Allahım bölümün bittiği yere bak? yarın bölüm geliyor muydu? Asdsdss umarım geliyordur...
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
69. Bölüm Planlanandan Farklı I
Cale, Billos’un omuzuna hafifçe vurdu. Cale konuşmaya başlarken, Billos’un gözleri beklentiyle doluydu.
“Hazineye ihtiyacın varsa çok çalış.”
Bu umursamazca yapılan bir yorumdu fakat Billos yine de heyecanla karşılık verdi.
“Ne kadar ihtiyacın varsa o kadar sıkı çalışacağım, hehe.”
Cale, onun heyecanı karşısında başını iki yana salladı. Billos’un aklında birçok şey olduğunu biliyordu ancak Billos farklı davranmaya çalışıyordu.
‘Bunu tam olarak açıklamadığım için.’
Billos’a sadece iki kelime etmişti.
Büyülü Cihaz. Billos sadece bu iki kelimeyi duymuştu. Cale, Billos’un çalışmak için ayrıldıktan sonra birine baktığını gördü.
Whipper Krallığı’nda en temkinli olması gereken kişiye bakıyordu.
Rosalyn.
Yaralanmak veya hatta öldürülmek istemiyorsa büyücünün dikkatli olması gerekiyordu. cale, onun güvertede durduğunu görünce yaklaştı. Böylelikle onu uyarabilirdi.
“… Bayan Rosalyn.”
Ama bunu yapmasına gerek yoktu. Cale, ne söylemesi gerektiğini düşünürken duraksadı.
“Ne oldu genç efendi Cale?”
Onun sesindeki sakinliği fark edince sormak zorunda kalmıştı.
“Elindeki şey sopa mı?”
Rosalyn’in elindeki sopa, salladığında güçlü rüzgarlara yol açıyordu. Buna alışkın gibi duruyordu. Ayrıca, sakince yanıt verirken Cale onun cübbesinin altındaki ince deri zırhı da görebiliyordu.
“Kesinlikle bir sopa. İster büyülü asa isterse de sopa olsun, bir şeye vurmak için kullandığınızda hepsi aynı şeylerdir.”
“Çok akıllısınız.”
Cale başparmağını ona kaldırırken beğenisini dürüstçe dile getirdi. Bir büyücü olarak Whipper Krallığı’nda dolaşması konusunda onu uyarmasına gerek yoktu.
“Akıllı? Ben sadece benim yüzümden başkalarının işinin zorlaşmadığından emin olmak isterim. Öyle görünmüyor olabilirim ancak küçükken çeşitli temel savaş sanatlarını öğrendim.”
Tap. Tap.
Rosalyn avucuyla sopaya hafif hafif vurdu. Kraliyet ailesinin bir ferdi olarak, özellikle taht sırasındaki yaşça en büyük çocuk olarak, kendini korumayı da temel savaş sanatlarını da öğrenmişti.
Bakışları birdenbire donuklaştı.
“Ayrıca burayı kendi gözlerimle görmeyi de isterim.”
Cale gülümsedi. Gelecekte Sihir Kulesi’nin başkanı olacak olan Rosalyn, tıpkı Choi Han gibi adil bir insandı. Grup üyeleriyle birlikte büyüyebilmesinin nedeni buydu. Ancak, soğuk bir mantıksallıkla birlikte keskin bir hedefe de sahipti. Whipper Krallığı onda karmaşık hisler uyandırmakla birlikte öğrenme fırsatı da verecekti.
Cale, Rosalyn’in baktığı yere, limana baktı.
Burası en doğru düzgün limandı çünkü limanlardan en küçüğüydü ve sıradan vatandaşlar burayı sık sık kullanırdı. Ancak, limana girip çıkan çok fazla gemi yoktu ve tek tük gemilerden inen insanların yüzleri çok kasvetliydi. Ama burada yaşayan insanların yüzü aydınlıktı.
‘Sihir Kulesi’nde köle muamelesi gören vatandaşların çoğu burada yaşıyor.’
Cale, uzaklardaki siyah duman sütununu görebiliyordu. İç Savaşlar her zaman arkalarında yıkım bırakırdı.
“Genç efendi-nim, şimdi harekete geçebiliriz. Araç hazırlandı.”
“Harika.”
Cale, Billos’un açıklamasının ardından başını salladı ve gemiden indi. Whipper Krallığı’na attığı ilk adımla söze girdi.
“Pek güzel kokmuyor.”
Cale, Billos’un ona hazırladığı konuta yol alırlarken, yanmış ve yıkık dökük yapıların yanık kokusunu duyabiliyordu. Odasına vardığında Billos’a dönerek, “Çok iyi hazırlık yapmışsın.” dedi.
Cale, limanın en sessiz konutunu, Flynn Tüccar Loncası armalı aracı ve diğer küçük detayları ayarlayan Billos’a iltifat etti.
Billos omuz silkti, Cale bir soru daha sordu.
“Başkalarının bilmediğinden, sessizce hallettiğinden emin misin?”
“Doğal değil mi?”
Cale gülümsedi ve Billos’un açgözlü bakışlarını gördükten sonra yanıt verdi.
“Senden hoşlandığımı biliyordum.”
“Ben de öyle, genç efendi-nim.”
Cale, umursamaz bir tavırla soru sorduğu esnada kanepeye uzanmıştı.
“Zafer?”
Billos başını samimiyetle salladı.
“Evet. Sizin açıkladığınız gibi, genç efendi-nim.”
“Anlıyorum.”
Nihayetinde, hayır, beklendiği gibi, zaferi elde eden taraf büyücü olmayan taraftı. Cale, İç Savaş’ın sonunda, en doğru zamanda gelmişti.
İç Savaş’ın bittiğini işaret eden tek bir şey vardı.
Sihir Kulesi’nin yıkımı.
Büyücülerin son kalesinin düşüşü, İç Savaş’ın sonunu işaret ediyordu. Elbette, savaşın ardından halledilmesi gereken şeyler vardı.
“Büyücü olmayan taraf beklediğimden daha vahşi çıktı.”
Billos, İç Savaş’ı tanımlarken kaşlarını çattı.
“Ölümden korkmuyor gibilerdi, sanki sadece büyücüleri öldürmeye odaklanmışlardı.”
Şu anki durumla İç Savaş öncesini kıyaslamaya çalışırken Billos'un omuzları hafifçe titredi. Bu iki zaman dilimi, biraz para kazanması için harika zamanlardı.
Ancak, bundan daha fazlasını görmüştü.
“Özellikle de çok sayıda büyü direncine sahip vatandaş ortaya çıktığında ve öncü grubu ele geçirdiğinde çok korkunçtu.”
Büyücü grubu ve büyücü olmayanlar arasındaki savaşta, en büyük etki bu “büyü direnci”ydi.
Büyü direnci olan vatandaşlar nesiller boyunca yavaş yavaş doğmuşlardı ve onlardan sadece birkaç tane olduğu ve büyü öğrenemedikleri gerçeği, Whipper Krallığı’ndaki yaşamlarını zora sokmuştu.
Ancak bu nesilde çok sayıda büyü dirençli vatandaş dünyaya gelmiş, ki böylece büyücü olmayan grup için fayda sağlamaya başlamışlardı.
İnsanlar bunu, doğayı sahip oldukları mana ile yönetebileceklerine inanan kibirli büyücüleri öldürmeleri için doğadan gelen bir işaret olarak algılamıştı.
“Bu özellikle Toonka isimli kişi için geçerliydi, büyücü olmayan grubun en önünde hücum ediyordu.”
Cale sessizce dinliyordu.
“O adam ve astları gerçekten içgüdüsel bir şekilde hareket ediyor gibilerdi. Onu bir kez uzaktan gördüm, çıplak elle bir büyücünün boynunu koparıyordu. Böyle bir şeye şahit olmanın ne denli dehşet verici olduğunu bilemezsiniz.”
Billos iç çekerek kafasını sağa sola salladı.
“O gece doğru düzgün uyku çekemedim bile. Sadece Toonka’yı ve astlarını düşünmek bile midemi bulandırıyor.”
Billos, bu kişilerden kesinlikle kaçınmaya kararlıydı. Onlarla iletişim kurabileceğini hiç sanmıyordu. Neyse ki Toonka’nın etrafındakiler akıllıydı ve iletişim kurulması kolay kişilerdi.
“Çok korkunç olmalı.”
Billos, Cale’in kısa karşılığı üzerine kafasını çılgınca salladı.
“Evet, hem de ne korkunç! Paramparça olmuş büyücüler, bedenleri kale duvarlarına asılırken hala hayattalardı.”
Ancak Billos bunun kötü bir şey olduğunu söylemedi.
“Bunun bile Whipper vatandaşlarına göre yeterli olmadığından eminim.”
Billos nasıl hissettiklerini anlıyordu. Dahası, İç Savaş’tan para kazanan biri olarak, iyinin ya da kötünün tarafında değildi.
“Ama, genç efendi-nim.”
“Ne var?”
Billos sorusunu gülümseyerek sormuştu ve Cale soğukça karşılık verse de aldırış etmedi.
“Şimdi nereye gideceğiz?”
Billos istikametleri konusunda çok meraklıydı, hazinenin ne olduğu konusunda da. Söylediği her şeyi sessizce dinleyen Cale’e baktı ve gülümsedi.
Bu gülümseme Billos’u beklentiyle doldurdu.
“Toonka’yla tanışmaya.”
“… Anlayamadım, kimle?”
Billos yanlış duyduğunu zannetti. Bir süredir doğru düzgün uyuyamamak onun duyma yetisini etkilemiş olabilirdi.
Cale, Billos’un yüzünde ilk defa ortaya çıkan şaşkınlığı fark etti ve konuşmaya devam etti.
“Sihir Kulesi’ne gidiyoruz.”
“Ne?”
Cale’in bu küçük limanı seçmesinin arkasında birçok neden vardı. Sihir Kulesi'ne en yakın limandı, savaş meydanlarının dışındaydı, vatandaşların birçoğunun hala yaşadığı bir yerdi.
Cale, yüzünde bomboş bir ifade olsa da kafasından birçok şeyin geçtiği belli olan Billos’a bakarak kayıtsızca konuşmaya devam etti.
“Yalnızca bana güven.”
Billos ağzını birkaç kez açıp kapadıktan sonra zıpladı ve bir şişe alkol almak için dolaba yöneldi. Ardından nefes bile almadan kafaya dikti ve şişenin yarısını boşaltana kadar da durmadı.
“Ben içgüdülerime güvenirim.”
“Ve içgüdülerin ne diyor?”
Billos yeni bir şişe kapıp Cale’e uzattı.
“Sizi takip etmemi söylüyor, genç efendi-nim.”
Cale şişeden bir yudum aldı.
“Oldukça iyi içgüdülerin varmış. Bir tüccar için en iyisi.”
Cale çok rahatlamış duruyordu. Billos elindeki şişeyi sıkıca tutarak Cale’in omzunun üstünden pencereden dışarı baktı.
İç Savaş bitmiş olmasına rağmen, henüz yakalanmayan büyücüler olduğu için krallıktan hala çığlıklar yükseliyordu. Delilik, umutsuzluk ve keder her yerdeydi.
“Tadı harika.”
Cale’i bu kadar sakin gördükten sonra Billos, içgüdülerine güvenme kararında daha istekli oldu.
***
Birkaç gün sonra Cale, Flynn Tüccar Loncası armalı aracından indi. Arkasında üç araç daha vardı.
“Genç efendi-nim, araçla Sihir Kulesi’ne ancak bu kadar yaklaşabiliriz.”
Cale yıkık dökük Sihir Kulesi’ni görebiliyordu ancak beklediğinden daha az harap olmuştu.
“Gerçekten de pek tahrip etmeme sözünü tutmuş.”
Toonka, Cale’in sözünü dinlemişti.
“Güzel bir Sihir Kulesi.”
Cale’in yanındaki Billos büyülenmiş gibiydi. O sırada Cale cebinden bir şey çıkardı ve küçük bir köşesini Billos’a gösterdi.
“Hah!”
Billos aniden nefes verdi.
Altın plaka.
Yalnızca minik bir kısmını görmüştü ama bu kesinlikle bir altın plakaydı. Bakışları hemen değişti.
“Genç efendi-nim, size çok saygı duyuyorum.”
Hans ona yaklaştığı sırada Cale, Billos’u duymazdan geldi.
“Genç efendi-nim, şimdi ne planlıyorsunuz?”
Hans, ne yapmayı düşündüğünü sorarken bir yandan da etrafı inceliyordu. Şu anda, Sihir Kulesi’nin ön tarafındaki bir üssün girişindelerdi.
Çok sayıda kulübe ve ev vardı. Aslında, genişliğine bakılırsa burası bir üsten ziyade köy gibi görünüyordu. İnsanların kendine has renklerini de fark etmişlerdi. Bu kişiler, Whipper Krallığı vatandaşlarıydı.
Ayrıca epey tuhaflardı da. Bu, Hans’ın gözlerinin titremesine neden oldu.
“Mmph!”
Ardından içgüdüsel bir hareketle ağzını kapadı. Savaşçı gibi görünen çok sayıda kişi vardı; kanla kaplılardı ve ceset doğruyorlardı. Cesetlerin üstünde cübbe olduğunu söylemek mümkündü: bunların tümü büyücüydü.
Cesetlerin arkasında, yerde yuvarlanan kesik büyücü başları vardı.
Kan ve çürümüş et kokusu Hans’ın burnunu doldururken, o anda arkasında yanan cesetlerin sesini işitti.
“Ağır geldiyse biraz ara ver.”
Hans, Cale’e döndü ve etrafındaki herkesin çok soğukkanlı olduğunu fark etti. Kısa süre önce Kurt olduklarını öğrendiği Maes ve çocuklar bile, önlerinde yaşanan bu olayları sakince izliyordu.
“Hans.”
“... Evet genç efendi-nim.”
“Burası savaş meydanı.”
Hans bu sözlerin ağırlığını sezebiliyordu. Tam o anda, soğuk bir tavırla savaş meydanını inceleyen Cale’in gözlerine daha dikkatli baktı.
Magnec