Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

5. Bölüm Beni Göremiyor musunuz (1)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Bir şeylerin yanlış gittiğini ilk fark eden Lita değil, Yu Il Han olmuştu.

“Bir şey hareket ediyor.”

[Ne hareket ediyor?]

“Kılıcın.”

[Ne? Aaah! Hayır!]

Yu Il Han’ın gözünde bir çöp olan kılıç, çekici eline aldıktan beş yıl sonra yaptığı kılıç, Lita’nın belinde güçlü bir şekilde titriyordu.

Sadece bu muydu? Yoldaki araçlar, Yu Il Han’ın giyindiği kıyafetler ve dünyadaki diğer her şey bir hareket içindeydi.

Bu sadece bir anlama gelebilirdi. Dünya, zamanın ilk durduğu andan itibaren akmaya başlamıştı.

“Bunlar, dünyada zaman durduğundan beri hareket eden veya değişen şeyler.”

[Onu boş ver de kılıç için bir şeyler yap.]

“Sana daha iyisini yaparım neden onu bırakmıyorsun?”

[Asla!]

Lita telaşla dua ederek adi kılıca sarılırken Yu Il Han’ın bedeni isteği dışında hareket etti.

Vücudu eski haline dönmüyordu. Sadece insanlardan ilk dışlandığı andaki yere gidiyordu. Sanki uçan bir kuş gibi görünüyordu.

“Uçabiliyorum!”

[Ah, Il Han bekle! T- Tanrım biraz daha! Bana sadece veda edecek zaman ver!]

Lita kılıcına sarılırken fark ettiği gerçekle birlikte umutsuzca Tanrı’ya seslenmeye başlamıştı. Ancak isteği gerçekleşmedi.

Yu Il Han’ın bedeni, karşı konulamaz bir şekilde evinden kampüse doğru uçarken Lita başka bir güçle gökyüzüne doğru yükselmeye başlamıştı. O kadar kuvvetliydi ki bu güç, bir noktadan sonra üzüntüsünden ağlamaya başladı.

[Şu ana kadar sakindin ama birden neden… İleri gidiyorsun, ileri gidiyorsun!]

Lita, Tanrı’nın elçisine hiç yakışmayacak şekilde yakınarak Tanrı’yı suçladı. Şuan yapabileceği tek şey Yu Il Han’ın uzaklaşmasını izleyerek onun kaderi için dua etmekti. Kılıca yumuşakça sarılırken; ‘Kılıcı bana bıraktın. Bu yüzden de ‘İleri gidiyorsun!’ sözlerini geri alacağım.’ dedi.

Tekrar Yu Il Han ile karşılaşabileceği bir zaman gelecek miydi? Bunun için dua etti. Yu Il Han zamanın pençesinden kurtulduktan sonra görüşebilmeleri için dua etti. En yakın zamanda. Hatta yarın.

Bin yıl önce, dışlanmış Yu Il Han’ı bulmaya geldiğinde hayal bile edemeyeceği umuda sarılırken yavaşça gözlerini kapattı. Ve bir şeyin farkına vardı.

[Daha öpüşmedik bile!]

İşte tam o sırada zavallı Melek Lita geri dönüyordu. Yu Il Han da kampüse bırakılmıştı. Son anda neredeyse fırlatılmış Yu Il Han, hala havadayken kendisini dengeledi ve düzgün bir duruşla yere inerek alabileceği zarardan kurtuldu.

“İçimde iyi bir his var.”

Uzun yıllarca tecrübe ettiği bütün şeyler içinde uçmak en ilginciydi. Bu, artık sıkıcı günlerin sona erdiğinin kanıtı değil miydi? Manayı kontrol ettiğinde uçmayı ööğrenebileceğini fark ederek başını kaldırdı.

Ve gökyüzüne yükselen Lita’yı gördü.

“Ah.”

Yu Il Han bilinçsizce mırıldandı. Ona veda bile etmeden gittiği düşünüldüğünde, Yu Il Han onun için ilginç bir insandan başka bir şey değil miydi? Sadece can sıkıntısını geçirmek için zaman geçirdiği bir varlık mıydı?

Ama bunun bir önemi yoktu. Lita ona; nazik, sevimli ve onun yalnızlığını geçiren biri olarak davranmıştı. Lita’yı gelecekte bir daha göremeyeceğini düşünmek onu bomboş hissettirmişti.

Aslında, bu normaldi. Uzun zamandır yanında olduğu için onunla olmak Yu Il Han’a oldukça doğal gelse de Lita için Yu Il Han gibi sıradan bir insanlar iletişime geçmek oldukça nadir bir durumdu.

Aynı uzayda bile karşılaşılamayacak bir varlık. Hem Lita kendisini üstün varlık olarak tanımlamamış mıydı?

“Üstün varlık ha…”

Yu Il Han kendi kendine mırıldandı ve yumruğunu sıktı.

Bir araya getirilmiş teknikler ve bilginin amacı, Büyük Değişim olduğunda diğer insanlardan geri kalmamak içindi. Bu, şuana kadar Yu Il Han’ın bakış açısı olmuştu.

Ama şimdi daha büyük ve katı bir bakış açısı vardı.

Eğer ben de üstün bir varlık olabilirsem tekrar onunla karşılaşıp konuşabilirim. Sonunda onunla aynı seviyede olabilirim.

Öyleyse onlardan biri olacağım. Eğer yeterince çaba harcarsam gerçekleşmeyecek bir şey yok. Ölecek kadar çok çalışırsam onlardan birine dönüşemez miyim? – Yu Il Han böyle karar vermişti.

Elbette Il Han; bırakın aynı seviyeyi, artık Lita’nın, kalbini Il Han’ın yakalayamayacağı kadar kaptırdığını bilmiyordu. Bunun sebebi bin yıldan fazladır şuana kadar bir kadının elini bile tutmamış bir bakir olmasıydı.

Yu Il Han kararını verse de vermese de dünya asıl haline dönüyordu. Patlamış arabalar tamir olup ilk baştaki konumlarına dönüyorlardı ve dünyadaki Yu Il Han tarafından zarar görmüş her şey ilk baştaki hallerine dönüyordu.

Ve o an yaklaşıyordu.

Yu Il Han tıpkı uzak geçmişte yaptığı gibi gözlerini kapatıp bekledi.

Ve birkaç saat geçtikten sonra dünyanın ve kendisinin değiştiğini hissetti. Kendi vücudunu herkesten daha iyi biliyordu. Ve vücudunda küçük ama belirgin bir değişim oldu.

Soğuk, berrak, mükemmel, güçlü bir enerji… Kalbi attığında, sanki en başından beri öyleymiş gibi enerji de onunla birlikte atıyordu.  

Üzerinde düşünmesine bile gerek yoktu. Bu, dünyanın iletişime geçtiği yeni bir enerji, manaydı. İnsanların on yıl boyunca başka dünyalarda kalarak adapte oldukları enerjiydi. Yu Il Han’ın gelecekte adapte olacağı enerjiydi.

“Eh, sanırım bunu yapabilirim.”

Eski çocuksu, üniversite birinci sınıf öğrencisinden farklıydı. Hayır, ikisi de aynı zaman çizgisindeydiler ancak onun sayısızca yıl sürdürdüğü çabalarıyla ilgili bir geçmişi yok muydu?

Gözlerini açtı. Sıkışık kampüste birçok insan vardı. Şaşırdıklarını belli eden yüz ifadeleri takınırken bir yandan da bunu beklermiş gibi gergindiler.

İnsanlar… Gerçekten de birçok insan vardı. Yaşadığı büyük sevinçle, çığlık atmak istedi ama bunu bastırdı.

“Gerçekten de on yıl sonra geri geldik.”

“Onların dediğine göre biz artık…”

“Şey, ben korkuyorum.”

“Hey, burada da zümre açabiliyorum.”

“Kahretsin, her şey sıfırlandı!”

Çığlıklar ve bağırışlar her yerden duyulabiliyordu. İşte tam o sırada Yu Il Han bir şeylerin yanlış olduğunu fark etti.

On yıl içinde geldiklerini söylemeleri, daha önce Lita’nın söylediği bir şeydi yani tuhaflık bunda değildi. Ancak, birbirleriyle fazla yakın değiller miydi? Eğer insanlar farklı dünyalarda yaşadılarsa, birbirlerine tuhaf davranmaları normal olandı.

Eğer değilse o zaman neydi? Bu, buradaki herkesin aynı dünyada olduğu anlamına gelmiyor muydu? Hayır, bekle! Düşünüce, zaten aynı bölgede olan insanları ayırmanın bir anlamı yoktu. Ve eğer bu doğruysa… Yu Il Han’ın geride kaldığını fark etmezler miydi?

Yu Il Han gerilerek uzun zamandır özlemini duyduğu insanlar yanında olduğunu bilse bile başını eğdi. Ancak bu imkânsızdı. Meydanın tam ortasındaydı. Anında fark edilebilir…

‘…Ha?’

Yu Il Han başını kaldırsa da insanlar birbirleriyle konuşmaya devam ettiler, Yu Il Han a bakmadılar bile. Sanki onu fark etmemiş gibiydiler.

Elbette, daha yeni dönmüş olmaları gibi özel bir durum söz konusuydu fakat onu fark etmeleri gerekirdi. Sanki hepsi önceden planlamış gibi onu görmezden geliyorlardı. Bu nasıl mümkün olabilirdi!?

‘Ah, durum bu, değil mi?’

Ancak bir süre düşündükten sonra, Yu Il Han’ın imkansız gerçeği kabul etmekten başka çaresi kalmamıştı.

Lita ile yıllarca süren konuşmaları yüzünden unutulmuştu. Ancak ilkokul pikniğinden, ortaokul kampından ve lisedeki geziden dışlanmak gibi efsanevi bir başarısı vardı.

Sadece bu kadar mıydı? Üniversiteye kaydı sırasında en önde olup elini kaldırmasına rağmen fark edilmemişti. Bu çok sık olan bir şeydi. Altıncı Hayalet Üye diye çağırılması abartı olmazdı.

Heyecanlı dünyalıların Yu Il Han’ı fark etmesinin bir yolu yoktu. Bir kez yalnız her zaman yalnızdı.

“İyi, diyorum. İyi, dünyalılar…!”

Sesli bir şekilde bile konuşmuştu ama etrafını sarmış insanlar fark etmemiş gibiydi.

Bir sebepten ötürü, geri dönmelerini beklediği insanlar ortaya çıkmıştı ama o, etkilendiği için değil de üzüldüğü için ağlıyordu. Onu sürekli hatırlayan Lita’yı görmek istedi. Bir an önce yüce bir varlık olmak istedi. Ancak, öncelikle:

‘Herkesten önce geri dönelim ve herkesten ayrılalım.’

Omuzları çökmüş bir şekilde, geri dönenlerin neşesini, gelecek ile ilgili endişelerini ve değişim beklentilerini görmezden gelerek kampüsten çıktı. Hiçbiri onu ilgilendirmiyordu.

‘Umarım herkes yere düşer ve burunlarını kırarlar.’ Diye düşündü.

Otobüs hala gelmemişti. Ne de olsa ne otobüs sürücüleri ne de yolcular için otobüste oturmanın sırası değildi. Büyük ihtimalle hepsi evlerine gidip devletin bir açıklama yapmasını bekleyecek veya kaçınılmaz ayrılıktan sonra sevdikleriyle buluşacaklardır.

Her ne olursa olsun o, biraz bile hızlı koşarsa onlarca kilometreyi bir saatte koşabilirdi Bu yüzden de en başından beri hiç otobüse binmek gibi bir niyeti yoktu. Herkesten hızlı olduğu bir gerçekti. Tabii eğer mana olaya dâhil edilmezse…

‘Mananın çok sınırsız bir güç olduğunu söylemişti. Vücudu güçlendirebilir, hızını artırabilir veya çok büyük bir güç oluşturabilir.’

Lita’nın büyü kullandığı zamanları hatırladığında bunu kabul edebilirdi. İnsan ırkı bir kez daha yapabilen ve yapamayanlar olarak ikiye bölünmüştü. On yıl çalışan insanların aksine Yu Il Han, mananın yeni farkına varmıştı. Yani eğer mana kabiliyetine göre bir grup oluşturulursa kendisi en sonda olurdu.

‘Bunda ne sorun var? Kazandığım bilgiler ve eğitimlerimin toplamı kesinlikle alt seviyede olamaz. Eğer bir on yıl geçerse, ben de insanları kıskanmadan gelişebilirim. Doğrusu, bu kişisel yetenekler altında değerlendirilse de, Yu Il Han bunu bilmiyordu. Bunun sebebi Lita, aceleci davranmasın diye bunları söylemeyi ona yasaklamıştı ki.

‘Ah, evet. Zümreler.’

Eve varmadan hemen önce aklına gelmişti. Lita, Büyük Değişim yüzünden Akashik kayıtların dünyayla bağlantı kuracağını ve insanların da bu kayıtlardan bazılarını görebileceğini söylemişti. Geri dönenler zümre gibi bir şeyler hakkında da konuşuyorlardı.

‘Ama bunu nasıl görebilirim?’

Bunu düşündüğü anda, yeşil yazılar bir anda gözlerinin önünde belirmeye başladı. Sanki retinasına kazınmış gibiydiler.

[Yu Il Han]

[İnsan, işsiz, Sv1]

[Başlık – Pankozmik Yalnız (Gizlenme pasif)]

[Güç – 72 Çeviklik – 82 Sağlık – 78 Büyü – 1]

[Faal Yetenekler – Gizlenme Sv Maksimum (Evrimleşebilir. Malzemeye gerek var)]

[Pasif Yetenekler -  Tanımlanamıyor]

[Dışlanma bonusu kazandın ve dağıtıldı.]

[1 Seviye atlandığında 5 zümre artar.]

“…”

Yüzyıllarca süren eğitim sonunda karşılığını veriyordu.