Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

70. Bölüm Planlanandan Farklı II

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

Cale çadırları, savaşçıları, tüccarları ve kampa gidip gelen diğer insanları kayıtsızca izliyordu. Ona, Kim Rok Soo olduğu ve farklı işlerde çalıştığı zamanı hatırlatmıştı. Birden yorgun hissetti, dinlenmek ve kitap okumak istedi. Ama yüzü her zamanki gibi sakindi. 

Cale’in bakışları bir kez daha Hans’a döndü ve ona soru sordu.

“Dinlenecek misin?”

“Ben iyiyim, genç efendi-nim!”

Yardımcı kahya Hans, Cale’in her zamanki haliyle konuştuğunu fark edebiliyordu.

“Öyleyse işe koyulalım.”

Bu Hans’ı daha iyi hissettirdi. Cale, Hans’ın sakinleştiğini onayladıktan sonra herkesi önüne topladı.

İç Savaş bittiğinden Cale ve grubu kimliklerini gösterdikten sonra Sihir Kulesi’nin üssüne ulaşabilmişlerdi. Üs şu anda uzun bir savaşın ardından nihayet dinlenebilen insanlarla doluydu.

Ve buraya kadar ulaşabilmelerinin nedeni, İç Savaş boyunca Billos’un birkaç kez savaşçılarla ticaret yapmış olmasıydı. Buraya Flynn Tüccar Loncası’nın ismi altında gelmişlerdi.

Fakat şu andan itibaren farklı bir şey yapacaklardı.

“Bugün Toonka isimli biriyle buluşmaya geldik. Hiçbir provokasyona karşılık vermeyin.”

Sessizce dinleyen Choi Han, konuşmaya başladı.

“Toonka isimli şahıs kim?”

“Ah, şu Bob denen adam Toonka’ydı. Bob takma adı.”

Cale, Choi Han’ın sorusunu üstünkörü yanıtladı ve Billos’a döndü. Ama, Choi Han’ın sessizce homurdandığını duyabiliyordu.

“… Demek o.”

“Ha?”

“Hiç.”

Choi Han sakince yanıt verdi, bu yüzden Cale onu boş vererek Billos’la konuşmaya başladı.

“Billos, şeflerin çadırına girebileceğini söylemiştin değil mi?”

“Evet, ama yalnızca ben de dahil olmak üzere altı kişi girebilir.”

“Anlaşılan epey para kazanmışsın?”

Şeflerle iletişime geçebiliyor olması, İç Savaş sırasında çokça para kazandığını işaret ediyordu. Billos gülümsedi ama bir şey söylemedi.

Tam o anda görünmez Raon, Cale’in zihninde konuşmaya başladı.

- Komik.

‘Şimdi ne var?’

Cale kaş çattı.

- Eğlenceli bir şeyler olacak gibi hissediyorum.

‘Hissediyorsun?’

Cale ürperdi ve Raon’un söylediklerini duymazdan gelirken boynunu ovaladı. Ardından yanında gidecek dört kişiyi seçti.

 “Choi Han, Lock, Hilsman.”

Cale, Rosalyn’le göz göze geldi. Geldikten sonra, konutun etrafına bakındıktan sonra tek kelime etmemişti. Cale büyücüler öldüğü için öfkeli olup olmadığını merak ediyordu.

Fakat, Cale’in Rosalyn’in gözlerinde gördüğü şey, bir prensesin bakışlarıydı. Büyücülerin ölümünden ötürü kızgın olmaktansa, Whipper Krallığı’nın kraliyet ailesinin işler vatandaşların isyanına varana dek bir şeyler saklamasının aptallık olduğunu düşünüyordu.  

“Bayan Rosalyn, geliyorsunuz değil mi?”

Rosalyn büyük sopasını deri zırhına sabitlerken, “Evet,” dedi. 

Onunla gidecek kişiler belirlenmişti. Cale, geri kalanları Hans’la bırakmaya karar verdi.

“Sessiz bir yere gidip bekleyeceğiz! Herkesi güvende tutacağım!”

Cale, On ve Hong’un, Hans’ın sözleri karşısında homurdandığını fark etti. Aynı anda, Cale’e gözleriyle soru soruyorlardı.

‘Biz ne zaman Sihir Kulesi’ne gideceğiz?’

Cale de bakışlarıyla yanıt verdi.

‘Biraz bekleyin.’

Yakında yavru kedilerin çılgına dönebileceği yere gidebilirlerdi.

“Hadi, gidiyoruz.”

“Anlaşıldı efendim.”

Billos, Flynn Tüccar Loncası armalı kolyesini taktı ve öne geçti. Cale de onu takip ediyordu.

Üsse girdiklerinde, onlara yönelen birçok keskin bakışla karşılaştılar.

“Sadece önünüze bakın.”

Herkes Cale’in sözlerine uyup önüne baktı. Bu kişiler; büyücü olmayan halktan, şövalyelerden ve büyü dirençli kişilerden oluşuyordu. Cale’in grubu, kanlar içindeki ihtilaf üyelerinin arasında kabak gibi ortadaydı ve göze batıyorlardı.

Cale önündeki büyücü olmayan ihtilaf üyelerini görebiliyordu.

‘Sanırım doymamışlar.’

Savaş istiyorlardı. Buranın atmosferine delilik ve kaos hakimdi. Cale, Toonka’nın Whipper Krallığı’nın kraliyet ailesini nasıl kontrol altına aldığını ve onları Orman Kraliçesi ve İmparatorluk ile kavgaya girişmeden önce nasıl kuklası haline getirdiğini anımsadı.

Toonka gibi bir despotun emri altındaki askerlere baktı. Onları kışkırtmak için veya kavga etmek için gelmediler. Yalnızca, içgüdüsel şekilde korktukları Toonka tarafından büyülenmişlerdi. Ancak hiçbiri geri adım da atmıyordu. Sadece bir soylu gibi görünen Cale’e dik dik bakmaya devam ediyorlardı. 

“Geldik.”

Billos çadırın önünde durdu. Cale’in de beklediği gibi, üssün derinlerinde değildi. Yalnızca girişten biraz daha uzaktı. 

“Doğrusu, şefler…”

“Billos.”

Cale onun sözünü kesti, çünkü ne diyeceğini biliyordu.

Büyücü olmayan ihtilaf üyelerinin “mantıklarını” kaybettikleri düşünülse de gerçekte, farklı bir tür mantıksallık devreye girmişti.

Sadece büyücüler mi zekiydi? Tek eğitimli onlar mıydı?

Hayır. Eğitimli birçok kişi daha vardı. Bilim insanları, Toonka’nın emri altına girmişlerdi çünkü büyücüler tarafından baskılanmaktan bıkmışlardı.

‘Büyüden, Toonka’nın ettiğinden bile daha çok nefret ediyorlar.’

Onların sadece deli olduğu düşünülebilirdi. Zeki kişilerin delirmesi çok daha korkunçtu.

“İletişim kur.”

“Peki efendim.”

Billos, şeflerin mangasındaki en büyük çadıra yanaştı. Bir savaşçı ona rehberlik etmek ve onu izlemek için yanaştı.

Şeflerin çadırı. Burada savaş alanından daha fazla savaşçı vardı. Toonka’nın zayıf savaşçıları uzaklaştırmakta sorun görmeyip bu şefleri koruması enteresandı.  

‘Bu yüzden gerçek bir kahraman olamıyor.’

Cale, korumaların keskin bakışlarını yok saydı ve Billos’un şeflerle geri dönmesini bekledi. Yalnızca onlara Toonka’yla tanışmak istediğini söyleyecekti ve onlar da muhtemelen kollarını açıp onu buyur edecekti.

Fakat.

‘Boynum niye bu kadar üşüdü?’

Cale bu tuhaf hisse sebep olan şeyi anlamak için etrafa göz gezdirdi. Billos’un gelmesi beklediğinden uzun sürmüştü. Tek bir kişiyle geri dönmek bu kadar uzun sürmemeliydi.

- İnsan.

Raon’un kısık sesi Cale’in zihninde çınlarken, Billos’un girdiği çadırın girişi kıpırdanmaya başladı. Sanki iri biri kaçmaya çalışıyor gibi görünüyordu.

‘Olamaz?’

Birdenbire, Cale’in arkasında bekleyen Choi Han gergin bir ifadeyle öne çıktı.

“Choi Han?”
“İçimde bununla ilgili kötü bir his var.”

“Ne?”

Cartt! Çadırın girişi yırtılarak açıldı.

“Kokusunu almıştım! Güçlü birinin kokusunu almıştım! Muhahaha! Harika! Çok sıkıcıydı!”

Kanla kaplı iri bir adam kendini gösterdi. Arkasında ondan biraz daha kısa olan ancak oldukça da iri olan bir adam ve bir de kadın vardı.

Cale iç çekti.

Büyücü kanıyla banyo yapmış gibi duran bu çılgın adam, doğal olarak Toonka’ydı. Her zamanki gibi gözlerini belli bir noktaya sabitlemişti.

“Sensin!”

Cale’i ondan koruyan Choi Han’a bakıyordu. Toonka, Choi Han’ın arkasındaki Cale’i görmemişti bile.

“Diğerleri de güçlü kokuyor ama en güçlüsü sensin! Böyle bir koku burnuma gelirken uyuyamam!”

Cale öne çıkması gerektiğine karar verdi. Fakat, Choi Han kısık bir sesle sordu.

“Bu Toonka mı?”

“Oh, onu hemen tanıdın.”

Cale düşünmeden yanıt vermişti ve Toonka, aynı sırada Choi Han’ı işaret etti.

“Dövüş benimle. Senin de ellerin kaşınmıyor mu?”

Cale iç çekti. Toonka gerçekten hiç değişmemişti.

Choi Han doğal olarak onu geri çevirecekti çünkü kişilik bakımından sebepsiz yere dövüşecek biri değildi. Yeni tanıştığı biriyle kesinlikle kavga etmezdi.

Cale, Choi Han’ın önüne geçmeye çalıştı. O sırada Choi Han’ın ne dediğini duydu.

“Tabii.”

‘Ne?”

Raon’un sesi Cale’in kafasının içindeydi.

- Tam da beklediğim gibi. Ben, büyük ve güçlü Raon, akıllıyımdır!

Raon’un coşkulu sesinin aksine Cale’in suratı asılmıştı.

Diğer yandan Toonka, Choi Han’ın ona dik dik baktığını gördükten sonra dudaklarını yaladı. Choi Han’dan başkasını göremiyordu. En güçlü kokuyu yayan oydu. Ubarr topraklarında ona böyle dik dik bakan Balina insanların kokusu aklına gelmişti.

“Kekekeke, evet, bu bakışı severim.”

Toonka heyecanlanmıştı. Büyü gibi çöplere bel bağlanmayan, fiziksel bir dövüşe girebileceğini düşünüyordu.

Choi Han, Toonka’nın gözlerindeki deliliği görünce elini kılıcının kabzasına koydu. Kendisi sakindi fakat bakışları Toonka’yı ikiye ayırmak ister gibi bakıyordu.

Cıırttt.

Kılıcın bir kısmı kınından çıktı.

Tam o anda.

Choi Han, birinin omuzunu güçlü bir şekilde kavradığını hissedince ürperdi. Bunu daha önce de hissetmişti.

Balinalarlayken herkesin dikkatini çeken baskının aynısıydı. Kulaklarına, sessiz ama duygusuz bir ses erişti.

 “Choi Han.”

Cale ona bakıyordu. Cale, ne onu suçluyor ne de ona emir veriyordu fakat bakışları çok engindi. Bu bakış, Choi Han’ın içgüdüsel bir şekilde kılıcını bırakmasına neden oldu.

Klik.

Kılıç kınına girdi.

“Şu anda dövüşmeye mi çalışıyorsun?”

Hükmeden Aura, Cale’in tüm bedenini çevrelemişti. Choi Han’ın önüne geçerek Toonka’yla yüz yüze geldi.

Pis kan kokusu burun deliklerini dolduruyordu.

 “Toonka.”

Cale’in, Toonka’dan yukarıda durması gerekiyordu. Birazcık daha karmaşık hale gelse de bu fırsattan yararlanabileceğine karar verdi. Kırmızı saçlarını geriye attı ve bomboş bakan Toonka’yı selamladı.

“Görüşmeyeli uzun zaman oldu.”

“Sen, sen…“

Toonka onu hemen tanıyamadı. Fakat kırmızı saçını görür görmez tek bir kişi aklına geldi. Ancak önündeki bu adam, daha önce gördüğü adamdan farklıydı. Yumruklarını sıktı. Önündeki bu şerefsizden, anlayamadığı bir his yayılıyordu.

Okyanusta onu itip kakan, hor gören bu şerefsiz Cale Henituse’ydi. Bakışları iki ay öncekiyle aynıydı. İki ay önce gördüğü bu adam, ona bir soru sordu.

“Dövüşmek mi istiyorsun?”

Cale’in yüzünde kayıtsız bir gülümseme vardı ancak Toonka’nın yanıt vermesini beklemedi.

“Choi Han.”
“…Evet efendim.”

Choi Han istemsizce başını salladı.

“İstiyorsan dövüş.”

Choi Han sadece tek bir yanıt verebildi.

“Kesinlikle kazanacağım.”

Choi Han elini kılıcın kabzasına yerleştirdi. Sıkıca kabzayı tutunca, öncekinden daha güçlü bir tutku hissetti. Ardından Cale, yavaş yavaş sırıtmaya başlayan Toonka’ya döndü. Toonka yüksek sesli bir kahkaha patlattı.

 “Muhahahahahahahha!”

Üste yankılanacak kadar yüksekti. Fakat, Toonka hala endişeliydi. Önündeki bu adam kesinlikle zayıftı, ama!

Burada bölgeye hükmeden bir aura vardı. Toonka aurayı yok saydı ve daha da yüksek bir sesle haykırdı. Heyecanlanmıştı. Bedeni hareketleniyordu. Kan, tek görmek istediği şey kandı.

“Hadi dövüşelim! Harika! Çok iyi!”

O anda Raon, Cale’le konuşurken Toonka ile dalga geçmeye başladı.

- Dayak için çıldırıyor. Ne aptal ama. Biz daha güçlüyüz!

Bu barizdi. Toonka muhtemelen hamura dönene kadar dayak yiyecekti.

Choi Han dövüşürken yumuşak davranan biri değildi. Cale, çok daha çılgınca görünen Toonka’ya baktı, manyak gibi kahkaha atıyordu. Choi Han’a döndü.

“Kendini tutmana gerek yok.”

Bu Choi Han’ı gülümsetti ve bu gülümseme hiç de saf, masum bir şey değildi. Bu gülümseme Cale’i tatmin etti, Toonka’ya seslendi.

“Bob.”

Birden iki ay önceki takma adını duymak Toonka’nın kahkahasını yarıda böldü. Cale, onun astlarına, şefin çadırına yavaş yavaş yaklaşan savaşçılara ve korkudan kıpırdayamayan insanlara baktı. Tekrardan Toonka’ya döndü ve söze girdi.

“Ayarla.”

Her halükarda dövüşeceklerse de bunu doğru şekilde yapabilirlerdi.