Adam iyi dayanıyor vallahi , bizimki de bayağı geveze çıktı :d
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
3. Bölüm Yağmurun Altında Baş Başa
Bahar yağmuru yavaşladı. Araç çamurlu yollara aldırış etmeden rotasında ilerlemeye devam ediyordu.
“Liu amca, Yungin İmparatorluğu’nda uçan kılıçlar var mı? Ya da ölümsüz insanlar?”
Lin Xi aracın içinde bir koluna yaslanmış kafasındaki soruları soruyordu. Yaşlı adam da yağmura tutulmamak için bir süre faytonun içine çekilmişti.
Suikast eylemine hiç girişilmediği için Lin Xi’nin soruları onu daha çok meraklı ve parlak bir genç olarak gösteriyordu. Ve suikast eylemi bocalanmadığı için bakışları ile titreten yaşlı adamın cevapları ise çok daha yumuşaktı. Ama işittiği son soru yine de tavrını biraz değiştirdi. “Lin Xi, baban ayrılmadan önce nasıl izah etti? Artık saçma konuşmalar yapmamalısın dedi. Yolculuğa çıktığımız günden beri sorduğun garip şeylerin sonu olmadı! Şehir merkezinde yaşıyor olsaydın çoktan hapsi boylamıştın bile!”
“Neden soru sormaktan hapse atılacakmışım ki?” Şaşkın tavırlarının ardında Lin Xi sırıtmadan duramıyordu. Suikast denemesinin üstünden iki hafta geçtiği sürede Lin Xi Liu’yu annesi ile aynı tipten biri olduğunu anlamıştı. Dışarıdan bakıldığında katı, fakat içinde iyi kalpli biri. Yaşlı adamın canını sıkmadığı sürece tehlikeli tarafından eser yoktu.
“Çok yoruldum…” Yaşlı adamın yüzü sertleşti, gözlerini kapamaya karar vermişti. Canı sıkkın bir ses tonu vardı. Lin Xi’nin sorularını kaldıramamıştı belli ki. Gençlerin merakları emri altındaki meraklı askerler gibi azarlayarak ya da döverek bastırılamıyordu.
“Liu Amca, babama bana iyi bakacağına dair söz verdin, yanlış bir şey söylesem bile başımın derde girmesine izin vermezsin, değil mi? Zaten yolumuzu da yarıladık, görmek isteyeceğim tüm güzel manzaraları gördüm ben! Ama halen gittiğimiz bu Yeşil Luan Akademisi hakkında tek bir şey bile bilmiyorum...”
En azından rica ettiğinde isteklerinin çok daha tahammül edilebilir bir havası vardı.
“Ayrıca konuşacak biri olmazsa can sıkıntısından geberip giderim! Bir sıkıntım olsun ya da olmasın yolculuğumun sonunda sıkıntılı olacağım bu gidişle!”
Lin Xi’nin sözlerini kulağına girdikçe kaşları çatmaya başlayan yaşlı adam ricasının sonunu dinlerken biraz daha yumuşamış gibi duruyordu. Soğuk tavırları kayboldu, kaşları ise tekrar gevşedi.
Doğru ya, sonuçta bu velet daha Geyikboynuzu Kasabası’ndan ilk kez dışarı çıkıyordu. Üstünde çok garip bir hava olsa bile, alışkın olduğu ordu yetkililerinden tamamen farklı biriydi. Bir kelime etmeden tehlikenin üstüne yürüyebilen bir asker ise hiç değildi.
Sınır ordusunun en dayanılamaz cezası ise attıkları kırbaç değil, tek başına kapalı kaldığın kara odalar idi. Aşağı yukarı içinde oldukları fayton boyutlarında hücrelerde geçirmeye zorlanan haftalar insanı delirtirdi.
Gencin verdiği örneği düşünmesi kalbinin buzlarını eritmeye yetmişti.
Bir anda Geyikboynuzu Kasabası'ndan gelen bu varlıklı gencin sorduğu garip şeyler haricinde bütün beklentilerini aştığını fark eder oldu. Hanların yanından geçerken, yolun taşı ve çamurunda ilerlerken, prensler gibi yaşamaya alışkın bu gencin ağzından bir kelime şikâyet çıkmamıştı. Tatsız soğuk su ve bayat ekmek yerken dahi halinden memnun duruyordu.
“Acaba bir bakışta üst subay içindeki potansiyeli gördü de mi Yeşil Kereste Akademisi’nin sınavına aday olmasını istedi?” Sanki bir anda önemli bir şey fark edercesine yaşlı adamın vücudu titredi. Sert bir küt sesi ile aracın duvarına yaslandı.
Araç anında sessizleşmişti.
Saçları ağarmış yaşlı adam karşısında oturan gence sert bir bakış attı.
Gencin gözleri hayat doluydu, merak ve beklenti içinde ışıldıyorlardı.
Gri atlar çamurlu toprakta yollarına devam ediyorlardı. Yolun iki tarafında da bambu ormanları vardı. Bahar yağmuru yine yavaşlamıştı, yere düşerken yumuşak toprağın hissini yansıtıyorlardı. Yolun köşesinde topraktan kendini yeni çıkartmış bambu ağaçlarının uçlarını görmek mümkündü, Lin Xi ile aynı genç ve kararlılık hissini paylaşıyorlardı.
“Neden böyle saçma sorular sormayı bu kadar seviyorsun ki?” Yaşlı adam tekrar rahatlamaya çalıştı, ayaklarını gererek daha güzel bir tavır aldı.
Lin Xi’nin içinde yaşlı adamın ne kadar yumuşadığını gördüğünde yine bir şeyler hareketlenmişti. Bu dünya onun için halen daha çok yeniydi. Sanki içinde bir turist gibiydi, her şey merakını uyandırıyordu.
“Sorduğum sorular saçmalıktan ibaret değil ki?” Bir bakışta karşısındaki yaşlı adamın anlatabileceği bir sürü hikayesi olduğu belli oluyordu, Lin Xi gülerek sözüne devam etti, “Bir iki tane ilginç kitap okumuştum. İçinde uçan kılıçlar kullanabilen, kilometrelerce uzaklardaki düşmanların kellelerini tek hamlede uçurabilen, gök yüzünde süzülebilen, toprağın içinde hareket edebilen, hatta dağları ve denizleri oynatabilen insanlar vardı! Ayrıca yanında daha önce hiç kasabasından çıkmamış bir genç taşıyorsun. Deneyimsiz bir genç ve yaşlı bir adamı eminim ki Yungin gibi bir imparatorluğun her köşesinde tehlike bekliyor olacaktır! Babamdan kasabanın dışına çıkan araçlara yankesicilik yapıldığını çok duydum. Ama yine de benimle tek başına yolculuk etmeyi tercih ettin. Yüzünde ne bir korku ne de tedirginlik var. Dahası yolları çok iyi biliyorsun gibi duruyorsun. Senin de o hikayelerdeki ustalar gibi olduğunu düşündüğüm için sorularımı sana yöneltiyorum sadece.”
Yaşlı adam şaşkındı.
Ağzından çıkan çılgınca sebepleri Lin Xi ustaca mantık dizisine yerleştirmeyi başarıyordu. İletildiğinde hak verilebilir sebepler gibi duruyorlardı.
“Çok zeki bir delikanlısın.” Yaşlı adam Lin Xi’ye tekrar derince baktı, ve kafasını salladı. “Ama görünüşe bakılırsa çok fazla fantastik ölümsüzlerle ilgili kitap okumuşsun.”
“Yani bu dünyada uçan kılıçlar sallayabilen, inanılmaz büyüsel güçlere sahip, denizleri ve dağları sallayabilen insanlar yok mu Liu Amca?”
“Uçan kılıçlar ve kendini uçurma gibi şeylerin üstünde bazı insanlar ustalaşmayı başardı, ama kitaplardaki daoist ölümsüzleri kadar çılgın sonuçlar elde etmek imkânsız bir şey. Aklını kullan, o kadar güçlü insanlar olsaydı zaten üslerini öldürüp başa geçmezler miydi?”
“Öyle mi yaparlardı?” Lin Xi ağzı açık dinliyordu. “Madem öyle şu uçan kılıçları kullananlar, ne kadar yükseğe uçabiliyorlar? Yungin İmparatorluğu’nda kaç kişi bu yeteneğe sahip?”
“Zayıf olanlar sadece yüz adım, güçlü olanlar ise bin adım öteden öldürebiliyorlar. Yungin İmparatorluğu’nun usta sayısını tam bilmiyorum.” Yaşlı adam mırıldanarak devam etti. “Ama koca hayatımda sadece üç ustayı tanıdım.”
“Bin adım… akıl almaz bir şey.” Lin Xi de kendi düşüncelerini yansıttı. Yüz adım bile olsa uçan kılıç gibi tekniklerin varlığı bu dünyayı tekrar tanıması gerektiğinin kanıtı oluyordu.
“Peki ya sen, Liu Amca? Sen uçan kılıç tekniğini biliyor musun?” Sorduğu sorunun ciddiyeti vardı, Lin Xi kafasını hafifçe yaşlı adama doğru yöneltmişti.
“Tabii ki hayır, yoksa şoförlüğüne düşecek adam mıydım ben?” Sert bir cevap. Kısa bir sessizlikten sonra ikisi de konuşmanın saçmalığının farkına varıp kıkırdamaya başlamışlardı bile.
“Peki bu Yeşil Kereste Akademisi de nasıl bir şey oluyor?” Kıkırdama azaldıktan sonra Lin Xi’nin soruları tekrar çoğaldı.
“Kısaca az önce sorduğun uçan kılıç ustaları gibi insanları yetiştirmek için yapılmış bir yer, büyük insanların çıktığı bir yer.” Yerin ismini işittiğinde yaşlı adam yine ciddiyete bağlamıştı. “Yungin İmparatorluğu’nun büyük insanlarının neredeyse yarısı o akademiden çıktı.”
Lin Xi’nin ağzı tekrar açık kaldı. Tamamen şok bir şekilde, sesi çıkmaksızın dinledi.
Daha önce de Yeşil Kereste Akademisi’nden mezun olursa yerinin hiçbir zaman kötü olmayacağı garantisini duymasına rağmen bu kadar da prestijli bir yer olduğunu hiç bilmiyordu. Bu dünya her geçen dakika daha da ilginç hale geliyordu.
Lin Xi bir süre boş bakındı. Kendini toparladıktan sonra yaşlı adama dönüp sordu, “Liu Amca, akademiyi biraz daha anlatsan?”
“Akademinin öğrencileri hariç içinde neler olup bittiğini bilen pek kimse yok. Ama dürüst olmak gerekirse okulun üstüne çok da yorum yapmaya cesaretim yetmez. Sadece öğrencileri ve şehir merkezinin büyük isimleri okulun içinde neler döndüğünü biliyorlar. Sana da bunu demeye çalışıyordum zaten, okul hakkında benden duyduğun şeyleri sakın kimseyle paylaşma, yoksa ikimizin de başı derde girer.” Yaşlı adam Lin Xi’ye ciddi bir bakış attı.
“Anladım.” Lin Xi emin şekilde baş salladı.
“Yakın yıllarda imparatorluğun en iyi üç akademisinin içinde olmasının hakkını verememiş olsa da Yungin İmparatorluğu’nun en eski akademisidir. Dahası, 50 yıl önce mezun ettiği Yönetici Zhang gibi adamlar olmasaydı imparatorluğumuz şu anda hükmettiği toprakların çoğuna sahip olamazdı.” Yaşlı adamın gözleri hızlanmıştı, konuştuğu lafların riskli olduğunun farkındaydı. Ama Lin Xi’nin tavırları güven veriyordu.
“Üç büyük akademi mi var?” Lin Xi tekrar boş bir ifade ile sordu.
“Diğer ikisinin isimleri Ölümsüzler Akademisi ve Tufan Akademisi.” Yaşlı adam kafa salladı. “Yungin İmparatorluğunun güncel büyük isimlerinin yarısı Yeşil Keresteden mezun, diğer yarısı ise bu iki akademiden.”
Lin Xi halen meraklıydı, “Üç akademinin arasındaki fark ne ki?”
Yaşlı adam Lin Xi’yi izliyordu. “Dediğim gibi, akademilerden mezun olanlar haricinde içinde neler olup bittiğini pek bilen çıkmıyor, çünkü mezun olan öğrencilerin unvanları en az kasaba denetmenlerine eşit oluyor. Ayrıca çoğu mezun hızlıca unvanlarını yükseltiyorlar. Bizim gibi basit insanlar neler olup bitiyor nasıl anlasın ki? Sen de bunlarla kafanı yorma. Zaten akademiye girebilirsen sorularına cevap bulacaksındır.”
“Girip mezun olduğunda kasabanın muhtarı mı oluyorsun?” Lin Xi kendi kafasında mantığını kurmaya çalışıyordu.
Onun için kasaba denetmeni ve muhtar arasında pek bir fark yoktu, sadece isim değişikliği vardı.
“Madem bu üç akademi bu kadar önemli, neden benim gitmem istensin ki? Beni aday gösteren kim biliyor musun Liu Amca?” Lin Xi’nin gözleri tekrar meraklandı.
“En azından soruna cevap bulmazsan yol boyunca başımı ağrıtacağını biliyorum. Ama inan bana bu sefer sorduğun sorunun cevabını bilmiyorum. Bu üç akademinin sınavlarına herkes öyle elini kolunu sallayarak giremez! Ben de senin adaylığını koyan kişinin kim olduğunu merak ediyorum. Emin olduğum tek bir şey var ise o da pozisyonunun çok yüksek olduğu. Ki bu da demek oluyor ki...”
“Ki bu da demek oluyor ki tahminlerimizi kendimize saklamalıyız. Eğer yanlış kişinin kulağını çınlatırsak başımız belaya girebilir.” Lin Xi kıkırdayarak yaşlı adamın sözlerini tamamladı.
Yaşlı adam bir anda boş bulundu, ama gülümsemedi, sadece kafa salladı. “Anladığını umuyorum.”
Araç tekrar sessizliğe düştü, içeride sadece bahar yağmurunun tavana vurduğu ses kalmıştı.
“Liu Amca...” Lin Xi bir anda yaşlı adama yöneldi.
“Ne var?” Yaşlı adam hafif ürpertili bir tavırla Lin Xi’yi süzdü, ama yüzünde sadece dalgın bir ifade buldu. “Liu Amca, bu Yeşil Kereste Akademisi hakkında şimdi iyice meraklandım.”
Magnec