Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

68. Bölüm Böyle Olmaması Lazımdı V

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

Balina Kral, Shickler’in koca gözleri Cale’e doğru döndü. Cale gülümsüyordu.

‘Ne güçlü bir baskı.’

Shickler okyanusun kralıydı. Batı kıtasının küçük bir bölgesini yöneten bir krallığın kralıyla karşılaştırılamayacak bir kişiliğe sahipti. Bu nedenle Cale’in gülümsemesi daha da genişledi.

Shickler de gülümsüyordu. Cale bir adım geriye çekilip kollarını açtı.

“Görüşmemizi güvertenin üzerinde yapmaya ne dersiniz?”

Psssssssssssh.

Üçlü gemiye sessizce yaklaşırken su buharı havayı kaplamıştı.

Tap. Tap. Tap.

Üçü de güverteye nazikçe indi. Cale, Raon’un zihninde çınlayan sesini duydu.

- Ejderhalar çok daha güzel ve görkemlidir!

Cale onun hislerini anlayarak başını okşadı. Üç saf kan Balina son derece güzeldi.

‘Bu da epey gergin.’

Choi Han, Balina Kabilesi üyelerini gördükten sonra kaskatı kesilmişti.

Cale, Choi Han’ın bakışlarını takip etti ve önünde duran üç kişiye baktı. Geleceğin Balina Kralı Witira, her zamanki gibiydi.

Beyaz saçlı Katil Balina. Bu adam muhtemelen Archie’ydi, Balina Kabilesi’nin en büyük savaşçısı. Kitaptaki Balina Kabilesi kısmında oldukça önemli bir rol oynamıştı.

Romanda Lock’u yenen oydu ve ayrıca kötü kişiliğinin yanı sıra şiddet yanlısı biriydi. Ancak sadakati de bir o kadar yüksekti.  

“Güney okyanusuna gelmeyeli çok oldu.”

Bu yaşlı ama havalı ses, Choi Han’ın başını çevirmesine neden oldu. Balina Kralı Shickler’in yüzünde nazik bir gülümseme vardı.

Kitaptaki en yakışıklı orta yaşlı adam oydu. Romanda Shickler’i tanımlayan dört satır olduğundan, yazar bu karaktere kendi ruhundan da katmış gibiydi.  

‘Yazarın bunu neden yaptığını anlayamıyorum.’

Ama görüntü karın doyurmuyordu. Cale’in alması gereken şeyler vardı.

“Güney çok daha sıcak değil mi?”

Shickler’in göz bebekler buğulanmaya başladı.

‘Tam da Witira’nın tarif ettiği gibi biri.’

Kızı Witira, Cale’in zayıf ancak kuvvetli biri olduğunu söylemişti. Tam da onun bahsettiği gibi, güvertedeki en zayıf kişi oydu ancak öz güvene dair bir sorunu yoktu.

“Güney de güzel tabii. Oğlumu kurtardığın için teşekkür ederim. Buraya kızımla birlikte gelme nedenim, sana bizzat teşekkür etmekti.”

“Teşekküre gerek yok. Yapmam gerekeni yaptım sadece.”

Cale elini saygıyla uzatırken tebessüm etti. Gecenin bu saatinde uzun uzun konuşma yapmanın ne anlamı vardı?

“Hepimiz meşgul kimseleriz, neden direkt konuya gelmiyoruz?”

“Tabii. Ama, işte…”

Shickler hafifçe iç çekti. Cale de aynını yapıp elini uzattı.

 “Choi Han.”

Tap.

Cale elini Choi Han’ın omuzuna koydu.

Shickler de aynısını yaptı.

“Archie.”

Her nedense, Archie ve Choi Han birbirlerine baktılar. Birbiriyle ilk defa karşılaşan iki insanın arasında ne gibi bir sorun olabilirdi ki? Cale, Choi Han’ın omuzuna biraz baskı uyguladı ve Choi Han ona baktı.

Choi Han az önce Balina Kabilesi’nin güzelliğiyle hipnotize olmuştu, öyleyse şimdi neden bu kadar sinirliydi? Eğer Choi Han gemide kavga başlatırsa kılıcının tek bir kesiği bile gemiyi batırabilirdi.

“Ne oldu?”

 “...Cale-nim.”

Choi Han dudaklarını ısırdı. O anda, biri Cale’e yanıt verdi. Her zamanki gibi Kara Ejderha, Raon.

- O balina seni baştan ayağa süzdü! Bu ne cüret!

Cale, başını Choi Han’dan çevirirken Raon’un homurdanmalarını dinledi.

Archie. Toonka’dan bile daha kötüsü. Bilirsiniz, iyi tarafta olan ama sürekli bela açan tipler vardır ya? Archie de o türde bir karakterdi.

O yalnızca Shickler’e sadakat sözü vermiş biriydi ve başka hiç kimseyi umursamıyordu ve buna Balina Kabilesi’nin diğer üyeleri de dahildi. Balinaların baş belasıydı. Cale, sonunda onunla göz teması kurdu.  

‘Mm.’

Cale, homurtusunu bastırdı. Archie gerçekten ona kötü kötü bakıyordu. Bu serserinin böyle davranma amacı neydi ki? Gerçi nedeni bayağı açıktı.

‘Muhtemelen Shickler benimle bizzat tanışmaya geldiği için.’

Archie, ne Cale’in Shickler’in oğlunu kurtarmasını umursuyordu ne de deniz kızları konusunda Balinalara yardım etmesini. Cale, Witira’dan bile daha güçlü bu adamın öfkeli gözlerine baktıktan sonra birazcık gerilmişti.

Shickler, Cale’in gerildiğini gördü ve hemen Archie’ye baktı. Archie’ye bunu yapmamasını defalarca söylemesine rağmen asla dinlemiyor gibiydi.

“Archie, yete...” 

Shickler sözünü yarıda kesip başını çevirdi.

‘Baba, genç efendi Cale çok tuhaf. Sadece bir anlığına da olsa, gerçekten büyük hissediyordu.’

Cale’e bakarken, Witira’nın söylediği şeyi hatırladı. Cale’i bir kez daha sakince durduğunu fark etti, sanki az önce gerilen o değildi. Fakat Cale’in aurası biraz farklıydı. Kızının, neden Cale’in güçlü olduğunu söylediğini nihayet anlamıştı.

Uçsuz bucaksız derinlikteki gözler, Archie’ye odaklanmıştı. Kenardan izleyen Choi Han refleksif bir şekilde somurtmayı kesti.

 “...Cale-nim.”

Ardından içgüdüsel bir tavırla Cale’e seslendi ancak Cale ona bakmadı. Choi Han, garip bir şekilde bunun doğal olduğunu hissetti. Cale’in bakışları oldukça hükmediciydi ve yalnızca ileriye odaklanmıştı. Etrafındaki hava da herkesin dikkatini çeken cinstendi.

Kuvvetli bir baskıdan farklıydı. Zarif ancak sağlamdı ve yaklaşmayı zorlaştırıyordu. Cale suratını asmıştı.

‘Bedenim kendi başına karşılık veriyor.’

Kalbin Canlılığı, Archie’den yayılan baskıya karşılık vermiş ve Hükmeden Aura’nın çıkmasına da neden olmuştu.

Birlikte hareket eden bu iki güç sayesinde Archie’den yayılan güçlü baskıdan kaçabildi.

Cale yavaşça konuşmaya başladı.

“Kimsin sen?”

Madem durum böyleydi, o halde onu burada ezip geçebilirdi.

Cale, Archie’nin bakışlarından hoşlanmayarak hafifçe ilerledi.

Gırct. Gırct.

Her adımında güvertenin ahşap zemini gıcırdıyordu.

“Yalnızca, kim olduğunu sanıyorsun?”

Hükmeden Aura, gücünün yarısını ortaya çıkmıştı. Gerçekten yarım. Cale, Archie’nin önünde durdu ve ona açık açık sordu.

“Bana böyle bakmaya cesaret edebilecek biri olduğunu mu?”

Archie konuşamadı. Cale’den biraz daha uzundu ancak sanki ona aşağıdan bakıyormuş gibi hissediyordu.

Cale kesinlikle zayıf görünüyordu ve hala Cale’i tek hamlesiyle öldürebileceğini düşünüyordu ancak hareket edemiyordu.

Archie, Cale’in dudaklarının hafifçe kalktığını gördü. Cale de ayrıca Archie’nin bakışlarının yumuşadığını fark edebiliyordu, soğukça yanıt verdi.

“Bu soruya bile cevap veremiyorsan…”

Archie, önündeki bu adamın, Cale’in onu küçümsediğini anlayabiliyordu.

“Öyleyse, bir daha öyle bakarken yakalanma.”

Cale ve Archie, ta ki Archie bir adım geri çekilene dek sessizce birbirlerine baktılar. Tam o anda Cale Hükmeden Aura’yı bir kenara bıraktı ve Shickler’e gülümsedi.

“Doğru değil mi, majesteleri?”

Cale, ileride birbirlerini birkaç kez daha görecekleri ve hala birbirleriyle birtakım anlaşmalar yapmaları gerektiği için kavga etmek istemiyordu. Bu yüzden Hükmeden Aura’nın yalnızca yarısını kullanmıştı ve şu anda ortaya çıkarabildiği en parlak gülümsemeyle Shickler’e bakıyordu.

 “... Kesinlikle.”

Shickler birkaç dakika sonra yanıt verdi, Archie’nin omuzunu yakaladı ve sıkıca tutu.

“Özür dile ve kendini tanıt.”

Cale, Shickler’in baş belası Archie’yi nasıl ehlileştirdiğini biliyordu. Onu dövüyordu. Hatta onu öyle sert dövmüştü ki, okyanus tamamen tozla kaplanmıştı. Onu suyunu çıkarana kadar döverken bir yandan da baş belasının en iyi ilacının dayak olduğunu söylemişti.

Ardından Archie’nin aklı başına gelmişti ve Shickler’in sadık bir astı olmuştu. Bu yüzden Cale, ona dik dik bakmasına rağmen Archie’nin ona zarar vermeyeceğini biliyordu.

Cale, Archie’nin ona bakmadan başını eğdiğini gördü.

 “... Özür dilerim.”

Çok kısık sesle konuştu. Özür dilemek istemiyordu. En azından, Archie’ye bakarken Cale’in düşüncesi bu şekildeydi. Archie göz göze geldiklerinde hemen bakışlarını kaçırdı.

“İsmim Archie.”

“Pekala. Ben Cale Henituse.”

Ardından, Raon’un sesini zihninde duydu.

- İnsan, şu anda neredeyse tırnağımın ucu kadar güçlü görünüyorsun. Aferin! Helal olsun!

Cale, dört yaşındaki çocuktan gelen iltifatı duyduktan sonra iç çekmemek için kendini tuttu ve ona şaşkınlıkla bakan Shickler’e nazikçe elini uzattı.  

“Lütfen pakedi bana verin.”

“Ah, doğru.”

Tuhaf bir biçimde panikleyen Shickler, krala yakışır gibi davranma yetisini yitirmiş, komşu amcaya dönmüş gibiydi. Ona yaklaşıldığında böyleydi. Shickler, Witira’ya baktı.

“Genç efendi Cale.”

“Uzun zamandır görüşmüyoruz. Paket?"

Witira, Cale’in hala aynı olması karşısında rahatladı.

‘Rahatlamak? Ben?”

Bir anlık şok yaşasa da, kendini sakinleştirip pakedi verdi. Şimdi Cale’in ellerinde üç tane şey vardı. biri, içinde Ejderha’nın ölü manasının bulunduğu küçük şişe ve çıkarılan zehir.

Ölü mana. Karanlıkla ilgisi olmayan, yaşayan biri için oldukça tehlikeli bir şeydi ve Shickler de bu yüzden merak ediyordu.

“Ama neden bu ölü manaya ihtiyacınız var? Hiçbir insanın buna gereksinimi olmamalı. Pekala, belki ruh çağıranların buna ihtiyacı olabilir ama onlardan kalmadı. Bu küçük miktarla ne planladığını bilmiyorum.”

Cale, haylazca gülümsedi.

“Kim bilir.”

Cale’in de sadece bu az miktardaki manaya ihtiyaç duyuyordu. Cale, eşyaları büyülü çantasına koydu ve veda etmeden önce, Balina kraliyet ailesiyle birkaç şey daha tartıştı.

“Bir dahaki sefere görüşmek üzere. Bir kez daha Archie’nin bugünkü davranışları için özür diliyorum.”

“Sorun değil.”

“Hayır, ısrar ediyorum. Çünkü bu serserinin hala öğrenecek şeyleri var.”

“… Baba.”

Witira, babasını sakinleşmeye çağırdı, ardından Cale’e, “Sonra görüşürüz, genç efendi Cale.” dedi.

“Şüphesiz.”

Onları birçok şeyde kullanabileceği için, birkaç kez daha görüşmeleri gerekiyordu. Cale, Witira ve Shickler’e ve huzursuzca kıpırdanarak veda eden Archie’ye el salladı. Ardından ekibe döndü.

“Choi Han, ne yapıyorsun?”

“… Ah, hiç.”

Choi Han, Cale ona seslenince şoke olmuş, başını hızla sallamaya başlamıştı. Cale, yüzünde bomboş bir ifadeyle dikilen Choi Han’ı pas geçti ve içeri yöneldi.

“Ben uyumaya gidiyorum.”

Kara Ejderha Raon da Cale’i takip ediyordu; birdenbire başını çevirdi ve Choi Han’la konuştu.

“Ben Raon Miru’yum, yakışıklı, güzel, büyük ve heybetli bir varlığım! Bunu aklından çıkarma!”

Choi Han, aşırı heyecanlanmış ejderhaya baktıktan sonra her zamanki gibi rahat görünen Cale’i inceledi.

“… Benim de güçlenmem gerek.”

Güvertede tek başına dikilen Choi Han’ın sesi okyanusta kayboldu. Elbette, Cale bunu duysaydı, daha güçlü bir Choi Han’ın tüm kıtayı kolayca yok edebileceğini düşünür ve korkudan soluğu kesilirdi.

*** 

Ertesi sabah Cale, Kara Ejderha’nın –ki ismi artık Raon’du- yanındaki Hong’un huzursuzca söylendiğini duyabiliyordu.

“Raon’u sevdim, havalı. Ama bence Ra-Hong da çok güzel olurdu.”

Diğer yandan, her zaman sakin duran On şimdi çok heyecanlı görünüyor, Raon’un etrafında mutlu mutlu daireler çiziyordu.

“Raon Miru! En küçüğümüzün adı süper! En iyisi bu!”

Gemideki yatağında uzanırken onları izleyen Cale, Raon bağırmaya başlayınca döndü.

“Hey, Minik Kurt! Ben, Raon Miru! Hey, büyücü! Ben Raon Miru! Choi Han!”

“İsmini biliyorum zaten.”

O kadar fazlaydı ki, genelde kibar olan Choi Han bile böyle karşılık verdi.

Şu anda Raon, kedi yavruları, Choi Han, Lock ve Rosalyn, Cale’in odasındalardı. Raon, Choi Han’a yaklaştı.

“Eğer biliyorsan söyle.”

“Tabii, Raon.”

Raon gülümsedi. Ardından Choi Han, Cale’e döndü.

“Miru. Bu soy ismini nereden buldun?”

Choi Han’ın yüzünde garip bir ifade oluştu. Cale, bu tepkiyi anlıyordu. Choi Han saf Korecedeki “Raon”u bilmiyordu ama anlaşılan “Miru”yu biliyordu.

“Benim uydurduğum bir şey?”

“Uydurduğun mu?”

“Evet. Raon’a bakarken birden bu kelimeyi düşündüm. Aniden aklıma geldi. Oldukça enteresan bir deneyimdi.”

Cale sıradan bir tavırla yanıt verirken, yattığı yerden üzüm yemeye devam etti. Ardından, elinden geldiğince sakin kalarak Choi Han’a sordu.  

“Neden sordun?”

“Hiç. İlginç geldi.”

Choi Han’ın bakışları özlem doluydu. Çünkü isim saf Koreceydi. Başını sallayarak Raon’a döndü.

“Raon Miru. Havalı bir isim.”

Raon onun ne dediğini duymamış gibi davransa da kanatlarını neşeyle çırpıyordu. Cale, ilgisizce bunu izledikten sonra pencereden dışarı, okyanusa baktı. Yakın zamanda Whipper Krallığı’na ulaşmayı umuyordu.

Birkaç gün içinde, Cale’in de umduğu gibi, Whipper Krallığı’nın en küçük limanına vardılar. Onları karşılamaya biri gelmişti: Bu ticaretin en önemli oyuncusu.

“Genç efendi-nim!”

Tombul Billos şimdi domuz kumbarasına daha çok benziyordu. Cale’i güvertede selamlamak için zıpladı. Billos, gemi durur durmaz gemiye çevikçe atlarken aslında olduğundan daha hafif gibi görünüyordu

“Ayy, genç efendi, umarım deniz tutmamıştır?”

- Sana yağ çekmeye çalışıyor.

Ama Cale, Billos’un davranış tarzından hoşlandı. Billos’un omuzuna hafifçe vurdu ve kulağına fısıldadı.

“Büyük balığı tutma zamanı, ha?”

Billos o kadar geniş gülümsedi ki gözleri neredeyse kayboldu.

“Size güveniyorum, genç efendi-nim.”

Sihir Kulesi yok edilecekti ve Sihir Kulesi lordu, Toonka tarafından parçalarına ayrılacaktı. İçerideki tüm büyücüler öldürülecekti ancak Sihir Kulesi’nin lordu çok açgözlü biriydi.

Cale, Roan Krallığı’nın limanlarından farklı olan bu harap haldeki limana baktı ve yüksek sesle konuştu, “Hazine avcılığı çok eğlenceli.”

Hazine bulabildiğin sürece öyle tabii.

Çevirmen notu
evde kalmaya ve sosyal mesafeye özen göstermeye devam edelim sevgili okuyucular. sağlıklı günler dilerim :)