anıları yavaşça birleşmeye devam etti. Chu Klanı imparatorlukta bir düklük iken Ayruşen Şehri onların toprağıydı. Chu Klanı’nın toplam üç çocuğu vardı; en büyük kız Chuyan, ikinci kız Huanzhao ve genç oğul Youzhao.
Bu bedenin önceki sahibine gelirsek, amcası ve teyzesinin yetiştirdiği yetimin tekiydi. Şehrin işe yaramaz hovardasıydı; yakışıklılığı dışında öne çıkan hiçbir yanı yoktu.
Zu An hâlâ neden böyle büyüleyici bir klanın kendisini damat aldığını anlamıyordu. Bir yalan. Bütün bunların ardında bir entrika yatıyor olmalı.
Ancak gizli kozu klavyesini aktifleştirdiğinden artık geleceğinden daha umutluydu. Önceki kadar korkmuyordu. Mutlu düşüncelerin sarhoşluğuyla yavaş yavaş uykuya daldı.
Sonraki günün sabahında. Yarı uykudaydı ama bir gürültüyle aniden uyandı. “Çabuk kalk! Efendi ve Madam Atalar Salonu’nda seni bekliyor!”
“Kapa çeneni… bırak biraz daha uyuyayım…” Zu An daha tam uyanmamıştı. Dün gece yorulmuştu ve epey geç yatmıştı. Kıçını döndü, uyumaya devam etmeye hazırlandı.
Aniden üzerine bir kova dolusu buz gibi su döküldü. Çığlığı basıp doğruldu, tüm uyku mahmurluğu kayboldu.
Gözlerini açınca birkaç klan hizmetkarının kendisine baktığını gördü. Yanlarında bakır kova tutan, pis pis sırıtan genç bir savaşçı vardı.
“Sen. Üstüme su mu döktün?” Zu An genç savaşçıya baktığında anıları yüzeye çıktı. Önündeki kişi Diao Yang’dı ve konaktaki küçük takım kaptanıydı. Diao Yang geçmişte ona sık sık sorun yaratırdı.
“Döktüysem ne olmuş? Kendini gerçekten buranın efendilerinden mi saymaya başladın? Genç hanım sende ne buldu anlamıyorum.” Diao Yang sırıttı.
Zu An anında anladı. Chu Chuyan’ın güzelliği düşünülürse, şüphesiz onu arzulayan bir sürü kişi olmalıydı; kuğuyu gözleyen kurbağalardı bunlar. Büyük ihtimalle Diao Yang da aralarındaydı. Konumlarındaki fark ona asla şans vermeyecek olsa da bu başka bir kurbağanın aşkını elde etmesine kolay kolay izin vereceği anlamına gelmiyordu.
Dur dur dur! Kurbağa ben değilim, o! Bütün ailesi kurbağa değilse ben de namerdim!
Diao Yang, Zu An’ın gözlerindeki alaycı bakışı görünce içindeki öfke körüklendi, “Neden bana bakıyorsun koçum? Ne, saldırmak mı istiyorsun? Sıkıysa vur hadi!” Kafasını öne uzattı. Bu işe yaramaz piç bir kadından bile daha zayıf. Ellerim ve bir bacağım bağlansa bile onu dövebilirim. Aslında, son günlerde eski Zu An’ı epey hırpalamıştı. Eski Zu An’ın doğası ürkekti, zorbalığa uğradığında şikâyet bile etmeye korkuyordu. Bu yüzden Diao Yang’ın tavrı gittikçe küstahlaşmıştı.
Gel gör ki bu sefer yanlış hesaplama yapmıştı. Bu artık aynı Zu An değildi! Ansızın siyah bir bulanıklık belirdi ve tam burnuna yumruğu yedi, peşi sıra da hemen kanlar aktı.
Zu An elini çekti, ardından kafasını iki yana salladı. “Hadi ama, bu dünyanın nesi var? Neden herkes onlara vurmamı istiyor?”
“Seni geberteceğim piç kurusu!” Diao Yang’ın zihni bir anlığına tamamen boşaldı. Bu küçümsediği işe yaramaz ödleğin gerçekten ona vurmasını hiç beklemiyordu. Öfkesi gözünü kör etti, sabresini çekti ve savurmaya hazırladı. Ancak… Dur bi’ saniye, nasıl böyle güçlenmeyi başardı?
Diao Yang’ı başarıyla trollediniz, +537 Öfke!
Tam o anda derin bir ses duyuldu: “Burada neler oluyor?”
Devasa, dağ şeklinde bir adam odaya girdi. Herkes anında saygıyla kafasını eğdi ve selamladı, “Saygılar, Kaptan!”
Zu An bu adamın Chu Klanı’nın muhafız şefi, Yue Shan olduğunu hatırladı. Tam o anda, Diao Yang aceleyle koşturdu ve şikâyet etti. “Kaptan, Atalar Salonu’na gitmesini hatırlatmaya geldik ama kalkmayı reddetti, bir de üstüne bizi dövmek için konumuna bel bağladı! Baksanıza! Burnumu kırdı!”
Zu An sakince gösteriyi izledi. Epey iyi oyunculuk yapıyor. Doğruyla yalanı karıştırmada da etkileyici, vay be.
Yue Shan kaşlarını çattı. Diao Yang’ın kanayan burnuna, akabinde sırılsıklam Zu An’a ve yerdeki bakır kovaya. Bu ipuçlarına bakarak burada nelerin olduğunu az çok anladı.
“Herkes Atalar Salonu’nda beklerken siz burada olay mı çıkarıyorsunuz? Derhal Atalar Salonu’na! Diğer işler bekleyebilir.” Yue Shan homurdandı. Gerçekten de böyle önemsiz konuları sallamıyordu.
Diao Yang’ın kişiliğini de biraz biliyordu ve yediği yumruğu hak ettiğine emindi. Ama tabii ki Zu An’ın tarafını tutma gereği görmedi. Kendisi de bu ürkek damadı küçük görüyordu; Zu An uğruna iş arkadaşlarından birisini kışkırtmanın mantığı yoktu.
Zu An düşündü ve ansızın bir iniltiyle yatağa yığıldı. “Urgh! Kötü yaralandım. Yataktan çıkamam.”
“Yaralandın mı?” Yue Shan bakmak için yakınlaştı. Zu An’ın bedenindeki kırbaç izlerini gördüğünde ifadesi değişti.
Zu An bu kanlı kıyafetlerle yatmayı seçtiği için zekasını alkışladı, “Evet! Dün gece İkinci Hanım beni görmeye geldi ve Ağlak Kırbacı’yla tekrar tekrar saldırdı.”
Herkesin ifadesi değişiverdi. Çoğunun Chu Huanzhao’nun gazabını tattığı belliydi.
Sadece Diao Yang inanmadı, “Saçmalık! Bana vururken epey güçlüydün. Yaralanmış olman mümkün değil.”
Yue Shan konuştu, “Atalar Salonu’ndaki herkes sabırsızlanıyor. İlk oraya gidelim. Tam olarak ne olduğuna gelirsek, yakında her şey ortaya çıkacak. Onu Atalar Salonu’na taşıyın.”
Astlarına sedye bulmalarını emrettikten sonra Diao Yang’a doktora görünmesini söyledi. Beklenmediktir ki Diao Yang ,ne derse desin kesinlikle karşı çıktı. Sadece burnunu bandajladı ve Atalar Salonu’na gitmeye ısrar etti.
Yue Shan arkasını döndüğünde, Diao Yang yaklaştı ve Zu An’ın kulağına fısıldadı, “Küstahlaşma, velet. Yakında Chu Klanı’nın bir üyesi olmayacaksın. O zaman ölümden beter bir yaşam neymiş göstereceğim.”
Zu An’ın kafası karıştı. Neden bu herif böylesine emindi? Gerdek gecesinde Chu Huanzhao’nun yatağına girdiğinden miydi? Ama Chu Chuyan’ın tepkisine bakılırsa Chu Klanı pek umursuyora benzemiyor… ayrıca halihazırda zaten ‘cezalandırıldım’.
Zihnini saran şüphelerle Atalar Salonu’na taşındı. Atalar Salonu son derece büyüktü ve tam ortaya ‘Takdir Salonu’ yazan devasa bir tabela yerleştirilmişti. Her sözcük derin, sağlam kazınmıştı ve ağırbaşlı, görkemli bir aura yayıyordu.
Tabelanın altında ve iki tarafında devasa portreler vardı, hepsinin bir tarafına şiirler yazılıydı. Görünüşe göre bu ikili Chu Klanın’ın önemli atalarındandı. Her portrenin altında tütsü, isim tabletleri ve çeşitli adaklar vardı.
Tütsünün önündeki iki koltukta orta yaşlı bir adam ve bir kadın oturuyordu. Adam sakallıydı ama yüzü yeşim misali parlıyordu. Güleryüzlü, nazik bir bilge havası vardı.
Soylu kadınınsa keskin kaşları, sonbahar yaprakları gibi gözleri ve altın tavuskuşu tokasıyla topuz yaptığı saçları vardı. Tavuskuşunun kuyruğu genişçe açılmıştı, topuzuyla mükemmel uyum içindeydi. Bu ona aristokrat havası katıyordu.
Zu An bu ikisinin Chu Klanı’nın şu anki liderleri olduğunu biliyordu. Patrik Chu Zhongtian ve karısı Qin Wanru. İkilinin bakışları ona döndüğünde, içgüdüsel olarak bir hayranlık ve korku duydu. Bedeninin önceki sahibi kadından o kadar korkuyordu ki şimdi bile bu korkunun bir kısmı bedenindeydi.
Aniden salondaki birkaç adamın belli bir yere gizli gizli baktığını fark etti. Ancak o zaman Chu Chuyan’ın kırmızı kıyafetler ve siyah bir etek giymiş başka bir genç kadının yanında oturduğunu gördü. Bu kadın tek kelimeyle tasvir edilebilirdi; çekici. Oval yüzü yağ gibi yumuşak duruyordu ve badem gözleri resmen konuşma yeteneğine sahipti. Her santiminden kaçınılmaz, çekici bir aura yayıyordu ki gören her adamda en uygunsuz düşünceleri uyandırırdı.
Amanın! Kocaman ne kelime! Zu An’ın bakışları göğsüne kaydı. Herkesin ona bakmasına şaşırmamak lazım!
Kadın bakışlarını hissetmiş gibiydi ama öfkelenmedi; aksine hafif bir gülümseme takındı. Çekici gülümsemesi inanılmaz bulaşıcıydı, görende istemsizce hoş duygular uyandırıyordu.
Anılarına göre bu kadın Chu Chuyan’ın can dostu Pei Mianman’dı. İmparatorluk Şehri’ndeki ünlü Pei Klanı’nın genç hanımıydı. Gezmek için Ayruşen Şehri’ne gelmişti ve Chu Chuyan’la epey yakınlaşmıştı.
Salonda başkaları da vardı ama hepsini çıkaracak zamanı yoktu. Tek söyleyebileceği bazısı kasvetliyken bazısı da başkasının acısından zevk alan gülümsemeler taşıyordu.
Leydi Chu, Pei Mianman’ın göğsüne ne kadar çok kişinin baktığını fark ettiğinde hoşnutsuzlukla dolu bir ifade takındı. Yumuşakça öksürdü, yakındaki Chu Zhongtian’ı da şaşırtmışa benziyordu. Adam aceleyle konuştu, “Zu An, neden buraya getirildiğini biliyor musun?”
“Tabii. Gerdek gecemde baldızımın yatağına girdiğimden.” Zu An yanıtladı.
“Pffffft!” Bastırılmış bir kahkaha duyuldu. Pei Mianman ağzını kapattı, yüzü hafifçe kızardı. Dünyada böyle utanmaz birisi olmasını beklemediği ortadaydı.
Herkes Zu An’a garip garip baktı. Sadece tamamen utanmaz hareket etmekle kalmıyor, Pei Klanı’nın önünde onurlarını da lekeliyordu. Ne şerefsizdi ama!
Patrik Chu konuşma şansı bulamadan Madam Chu öyle öfkelendi ki elindeki fincanı fırlattı, “Şerefsiz! Böyle alçakça bir hareket yapmaktan gurur mu duyuyorsun?” İki kızını her zaman pohpohlamıştı. Şimdi birisi zorbalığa uğramıştı ve bunu yapan kişi açık açık, umursamadan konuşuyordu!
Qin Wanru’yu başarıyla trollediniz, +254 Öfke!
Atalar Salonu sessizleşti. Chu Klanı’ndaki herkes patriğin nazik ve merhametli, matriarkınsa inanılmaz huysuz olduğunu bilirdi.
Magnec