Ne çabuk kız düşürdün be :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
29. Bölüm Yelokuyucular
Demek ruh gücü dedikleri şey böyle bir hismiş.
Gözlerini açtığı anda fiziksel dünyada bıraktığı açlığı Lin Xi’nin karnını bıçaklamaya başladı.
Sanki sadece karnı değil bağırsaklarına kadar açtı, bütün vücudu bomboş hissediyordu. Açlıktan kıvranıyordu.
Aklında beliren yeşil rulet artık yerini sabitlemişti. Üstündeki altın, sıcak parıltı ise sarı bir nehre dönüşmüştü. Yanından akıp gidiyordu.
Uykuya dalan öğrenciler haricinde herkesin yüzünde de Lin Xi gibi bir şok ifadesi vardı.
Özellikle de Tang Ke’nin yüzünde.
Akademileri şan ve şöhretini imparatorluğun her bir yanına duyurmuştu. Yeşil Kereste Akademisi’ne giriş yaparken ne kadar emin ellerde olacaklarını bütün öğrenciler biliyordu. Fakat ilk dersten böyle bir deneyim yaşayacakları kimsenin aklının ucundan geçmemişti. Kullandıkları hap çok bilinen fakat etrafta bulunamayan tarzdan bir haptı. Sadece bir doz ile akıllarının açıldığını hissetmişlerdi!
“Sen, şu oku germeyi dene bakalım.”
Tek gözlü öğretmen simsiyah ve büyükçe bir oku Lin Xi’nin eline tutuşturdu.
Acından ölmek üzere olan Lin Xi düşünmeden oku kavradı, fakat gerisini getirmedi. O kadar öğrenci arasından seçilecek adam mı kalmamıştı...
Kavradığında yayın tahtadan yapıldığı anlaşılıyordu. Fakat üstündeki işlemeler o kadar detaylı ve özenli yapılmıştı ki dokunmayana metalden sandırırdı. Yayın iki ucunda ejder başları vardı. Yayın kara rengi ışığı hapsediyordu neredeyse.
Lin Xi’nin yüzü acı bir gülümseme ile işine devam etti. Yayın kendisi ağır değildi, fakat ne kadar uğraşsa da sadece iki parmak kadar gerebiliyordu.
Tam bu sırada aklında biriktirdiği enerji dışa vuruldu. Kolunda birikti. Hafiften gerilen yay titreyerek altın bir renk süzmeye başladı.
Ah!
Lin Xi hafif bir acı sesi ile inledi.
İçinden çıkan enerji ile kolunda bir baskı oluşuyordu. Yayın telini kavradıkça bu telin de bir hayvandan yapıldığını ve üstüne işlenmiş minik desenleri fark etti. Fakat yayı daha uzağa geremiyordu.
“Merak etme. Hissettiğin enerji haplar ve meditasyon ile tekrar ve tekrar eline geçecek. Tabii bu arada ruh gücün de bu seviyeye alışmaya başlayacak. Tıpkı spor yaptıktan sonra kaslarımızın gelişmesi fakat vücutlarımızın değişmemesi gibi.” Lin Xi’nin tepkisi soğuk adamın yüzüne bir yumuşaklık bırakmış gibiydi. Lin Xi’nin elinden aldığı yayı Li Kaiyun’a uzattı. “Sen dene.”
Li Kaiyun denilene uyarak tüm gücü ile yayı gerdi.
Kara yay sırayla Li Kaiyun, Tang Ke ve bütün diğer öğrencilerin elinden geçti.
Uyuyakalmış öğrenciler hariç bütün diğerleri yayı Lin Xi’den daha uzağa germeyi başarmıştı. Özellikle Tang Ke’nin performansı etkileyiciydi. Yayı yarısına kadar çekmeyi başarmıştı.
Ayrıca diğerleri gerdikleri zaman yayın tellerinde çıkan altın süzme Lin Xi’nin elinde çıkarttığından çok daha parlak oluyordu.
Öğretmenleri halen Lin Xi’ye bakıyordu. Ok elden ele geçerken iç geçirdi. “Sonuçta kader seçimi öğrencisi... Tabii ki yetenekli olacak... Daha önce hiç ruh geliştirmesi yapmadan rekor sürede meditasyon yapmayı başardın. Ah bir de yatkınlığın iki olmasa... Gerçekten senden iyi adam olurdu.”
Siyah yay etrafta dolaşmaya devam etti. Hua Jiyue'nin yanında duran Bian Linghan'ın eline geçti.
Qiantang’lı genç kız tüm yeni öğrenciler arasında en zayıf duranlarıydı. O da yayın kirişini ancak Lin Xi kadar uzağa gerebildi.
Aniden eğitimcilerinin tek gözünden de aynı altın ışık bir saniyeliğine parıldadı.
Kara yay Bian Linghan’ın elinde diğer öğrencilerin hepsinden daha fazla parlamıştı. Fakat sadece Lin Xi kadar uzağa gerebiliyordu.
Bütün öğrenciler sırasını geçirene kadar tepki vermedi.
“Bian Linghan.” Grup seyahat tellerine yaklaştıklarında eğitimci sesini yükseltti. “Hepinize tüm gücünüzle çekmenizi söylemiştim. Sen neden öyle yapmadın?”
Bian Linghan’ın yüzün rengi bir anda attı. Ağzını açtı fakat hiçbir ses çıkartamadı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra suçlu bir şekilde başını öne eğdi.
“Senden de güçsüz olduğunu düşünmesini istemedin ha? Eğer Yelokuyucu olmak istiyorsan, önünde uzun bir yol var...” Kızın gözleri ister istemez Lin Xi’ye doğru yöneldi. Öğretmen genç kızın aklından neler geçtiğini bir çırpıda anlamıştı.
“Daha buraya geleli bir hafta olmadı ama kendine hayran toplamışsın bile. Kader Öğrencisi... Ayağını denk al.” Eğitimci genç kızın yolunu kesti, gruba ilerlemelerini işaret etti. “Seninle bir konuşalım. Geriye kalanlar derhal yurtlarına dönsün.”
“Sen de dahil.”
Lin Xi kendi grubunu takip etmeyi planlamıyordu. Eğitimci biraz şaşırmıştı.
Lin Xi saygılı bir şekilde başını eğdi. “Efendim, Bian Linghan belki de talimatlarınızı tam duymamıştır, lütfen çok ağır bir ceza vermeyin.”
Eğitimci kaskatı bir halde Lin Xi’yi süzdü. “Bana işimi mi öğretmeye çalışıyorsun?”
Lin Xi hızlıca başını salladı. “Cüret etmem. Sadece Bian Linghan konuşamadığı için size hata yaptığını söyleyemiyor. Bir daha yapmayacak sizi temin ederim.”
“Yeter!” Tek gözlü eğitmen öfke ile fırladı. “Sence neden bütün gücünü kullanmadığını bilmiyor muyum?”
Lin Xi bir saniye durdu. Sadece zamanı döndürme gücü yüzünden geride kalmaya cüret etmişti aslında. ‘Sahi, neden?’ diye düşünmeden edemedi. Sessizliği eğitmeni daha da sinirlendirmiş gibiydi.
“Senin için yaptı… eğer burayı terk etmezsen ikinizden de iki puan düşüreceğim.”
“Benim için mi?” Lin Xi iyice şaşırdı. Kafasını çalıştırmaya başladı. Cezaya Lin Xi burayı terk etmez ise mi çarptırılıyordu...? “Efendim, ben onu cezalandıracağınızı sanmıştım da?”
“Konuşalım dedim, cezalandıracağımı kim söyledi?” Adam öfkeli bir şekilde döndü, fakat Lin Xi’nin saf gözlerine baktığında pek de kızamadığını fark etti.
Lin Xi güldü ve tekrar saygı ile eğildi. “Bu aptal öğrencinizi mazur görün efendim. Ben olayı çok yanlış anlamışım o zaman.”
“Akademinin kader seçimi öğrencisine aptal demek sınavı yapan eğitimcilere kör demek gibi bir şey olur.” Eğitimci elini sallayarak aralarındaki konuşmayı izleyen öğrenci grubuna ‘defolun’ işareti etti. Hemen ardından ise şaşırtıcı bir şekilde genç kızın yanına işaret etti. “Madem onu korumak için bu kadar çabaya girdin, bu seferlik paçayı kurtardın. Otur şöyle.”
Lin Xi yüzü kıpkırmızı olmuş öğrencinin yanına oturdu.
“Sen doğal bir Yelokuyucusun.” Eğitimci genç kıza bakarak konuşmaya başladı.
Bian Linghan ve Lin Xi anlamayarak birbirlerine baktılar.
“Yelokuyucu da neyin nesi?” Lin Xi kafasını kaşıdı.
“Ok yaydan çıktığında rüzgârın onu nereye götüreceğini saptamak kolay olmaz. Bu yeteneğini geliştirmeye yatkın olanlar imparatorluğun en iyi nişancıları olur. Neredeyse rüzgâr ve yeller ile konuşur, oku nereye götürmesi gerektiği ile anlaşırlar. Bu insanlara Yelokuyucu denir. Yelokuyucular genelde Rüzgartüyü Runikleri ’ne ve yaylara ilgi duyarlar. Tıpkı arkadaşının giriş sınavında yaptığı gibi.” Eğitimci kara yayı okşadı. “Savaşta düşmanın kalbine en büyük korkuyu Yelokuyucular salar. Kendini en savunmasız hissettirirler.”
“Galiba rüzgartüyü runikleri ne diye de soracaksın şimdi.” Lin Xi masumca kafa salladı. “En çok ok ve yay yapımında kullandığımız runiklerimizdir. Atılan okun gücünü ayarlamamıza yarayacak silahlar üretir. Hızını, deliş gücünü ve ivmesini. Yelokuyucuların ruh gücünü bu materyalden yapılmış silahlarda kullanması çok daha kolay olur.”
“Bu yüzden mi arkadaşımızla konuşmak istediniz? Bu yüzden mi oku bizlere gerdirdiniz? Hangimizden korkunç okçular olabilir diye mi gözlüyordunuz?” Lin Xi’nin sonunda kafası bastı.
“Sırf o yüzden değil.” Adam Lin Xi’ye sakince bakındı. “Bu günkü etkinliğimiz ayrıca vücutlarınızın tıbbi ruh ilaçlarına yatkınlığını da ölçtü.”
Magnec