Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

1. Bölüm Giriş

Çevirmen: Odysseia / Editor: T4icho

 

Geyikboynuzu Kasabası’nın Güneyinde yer alan çat pat bakımlı kemerli geçit 230. Yılını geride bırakıyordu. Üstüne büyükçe yazılmış ‘Mevsim Rüzgâr ve Yağmurları’, boyaları gibi silinip gidiyor idi. Taşlarının çatlaklarından fışkıran farklı boyutlarda pelin otları, şimdi sararan bitkilerin yerlerini hevesle alıyorlardı.

Sabahın erken güneşi ışıltısını sadece bu otlarla paylaşmıyordu, Lin Xi’nin vücudunu da kibarca okşamaya başlamıştı bile. Alaca ortamı delip geçen güneş süzmeleri yüzüne vurdukça daha ancak 17 ya da 18’inde olabilecek bu yakışıklı gencin tembel bakışlarına çeldirici bir bilgelik düşürüyordu.

Hemen yanında kendisinden bir iki yaş küçük, narin biçimli genç bir kadın vardı. Saçı iki topuz idi. Yapısındaki cılızlığı ise gözlerini olduğundan çok daha büyük gösteriyordu.

Bu genç ve güzel hanım Geyikboynuzu Kasabasından değildi. Nereden geldiği bilinmiyordu, ama çoktan Lin Xi’yi kendisi ile ilgili soru yağmuruna tutmuştu bile. Lin Xi de bu genç kızı daha önce hiç görmemişti. Fakat, yanında bulunduğu süre boyunca kızın yüzünden o ciddi ifade hiç eksilmemişti. Hareketlerinde bir parça bile çocuk havası yoktu.

“Nasıl açıklayabilirim bilmiyorum... Sadece yorulmuştum...” Kızın tavrı Lin Xi’yi de ciddi bir havaya sokmuştu.

“Peki.” Genç güzel kafasını salladı ve ifadesiz bir şekilde başka bir soru yöneltti, “O zaman neden burada boynunu germiş şekilde dikiliyorsun? Bu kemer altının nesi o kadar ilginç?”

“Burasını hoş bulduğum için falan değil zaten...” Lin Xi kafasını salladı. Eli ile kemerin üstüne işaret etti. “Şuradaki kuş yuvası düşecek gibi duruyor. İçinde iki tane kuş yavrusu var, yakalayabilir miyim diye düşünüyordum sadece. Küçük kardeşim böyle hediyelerden hoşlanır da.”

Garip bir durum idi. Kendinden daha genç biri başına öğretmen dikilmiş, her cevabına başka bir soru yetiştiriyordu. Ama iki tarafın da bu gariplikten haberi yok gibiydi sanki.

Lin Xi’nin cevabını duyduktan sonra güzel genç aniden sorularını kesmeye karar verdi. Tekrar kafa salladı ve Lin Xi’ye elveda edip kemerin altından geçti. Üç sokak ilerledikten sonra Geyikboynuzu Kasabası’na giden taş yolun üstüne bırakılmış faytona yöneldi.

On beş- On altı yaşlarında olan güzel genç taşıtın üstünde tek başınaydı. En öne oturup dizginleri kavradı ve aracı çeken iki yaşlı gri atı ilerletmeye başladı. Hareketleri eğitimli ve alışkındı, ilk kez şoförlük yapmadığı belliydi.

“İstediğin her şeyi öğrenebildin mi?” Soğuk ve sert bir kadın sesi faytonun yoldaki sessizliğini delip geçti.

“İsmi Lin Xi, Kasabanın batısında dükkânı olan Lin ailesinin oğlu, yakında on sekizine basacak. Kendisinden yedi yaş küçük bir kız kardeşi var.” Güzel genç konuştuğu yöne bakmak yerine elindeki işe odaklandı. Tıpkı az önceki sorgulaması gibi şimdi de ciddiyetini elinden düşürmemekte özen gösteriyordu. Sert sözlerin sorduğu soru çoktan cevabını almıştı, ama genç kız devam etti; “Buradakiler ona hep İkinci Genç Usta Lin derler.”

“Oh? Nedenmiş o?” Perdenin arkasındaki ses meraklanmıştı.

“Çünkü genelde ağzından garip şeyler çıkar. Ayrıca anlaşılan insanlara ‘ikinci’ demeyi huy edinmiş. Halk kafasında bir sorun olduğunu düşünüyor, yıllar önce geçirdiği ağır soğuk algınlığı yüzünden olabilir diyorlar. Bu yüzden İkinci Genç Usta Lin diye hitap ediliyor.” Genç güzel cevabını verirken kafasını biraz sese çevirdi.

Perdenin arkasındaki ses sorusunu yöneltmeden önce biraz bekledi. “Sence zihninde bir sorun var mı?”

“Konuşması akıcıydı, zihinsel bir problemi olduğunu sanmıyorum, ama gerçekten garip şeyler söylüyordu.” Konuşması ilerledikçe genç güzelin kaşları da hafifçe çattı, “Bir iki soru sorduktan sonra bana nüfus sayımı ya da vergi kontrolü için mi geldiğimi sordu, neden bu kadar soru sorduğumu bilmek istedi. Nüfus sayımının ve verginin ne olduğunu sorduğumda da açıklasa bile anlayamayacağımı söyledi. Orada öyle dikilmesinin sebebini sorduğumda ise kemerin üstünde düşmek üzere olan bir kuş yuvası olduğunu, eğer düşerse yakalayıp içindeki iki yavru kuşu kız kardeşine hediye etmek istediğini söyledi. Fakat bahsettiği yuva saçakların arasında gayet sağlam duruyordu. Belki biraz çıkıktı, ama fırtınanın bile devirebileceği tarzdan bir şey değildi. En önemlisi ise içindeki yavruları yuvanın altından dahi görmek mümkün değildi.”

“Eğer sen bile bir çıkarım yapamıyorsan işimiz var demektir...” Bu sefer içeriden gelen soğuk ses uzunca bekledi. Fayton Geyikboynuzu Kasabası’nın yanına yaklaştığında tekrar konuşmaya başladı. “Fakat, Yeşil Kereste Akademisi’nin böyle düşüneceğini sanmıyorum.”

Genç güzelin kaşları daha da çattı, sesinin ciddiyeti de aynı derecede artmış gibiydi. “Leydimin demek istediklerini pek anlayamadım.”

“Geyikboynuzu Şehri’nin doğusundaki devlet binasının önünden geçerken Li Xiping’e onu Yeşil Kereste Akademisi’ne yazdırılması için gereken her şeyi yapmasını söyleyelim. Eğer elimizi çabuk tutarsak bu döneme halen yetişebiliriz.”

“Onu Yeşil Kereste Akademisi’nin giriş sınavlarına mı aday göstereceksiniz?” Genç güzel de bir süre sessizliğini korudu. “Neden?”

“Aslında düşününce gerçekten komik bir sebep. Ben küçükken büyük babam bana hep birinden bahsetmişti, bu kişi kendi zamanında hava açıkken ‘Rüzgarlar arttı, yağmur ve fırtına geliyor, herkes sımsıkı giyinsin!’  Gibi laflar edermiş.” Perdenin ardındaki ses biraz daha rahatlamıştı. Sanki anılarını anımsamak hoşuna gitmişti. Yüzünün köşelerinde küçük bir tebessüm var gibiydi.

“Müdür Zhang’den mi bahsediyorsunuz?” Genç güzel geriye dönüp bakmadı, ama tüylerinin ürpertisini yine de belli etti.

“Büyük babam başka kimi ağzından düşürmez ki zaten?” Perdenin ardındaki kadının sesi tekrar eski soğukluğuna döndü. “Li Xiping’i bulduğunda Zhang Zhendong’un icabına doğru düzgün bakmasını söyle. Normal bir aileden gelmiş basit bir şehir gözetmeni olarak görünebilir, ama yedi tane evi var. Ejder Yılanı Vadisi’nin sınırındaki orduya katıldığından emin ol. Eğer üç yıl görevden canlı dönebilirse, kendisini alırız.”

“Başka yapılmasını istediğiniz bir şey var mı?” Genç güzel dizginleri narince sallarken kafa salladı.

“Li Xiping zaten altı yıldır sınır ordusunda yer alıyor, 13 yıldır da şehir gözetmenliği yaptı. Yaşının ve deneyiminin getirdiği kıvrak zekâyı sen daha anlayamayacak kadar gençsin. Daha fazla söze gerek yok.” Perdenin ardındaki kadın soğukça kahkaha attı. Söylediği laflar kendisinde başka bir şeyler çağrıştırmış gibiydi, fakat kaldığı yerden devam etti, “Ama ona söyle, bu Lin ‘İkinci’ şahsının benim tarafımdan aday gösterildiğinin bilinmesini istemiyorum.”

Faytonun tekerleri hafif bir tıkırtı ile taşlı yolda ilerlemeye devam etti. Araç kasabanın bilindik sarı ağaçlarının altında oynayan çocukların dikkatini çekmiş gibiydi. Gençler oyunlarını bırakmış, meraklı gözlerle Geyikboynuzu Kasabası’nın çıkışındaki tepeyi aşan faytonu gözden kayboluncaya dek izlediler.

“Demek bu dünyada halen ustalar varmış...” Lin Xi ‘Mevsim Rüzgâr ve Yağmurları’ kemerinin altında durmaya devam etti, Geyikboynuzu Kasabası’nın ünlü İkinci Genç Ustası’nın yüzünde garip bir ifade vardı. Dalgın bakışlar içinde anlını üstünde yara varmışçasına ovuşturup duruyordu.

“Zamanı geldi.” Bir anda bütün ifadesi ciddileşti. Elbisesinin kenarını kıvırıp bir cep oluşturdu ve kafasını kaldırdı, tepesindeki kemere odaklanmaya başladı.

Ka!

Garip hareketlerini bitirdiği anda, belki uzun zamandır yağmur yağmadığı için, belki de taşların arasından fışkıran otların zaman içinde yapıtı yuvasından oynattığı içindir, olduğu yerde duran kemer geçidinin kalasları bir anda inleyerek eğrildi.

Sanki ne olacağını önceden bilirmişçesine, içinde panikle cikleyen yavruların olduğu yuvaya Lin Xi uzanarak yumuşakça kavradı.

Geyikboynuzu Kasabası’nın hoş sabahları zaten kendisini keyifli yapardı, şimdi ise yüzünde silinemez bir tebessüm oluşmuştu. Elindeki kuş yuvası ile kasabanın taş yolunu tutan gencin adımları yavaş yavaş yılların yükünü omzunda taşıyan taşıt yollarına saptı. Memnun adımları da kendi mutluluğuna ve hevesini kabartıyordu.

“Aiyou… daha yavaş koş, düşme dikkat et!”

“Şu İkinci Lin yok mu… Kocaman adam oldu, ama halen yuvaları aşırıyor.”

“Of, bilmez miyim? Kuşlarla oynayacak yaşı geçti artık.”

“...” Lin Xi’nin göl kenarında çamaşır yıkayan kocakarılardan duyduğu ‘kuşlarla oynama’ lafının kendinde hissettirdiği rahatsızlığı atması için Geyikboynuzu Kasabası’nın kuzeyinde iki küçük aslan heykeli olan beyaz duvarlı avluya ulaşana kadar koşması gerekti.  Nefesini toplamaya çalışırken genç adam göğsünü gerdi ve adeta başarılı bir savaştan dönmüş bir general gibi avlunun kırmızı kapısını açarak kendini içeri attı. “Kardeşim, gel bak sana neler getirdim!”

“Abi, neler getirdin?!”

İnce sesin sahibi koşarak avluya iniverdi. İki katlı ceket giymiş küçük bir kız idi.

11-12 yaşlarında duran küçük kız şirindi, kaşları adeta kalemle çizilmiş, saçları ise at kuyruğu yapılmıştı, gözleri parlak ve ışıltılıydı. Pamuk gibi bembeyaz olan yüzünün üstünde görenin yüzünü güldürecek bir mürekkep kalıntısı vardı. “Ah… Kuşçuklar! Ah! İki tane küçük kuşçuk!” Küçük kızın sevinci bakıldığında anlaşılıyordu. Sanki bir rüyadan uyanırmışçasına kız mutluluğunu sevinç çığlıkları atarak ifade etti.

“Lin Xi!”

Yüzünde öfke ve endişe ile orta yaşlı bir kadın hızlı adımlarla yaklaştı. Bu kadının yüzü gözünün kenarlarındaki kırışıklıklara rağmen Lin Xi ve küçük kızı andırıyordu. Geyikboynuzu Kasabası’na kıyasla bu kadının hareketlerinde zarif bir ifade vardı.

“Anne, yuva Mevsim Rüzgâr ve Yağmurları kemer altından düştü, bulmak için sağa sola tırmanmadım. Zaten öyle olsa kıyafetlerimden de belli olurdu.” Lin Xi bu güzel orta yaşlı kadını gördüğü anda dili dışarıda mazeretini öne sürdü.

Kadın Lin Xi’nin kıyafetlerine bir göz gezdirdikten sonra yüzü çok daha rahatlamış gibiydi. Aslında oğlunun geçirdiği korkunç hastalıktan sonra saçma sapan şeyler söylemek dışında onu üzecek hiçbir şey yapmadığını kendi de biliyordu. “Qianqian, elini çok sürme. Önce gidip yüzünü yıka, sonra da sana nasıl kuşlara bakılacağını öğretirim...”

“Ah! Anneciğim harikasın!” Küçük kız tekrar sıçrayarak mutluluğunu ifade etti.

...

“Abi, iki kuşumuz olduğuna göre, neden birinin ismini Lin Xi, diğerininkini de Lin Qian koymuyoruz?”

“Ee... Saçmalama kardeşim, insan neden kendi ismini kuşa koymak istesin ki? Kendine küfretmekten farkı mı var?”

Geyikboynuzu Kasabası’nın sabahlarının erken saatlerini, 17-18 yaşlarında bir genç ve yüzü pırıl pırıl bir kız çocuğu huzurlu avlularının camına koydukları sepetin içindeki kuşlarla ilgilenerek geçirdiler.

Yuvanın içinde karınları doyurulmuş iki tane tir tir titreyen sarı gagalı yavru vardı.

Evlerinin diğer ucundaki odada ise orta yaşlı güzel kadın, sık sık kendi aralarında konuşan genç adam ve kızı gözleyip mutlu bir şekilde odadaki kalem, kağıt ve mürekkep taşlarını kaldırıyordu.