Peter-Cech'i duyunca neden aklıma Petr Cech geldi :D tek benim gelmemiştir heralde :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
22. Bölüm Azeroth Kıtası
Azeroth Kıtası'ndaki herkes tanrıların varlığına ve onların olağanüstü gücüne inanıyordu. Çünkü pek çok savaş gerçekleşmişti ve Savaş Tanrısı en çok müride sahip olan tanrıydı. Bu nedenle, tüm gevşek uçları Savaş Tanrısı'na bağlamak gülünç görünüyorken, bu en makul ve en az kusura sahip olan bahaneydi.
Fei, Alexander'a ne olduğunu açıklamak için bir bahaneye ihtiyaç duymuştu ve şimdi, ihtiyacı olan şeyi bulmuştu da. Biliyordu ki kısa bir süre içerisinde, bu gece söylediği şey, yanındaki samimi adam vasıtasıyla tüm Chambord'da dolaşacaktı. Böylece herkese kendini açıklamak zorunda kalmayacaktı.
Bazen söylentiler, onlar için, onlara bireysel olarak söyleyeceklerinden bile daha güvenilir olabilirdi.
Fei bahanesini mükemmel bir şekilde planlamıştı. Kasten kendini en çok insanın inanıyor olduğu Savaş Tanrısı ile bağdaştırmıştı. Fei'nin Dünya'daki deneyimi, savaş ve anlaşmazlıklara neden olan din ve inançların, doğru kullanıldıkları takdirde müthiş yararlı olabileceğini öğretmişti.
''Dünden önce olanları tam olarak hatırlayamıyorum bile... Brook, bana Chambord'dan ve krallıktan bahsetmeni istiyorum.'' Fei sakince konuştu, bunu çok da umursamıyormuş gibi görünüyorken; aslında amacı Brook'u kandırmak ve onun, kendisine kaleyle ilgili daha fazla şeyi anlatmasını sağlamaktı.
''Bu benim için bir onurdur, majesteleri. Krallığımızın kapsam alanı sadece Chambord Kalesi. Azeroth Kıtası'ndaki kategorizasyon metoduna göre, Chambord ayrık bir imparatorluk değil, bir imparatorluğa bağlı bir krallık. Krallığın toplam nüfusu 10.000'in altında ve resmi ordu, sadece 400 askere sahip olan kralın gardiyanları...'' Brook, oldukça iyi bildiği şeyleri iyice açıklamak için epey uğraşıyordu.
''Bağlı bir Krallık mı?'' Fei bu konuda kötü hissetmişti.
Tabii ki--
''Evet, majesteleri. Chambord'un esas imparatorluğu Zenit İmparatorluğu'dur. Bünyesi altında altı seviyeye bölünmüş, 250 krallık bulundurur. Chambord, bağlı olan tüm krallıklar arasındaki en düşük seviye olan altıncı seviyede. Zenit İmparatorluğu'nun diktatörlüğü altında 68 tane daha altıncı seviye krallık var...''
Fei o sırada ne diyeceğini bilememişti; dokunsalar ağlayacakmış gibi hissediyordu.
''Yani bunlar gerçekler, ha?.. Benim krallığım bu kadar küçük müydü yahu? Ben de kral olmanın efsane bir şey olduğunu falan düşüneyim arkadaş... Tüm alanım bile sadece Chambord Kalesi, nüfusu ise Dünya'daki en küçük şehirlerin bile altında... Bir belediye başkanı bile olamadım mı şimdi yani?''
İlk sefer için Fei, gerçekliğin umduğu kadar tatlı olmadığını fark etmişti. Bu konuda bir süre düşünmüş ve umutlu bir şekilde sormuştu: ''Brook, bizim esas imparatorluğumuz Zenit, bu kıtada olan en güçlü imparatorluk falandır herhalde, değil mi?''
Brook'un ifadesi garipti.
Bir anlık tereddütün ardından, bu dürüst adam Fei'ye bildiklerini söylemeye devam etmişti. ''Azeroth Kıtası devasadır. Efsanelere göre tanrılar bile kıtanın bir ucundan, öteki ucuna seyahat edemezmiş. Bu kıtada sayısız krallık var ve bu krallıklar, birden dokuza kadar güç ve kudretlerine göre sıralanıyorlar. Birinci seviye imparatorluklar en zayıfları, dokuzuncu seviye imparatorluklar ise piramitte zirvede bulunuyorlar. Ancak, Zenit İmparatorluğu, bu kıtaların üzerinde zayıf seviyede olarak görülen binlerce imparatorluktan sadece birisi...''
Fei'nin kalbi atmayı bırakmıştı resmen, umutsuz hissediyordu. Chambord'un durumunun Azeroth Kıtası'nda böylesine gerilerde olabileceğini hiç düşünmemişti. Kral statüsü harbiden de çok değersizdi. Bu dünyadaki asillik, Dünya'daki üniversite okuyanlardan bile daha yaygınmış gibi görünüyordu.
Brook'un söylediklerine göre, bir çift araziye ve birkaç yüz insana sahip olan herkes bir kral olabilirdi. Bu krallar, sadece geniş ''haydut'' gruplarının başında olan insanlara benziyordu.
''Hay, şansımı... Şimdi en nihayetinde birazcık kalabalık olarak görülebilecek haydutların lideri miyim sadece yani? Üstüne bir de zayıf gruplardan birinden bahsediyoruz!''
Fei'nin umutları çok fena ezilmişti. Bir kral olarak, dünyadaki her şeyi elde etmiş olacağını düşünmüştü, ancak fark etmişti ki aslında sadece hayal kuruyordu.
Bir anlık sessizlikten sonra tekrar sormuştu Fei: ''Pekala... Kıtadaki imparatorluklar arasındaki ilişkiler nasıl, biraz da onlardan bahset bakayım. Yani, herhalde durmaksızın bir sürü savaş olmuyordur, değil mi?''
''Savaşlar, Azeroth Kıtası'nda son derece yaygın...'' Brook, Fei'ye itiraz etmeye kendini adamışçasına konuşmuştu, üzgündü de... ''Genel olarak herkes savaş zamanında doğup savaş zamanında ölüyor... Benim anam babam bile bir savaş sırasında katledildi. Bu kıtada, her saniye insanlar ölüp duruyor.''
Fei şok olmuştu.
''Hassiktir be! Yani bu, benim krallığımın hemen her saniye süper güçlü bir imparatorluk tarafından ezilebileceği anlamına mı geliyor? Savaşlar geldiğinde, bir 'kişi'nin gücü milyonlarca askerin katıldığı savaşlarda çok büyük bir anlam ifade etmez, sınırlandırılmış olur.''
''Peki neden şu anda esas imparatorluğumuzdan yardım istemiyoruz? Zenit İmparatorluğu'nun kendine bağlı olan krallıkları korumak gibi bir görevi olmalı, değil mi?''
Brook'un cevabı bu sefer Fei'yi hayal kırıklığına uğratmamıştı.
''Eğer durumumuzu biliyor olsalardı, Zenit İmparatorluğu bize yardım etmek için ordularını ve Yıldız Seviye birçok savaşçıyı yollamış olurdu. Ancak sorun şu ki...'' Brook, Zuli hendeğinin öte tarafında olan düşman kampını işaret etmiş, çaresizce konuşmuştu. ''Chambord'un dünyanın geri kalanıyla iletişim kurmak için kullanabileceği tek yolu kapattılar. Bu yüzden de esas krallığımıza mesaj yollayamıyoruz.''
''Oh, demek öyle...'' Fei Brook'un sözleriyle durumu hemen kapmış ve bunu, bütün olarak düşünerek bu kaotik kıtada hayatta kalmanın anahtarını bulmuştu.
Azeroth Kıtası'nın fazlasıyla büyük olduğuna hiç şüphe yoktu. O, Dünya'daki hemen her kıtadan, hatta tüm kıtaların birleşimiyle elde edilecek bir kıtadan dahi daha büyüktü. En kötü olan şey ise, imparatorlukların sürekli birbirleriyle savaşıyor olmasıydı; savaş, buranın ana temasıydı.
Fei onu ezen, hayatta kalmaya dair olan baskıyı hissediyordu. Ancak Fei, Brook'un cevabının püf noktasını da yakalamıştı.
Barış ve huzurun hüküm sürdüğü zamanlarda kural ve yasalar olurdu. Ayrıca savaş süreçlerinde de, hayatta kalma kuralları olurdu. Brook'un cevabı açık ve netti. Fei, yüzlerce yıl sonrasında Azeroth Kıtası'nın ilginç piramit sistemi oluşturduğunu fark etmişti. Bu sistemde, küçük krallıkların varlıklarını devam ettirmeleri, büyük imparatorluklarla varlıklarını birleştirdikleri sürece mümkündü.
Ani bir rüzgar, Zuli hendeğinin civarlarından bir sis getirmişti surlara. Atmosfer biraz depresifleşmişti.
Fei, gelecek hakkında çok fazla düşünmemeye karar vermişti. Düşünceleri tekrar Chambord Kalesi'ne odaklanmıştı. ''Brook, bana Chambord hakkında daha fazla şey anlat, diğer asil aileler ve burada sözü geçen insanlar gibi. Bir kral olarak, kendi krallığımla ilgili bile pek bir şey bilmiyorum şu anda.''
Fei, Brook'tan alabildiği kadar bilgiyi almaya niyetliydi.
Brook da biraz düşünmüş ve konuşmuştu: ''Majesteleri'nin dışında, Chambord'un en güçlü insanı Başbakan Bay Bazzer olabilir. Çünkü siz...'' diyerek kafasını kaşımıştı, eski salak Alexander'ın yaptığı malca şeyleri nasıl tarif edebileceğini gerçekten bilmiyordu. Bir süreliğine tereddüt etmiş ve bundan bahsetmemeye karar vermişti. ''En azından son üç yılda, Bay Bazzer Krallığı sizin adınıza yönetiyordu. Bay Lampard'ın kontrolü altında olan ordu dışında, Chambord hakkındaki her şeye Bay Bazzer karar veriyordu...''
''Başbakan Bazzer mi?'' diye sorarken bir şeyi hatırlamıştı Fei, ''Şu şişman, domuza benzeyen veledin babası olan o, değil mi?''
''Evet, majesteleri. Gill sizin en yakın arkadaşınızdı!''
''O dingil benim en yakın arkadaşım olacak, ha?'' Fei alayla gülmüştü içte içe, ''Bazzer, Gill. Onlar değersiz ve gereksiz heriflerden başka bir şey değiller. Birisi krallığımı yönetmiş, diğeri de beni kötü şeyler yapmaya teşvik etmiş. Heh, sığır herifler.''
''Devam et bakayım. Bazzer dışında, söz sahibi birisi var mı?'' diye sordu Fei, daha sonra o baba oğul ikisini tokatlayıp cezalandıracağını aklının bir köşesine yazmıştı.
''Başbakan Bazzer'ın dışında, Askeri Yargıç Conca ve Bekçi Oleg de Chambord'daki güçlü figürlerin arasında. Kralın gardiyanlarının eski birincil komutanı Bay Peter-Cech de onların arasındaydı, ama on beş gün kadar önce,
Başbakan Bazzer onun hainliğine yönelik birçok kanıt buldu ve onu hapse attırdı.''
Fei kafasını sallamıştı.
İlginç bir şey bulmuştu... Brook Chambord'daki en güçlü insanlardan biri olan Bazzer'ı direkt olarak ismiyle çağırmaya cüret etmiş, ama kral'ın gardiyanlarının eski birincil komutanı Peter-Cech'ten, hainlikle suçlanmış o kişiden bahsederken saygıyla dolu bir şekilde konuşmuştu... Bu birkaç sorunun var olduğunu göstermez miydi burada?
Chambord küçük bir krallık olsa da, Fei burada bol bol fikir ayrılıklarının ve özellikle de, ''gizli'' bir şeylerin olduğunu fark etmişti.
Magnec