Bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
78. Bölüm İyi Biri IV
Mağara yine sessizleşti. Litana, astlarına bakmak için başını çevirdi.
Doğru anlayıp anlamadığını görmek istiyordu.
Astlarının yüzlerindeki ifadeler de onunki gibiydi.
“Bay Cale, açıklamanızı rica edebilir miyim?”
Mağara duvarına yaslanan Litana, dik oturdu. Ateşte kuruyan deri zırhı onun bronzlaşmış savaşçı bedenini gösteriyordu.
“Ben Roan Krallığı’nın vatandaşıyım.”
“Kuzeydoğu’dansın. Biz, ormanda savaşçı olarak çalışan insanlarız.”
“Anlıyorum. Roan Krallığı’nın köşesindeki küçük bir bölgeden geliyorum. Mm.”
Cale, Litana’nın kendisine sadece “savaşçı” demesinden ötürü tuhaf hissetmiş gibi, yanağını kaşıdı ve dikkatle konuşmaya devam etti.
“Küçük bir soylu ailedenim. Bu sayede, yolculuk konusunda paraya sıkışmadım. Ayrıca benimle seyahat eden bir grubum da var.”
“Grup?”
“Evet. Ormana On’la birlikte geldik ancak bana güvenen ve benimle gelen kişiler de oldu.”
“Lider ve takipçiler” felsefesine değer veren Litana ve astları şimdi Cale’e daha nazik bakıyordu.
“Neyse, yolculuk ederken şanslı bir karşılaşma yaşadım.”
“Şanslı bir karşılaşma?”
Cale, zor bir anıyı hatırlamaya çalışır gibi gözlerini kıstı, yüzünde acı bir gülümseme vardı.
“Evet. Okyanustaki bir girdaba sıkışıp kaldım ve zar zor çıkabildim. Çıktıktan sonra bir mağaranın içinde şanslı bir rastlantı yaşadım. O sırada, yaralanmış birini buldum. O zaman, girdaba yakalanmamın nedenin bu kişi olabileceğini düşününce rahatladım… ah.”
Bir anda utangaç bir gülümseme takındı.
“Üzgünüm. Anlatmaya çalıştığım hikaye bu değildi.”
“Anlaşılan Bay Cale birçok kişinin hayatını kurtarmış.”
Litana uysal Kedi kabilesi çocuğu On’a, ardından Cale’e baktı. Bu saygılı ve kibar soylu, soylu aileden gelmesine rağmen kibirli davranmıyordu.
“Hayır, sadece hiçbir şey yapmadan yürüyüp gidemedim.”
Hem alçakgönüllü hem de iyi biri gibi duruyordu.
“Neyse, o zaman bir güç kazanmayı başardım.”
“Ne gücü?”
Litana, Cale’in can alıcı noktaya geldiğini anladı.
“Ateşi Bastıran Su. Her türlü ateşi bastırabilir.”
Litana ve astlarının gözleri doldu. Bu, kulağa hiç de sıradan bir su gibi gelmiyordu.
Ve haklıydılar. Bu su, diğer sulardan farklıydı.
Ne çeşit bir ateş olursa olsun, “ateş” kelimesiyle tanımlanıyorsa, onu bastırabilirdi.
Aslında bu karşılaşmayı yaşayan Toonka’ydı ve onu yanmayan bir beden geliştirmek için kullanacaktı. Ama Cale, “Kalbin Canlılığı” sayesinde yanma konusunda endişe etmiyordu. Biraz canı yansa bile Kalbin Canlılığı onu oracıkta iyileştirebilirdi. Neden farklı bir şey daha kullansın ki?
Cale bunun yerine suyu, Lock’un getirdiği “Özümseyen Kolye”ye koymuştu.
Cale ekledi, “Ancak, kullanma limiti olduğundan yeterli gelip gelmeyeceğinden emin değilim.”
“Ah.”
Litana nefes verdi. Ağzını birkaç kez açıp kapadıktan sonra sonunda sordu, “Kıymetli bir güç gibi geliyor. Kullanmamızda sakınca var mı?”
Cale, gülümsememek için kendini çok zor tuttu.
Gerçekte kullanmasının bir sınırı vardı.
‘Batı Kıtası büyüklüğündeki bir alanda çıkan yangını söndürmekle mi sınırlı?’
Cale, tüm Batı Kıtası’nda çıkan bir yangını söndürmedikçe, bu su ona ömür boyu yeterdi. Ancak, ona tam olarak yalan söylemiş sayılmıyordu.
“Bu… sana nasıl hitap etmeliyim?”
“… Lina diyebilirsin.”
Astlarından biri irkildi. Cale, Litana’nın adının sahte olduğunun farkında değilmiş gibi davrandı.
“Bayan Lina.”
“Evet?”
“Konu güçse, kıymetli ya da kıymetsiz diye bir şey yoktur. Önemli olan, gücün nasıl kullanıldığıdır diye düşünüyorum.”
Litana ve astları Cale’in gözlerini daha net görebiliyordu.
“Eğer gücümü doğayı, hayvanları, bitkileri ve insanları kurtarmak için kullanabiliyorsam, kesinlikle kullanmam gerektiğine inanıyorum.”
Litana farkında olmadan yumruklarını sıktı. Kalbi delice atıyordu.
“Tabii, efendisi olarak beni tanıdığı için oraya bizzat gidip kullanmam gerekiyor. Bu biraz zaman alabilir ve külfetli olabilir.”
“… Onu kullanman için ateşe mi girmen gerekiyor?”
“Ateşin içi biraz zor olabilir ama en azından yakınlarında olabilirim.”
Cale, Litana’nın surat astığını gördü. Hem şükran hem de üzüntü ile doluydu. Astları için de durum böyleydi. Tabii, ona minnet duysalar da hala Cale’e karşı temkinlilerdi.
Cale bombayı patlattı.
“Gücümün bir yardımı dokunursa çok mutlu olurum. Herkesi kurtarmak ve herkese yardımcı olmak istiyorum.”
- Bu, benim tanıdığım zayıf insan değil. Hayır, iyi birisin, ama yine de sen gibi değilsin. Neyse, birini kurtarmak çok büyük bir eylemdir!
Dört yaşındaki çocuk kafa karışıklığının ardından bir sonuca vardı. Diğer yandan On sadece esneyerek Cale’e baktı.
“Çok teşekkürler.”
Cale karşılığında gülümsedi. Ancak Litana ve astlarını soğuk gözlerle inceliyordu.
Litana umutla bu ormana gelmiş, kendi ormanını ve koruması gereken kişileri arkasında bırakmıştı. İki haftadır buradalardı ve elleri bomboştu.
Onlar için Cale’in efsanedeki ejderhadan farklı yoktu.
“Bu cömertliğinizi nasıl ödeyebiliriz?”
“Cömerlik? Hayır. Henüz hiçbir şey yapmadım ki. İçimde, beni ormana çeken şeyin tam olarak bu olduğuna dair bir his var.”
Litana, bir parça bile açgözlü olmayan Cale’e hayran kaldı. Gerçekten iyi huylu birine benziyordu.
İntikamı on misliyle öder, iyilik borcunu ödemek için elinden ne geliyorsa yapardı
“Bay Cale, size bir şekilde bu cömertliğinizin karşılığını vermek istiyorum. Bize rehberlik edecek, sınırlı gücünüzü yangın için kullanacaksınız. Bunu karşılıksız bırakmayı kabul edemeyiz.”
“Hayır, gerçekten gerek yok.”
Cale’in suratı tuhaftı. Bir şeyler düşünüyormuş gibiydi ve sonrasında aklına bir şey gelmişçesine ellerini çırptı.
“Ah!”
Litana ve diğerleriyle konuşurken utangaç görünüyordu.
“Birinci Bölge’yle ilgili şeyleri ormanla ilgili bir kitapta okudum. Canlı orman ve berrak sahil şeridinin birleşimi sayesinde çok güzel göründüğünü, orada, gün batımının harika olduğunu söylüyordu. Bunu okurken, Birinci Bölge’de bir villam olursa ne kadar güzel olur diye düşündüğüm olmuştu.”
Birinci Bölge’de şu an yangın vardı.
Birinci Bölge’nin doğu kıyıları, altın gibi ender madenlerle doluydu.
Romanda, Doğu kıtasından bir şaman bir ay içinde yangını söndürmeyi başarıyordu. Şaman, altın cevherini bulduğunda, biraz deniz suyu toplamak için kıyıya gidiyordu.
Bu altın cevheri, “Büyülü Taş” tepesinin uç kısmıydı.
Maden değildi, sadece gömülmüş Büyülü Taşlardan oluşan bir yığındı. Şaman hepsini toplayıp kaçana kadar bunu sır olarak saklamıştı.
“Yangın söndükten sonra, Birinci Bölge’ye gidip günbatımını izleyebilir miyim?”
Litana bir şey diyemedi. Güzel Birinci Bölge sahili… ancak, orası da yanıyordu. Önündeki adam bunu biliyor olmalıydı: yangın söndükten sonra oradaki manzara korkunç olacaktı. Fakat, arazi ya da para istememesi, sadece görmek istemesi onu şaşırtmıştı.
Bu yüzden konuyu açan kişi o oldu.
“Gidip görmenin yeterli olacağını sanmıyorum.”
“Pardon?”
“Oraya sizin için bir villa inşa edeceğim. Eğer Birinci Bölge’den tatmin olmazsanız, Orman’ın herhangi bir yerinde inşa edebilirim.”
“H, hayır, buna hiç gerek yok. Bu çok büyük bir hediye! Gerçekten böylesine gerek yok.”
Cale gülümsememek için zor duruyordu.
“Hayır, sizin için bir villa inşa edeceğim.” “Ah, çok ısrar ettiniz, pekala.”
Cale suratına “yapabileceğim hiçbir şey yok” ifadesini yerleştirirken sordu.
“Eğer yangını söndürmenize yardım edebilirsem, villa çok büyük bir hediye olur. Sizden sadece villa inşa edebileceğim ufak bir arsa rica edebilir miyim?”
Litana, Cale küçük bir soylu aileden geldiğini söylese dahi, bu böyle olmayabilir diye düşünüyordu. Kıyafetinin kumaşı, büyülü çantasının ebatı ve zarafeti düşünülürse, villaları ya da arazileri kolayca satın alabilecek biri olduğu kesindi.
“Evet, elbette. Ne kadar istiyorsanız o kadar arazi verebilirim. Hatta, ısrar ediyorum. Sadece bunu kabul ettiğiniz sürece memnun olurum.”
‘Harika.’
Cale kendini yine tuttu ve başını sallarken iç çekmekle yetindi.
“Evet, kabul edeceğim.”
Sanki Orman’daki araziye hiç ilgisi yokmuş da, Litana ısrar ettiği için kabul etmiş gibi davranıyordu. Litana, her şey yolunda giderse Cale’e, minnet borcunu ödemek için onun kabul ettiğinden daha fazlasını vermeye karar verdi.
Cale, Litana’nın mizacını çok iyi biliyordu. On’u sevmeye devam ederken kediyle göz teması kurdu.
‘Hedefin araziydi, değil mi?’
On’un bakışları soru sorar gibiydi ancak Cale, fark etmemiş gibi davrandı ve büyülü çantasını açtı.
“Bir şeyler yemek ister misiniz? Hepiniz çok aç görünüyorsunuz.”
“Ah, bu…”
Cale büyülü çantadan Beacrox’un onun için yaptığı yiyecekleri çıkardı. Birini kendi tarafına çekmenin en temel yöntemlerini biliyordu.
‘Seni yediren biri, iyi biridir.’
Choi Han’ın güvenini de böyle kazanmıştı. Litana’nın astının ona verdiği battaniyeye dokundu ve konuştu.
“Bunu battaniyenin karşılığı olarak değerlendirebilirsiniz. Hadi, yemeğimizi bölüşelim, yarın yola çıkarız.”
Ortamın havası sıradanlıktan çıkıp dostane bir havaya büründü.
“İlk olarak, grubumun olduğu köye geri döneceğiz ardından kestirmeden Orman’a geçeceğiz. Lütfen devam edin, yiyin.”
Cale Litana ve astlarına yalakalık etmeye devam ediyordu.
“Yemek yemezseniz ormanı kurtaracak gücünüz olmaz.”
Cale’in sözleri Litana ve grubuna, onları bekleyen kişileri düşündürdü. Cale’i de Büyülü taşlar bekliyordu.
Litana, büyülü çantada olduğu için hala taze ve sıcak olan yemeğine baktı ve Cale’in ona uzattığı çatalı aldı. Ardından mırıldanmaya başladı.
“Efsane çok da uzaklarda değil.”
“Pardon?”
Cale her şeyi duysa da duymamış gibi davrandı.
“Yok, yok bir şey. Yemekler çok lezzetliymiş Bay Cale.”
“Buna sevindim.”
Litana ve grubu, iki haftanın ardından ilk defa rahat bir nefes almıştı. On, onları memnuniyetle izledikten sonra iç çeken Cale’e yan yan baktı.
***
“Bay Cale, bu harika.”
“Değil mi? On harikadır.”
Cale, peşinden gelen Litana ve astlarına bir göz atıverdi. Altısına da gün ışığında bakınca, ne denli güçlü savaşçılar olduklarını daha net görebiliyordu.
Doğu kıtasında iki farklı savaşçı tipi vardı.
Biri, Toonka gibi “kavgacı”yken diğeri Doğu Şövalyeleri daha çok “savaşçı”ydı. Ormandakiler ise ikisinin karışımıydı. Hem savaşta iyilerdi hem de savaş sanatları ve silah sanatlarında eğitimlilerdi.
“Bayan Lina, Hoik köyüne varmak üzereyiz.”
Cale, bu sözlerin ardından Litana ve astlarının yağmurluklarına sarıldığını gördü. Hızla sınırı geçmişlerdi, bu yüzden kendilerini koyu mavi yağmurluklarına olabildiğince kapladılar.
Litana siyah saçlarını örtmeye özellikle dikkat etti. Kraliyet ailesinin koyu siyah saçları vardı. Bir Güneyliye göre ufak tefek olduğundan ve kimliğini saklamak için çok çaba sarf ettiğinden, başkalarının Litana’nın güçlü bir savaşçı olduğunu anlaması zordu.
Ancak Cale, gerçeklerin farkındaydı.
‘Choi Han’dan bir seviye daha aşağıda.’
Toonka’dan daha güçlüydü. Choi Han’dan bir seviye düşük olması, onun çok güçlü olduğunu gösteriyordu. Siyah Panterine bindikten ve mızraklarını kullandıktan sonra kimse onu yakalayamazdı. Gündüz vakti olmasına rağmen ağaçtaki gölgelerin arasında ilerlerken düşmanlarına karşı bir ölüm tanrısı gibiydi. İşte böylece Orman’ı birleştiren Kraliçe olmuştu.
Ormanın liderinin hem anlayışlı hem de kuvvetli olması gerekiyordu. Kabilesini koruması lazımdı.
“Neredeyse geldik.”
On, sisi kontrol ederek onlara yolu açıyordu.
Sis çekildi.
“Ah.”
Litana’nın astları nefes verdi. “Geri Dönüşü Olmayan Yol”dan nihayet kurtulduklarını hissedebiliyorlardı. Cale ise sessizce yürümeye devam etti.
Litana da grubu da Cale’in sakince yürüdüğünü gördükçe ona daha da güvenmeye başlıyordu.
Drip. Drip.
Cale’in Litana’dan aldığı yeni yağmurluğa yağmur damlaları düştü.
- Geldik.
Sonunda sis çekildi ve köyün girişini görebildiler. Dönmüşlerdi.
“Ha.”
Cale’in ağzından kahkahaya benzeyen bir ses çıktı.
Miyavvv!
On Cale’in kollarından atlayıp koşmaya başladı.
Miiiyavv!
Hong da ona doğru koşuyordu. Kardeşler bir araya geldiklerinde yanaklarını birbirlerine sürtmeye başladılar. Cale, iki yavru kediyi izlerken kollarını çaprazladı. Ardından taşın yanında dikilenleri görünce suratını astı.
“Niye hepiniz yağmurun altında bekliyorsunuz?”
Hans, Choi Han ve Rosalyn orada, Cale’i beklemişti. Hiçbiri karşılık vermedi, yerine, onu duymamış gibi davrandılar.
“Genç efendi-nim, yardımcı kahya olarak gidip uyuyamadım.”
“Cale-nim, hava soğuk. Arkandakiler de kim?”
“Genç efendi Cale, yolculuk nasıldı?”
Cale onlara doğru yürürken kollarını çözdü. Tam önlerinde durdu ve, “Geri döndüm.” dedi.
Cale, yüzlerindeki gülümsemelere bakmak istemedi, bu nedenle arkasını döndü. Ardından ona gözlerini bile kırpmadan bakan insanlarla göz göze geldi. Bu kişiler, ormana giden ama dönemeyenlerin aileleriydi.
Cale taşın yanında oturan ihtiyarın yanına gitti. Ormana gitmek konusunda onu uyaran adam buydu. Ardından, onun yanına çöktü. Adamın gözleri şüphe dolu bakışlarla titriyordu.
Cale öz güvenli bir tavırla konuştu.
“İhtiyar.”
Cale, hayır, Kim Rok Soo, asla gelmeyecek birini beklemenin ne demek olduğunu bilirdi. Ebeveynlerinin öldüğünü biliyordu ancak bir seferinde, yeterince beklediği sürece geri döneceklerini ummuştu. Cale, doğrudan adamın gözlerine baktı.
“Ejderha yok.”
Efsane artık yoktu.
İhtiyarın gözleri yavaş yavaş dolmaya başladı. Sessizce yere baktıktan sonra başını salladı. Cale, onun yanından geçti ve diğerlerinin yanına döndü, soğukkanlı bir tavırla, “Ormanda birkaç iskelet ve kıyafet parçası gördüm. İsterseniz onları size getirebilirim,” dedi.
Cale’in onlar için yapabileceği tek şey buydu.
Kendi ekibine baktı ve bir ona, bir farklı tarzda kıyafetler giymiş olan Litana’nın grubuna bakıp duran Choi Han ve diğerleriyle konuştu.
“Eşyalarımızı toplayalım.”
Ormanı gösterdi.
“Ormana gideceğiz.”
Ormanın Birinci Bölgesi’ni kuşatan ateş. Cale’in bu yangını tek başına söndürmesinin vakti gelmişti.
Magnec