Bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
79. Bölüm Şaşkınlık (1)
İki saat sonra, Cale’in grubunun tamamı “Geri Dönüşü Olmayan Yol”un girişindeydi. Sadece onlar yoktu.
Cale, Hans’a emir verdi.
“İsim listesi yap,”
“Peki efendim.”
Hans köylülerle konuşmak için harekete geçti. Muhtemelen bu yolculukta kedi yavrularının sırrını öğrenecekti.
Maes, Kurt çocuklar ve Hilsman, Cale’in karşısında tek sıra halindeydi. Eğitimli bir şövalye tugayı kadar disiplinli görünüyorlardı.
“On bizi oraya götürecek, sonra Hong’la geri dönecek. Ondan sonra hepiniz ormana girip içinde kalanları bulmakla sorumlu olacaksınız.”
Maes ve Kurt çocuklar başlarını salladılar. Cale onları memnuniyetle izlerken aşağıdan ürkek bir ses geldi.
“G, genç efendi-nim, ben neden dahil oluyorum? Benim plan yapmam lazımdı.”
Muller, Cale, Hilsman ve Beacrox’un ortasında titreyerek Cale’e bakıyordu. Cale, onun karmakarışık halde olduğunu düşünüyordu. Onun gibi birini yalnız bırakamazdı.
“Sinirlenmemi istemiyorsan sadece söylediğimi yap.”
Onu boynundan yakalamak ya da yine yanında tutmak istemedi. Cale, Mueller’in bu sözleri nasıl anlayacağını bilmiyordu fakat Mueller hemen kireç gibi suratıyla başını salladı. Mueller, taslak için içinde kağıtlar ve kalemlerle dolu büyük bir çanta taşıyordu.
Cale, Litana’ya doğru yürüdü. Nazikçe gülümsüyordu.
“Şimdi yola çıkabiliriz gibi görünüyor. Sizi iki saat beklettiğim için özür dilerim.”
“Hayır, sorun değil.”
Litana, Cale’in grubunu gözlemlerken yanıt verdi. Cale’in şövalyelerinin ortalama bir güçte olacağını düşünmüştü çünkü Cale de ortalamaydı ve savaş sanatı eğitimi yoktu.
‘Çok ilginç biri.’
Ama bu yanlış anlaşılmadan ibaretti. Cale’in etrafında birçok güçlü kişi vardı ve Litana onların gücünü kestiremiyordu. Cale’in grubuyla konuşmasını duyamayacak kadar uzakta da olsa, Cale grubuyla konuşurken oldukça karizmatik duruyordu.
Diğer yandan Cale’in ekibi, Cale’in Litana’ya ne kadar nazik davrandığını görünce farklı farklı tepkiler vermişti ancak bunu belli etmediler. Cale onlara önceden söylemişti.
‘Bana ayak uydurun.’
Zeki oldukları için hepsi bu komutu başarıyla yerine getirmişti.
“On, gidelim.”
Miyavv.
On, öne geçerken diğerleri de onu takip etmeye başladı.
“Pardon, Cale-nim.”
Choi Han, en önde On’la yürüyen Cale’in yanına gitti. Bir şey söyleyecek gibiydi.
Cale, Litana’nın grubunun Rosalyn’nin biraz daha gerisinde olduğunu doğruladıktan sonra Choi Han’a döndü.
“Ne oldu?”
“Ormandaki yangın da onların işi mi?”
Bu çok temkinli ancak keskin bir bakıştı. Cale, “onlar” derken kimi kastettiğini anlamıştı. Plaza Terör Olayı’na neden olan gizli örgütten bahsediyordu.
“Hayır, bu kez onların işi değil.”
Normalde Choi Han gizli örgütle başkentte karşılaşacak, ardından Breck Krallığı’nda da onları görecekti. Ancak anlaşılan, oradayken görmemişti.
“Anlıyorum. Tıpkı terör olayı gibi bunun da onlara dair bir istihbarat olduğunu düşündüm.”
“Yeminimi hatırlıyorum.”
Cale, Choi Han’a bir kez daha anımsattı.
“Onların kimliğini öğrendikten sonra sana haber vereceğim. Endişe etme.”
“Peki efendim.”
Choi Han, Cale’in sisi ayırdığını görebiliyordu. Ağzını birkaç kez açıp kapadıktan sonra nihayet konuya girebildi.
“Tüm zor işleri tek başınıza yapmaya çalışmayın.”
‘Ne diyor bu?’
Cale, Choi Han’a kuşkuyla baktı. O sırada.
“Ben de böyle düşünüyorum.”
Litana’nın grubunu Choi Han ve Cale’den uzak tutmak adına tam ortada yürüyen Rosalyn, gülümsedi. Cale bu ikiliyi anlamakta zorlandı.
‘Zor işler.’
“Gerçekten neden bahsettiğini anlamıyorum. Zor işlere girişmeyi planlamıyorum.”
‘Etrafımda kullanabileceğim bir sürü insan varken neden zorlukları kendi başıma üstleneyim?’
Cale, cevap verirken Rosalyn’e şaşkınlıkla baktı. Ama Choi Han ve Rosalyn birbirlerine bakıp gülümsediler, Cale’in asla değişmeyeceğini düşünüyorlardı.
Onların yüz ifadeleri Cale’e kötü hissettirdi. Fakat, soru sormayı kesti ve zaman çok önemli olduğundan yürümeye başladı.
Nihayet ertesi gün, kısa bir dinlenme hariç tüm gece yürüdükten sonra “Geri Dönüşü Olmayan Yol”un başına geldiler.
“Mm.”
… Tanrım.”
Cale’in ekibi, ormandan çıktıklarında şoke olmuşlardı.
Siyah duman.
Orman’ı* görmek için bir gün daha yolculuk yapmaları gerekiyordu fakat şu anda Orman’ın olması gereken yerde kara dumanlar vardı.
Şu anda açık alanda olduklarından alevlerin bir kısmını da görebiliyorlardı.
Litana dudaklarını ısırdı. Burası onun toprağı olduğu için değil, ateş yüzünden hala zorluklarla boğuşan ailesini ve topluluğunu düşünüyordu.
“Acele edelim.”
Dönüp Cale’e baktı. Yolculuk muhtemelen bu soylu için zor olacaktı. Hiç zorluk görmeden yetişmiş biri gibi görünüyordu.
“Evet. Buradan size rehberlik edeceğiz.”
Ama Litana’nın acele etmesi gerekiyordu. Bu yüzden minnettardı. Astlarından beşi, onun işaretiyle öne çıktı. Litana öncülük ediyordu. Kabilenin başının her daim en önde durması gerekiyordu.
“Olabildiğince hızlı olmalıyız, bu nedenle zorlu bir yolculuk olabilir.”
“Sorun değil.”
Nazik ama kesin bir yanıttı.
“Hadi gidelim.”
Litana, teşekkür etmektense yürümeye başladı. Siyah dumana yönelmişlerdi. Bir gün daha yolculuk ettikten sonra dermanı tükenen grup artık koca alevlerle karşı karşıyaydı.
Dahası, alevlerin etrafında çadırlar vardı. Fakat Cale’in grubundan kimse bunlara dikkat etmedi.
“Ne tür bir ateş…”
Kurt çocuk Lock, bir adım geri çekildi. Sanki dağdan fışkıran ve onu çepeçevre saran bir volkan gibiydi.
Yangın alevleri bir dağ gibi yükseliyordu. Hiçbiri daha önce böyle bir manzarayla karşılaşmamıştı.
“Öhöm.”
Choi Han yalandan öksürdü ve soluklandı.
Burada nefes almak zordu.
Karanlık Orman’da yıllarca yaşamış olan, olağanüstü güçlü Choi Han bile böyle devasa bir yangınla ilk defa karşı karşıyaydı. Orman’ın Birinci Bölgesi. Alevler tüm bölgeyi kaplamıştı ve bir kale kadar uzundu.
Doğa. Doğanın gücü, insan zihninin idrak edebileceği bir şey değildi.
“Bu yangın mı?”
Büyücü Rosalyn, Litana’nın grubuna bakarak sordu. Gözleri kuşkuyla titriyordu. Bu mantıklıydı.
Şu anda yağmur yağıyordu.
Yaza yaklaşırken Orman bu dönemde günde birkaç kez yağmur alıyordu. Yağmur mevsimiydi. Gökyüzü bulutluydu ve yağmur yağıyordu. Ama yangın devam ediyordu. Bu bulutlu günde, ışık kaynağı olarak devam ediyordu.
Bu ateşte bir tuhaflık vardı.
“Evet o.”
Litana alevlere acı bir gülümsemeyle baktı. Şu ana dek olduğu gibi, yangın hiç yayılmadan Birinci Bölge’de yanmaya devam etmişti.
“… Orman ölüyor.”
Lock’un geri çekildiğini gördü.
Dudaklarını ısırdı. İnsanın algılarını aşan bu doğal afet herkese korku salıyordu. Güneyliler bile ona yaklaşmaktan çekiniyordu ve sadece Orman’ın sınırında kalmakla yetiniyordu.
Litana, sessizce alevleri izleyen Cale’e döndü. Ne kadar güçlü olduğunu gördükten sonra bile ona yaklaşmaya çalışacak mıydı?
“Gidelim,” demeye cesaret edemedi.
“Sıcak.”
Cale’in yağmurluğunu ve cekedini çıkarışını izledi. Onun bir soylu olduğunu apaçık ortaya koyan basit ama lüks cekedini çıkardıktan sonra beyaz gömleğinin kollarını kaldırdı.
Ardından Litana’ya bakmak için döndü.
“Gidelim. Bence ateşe olabildiğince yakın olmamız gerekiyor. Sınırı aşmam bile gerekebilir.”
Gezintiye çıkmışçasına rahattı. Litana, Cale’in böyle davranmasını bekliyormuş gibi duran astlarına baktı. Ardından kendi astlarına bakıp tekrardan Cale’e döndü.
“Sizi oraya götüreceğim.”
“Kendim gidebilirim.”
Cale tek başına gitmek istiyordu çünkü Litana’nın onu oraya nasıl götürmeyi planladığını biliyordu.
“Hayır, tehlikeli.”
Litana dönüp, çadırlardan onlara doğru gelen kişilere baktı.
“Majesteleri!”
“Kraliçemiz!”
“Lider-nim!”
Uzaklardan ona seslendiklerini duyabiliyordu. Litana, ona kraliçe diye seslenildiğini duyunca şoke olmuş gibi duran Cale’e nazikçe gülümsedi. Elbette Cale, sadece rol yapıyordu. Gerçekten şaşırmıştı elbette ama bunun asıl nedeni Litana’nın kraliçe olması değildi.
‘Vay, çok büyük.’
Büyük bir hayvan da Litana’ya koşuyordu.
“Grrrrr!”
“Ten!”
Büyük, Kara Panter Litana’nın çağrısıyla uçar gibi koşmaya başladı. Litana önünde duran panterin basit bir hareketle onun sırtına zıpladı.
Orman Kraliçesi Litana ve Siyah Panteri, Ten. Cale bu çifte neden “ölüm tanrısı” dendiğini anlıyordu.
Koyu mavi renkteki Siyah Panter, iki üç yetişkin erkek uzunluğundaydı. Litana, panterin sırtında otururken konuşmaya başladı.
“Ten ve ben sizi oraya götüreceğiz.”
O sırada çadırlardan ona koşan astları bir ona bir de Cale’e baktılar.
“Majesteleri, bu kişiler?..”
Litana doğrudan yanıt vermedi. Bunun yerine, onun geri döndüğünü duyduktan sonra güvenli noktadan yavaş yavaş çıkmaya başlayan kişilere baktı. Birkaç hayvan da görüyordu. Bunlar, Birinci Bölge’de yaşayan kişilerdi.
Muhtemelen onu bekliyorlardı. Bu yüzden, efsanelerdeki erderhayla gelmesi gerekiyordu.
“O bir ejderha.”
“Pardon?”
Litana, ona şaşkınlıkla bakan astına gülümsedi. Ardından elini Cale’e uzattı.
“Lütfen binin Bay Cale.”
Grr.
Panterin hırlamaya başladığını görünce Cale binmek istemedi. Siyah Panter, Ten, Lock’a dik dik bakıyordu.
O sırada, Cale’le birlikte olan Litana’nın astlarından biri öne çıktı. Birinci Bölgedeki diğer insanlara durumu açıkladı.
“Beyefendiye buraya kadar eşlik ettik çünkü ateşi söndürebileceğini düşünüyor.”
“Gerçekten söndürebilir mi?”
Hepsi şaşkın bakışlarla Cale’e döndü. Choi Han ve grubun geri kalanı Cale’i korumak için öne çıktılar.
“Cale-nim, bu çok tehlikeli. Size eşlik edeceğim.”
“Gerek yok.”
Cale, Choi Han’ın teklifine başını iki yana sallayarak karşılık verdi.
“Çok yaklaşırsanız sıcaklık yüzünden yanarsınız. Bu çok tehlikeli. Hepinizin güvenli bölgede kalması gerek.”
Yanında gitseler yük olmaktan başka bir şeye yaramazlardı. Bu ateşi söndürmek için başka birinin gücüne gerek yoktu.
“Bayan Rosalyn, kalkan lütfen.”
“Tabii.”
Rosaln iç çekerek Cale’in, Litana’nın ve Ten’in etrafına kalkan koydu. Rosalyn Litana’nın gerçek kimliğini halihazırda bilse de Litana onunkini bilmiyor gibiydi.
“Orman’ın Kraliçesi olduğundan, size en güvenli ve en iyi yol boyunca eşlik edecek. İyi yolculuklar genç efendi Cale.”
‘Bu Siyah Panter’e binmek istemiyorum!’
Cale’in Rüzgarın Sesi ile hareket etmesi yeterliydi.
Hala elini uzatmakta olan Litana’ya, ekibine, kafası karışmış Orman halkına baktıktan sonra iç çekti ve Litana’nın elini tuttu.
Ardından Siyah Panter’e bindi. Düşmekten korkuyordu, bu yüzden panterin kürkünden tuttu.
“Gidelim.”
Litana oturuşunu düzeltti ve uzaklardaki ateşe bakan Cale’den başını çevirdi. Ardından çömelerek Ten’e, “Ten, bizi yangına götür,” dedi.
“Grr!”
Litana tekrardan geri çekildi ve büyük Siyah Panter harekete geçti. Siyah Panter ve siyah saçlı kadın, yanlarından kızıl saçlı adamla ateşe doğru sürüyorlardı.
Çok geçmeden, güvenli bölgeden geçerek sınıra yöneldiler.
“Majesteleri!”
“Ten!”
“Neler oluyor?”
Çadırlarından koşturan insanların onları çağırdığını duyabiliyordu. Herkes bitkindi. Dudaklarını ısırdı.
“Biraz daha hızlanalım.”
Cale, arkasından konuştu.
“Ten, daha hızlı.”
Ten Litana’nın komutuyla hız kazandı. Cale’in ekibi ve Litana’nın astları arkalarından geliyorlardı fakat çok yavaş hareket ediyorlardı.
Hışrt. Hışrt. Drip, drip.
Yapraklar, çimen ve yağmur Cale’in gömleğine iniyordu.
Ancak birdenbire nem kaybolmuştu.
“Muazzam.”
Cale, sınıra vardıklarında Siyah Panter’den indi. Ateşin yoğun sıcaklığını hissedebiliyordu. Kıvılcımlar, yağmur damlaları gibiydi.
‘İmparatorluk prensi, seni çılgın şerefsiz.’
Alevleri bizzat görünce Cale, İmparatorluk Prensi’nin ne denli çılgın olduğunu fark etmişti.
- …Bu ateş çok tuhaf.
Raon’un sesini duydu. Ona doğru gelen Litana’ya sertçe, “Bayan Lina, lütfen geri çekilin,” dedi.
“Ama!..”
“Anlaşılan alevlere biraz daha yaklaşmalıyım.”
Bu alevleri bastırmak için, Ateşi Bastıran Su’yun üçte birini kullanması gerekiyordu. yangını şahsen gördüğünde bunu normal bir ateşten çok farklı olduğunu anlamıştı.
‘Suyun ve kolyenin gücünü bilmediğimden, epey kullanmalıyım.’
Bu da yetmezse, dahasını kullanacaktı. Cale, onunla gelen ikiliye dönmeden önce bunları düşünüyordu. Litana ve Ten buradan itibaren ona ayak bağı olacaktı.
“Lütfen geri çekilin.”
Litana Cale’in keskin tavrını görünce yanıt veremedi.
“Grrr.”
O anda Ten onu kıyafetlerinden tutup çekiştirdi.
“Ten?”
Litana, Ten’e tuhaf bir ifadeyle baktı. Siyah Panter Ten hiçbir şeyden kaçmazdı. Litana böyle bir çocuğun ona geri çekilmesini ve Cale’i bırakmasını ima etmesini garip buldu. O sırada Cale’in sözlerini işitti.
“Anlaşılan bu çocuk bana güveniyor.”
“Pardon?”
Alev gibi kızıl saçları olan adam gülümsemeye başladı. Rahat bir gülümsemeydi.
“Yaralanmam. Ateşi söndürdükten sonra geri geleceğim, bu yüzden lütfen geri çekilin ve izleyin. Yani, eğer tehlikede olduğumu düşünürseniz beni kurtarabilirsiniz.”
Bunun ardından Cale hiç tereddütsüz sınıra girdi. Litana onu izlerken birkaç adım geriledi. Ten eğildi, kadının sırtına binmesine izin verdi. Böylece ikili, durum kötüye giderse hemen Cale’i kurtarabilecekti.
Cale, alevlere doğru giderken bunun farkında değildi.
‘Kalbin Canlılığını kullanmazsam işler tehlikeli hale gelecek.’
Sıcaklık çok yoğundu. Ama Cale’in canı acımıyordu. Çünkü Özümseyen Kolye’deki su, her türlü doğal gücü emebiliyordu ve aynı zamanda Cale, Kalbin Canlılığı sayesinde toparlanabiliyordu.
- Zayıf insan, bu alevler çılgına benziyor! Bu doğanın kanunlarına karşı çıkmak!
Raon, zihninin içinde homurdanıp duruyordu fakat Cale, alevlerin tam önünde durdu, ardından etrafında dolaştı. Litana ve Ten’i, uzaklardaki çadırları görebiliyordu. Çadırlardan ona yaklaşan insanları da.
‘Onlara gelmemelerini söylemiştim.’
Bunun kendi ekibi olduğuna emindi.
Cale, “cık”ladı ve kollarını açtı.
Çıssss…
Cale, “Özümseyen Kolye”nin gücünü kullanırken yağmurun ve alevlerin sesini dinledi.
Ooooooo-
Acı bir ses yankılandı. Aynı sırada, kolye masmavi bir ışık yaymaya başladı. Cale, kolyenin içindeki suyun gücünü hissedebiliyordu, gözlerini kapadı.
‘Ateşler tıpkı bir dolu gibiyse…’
Öyleyse, gerçek bir dolu yaratması gerekiyordu.
Ateşi bastıran ve ona hükmeden su.
Cale, suyun üçte birini dikkatlice döktü.
Splaaaaaaaaaş…
Su, Cale’in elinden havaya fırladı.
Oooooo- Oooooo- Oooooo-
O acı ses daha da yükselirken Cale’in önünde devasa bir duvar oluştu. Sudan bir duvar. Gözlerini kapalıt tutmaya devam ederken bir dolu fırtınası hayal etti.
“… Tanrım.”
Litana istemsizce hayranlığını dile getirdi. Aynı anda, Ten birdenbire geri çekildi. Hemen önlerinde büyük bir dalga oluşuyordu. Tüm bunlara şahit olmak Litana’yı ürpertti.
Oooooo- Ooooo-
Çisss-
Yağmur sesi ve acı çığlıklar birbirine karışmış gibiydi. Fırlayan su koyu mavi renkteydi. İnsanlar sınıra doğru koşuşturuyor, çadırlardan izleyen insanlar bu sudan duvara hayret dolu gözlerle bakıyordu.
Bölgedeki yangın adeta göğe sıçramış gibiydi. Dalga, ateşe eş ölçüde büyümeye başladı. En sonunda havada, her şeyi yutabilecek güçte duran dev bir dalga oluştu.
Cale gözlerini açıp başını kaldırdı.
“Mm.”
‘Üçte biri çok mu fazla geldi?’
Cale biraz bocaladı. Yarattığı dalga hayret vericiydi ve kendisinden bile güçlü duruyordu. O anda Raon’un sesini duydu.
- Güzel fikir! Hadi şu çılgın ateşi ortadan kaldıralım insan!
Cale gülümsedi.
Evet, hadi ortadan kaldıralım.
Oooooo-
Acı dolu çığlık nihayet durdu.
Dev dalga, koyu mavi duvarla yere çarptı, zemini ve alevleri tamamen kaplamıştı…
"orman" şeklinde küçük harfle yazdığımda ise"forest"ı kastediyorum.
Keyifli okumalar!
Magnec