Cale nin dürüstlüğü çok iyi ya :S
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
27. Bölüm Sen II
“İçeri gelin.”
Cale içeri gelmeleri için işaret etti ve Cage, Taylor’ın tekerlekli sandalyesini iterek içeri girdi. Masaya kurulduklarında, Cale sorusunu sormadan önce içkiye bakmamıştı bile.
“Ne istiyorsunuz?”
Cale’in sesi her zamanki gibi soğuk ve sakindi. Fakat bu sayede Taylor, önünde oturan kişinin bir serseri olmadığını düşündü. Aslında çoğu insanın düşündüğünden daha zekiydi.
Taylor buraya sadece Cale ile içmeye gelmemişti. Alkol sadece güvenebileceğin insanlarla birlikteyken rahatça içtiğin zaman güzeldi. Diğer insanlarla içmek sadece basit bir sohbet ve diğer grubu gözleme yöntemiydi.
“Genç efendi Cale, sizce ben nasıl bir adamım?”
Cale bu sorudan sonra Taylor’ı sessizce gözlemledi ve yatağına yaklaşıp eline bir bohça aldı; onu getirip masanın üstüne koydu.
Tak.
Bohça hafifçe açılırken metalik ses odayı doldurdu. Bohçada bir sürü altın, gümüş ve bronz para vardı. Cale’in kendine güvenen sesi odada yankılanıyordu.
“Ülkedeki bütün soylular dikkatini başkente çevirmişken neden oraya gidiyorsunuz bilmiyorum, ama sizin gibi aslanın inine giden birinin benden başka bir şey istemesi mümkün değil.”
Cale bunu başından beri bekliyordu.
“Varlıklı Henituse ailesi. Para istiyorsunuz değil mi?”
Rahibe Cage neredeyse hayranlıktan nefesi kesilmiş gibi bir iç çekti. Taylor her zaman uçurumdan düşmeden önce yükseklerde oynamayı seven biri olmuştu, ama Cage hep beklentilerini düşük tutardı. Onun gibi biri için, Cale eşsiz birisiydi.
Ne zaman boş vakti olsa yardımcı uşaktan içki isterdi.
Hizmetkarlarının ne yaptığını hiç önemsemez ve her zaman en iyi yemekleri yerdi.
Sadece en lüks hanlarda kalır ve her zaman rahat görünürdü. Başkalarına söylediği şeyleri de umursamazdı.
Fakat, kesinlikle işe yaramaz bir adam değildi.
Arkadaşı Taylor bunu öncesinde daha iyi anlamıştı.
“Demek çoktan biliyordunuz.”
“Çocuk oyuncağıydı.”
Cale, tahmin etmek çok zor değil dercesine cevapladı.
“Nasıl seyahat ettiğinize bakılırsa paraya ihtiyacınız var. Başkentte, özellikle gizli bir şekilde kalmak istiyorsanız, her şeyden çok paraya ihtiyacınız var. Eminim asıl planınız bu değildi, ama altın kaplumbağa yanınızda seyahat ederken istemeniz gayet normal.”
Taylor, Cale’in söylediği hiçbir şeye karşı çıkamadı. Gerçek buydu. Cale Henituse, ailesi tarafından kenara atılan en büyük oğuldan kaçınan biri değildi. Cale’den para istemek ve vereceğini ummak yapabilecekleri en iyi şeydi.
Cale hayır deseydi bile, gidip bunu Venion’a anlatacak bir adama benzemiyordu. Cale karışık şeylerden nefret ederdi.
Taylor’ın gözünde Cale, diğerlerinden bile isteye saklanan biriydi.
“Çok teşekkürler, genç efendi Cale.”
Cale, ‘önemli değil’ gibi bir şey söylemedi. Onun yerine, takip edilmeye başladığından beri üzerinde düşündüğü planını oyuna sürmeye hazırdı.
“Sabah erken mi çıkacaksınız?”
“Evet. Gizlice ayrılmayı planlıyorduk, ama gitmeden önce gelip sizi görmeye karar verdik. Artık kendi başımızın çaresine bakmalıyız.”
Tekerlikli sandalyede oturan Taylor’ın gözleri sonuna kadar açıktı. Fakat Cale, Taylor ile göz göze geldiğinde hiç pozitif bir duygu hissetmemişti.
“Tapınaktan mı gireceksiniz?”
Taylor’ın, Cale’in bunu bilmesi karşısında şaşkınlığa düştüğü an Cage araya girdi.
“Evet. Tapınaktan girmeyi planlıyoruz.”
Taylor’ı sanki tapınaktan birinin kılığına sokup içeri sızmayı düşünüyorlardı. Fakat böyle yaparak Cage Tapınak tarafından fark edilebilirdi. Yani Cage, Taylor için kendini böyle bir tehlikeye atmayı göze alıyordu.
Ama bu plan gizli kalacaklarını garanti altına almıyordu. Cale bu soruna parmak bastı.
“Tapınaktan girseniz bile Venion ya da Markiz bunu üç gün içinde öğrenir. Büyük ihtimalle Ölüm Tapınağında da adamları vardır.”
“...Gerçekten de çok şey biliyorsunuz.”
Cage gülümsemeye başladı. Cale hakkında aniden fark ettiği bir şey vardı.
“Genç efendi Cale, bizim eylem planımıza bu kadar meraklı olmanızın eminim bir sebebi vardır.”
Tık tık.
Cale’in işaret parmağı masayı tıklatıyordu.
“Bu parayı alın ve hancıya burada bir gün daha kalacağınızı söyleyin.”
Sonra Cale parmağını kaldırdı ve ikisine doğru işaret etti.
“Siz ikiniz benim aracıma bineceksiniz. Ekibinizin geri kalanı da başkente bir gün sonra girecek.”
Gıccıırttt.
Cale sandalyeyi geriye itip ayağa kalktı. Sonra tekrar gidip sihirli bohçadan bir eşya daha çıkardı ve masanın üstüne koydu.
“Bu, seçilen bölgedeki her canlının beş dakika boyunca görünmez olmasını sağlayan sihirli bir alet.”
Bu, Billos’un adıyla kiralanan ikinci eşyaydı.
‘Genç efendi, bir şeyler mi çalmayı planlıyorsunuz?’
‘Çalmak mı? Hayır bir şeyleri kırmayı planlıyorum.’
‘...Kırmak mı?’
Bu eşyayı, Plaza Terör Olayı esnasında kullanmayı planlıyordu, fakat ondan önce işe yarayacağı bir an gelmişti. Cale, bunun tek kullanımlık bir eşya olmamasına şükretti.
Cale susunca, sessizlik odayı doldurdu. Cage ve Taylor, bir eşyaya bir Cale’e baktı, dudakları açılıp kapanıp durdu, ama bir şey söyleyemediler. Bir süre sonra nihayet sormayı becerdiler.
“Neden-”
Bir süredir sessiz duran genç efendi Taylor yavaş yavaş konuşmaya başlamıştı.
“Neden bizim için bunu yapıyorsunuz? Bundan bir kazancınız yok.”
‘Neden? Sebep olan ben olduğum için biraz yardım etmek zorundayım. Bana zarar verebilecek bir yanı da yok nasılsa.’
Dahası, eğer Taylor Markiz pozisyonunu ele geçirirse, ulusların savaşı başladığında Markiz Stan ya da Venion’un açgözlülüğü için endişe etmek zorunda kalmayacaktı. Bu, Hanituse bölgesinin sessiz sakin durmasını ve Cale’in huzur içinde yaşamasını sağlayacaktı.
“Cevap vermek zorunda mıyım?”
“Evet. Nedenini duymak istiyorum.”
Taylor, Cale’in cevabını duymak istiyordu. Cale sakince Taylor’a cevap verdi, ama bu cevap hem soğuk hem de acımasızdı.
“Çünkü çok acınasısın. Senin gibi ne zaman öleceğini bilmeyen sakat birine bunları yaptıranın ne olduğunu bilmek istiyorum. Markiz’in en büyük oğlu, Kont ailesinin işe yaramaz oğlundan para istiyor, komik.”
Sessizce kahkaha atmadan önce Taylor ağzını yavaşça açıp kapadı. Sonra elleriyle dizlerine vurdu. Bunu yaptığında hiçbir şey hissedemiyordu.
Fakat gözleri, burnu, ağzı, elleri ve geri kalan her şeyi hala canlıydı. Taylor keyifle gülümsedi.
“Bana acıdığınız için teşekkürler. Böyle bir şeye ihtiyacım vardı.”
“Fakat hepsinin bir koşulu var.”
Cale, Taylor’ın teşekkürüne çok kulak asmadı.
“Nedir?”
“Her şeyi unut.”
Cale, para dolu çantayı Taylor’a doğru iterken, söylediğini bir kez daha tekrarladı.
“Olan her şeyi, ama her şeyi unut.”
Cale onlara yardım etmek istediğini gösteriyordu, fakat daha fazla bulaşmak istemiyordu. Cage ileri adım attı. Taylor’la beraber gelmesinin sebebi buydu.
“Genç efendi Taylor ve ben, hiçbir şeyi açığa çıkarmayacağımıza dair Ölüm Tanrısı’na yemin edeceğiz. Ölüm Tanrısı’na yemin edip de bunu bozanın ölümle cezalandırıldığını bildiğinize eminim.”
“Evet biliyoum. Yeminlerinizi edin lütfen.”
Cale, Taylor’ın sözlerine gülümsedi. Ölüm Tanrısına yapılan bir yemin. Cale, bu ünlü yemine inandığı için onlara yardım etmeye niyetliydi.
Rahibe Cage, Ölüm Tanrısı’na yemin etme kararına sırıtan Cale’i görünce kendini kahkaha atmaktan alamadı.
“Sanırım siz yemin etmeyeceksiniz genç efendi Cale?”
“Doğru. Eğer gelecekte işler bunun yüzünden karışırısa her şeyi ötmeyi planlıyorum.”
“Venion’a.”
“Evet.”
Cale kendine güvenerek cevap verdi. Açıkçası Cale’in cevabını duymak Taylor’a huzur vermişti. Taylor; Cale’in dürüstlüğünden ve gelecekte herhangi bir sorun yaşarsa her şeyi açığa çıkaracağını söylemesinden hoşlanmıştı.
“Cage. Hadi yapalım şunu.”
“Tamam.”
Taylor ve Cage. İkili, Cale’in önünde resmi konuşmuyordu artık. Bu, onların Cale’e her şeyi anlatacaklarına dair aralarındaki işaretleriydi.
“Şimdi başlıyoruz.”
Bu gece, yeni ayın gecesiydi. Ayın görünmez olduğu böyle geceler, Ölüm Tanrısı’nın gücünün en üst noktada olduğu zamanlardı. Cage gözlerini kapattı ve ellerini önünde kavuşturdu. İnsanların dua edişinden farklıydı. Avuç içleri Taylor ve kendisini işaret ediyordu.
Uuuuunnnggg.
Küçük bir titreme havayı doldurdu. Aynı anda Cage’in parmak uçlarından siyah bir duman yükselip etraflarını sardı.
‘Bu, kutsal güç mü?’
Cale gücü etrafında hissederken tuhaf bir hisle doldu. Antik güçlerden farklıydı, ama siyah olmasına rağmen hala ılıktı.
“Ben, Cage, sonsuz gecenin bir kızı olarak Taylor Stan ile yemin etmek için gecenin ismini kullanmak istiyorum. Yemin, hayatlarımız üzerine edilir ve onu bozan sonsuz karanlıkta kaybolur.”
Cage gözlerini açtı ve konuşmaya devam etmeden önce Cale ve Taylor’a baktı.
“Ben Cage ve Taylor Stan, bu gece konuşulanları sadece tanık Cale Henituse’yle paylaşmak üzere bir sır olarak saklamaya yemin ediyoruz. Bunu başka kimseyle paylaşmayacağız.”
“Kimseyle.”
Taylor son sözleri tekrarladı. Cage, Taylor’ın sesini duyduktan sonra gözlerini kapadı. Siyah duman bir kez daha üçünün etrafını sardı. Ve sonra,
Uuuunnngg.
Başka bir titreşimle duman ortadan kayboldu. Yemin sona ermişti.
“Oldukça basit.”
Cale düşüncelerini açıklarken elinde tuhaf bir şey hissetti. Antik güçlere benziyordu. Yeminle bağlantılı olan şeyleri hissedebiliyordu.
“Şu anda hissettiğin şey yeminin gücü. Yeminlerimizi bozduğumuz an, genç efendi Cale şahit olarak ölümümüz hakkında bilgilendirilecek.”
“Anlıyorum.”
Cale bu açıklamayı kolayca kabullendi. Elindeki histen dolayı başka bir seçeneği yoktu. İçindeki antik güç ile ilahi gücün farkını incelemeye başladı. O anda, Taylor yanında getirdiği içkiyi masanın ortasına koydu.
Pat.
Şişe, masanın ortasına çöktü.
“İçki alır mısınız genç efendi Cale?”
“İçki?”
Cale, onların gitmesini istiyordu. Taylor, Cale’in sorusunu başıyla onayladı.
“Evet. Alkol. Alkol, iyi bir günde içmeden olmaz.”
Taylor, son zamanlara kadar güvenmediği biri olan Cale ile içmek istiyordu. Cage, hareketlerinden bir anlam çıkardı ve ellerini rahibe kıyafetinin kol yakalarından içeri sokmadan önce gülümsedi.
“Tadaa!”
Kol yakasından üç adet shot bardağı çıkardı.
“Ha.”
Cale shot bardaklarına, içki şişesine ve rahibeye inanamayarak bakıyordu. Kolunda shot bardağı taşıdığına inanamıyordu.
“Rahibee!”
“Evet?”
“Harikasın.”
Rahibe gerçek bir alkolikti. Cale bardaklardan birini aldı ve Taylor da doldurmaya başladı. Üçünün de bardakları dolunca Cage, Cale’e bir soru sordu.
“Genç efendi Cale, bir rahibenin içki içmesi tuhaf değil mi?”
Cale başını yana eğdi ve sordu.
“Beni niye ilgilendirsin ki?”
Onun içip içmemesi Cale’in umurunda değildi.
“Vay be. Sizi gerçekten çok sevdim.”
Cage bir eliyle bacağını döverken, hayranlığını paylaştı. Sonra cilveli bir şekilde Cale’e sordu.
“Genç efendi Cale, eğlenceli bir ablayı yakından tanımayı istemez misiniz?”
“Hayır.”
Cale sertçe cevap verdi ve Taylor da hızlıca ekledi.
“...Peki harika karakteri olan bir ağabeye ne dersiniz?”
“Onu hiç istemem.”
Cage ve Taylor’ın, Cale’in cevabına karşı canları sıkılacağı yerde ikisi de kahkaha atmaya başladı. Cale neyin bu kadar komik olduğunu anlamamıştı, ama bardağını havaya kaldırdı ve konuşmaya başladı.
“Şerefe.”
Dinngg. Üç bardak havada çarpıştı. Bir yeni ay gecesi. Gökyüzünde ay görünmüyordu, ama alkol aydan derindi ve bu üç kişiyi birbirine bağlayan bir bağ yaratmıştı.
Sonraki sabah.
“Genç efendi, yola koyulalım mı?”
Cale, Hans’ın yavaş mı olduğunu yoksa bunu komik mi bulduğunu bilmiyordu. Yardımcı uşak Hans durumu Cale’den duymuştu ve yola çıkıp çıkmayacaklarını yüksek sesle sormak yerine Cale’in aracının köşesindeki iki kişiyi görmemiş gibi yaptı.
“Evet gidelim.”
Cale gelişi güzel bir emir verdi..
İki saat. Başkentin girişine iki saat içinde varacaklardı.
Magnec