Bölümler çok akıcı. Çok güzel yerde kaldı. Emekleriniz için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
39. Bölüm Göze Almam
“Neler oluyor? Yangın mı çıktı?”
“Yakında su var mı? Çabuk koşun!”
“Neden çıkan duman bu kadar ağır?!”
“...”
Lin Xi, Tang Ke ve Tıp Bölümü öğrencilerinin hepsi sonunda gri akademi binasının girişinde toplanmıştı. Yanlarında gördükleri anda yangına yardım için yetişen insanlar da vardı. Her yer kargaşa içindeydi.
Binaya yaklaştığı anda yüzüne vuran kızgın havadan Lin Xi bir şeylerin normal olmadığını anlayabiliyordu. Ufuktan yükselen pis kokulu, sarı renkli duman bulutu ise cabasıydı.
“Liang Yanzhao, ne oldu?” Her ne kadar tanıdık olmasalar da Lin Xi panik içinde yanında duran öğrenciye sordu.
Liang Yanzhao alnındaki teri sildi. Kendini toparlamaya çalıştı. "Eğitimcilerden bile önce yetişmemize rağmen biz de bu halde bulduk."
“Ne dersi işleyecektiniz ki?”
“Nabız Ölçme.”
“Başladığınızda içeride kaç kişi vardı?”
“Otuzdan çoktuk.”
“Otuzdan çok mu?!”
Gençlerin telaşı arasında büyük bir gürültü yükseldi, girişin önündeki duvarın ikinci katı şiddetli bir şekilde parçalara ayrılmıştı. Fırlayan tahtaların, toz ve dumanın içinden elinde iki öğrenci ile siyah bir figür dışarı sıçradı.
Ufak fakat yapılı duran eğitimcileriydi. Saç telleri hafiften yanmıştı. Soğukkanlılığını koruyarak öğrencileri yere bıraktı. "İçerde altı kişi daha var, ben geri dönüyorum, siz ikiniz, sağ ve sol girişlerden bana yardım edin!"
Güm!
Adam sözünü bitirdiği gibi mancınıktan atılmış bir kaya şeklinde yerinden fırladı. Açtığı delikten içeriye uçarak kayboldu.
Lin Xi'nin grubunun ardından içeri giren siyah giyinimli eğitimciler çoktan emirlerini almışlardı bile. İkisi de kendi taraflarına ayrılarak gözden kayboldular.
İçeride kükreyen alevleri rüzgar saldırıları ile hızla delerek geçen eğitimcileri görmek halen mümkündü.
Gözden kaybolana kadar bütün yeni öğrenciler eğitimcilerini izlediler. Önlerindeki sahne içlerindeki korkuyu biraz olsun gideriyordu.
Liang Yanzhao'nun dediklerine göre daha dersler başlamamıştı. Doğal olarak çıkan yangına hakim olacak yetkili kimse de yoktu. Fakat içerideki altı öğrenci olay düşünüldüğünde kafa karıştırıyordu.
Lin Xi Eğitimci Tong'un verdiği öğütlerden birini hatırladı; Yeni öğrencilerin eğitimcilere kıyasla savaş alanında çil yavrusundan farkı olmadığını söylemişti. Altı öğrenciyi taşımak üç eğitimci için sorun olmasa gerekti değil mi?
Zaman geçtikçe alevler daha da körükleniyor gibiydi. Çıkan dumanın kokusu da git gide ağırlaşmıştı.
Fakat alevlerin içinden halen rüzgar sesleri yükseliyordu.
15 dakika sonra üç eğitimci birlikte ikinci kattan sıçrayarak öğrencilerin önünde belirdiler.
Biri kocaman bir kaya gibi önlerine iniverdi, diğeri ise süzülen bir yaprak gibi. Sonuncusu ise yayından çıkmış bir oka benziyordu... Üçü de rahatça iniş yapmışlardı fakat bir sıkıntı olduğu yüzlerinden okunuyordu.
Lin Xi nefesini tuttu. Sorunu az çok anlamıştı sanki.
Kendisine yardım etmesini istediği eğitimciler ellerinde iki öğrenci ile dışarı çıkarken kaya gibi yere düşen adamın elinde sadece bir öğrenci vardı. Aralarından bir öğrenci eksikti.
Belki de halen içerideydi.
Bütün eğitimciler ellerindeki öğrencileri kibarca yere indirip tekrar içeri dalmaya hazırlandılar.
“Bana bırakın.” Ağır bir ses geldi. Lin Xi sesi takip ettiğinde siyah giyinimli bir kadına ait olduğunu gördü.
Saçı hafif dağınık bir kadındı. Gözü bir yerden ısırıyordu. Giriş sınavında yanlarında bulunan kadının kendisiydi, elindeki siyah kitabı hiç bırakmayan kadın.
Yine aynı havada elinde bir parşömen kağıdı vardı. Kaşları çattı, derisinin beyazlığı uzun zamandır güneşe çıkmadığını açıkça gösteriyordu. Kadının emri ile üç eğitimci de konuşmayı kesti, başlarını eğdiler.
Eğitimcilerinin yolundan çekilmesi ile kitap kurdu gibi duran kadının vücudu altın rengi ile kaplanmaya başladı. Olduğu yerde bir saniye kendini toparlayarak içeri fırladı. Bir anda gözden kaybolmuştu.
Uzaktan bir sürü akademi görevlisinin buraya yaklaştığı görülebiliyordu.
“Neler oluyor?” Kafasında bir tel saç kalmamış bir yaşlı hızlıca öğrencilere yetişti. Telaşlı gözlerle herkese bakmaya başladı.
“Yangın çıktı. Öğrencilerden biri halen içeride. Doçent Doktor An de." Geride kalan üç eğitimci sakince durumu özetlediler.
“Doçent Doktor An… O kadın nasıl doçent olur?”
Lin Xi söylenilenlere anlam verememişti. İçeri koşan kadın en fazla 27 belki 28 yaşında duruyordu, akademinin en kıdemsiz eğitimcilerinden bile açık ara gençti...
Kel adam da doçent doktorun içeride olduğunu öğrendiğinde biraz rahatlamış gibiydi. Alnından akan teri koluna sildi. Nefes nefese kalmıştı.
Yangının hiddeti çok uzaklardan dahi görülmeye başlanmıştı. Gökyüzünü kırmızı ve siyah renklerle kapatıyordu. Etrafta metalden yapılmamış ne varsa küle çevrilmişti bile. Artık ateşi söndürmenin pek de bir gereği kalmayacak gibiydi.
Güm!
Alevlerin sıçradığı küçük bir bina aniden çöktü, içinden sayısız odun parçası alevler içinde fırladı.
Doçent An halen ortalıkta yoktu.
Saat ilerledikçe herkes gerilmeye başladı.
Ka!
Lin Xi'nin dersliğinin bulunduğu katın sol tarafında bir delik açıldı. İçinden Doçent An fırlamıştı.
Üstündeki kıyafetin kolları tamamen yanmıştı. Fakat kendi derisinde yara izi yoktu. Sanki kıyafeti tutuşmaya başladığı anda hızlıca yırtılmış gibiydi.
Lin Xi ancak Doçent yere iniş yaptığında açığa çıkmış koluna bağlı kılıcı fark edebildi. Göz kamaştırıcı bir ışıltı ile ilgisini çekmemesi mümkün değildi. Saçının doğal hali, hafiften solgun derisi, zarif duruşu ile inanılmaz bir güzelliği vardı.
Diğer elinde ise kırmızı giysili bir öğrenci taşıyordu.
Doğal Sanatlar Bölümü öğrencisiydi. Şekli Lin Xi'den bile cılız duruyordu. Yüzünün yarısı ise simsiyah olmuştu. Baygındı galiba.
“Yapabileceğim bir şey yoktu... Yanlış tarafa kaçmış... Masanın altında saklanırken bulduğumda artık çok geçti..."
Konuşması tıpkı paragraf satırları gibi monotondu. Sesinde sadece bastırılmış bir hüzün ve kaygı vardı. Kaybettikleri öğrenciyi akademi personellerine teslim ederken dahi hareketlerinde bir can sıkıntısı sezmek mümkündü.
Yeni öğrencilerin hepsi de sevinmeye hazırlanırken bir anda donup kaldılar.
Lin Xi gencin cansız vücuduna baktı.
Tanıdığı biri değildi. Kendisi hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Fakat Lin Xi ile aynı yaşta duruyordu. Kendisi gibi gençti.
Akademide gençliğini harcayıp kendini geliştirmek için büyük ümitlerle gelmiş düzinelerce gençten sadece bir tanesi... Can alınması kolay fakat verilmesi kabullenilemez bir şeydi...
Lin Xi ne yapması gerektiğini biliyordu.
“Doçent An.” Herkesin arasından kendini göstererek Lin Xi ileri yürüdü. "Onu masanın altında saklanırken mi buldunuz?"
"Anlamadım?" Doçent bir saniye baktıktan sonra başını salladı. En azından kendisine sorulan garip sorunun cevabını biliyordu.
Hiç kimseye aldırış etmeden Lin Xi bağırdı: "Geri Dön!"
…
Lin Xi, Meng Bai ve diğerleri çıkan yangını izliyorlardı.
Orta yaşlı adam ikinci katın duvarını parçalayarak kendini kaya gibi yere attı. Elinde iki öğrenci taşıyordu.
Bu sefer diğer öğrenciler gibi adamın inişini izlemektense Lin Xi kimseye aldırış etmeden içeri koştu.
“Lin Xi, nereye gidiyorsun?!”
Doçent An ve diğer eğitimciler yangına yetiştiklerinde arkadaşları için endişelen öğrenciler ve öfke ile karışık endişe yaşayan eğitimciler ile karşılaştılar.
Magnec