Bak menim qarındaşım men bu çeliği İsveç’te dövdürmüşem
Sittin tene ok atsan işlemez buna
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
58. Bölüm Bozulma
Her şey sessizdi. Gökyüzündeki beyaz bulutlar uyumluydu.
Köprünün üstünde.
Sağ elindeki altın kılıçla, sol kolun ön kısmındaki çivilerle dolu olan yarım saydam kalkanla ve son olarak da, sol elindeki Üç Yıldız Seviyesi'ndeki savaşçı Landes'in kafasıyla birlikte Fei, sağlam ve sert bir şekilde duruyordu. Kan damlaları toprağa ulaşıyor ve orada kan lekesi serileri bırakıyorlardı...
Landes'in kafasız cesedi, Fei'nin arkasında gökyüzüne doğru kan fışkırtıyordu.
''Tink!'' Cesedin elindeki kılıç kaymış ve yere düşerek tiz bir ses çıkarmıştı. Daha sonra da, saniyeler önce sonsuz bir güce sahip olan vücut, yavaş ve çürümüş bir şekilde devrilmişti yere...
Üç Yıldız Savaşçısı, hayattayken tartışmasız bir şekilde çok güçlüydü, ama şimdi, öldükten sonra; bir dilenciden farkı yoktu.
Fei, yüzüne alaylı bir gülümseme yerleştirdi ve öne doğru adım attı. Adımları son derece hafif olmasına rağmen, her bir adımı şok içinde olan düşmanlarının on adım geri gitmesine neden oluyordu...
Fei ne korkutucu bir konuşma yapıyordu ne de ölümcül bakışlar atıyordu. Yalnızca ileriye doğru sessizce yürüyordu.
Önündeki binlerce düşmana dahi iliştirmemişti gözlerini. Bakışları korkmuş düşmanlarını geçiyor, ilerideki siyah enerji bulutuna kayıyordu. Yoğun bir baskı geliyordu bu büyü alanından ve Fei'nin içgüdülerinden aldığı tehlike uyarıları ise gittikçe güçleniyordu.
''Bu büyücüyü nasıl öldürebilirim?'' diye soruyordu kendi kendine, bir cevap bulabilmiş değildi henüz.
Landes ile olan savaşı kolay gibi görünüyordu; ama bu, o herif için geçerli değildi.
İlk olarak Büyücü'ye geçiş yapmış ve sahip olduğu üç yetenekten ilkini, yani [Ateş Oku]'nu Landes'in dikkatini çekmek için kullanmıştı. Daha sonra da [Yüklü Ok]'a onun vücudunu uyuşturup hareketlerini yavaşlatmak için başvurmuş ve hızlı bir şekilde [Buz Oku]'nu da, onu yarım saniyeliğine dondurmak için kullanmıştı. Fei tüm işlemi iyice hesaplamış ve Landes'i mükemmel bir şekilde infaz etmişti; bu, Fei'nin sert bir düşmanı öldürme yoluydu.
Gerçek güçten bahsetmek gerekirse, Fei, Landes'in gücüne yaklaşamazdı bile. Ancak, Diablo Dünyası'ndak güçler gizemli ve garipti. Fei bu avantajı Landes'i şaşırtarak kullanmıştı. Üç Yıldız Seviyesi'ndeki bir savaşçıyla boy ölçüşebilmiş olmasının yolu buydu.
Ancak, siyah enerji bulutunun içerisindeki figür Landes'ten çok daha güçlüydü. Dahası, Fei tüm kozlarını Landes için kullanmıştı ve bu gizemli büyücü de, muhtemelen hepsini gözlemlemişti. Diablo Dünyası'ndan gelen yetenekler eskisi kadar etkili olamayacaktı artık, çünkü düşmanlar önlem almaya başlayacaktı. Üstüne üstlük Fei'nin hile ve stratejileri, güçler arasındaki büyük fark göz önüne alındığında, o adama göre çocuk oyuncağı gibi görünecekti.
Sayısız düşünce kafasının içine hücum etmiş olsa da, o adımlarını yavaşlatmamıştı.
Düşmanlara yavaşça yaklaşmaya devam etmişti sadece. Bir diğer yandan, düşmanlar da aslanla karşılaşan bir grup fare gibi hissediyor ve kaotik bir şekilde geri çekilmelerine engel olamıyorlardı. Sahip oldukları cesaretin her bir zerresi Fei'nin pençeleri tarafından sökülüp alınmış durumdaydı. Bu canavarın inanılmaz savaş serileri, özellikle de bir Üç Yıldız Savaşçısı'nın kafasını tek saldırıda almış olması, tüm elit düşmanların moralini silip yok etmiş ve onların darmadağın olmasına yol açmıştı.
''Pıt, pıt.''
Kızıl kan ve beyaz kemik parçaları, zarar görmüş ve neredeyse harap olmuş zırhtan aşağıya damlıyor, düşüyordu. Fei ileriye yürüdükçe ardında şok edici bir yol bırakıyordu. En ufak bir ses ya da vahşet olmayan, çiçeklerle dolu bir bahçede yürüyormuş gibi hissediyordu genç kral. Ancak, düşmanlar harap olmuş ve felaketleri yaklaşıyormuşçasına kaçışıyordu.
Denetleme ekibi kaçan askerleri infaz ediyor olmasına rağmen, son derece hızlı bir şekilde geri çekilmeye devam ediyorlardı. Hiçbir şey onları durduramıyordu. Bazıları daha hızlı koşmak için, direkt olarak denetleme takımına doğru bile koşabiliyordu.
''AHHHHH!.. Okçular, vurun şunu! Çabuk, vurun şunu!''
Landes'in kafasının bu 'demir yaratık' tarafından alındığını gördükten sonra, gümüş maskeli şövalye neredeyse bayılıyordu. Çığlık çığlığa, sert bir şekilde okçulara seslenmişti.
Köprüdeki büyük boşluğu gördüğü anda yenildiğini hissetmişti o. Bugün daha fazla savaşmak için hiçbir neden olmadığını biliyordu artık. Şu anda Chambod, yenilmez bir kaleydi, kuşatılamaz; ele geçirilemezdi. Gümüş maskeli şövalyeye göre o, Chambord'u basitçe fethetmek için binlerce yola sahipti, ancak bugün trajik bir şekilde nasıl kaybettiğini bilmiyordu. Tüm stratejilerini son derece dikkatli bir şekilde planlamıştı. Tüm kaynaklarından sonuna kadar yaralanmış ve hiçbir zaman, düşmanları küçümsememişti... Ama kaybetmişti. Birlikleri de aşırı büyük bir bozgunla ezilmişti.
Çökmüş köprüden yavaşça yürüyen ve hiçbir askerin durdurmaya cesaret edemediği figüre bakmasının ardından, gümüş maskeli şövalye, bu savaşta önemli bir şeyi göz ardı ettiğini fark etmişti... Hiçbir zaman, düşmanın kralının böylesine hızlı bir şekilde gücünü geliştirebileceğini düşünmemişti. Düne kadar zar zor Landes'i geri çekilmeye zorlamış olan bu kral, bugün düşmanın oluşumunun içine dalmayı başarmış, Landes'in kafasını tek hareketle kesmişti...
''Yıldız Seviyesi'nden, Üç Yıldız Seviyesi'ne geçmek mi?''
Kimse bunu düşünememişti, ama zafer terazisinin dengesini değiştirebilecek bir ağırlıktı bu. Gümüş maskeli şövalyenin tüm stratejileri, Fei'nin avantajlarına dönüşmüştü... Eğer Fei'nin Üç Yıldız Seviyesi'ndeki bir savaşçınınki gibi bir güce sahip olduğunu bilseydi, asla askerlerinin oluşumunu o ince köprüye konumlandırmazdı.
''Ama, nasıl?''
''Bu, olabilir mi ki?.. Bu herif, tek bir gece içerisinde İki Yıldız Seviyesi yükselmiş olabilir mi?''
Gümüş maskeli şövalyenin göz bebekleri büzülmüş durumdaydı. Kendi hipotezi tarafından şok edilmişti. ''Eğer bu gerçekten de doğruysa, bu herif nasıl bir canavar böyle? Savaş Tanrısı'nın reenkarnasyonu falan mı?''
''Hayır, böyle bir adamın yaşamasına izin veremem! Yoksa...''
Düşmanın gücü tam olarak geliştikten sonra meydana gelebilecek terör saltanatını düşündükten sonra, eşi görülmemiş bir korku gümüş maskeli şövalyenin zihnini kaplamış ve adamın vücudunu, soğuk terler kaplamıştı. Gizemli büyücünün dileği olan Fei'nin hayatta kalması zihninden silinmiş ve çığlık çığlığa seslenmişti yine zırh delici okların oluşumuna, ''Emrime uyun ve bu herifi delici oklarla vurun! Hızlı olun... Çabuk, çabuk, çabuk, hemen şimdi! Çabuk!''
''Vızz! Vızz! Vızz! Vızz!''
Bu, muhtemelen gümüş maskeli şövalyenin zamanında ve etkili olan bugünkü tek emriydi. Emrinden sonra, sayısız ok uçmaya başlamış ve titremelerinin ardından havada ardıl görüntüler bırakarak ilerlemeye başlamışlardı. Titreme seslerinin içerisinde, birçok büyük siyah delici ok havayı delerek; sırıtıyor olan kan emici sülüklerin bir sürüsü gibi tüm gökyüzünü ve köprünün üstünü kaplamışlardı.
''Siktir be!''
Bunu gördükten sonra, siyah enerji bulutunun içerisinde olan gizemli büyücü öfkeyle bağırmıştı. Bu canavarı canlı ele geçirip onun güçlerin arasında hızlıca geçiş yapmasını sağlayan sırrını ele geçirmeyi planlıyordu; ancak bu ok yağmuruyla birlikte, eğer bu yaratık demirden yapılmış olsa dahi içinde bir hayat kırıntısı dahi kalmazdı.
Yarı çökük köprünün üstünde.
Fei aniden kafasını kaldırmış ve gökyüzünü kaplayan ok yağmurunu görmüştü; bu, Azrail'in çağrısı gibiydi... Düşman komutanı köprünün üstünde olan ve bu ok yağmurunun kurbanları olacak askerlerini hiç umursamıyormuş gibiydi.
Böyle bir tehlikeyle yüzleşirken, sol kolunu kaldırmış ve yakışıklı yüzünü, [Gök Mavisi Çivili Kalkan] ile kapatmıştı. Daha sonra, ''Tink! Tink! Tink! Tink!'' Birçok koca çekiç vücuduna vuruyormuşçasına, sinir sistemi adeta acı hislerinin altında boğulmuştu.
Aynı zamanda, köprünün üstünde.
Birçok kara zırhlı düşman da, kendi dostlarından çıkmış oklar tarafından yere çivilenmişti. Bir oduncu baltasının altındaki fidanlar gibi, hiçbir direniş gösteremeden anında vurulmuşlardı. Kan her yere saçılıyordu ve feryat ile ağlayış, yakarış sesleri akıntının sesini bastırıyordu. Ölümcül oklar düşman askerlerinin gözleri önünde gözleri, uylukları, göğüsleri ve ayakları deliyordu... Bazı ağır yaralı, ancak henüz ölmemiş askerler yavaş yavaş üslerine dönmeye çalışır gibi sürünüyor, arkalarında uzun bir kan yolu bırakıyorlardı.
Köprü, tam olarak bir cehenneme dönüşmüştü.
İlerilerde, Zuli Nehri'nin güney yakasındaki bir tepenin üzerinde duruyor olan gümüş maskeli savaşçı her şeyi gergince izliyordu. Kendi askerlerinin küfür ve yakarışları kulaklarına giriyor, kanları ise gözlerine çarpıyordu; ama hızlıca geri gönderiliyorlardı. Onun tek umursadığı, şu figürdü.
Ama aynı zamanda onun öfkeli ve korkmuş olmasını sağlayan şey, ilk ok yağmurundan sonra, vücudunun her yeri kanla kaplı olan zırhlı canavarın kılıç ve dairesel kalkanını sallamaya devam etmesiydi. Okları bloklamaya çalışıyordu ve ölümcül bir şekilde yaralanmamıştı.
''Okçular, durmayın, okları fırlatmaya devam edin!''
Magnec