Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

35. Bölüm Uğursuz Lahit III

Çevirmen: T4icho / Editor: Darkone

 

“Kyuu?”

Ejderha Uyanışı’nı aktifleştirmem Sylvie’yi endişelendirmişti. Neler olduğunu ve neden ikinci aşamayı aktifleştirdiğimi sorup duruyordu.

‘Sorun yok Sylv. Şimdilik buraya gelme ve bir şey olursa benim yerime Helstea ailesinin evine git.’

‘Hayır! Olduğun yere geliyorum baba. Dayan!’ Sylvie’nin yaklaştığını hissedebiliyordum ama hala kilometreleri aşması gerekiyordu.

‘Uzak dur Sylv! Lütfen! Her ihtimale karşı olanları aileme anlatacak birine ihtiyacım var.’ çaresizce konuştum.

Bunu atlatıp atlatamayacağımı bilmiyordum ve yüzüğün neden aktifleştiğini aileme açıklayacak birine ihtiyacım vardı.

‘Dikkatli ol…’

‘Teşekkürler Sylv.’

İlk aşama olan Edinim’de, kazandığım yeteneklerimden biri kendimi çevredeki uzay ve zamandan geçici olarak ayırmamı sağlıyordu ve bu da Sylvia’nın içsel yeteneklerinden biri gibi duruyordu. Bu yetenek bir ejderha olmadığım için oldukça kısıtlıydı. Erişebildiğim mananın kısıtlı olması Edinim aşamasındaki yeteneğime pek çok kısıtlama getiriyordu.

Virion Dede ile yaptığım pratiklerde öğrendiğim en etkili yöntem Yıldırım Dürtüsü ile bu yeteneği birlikte kullanmaktı. İlk aşama yeteneğim ve Yıldırım Dürtüsü’nün tepki süremi kısaltmasını birleştirerek neredeyse her şeyden kaçabiliyordum. İlk aşama yeteneğimi kullanırken çevremdeki hiçbir şeyi etkileyemediğimi hesaba katınca düşünebildiğim en etkili yöntem buydu. Bu formu uzun süre boyunca koruyamıyordum ama yine de bu en büyük kozumdu; üstelik canavar irademin ilk aşamasını kullandığımı çevremdekiler de anlayamıyordu.

‘Edinim’ aşamasını kendimden başka birisinin üzerinde de kullandığım ilk sefer müzayede evindeydi. Uzay ve zamandan ayrıldığımız için Sebastian çevredeki kimseyle iletişim kuramamıştı. O hali birkaç saniye tutmuş olmam bile sonraki günü yatakta geçirmeme sebep olmuştu.

Şu anki durumda ise bu yeteneğim o kadar da işime yaramıyordu. Bu sarmaşık tsunamisine karşı nasıl tepki verirsem vereyim tek parça halinde kaçmam veya kurtulmam mümkün değildi.

Başka şansım yok.

*FWOOOM*

Bedenimdeki her gözeneğin açıldığını ve devasa miktarlarda mananın vücuduma girip çıktığını hissedebiliyordum.

Vücudumu saran mananın yoğunluğu yüzünden etrafımdaki hava çarpıklaştı ve adım attığım zemin parçalanmaya başladı.

Görüşüm siyah beyaza döndü. Görebildiğim tek renk, atmosferdeki mana parçacıklarına aitti. Her bir mana parçacığı ait olduğu elemente uygun renkte parlıyordu.

Etrafımda coşan mana, bir anda vücudumda depolandı ve sonsuz bir güç hissi aklımı başımdan aldı. Yaşasın ya da yaşamasın bu evrende var olan her şeyden üstün olduğum hissi beni çıldırtıyordu. Etrafımdaki herkesi ve her şeyi ne kadar önemsiz oldukları düşüncesiyle yok etme hissini bastırdım.

“Kuh!”

Atmosferdeki mana isteğime göre şekilleniyordu, sanki doğa benim kontrolüm altındaydı.

“Aşama İki. Ejderha Uyanışı… Entegrasyon.”

Bir zamanlar Sylvia’nın bedeninde bulunan işaretler, altın sarısı rünler, kollarım ve sırtımdan yayılmaya başladı. Saçlarımın omuzlarıma kadar uzadığını ve bir zamanlar kestane kumralı olan saçlarımın parlak beyaz renge büründüğünü gördüm. Saçlarım etrafımdaki enerji akışıyla havada dans ediyordu. Entegrasyon aşaması daha fazla Sylvia gibi görünmemi sağlıyordu.

Zihnimdeki katliam isteyen sesi sakinleştirdim ve etrafıma bakındım. Sadece Jasmine ve Elijah kalmıştı. Elijah, Lucas’ın büyüsünden sonra hala toparlanamamış olan Jasmine’e omzunu vermiş ve acı içindeki Jasmine’e destek oluyordu. Sersemlemiş bir halde bana bakıyordu, bir zamanlar oldukça ciddi olan yüzü yamulmuş gözlüğü ve açık kalmış ağzıyla gülünç bir hal almıştı.

“GRRAAAAAAAWRR”

Ağaç Ata Muhafızı’nı oluşturan sarmaşıklar bir yüz oluşturdu. Bu yüz bana bakıyordu; bizi kısa süre önce böcek gibi gören bakışlarını korku doldurmuştu.

“Hadi oynayalım.” Sırıttım.

Ben zıplayıp rüzgarı ayaklarımın altına çağırırken çevremi ağır çekimde görüyordum. Ağaç Ata Muhafızı ile aramızdaki mesafeyi fırtına hızıyla bir anda kapattım. Harekete geçtiğim noktada Elijah’ın kullandığı büyü sonucu oluşandan daha büyük bir krater oluşturmuştum.

“Yıldırım Dürtüsü.” Etrafımda siyah bir yıldırım oluşurken binlerce sarmaşığı kolaylıkla atlattım.

Etrafımı saran siyah yıldırımlara temas eden her sarmaşık solmaya ve dökülmeye başlıyordu ama her ölen sarmaşık için yerini alan on sarmaşık vardı. Bana saldıran sarmaşıkları basamak olarak kullanarak Ağaç Ata Muhafızı’nın çekirdeğine yaklaşıyordum.

İkinci aşamayı kullanmanın bedenime verdiği hasarlar ortaya çıkmaya başlamıştı. Bedenim titremeye başlarken kan kusma dürtümü bastırdım. 

Bunu sona erdirme zamanıydı.

“Beyaz Alev…” İki elim de çevrelerindeki havayı donduran beyaz alevlerle kaplandı. Bu elimdeki en güçlü saldırı büyüsüydü ama kontrol etmesi de oldukça zordu. Yıldırım elementi büyülerim teke tek durumlarda daha etkiliyken buz elementi büyülerim ihtiyacım olması ihtimaline karşın ortalığı karıştırmaya odaklıydı.

Bedenime su elementli manayı emerken elimdeki beyaz alevler harladı. Son gücümle bitirici hamlemi yaptım.

“...Mutlak Sıfır.”

Sarmaşıkların bir araya gelmesi ile vücut bulan Ağaç Ata Muhafızı, Beyaz Alev geçtiği her yerde atomlarını dondururken hızla buzdan bir heykele dönüştü. Siyah yıldırım, buza dönen sarmaşıkların uzandığı her yere erişti ve dokunduğu her şeyi paramparça etti. Sadece canavarın mana çekirdeğini sağlam bırakmıştım.

*Öhö*

İkinci aşama solup giderken kan kusmaya başladım ve bir zamanlar efsanevi S aşama mana canavarını oluşturan parlak buzların üstüne düştüm.

Hatırladığım son şey zihnimde duyduğum Sylv’in sesinin uzaklardan yankılanmasıydı.

***

“GAHHH!” Bedenimi saran yoğun acı ile uyandım ve gözlerimden yaşlar boşaldı. Bedenimin her zerresi paslı bir testereyle kesiliyormuş gibi hissederken, son yemeğimden kalanları kanla beraber kustum.

Siktir.

“Uyanmışsın!” Bedenim tir tir titremeyi bırakmadığı için endişeli sesi yok saydım.

“El-eldiven. Eldivenim.” Acı inlemelerim ve ağzımdan sızan kanın arasından bu kelimeleri çıkartabilmiştim.

“Ne olmuş eldivenine?” Ailemin verdiği eldivenleri elimden çıkarırken Elijah’ın yüzünü gördüm.

“Ta-taşlardan birini k-kır ve bana… ver.” Neredeyse acıdan bayılacaktım ki Elijah inlemelerimin arasından dediklerimi kavrayıp uyguladı.

Yatıştırıcı bir ışık bedenimi kaplarken bir anlığına rahatladım, kısa süre önce dayanılmaz derecede olan acı bir nebze dinmişti. Ayaklanmaya çalıştım ama bedenime söz geçiremedim. Hala sırt üstü uzanırken bilişsel yeteneklerim acı yüzünden engellenmediği için durumu ölçebildim.

Çevremiz karanlık ve oldukça dardı. Tek ışık kaynağı ortadaki ufak ateşti.

“Jasmine nerede?” En fazla başımı döndürebiliyordum. Bu bana dört yaşındayken uçurumdan düştüğüm zamanları anımsatmıştı.

Ah be… güzel zamanlardı.

“O da burada.” Onun da bu dar ve karanlık alanda bizimle olduğunu görecek kadar başımı kaldırabilmiştim. Yüzünü kaplayan ter damlacıklarından ve inlemelerinden onun da çok iyi durumda olmadığını anlıyordum.

“Lucas’ın büyüsünden ciddi yaralar aldı ve senin gibi manasını bedenine korumak için kullanmıyordu. Üzerimde sağlık kiti vardı, bu sayede karın bölgesindeki yanıkları tedavi edebildim ama yediği darbenin iç yaralanmaya neden olduğundan şüpheleniyorum.” Elijah gözlüklerini düzeltirken başını salladı.

Onun da çok iyi durumda olmadığını görebiliyordum. Temiz siyah saçları yeni uyanmış gibi dağınıktı ve yüzünü çürükler ile kesikler süslüyordu.

Hain velet Lucas aklıma gelince yüzümün öfkeyle yandığını hissettim.

“Eldivenimi Jasmine üzerinde kullan. Başka bir taşı kır ve yaralarına bastır.” Boynumu dik tutamazken mırıldandım. Her neredeysek oranın çatısına dümdüz bakmaya başladım.

“Anladım.” Elijah ayaklarını sürüyerek Jasmine’in yanına gitti. Jasmine ışıkla çevrelenirken hafif bir vızıltı duydum.

Jasmine’in hırıltılı solukları artık çok daha düzenliydi. Kısıtlı enerjimi kullanarak ona baktım ve yüzünün öncekinden çok daha sakin olduğunu gördüm.

“Birkaç saatlik dinlenmenin ardından iyi olacaktır.” Elijah’ın katı ifadesinden nadir görülen bir gülümseme kaçtı.

‘Baba! Uyanmışsın! İyi misin? Neredeyse oradayım!’ Sylvie’nin sesi kafamın içinde şakıdı.

‘Şimdilik iyiyim. Bir şeyleri halletmen gerektiğini söylediğini sanıyordum… hallettin mi?’ küçük ejderhayı sorguladım.

‘...Hayır. Neredeyse hallettim gerçi! Bitirdikten sonra seni bulacağım! Seni özledim baba…’ Sylvie’nin üzgün sesi neredeyse onu çağırmama neden olacaktı ama direndim. Sylvie’nin bedenindeki değişiklikleri hissedebiliyordum ve önemli bir şeyin ortasında olduğunu biliyordum.

“Nota olarak bilinen efsanevi kılıç ustasının benimle aynı yaşlarda olduğunu hayal bile edemezdim.” Gözlüklü refakatçimin sesi düşüncelerimi böldü.

“Maskem!” İlk defa Vincent’ın benim için bulduğu maskeyi takmadığımı fark ettiğimde sesim çılgına dönmüş gibi çıkmıştı.

“Üz-üzgünüm. Sen düşerken yüzünden fırladı. İkinizi güvenli bir yere taşırken bakmadan edemedim.” Utangaç bir şekilde yanağını kaşıdığını gördüm.

“Kılıcıma ne oldu? Taşıdığım siyah çomağı gördün mü?” Loş ışıkta gözlerim dört dönerken sordum.

Elijah, uyuyan Jasmine’in yan tarafını işaret ederken kılıcımın silüetini görebilmiştim. “Evet, Jasmine’in yanında. Senin için değerli olup olmadığını bilmiyordum bu yüzden her ihtimale karşı güvende tuttum.”

“Ahh... Teşekkür ederim… her şey için. Kendin kolayca kaçabilecekken beni ve Jasmine’i kurtardığın, ayrıca kılıcıma göz kulak olduğun için. Teşekkür ederim.” Üzerimden bir ağırlığın kalktığını hissederek derin bir nefes verdim.

“Haha… Eğer sizi terk etseydim, bu beni de o hain Lucas ile aynı seviyeye indirgerdi.” Bana doğru sırıttı.

“Hah… Haklısın.” Acı içinde gülüşüne eşlik ettim.

Elijah yaklaştı ve yanıma oturdu. “Neden kaldın ki zaten? Jasmine’in seni kaçmak için çekiştirdiğini gördüm. İkinizin o anda kaçacağınızı sanmıştım.”

Sorusu karşısında duraksamadan edemedim. “Bir Kral asla kendine güvenen insanlara ihanet etmez!” Dudağını bükmesine neden olacak şekilde güldüm. “Benim için oldukça önemli olan birine daha iyi biri olacağıma ve çevremdeki insanları el üstünde tutacağıma dair söz verdim.” 

“Pffft. Yaşlı bir adam gibi konuşuyorsun. İkimiz de hala genciz… Böyle bir söz verecek kadar ne yaşadın çok merak ediyorum.” Elijah’ın ciddi yüzü artık daha doğal duruyordu, beton gibi duran yüzü hayat doluydu.

“Bazen ben de merak ediyorum haha. Ne zamandır buradayız?” Konuyu değiştirdim.

“Söylemesi zor ama kesinlikle bir günden fazla. Jasmine birkaç kere uyanabildi ama ne yazık ki yemek yemesini sağlayamadım.” Duvara yaslanarak yanıtladı.

Elijah’ın yardımıyla da olsa duvara yaslanabildim ve acı içinde oturabildim. Duvarın metalden oluştuğunu fark ettim.

“Bu doğal yoldan oluşmuşa benzemiyor. Neredeyiz?” Duvarın soğuk yüzeyinin yere kadar uzandığını hissedebiliyordum.

“Ben yaptım. Sanırım Ağaç Ata Muhafızı’nın bedeni mağaranın bulunduğumuz katını destekliyordu. Sen onu yendikten sonra yer parçalanmaya başladı ve sen yere düştüğünde bizi taşların diri diri gömmesine engel olmak için bu ufak sığınağı oluşturdum.” İç geçirdi. Şimdiye kadar bir değişken olduğuna dair en ufak bir emare bile taşımıyordu ama değişkenler arasında bile özel birisiydi.

Şaşırmaktansa rahatlamıştım. Onun hakkındaki şüphelerim bir nebze giderilmişti. “Metalleri sadece cücelerin kontrol edebildiğini sanıyordum… ve hatta, bana cücelerin sadece etrafta olan metaller üzerinde kontrol sahibi olduğu öğretildi kaldı ki oluşturmak ve yaratmak…”

“Sır olarak saklamak için fazla büyük ha?” Elijah kıkırdadı. Daha da yayılırken yüzünde yorgun bir ifade vardı.

“Haha, bana anlatabilirsin.” Bedenim en ufak hareketime acıyla tepki verirken ben de güldüm.

“Tamam… ama sen de bana orada ne halt yaptığını anlatacaksın. Saçın beyaza döndü! V-ve gözlerin… mor mor parlıyordu. Bedenini parlayan rünler sarmıştı!” Gördüğü manzarayı hatırlarken titredi.

Başımla onayladım ve devam etmesini bekledim.

“Darv Krallığı’ndanım ama tam olarak nereden geldiğimi bilmiyorum. Küçüklüğümden beri yanında olduğum yaşlı adam hiçbir zaman ailem hakkında konuşmadı, bu yüzden hiçbir zaman ailem hakkında bilgi edinemedim. Yaklaşık bir yıl önce uyandığımda devasa bir patlamaya neden oldum ve odam havaya uçtu. Kısa bir süre eğitildikten sonra toprak elementli büyülerde diğerlerine kıyasla anormal derecede iyi olduğumu keşfettim… sanki su, ateş ya da rüzgar elementlerinde en temel büyülerden fazlasını yapamayacaktım… şimdi bile öyle hissediyorum.” Elijah avuçlarına boş boş bakıyordu.

“Uyandığımdan beri mana çekirdeğim kendi kendine hızlı bir şekilde yoğunlaşıyor. Bir sebepten dolayı meditasyon yapmama bile gerek yok. Beni büyüten yaşlı adam adımı duyurmam ve insanlara ayak uydurabilmem için Sapin Krallığı’na gelmemi sağladı. Dürüst olmam gerekirse şimdi bile bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Koyu turuncu aşamaya ulaştıktan sonra bedenimi tuhaf bir his kapladı ve daha ne olduğunu anlamadan etrafımdan metal dikenler saçıldı. Şükürler olsun ki yalnızdım ve kimseyi öldürmedim… ama o zamandan beri… Korkuyorum. Ne olduğumdan ve neler yapabileceğimden korkuyorum. Başlarda ne kadar güçlü olacağımı düşünüp heyecanlanmıştım ama şimdi güçlerimi zorlukla kontrol ediyorum. Bilirsin… bir noktada yarı cüce olabileceğimi sanmıştım ama artık ne olduğumu bile bilmiyorum.”

Elijah’a baktım, ellerinin titrediğini gördüğüm anda kendini kontrol edebilmek için ellerini sıktı.

“...” Sessizce arkama yaslandım. Şu anda ne hissettiğini anlıyormuş gibi davranıp boş rahatlatma cümleleri kurmayacaktım.

“Bazen, bir hisse kapılıyorum… şu anda yaptıklarım, yapabileceklerimin sınırı değil gibi. Biliyorum kulağa garip geliyor ama sürekli başımın etini yiyen bu his; aslında bundan öte bir güce sahip olduğumu ve kontrol etmeyi öğrendiğimde aslında ne olduğumu öğreneceğim hissini içimden atamıyorum… Pardon, haha… terapi seansıma döndü biraz, kusura bakma.” Gözlüklü çocuk, soğuk ve katı ifadesinin altında oldukça kırılgan biri çıkmıştı.

Dişlerimi sıktım ve çığlıklar atan bedenimle Elijah’ın yüzüyle karşı karşıya geldim. Elijah’ın gözlerinin içine baktım. Çaresizliğin izlerini taşıyordu ama aynı zamanda kibarlığını ve kendiyle duyduğu gururunu da görebiliyordum. Yıllarca kral olarak ülkemi temsil etmenin, her türden insanla karşılaşmanın etkisiyle onun nasıl bir insan olduğunu anladığımı düşünüyordum. Elijah hakkındaki görüşüm oldukça sadık bir dost olduğuydu.

“Quadra elemental geliştiriciyim. Yıldırım ve buz elementlerinde değişkenim.” Hiçbir şeyi gizlemeden söyledim.

Daha bıraktığım bombaya tepki veremeden devam ettim. “Aynı zamanda canavar terbiyecisiyim. O gördüğün canavar irademi etkinleştirmemdi.”

Elijah’ı oluşturduğu duvarda destekleyen eli kaydı ve kafasını soğuk sert çeliğe çarptı.

“Aman… *GÜM* Ah!” Başını ovalayarak geri dikildi.

“Bir ucube olduğumu düşünüyordum ama… pekala sen kazandın. Be-bekle… kaç yaşındasın?” sordu.

“Birkaç ay önce 11 yaşına bastım.”

“Hadi lan oradan! Birkaç ay sonra 12 olacağım! Tam doğum tarihimi bilmiyorum ama yaşlı adam beni bulduğu günü, 10 Ocak tarihini doğum günüm olarak kullanıyordu.. Benim adımın Elijah olduğunu biliyorsun ama ben seninkini bilmiyorum. Adın ne?” Dostluk emaresi olarak elini uzattı.

Titreyen elimle elini kavradım ve sıktım. Gülümseyerek cevapladım. “Adım Arthur. Arthur Leywin, ama kısaca Art de.”

Sonraki birkaç saat boyunca birbirimize anılarımızı anlattık. Elijah’ın çocukluğu uyanışına kadar olaysızdı. Cüce çocukları bir insanla kaynaşamadığı için zamanını yaşlı adamla geçirmişti. Bu yüzden Elijah zamanının çoğunu kitap okumaya ayırmıştı. Konuşmasını dinleyip hikayesini öğrenince neden yaşıtlarından daha olgun olduğunu anlamıştım. Sadece yetişkinlerle konuşmuştu -çoğunlukla onu yetiştiren yaşlı adamla- ve onunla konuşmaktan başka her şeyi yapmayı tercih edecek bir toplulukta yaşıyor olması onun olması gerekenden hızlı büyümesine neden olmuştu.

Jasmine uyanırken acısını dindirmek için eldivenimdeki son taşı da kırdım. Gözlerini açıp benim uyanık olduğumu görür görmez bana koştu ve uzunca sarıldı. Gözyaşlarının üstüme aktığını hissedebiliyordum.

“Üzgünüm seni koruyamadım…” hıçkırıklarını tutmaya çalışırken tek söyleyebildiği bu olmuştu.

“Sorun yok Jasmine. Aptal olan bendim. Bu karmaşaya seni de sürüklediğim için özür dilerim.” Sırtını okşadım. Her zaman bu kadar küçük müydü?

Bedenim 11 yaşını biraz geçmişti ama yaşıma göre uzun sayılırdım. Şimdiye kadar fark etmemiştim ama narin Jasmine ile neredeyse aynı boydaydım. Onunla beraber büyüdüğüm için her zaman benden büyük olacağını sanmıştım.

“Hadi eve gidelim.” Jasmine ve Elijah beni iki yandan desteklerken konuştum.