Istenmeyen ot dibinde bitermiş
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
52. Bölüm Girdabın İçine III
“Gece daha da kötü görünüyor.”
Cale, altındaki geniş girdaba bakarak yorumladı. Ardından düşünmeye başladı.
‘Toonka gerçekten çılgın bir piç.’
Toonka kitapta Rüzgarın Sesi’ni nasıl elde ediyordu? Gemi kazası geçirmiş ve adaya gelmişti ardından durumu biraz iyileşince bu girdapla ilgilenmeye başlamıştı.
Volkanlar, buzullar, çöl, elementlerle yalnızca kendi bedeniyle çarpışmayı seven bu şerefsiz, ister istemez okyanustaki girdaba alaka duymaya başlıyordu.
Toonka tehlikeli olaylardan zevk alıyordu. Hayır, onlara kafayı takmıştı. Cale bu yüzden ona çılgın piç diyordu.
< “İlk defa okyanustayım ama eğlenceli görünüyor.” >
Toonka hiçbir hazırlık yapmadan girdaba atlamadan önce bu cümleyi sarf etmişti. Doğal olarak Cale, aynı şekilde davranmayı düşünmüyordu.
Cale, ihtiyacı olan her şeyi dalış kıyafetlerinin cebine koymuştu.
“Burası mı?”
Cale, Kara Ejderha’ya yanıt olarak başını salladı ve etrafa bakındı. Belki de taşra köyü olduğu içindi ancak gece tüm köy karanlıktı.
Okyanus daha da karanlıktı. Ama girdabın sesi köyün sesinden daha yüksekti. Sesinin daha da yükselmesi hiç dikkat çekmeyecekti. Yalnızca girdapta bir gariplik olduğunu düşünüp unutacaklardı.
Cale bakışlarını okyanustan çekip Rüzgarların Uçurumu’na baktı.
< Toonka, Rüzgarların Uçurumu’nun altında gizli bir mağara keşfetmiş ve merakla içeri girmişti. Mağaranın sonunda bir şey bulmuş, kahkaha atmıştı.
“Burada bu kadar güzel bir şey bulmayı beklemiyordum.”
Bu, Toonka’nın hiç beklemediği, can alıcı bir rastlantıydı. >
Cale, kitaptaki bilgiyi bir kenara koyup Kara Ejderha’ya, “Haydi başlayalım.” dedi.
“Tamam, insan.”
Kara Ejderha’nın kısa ön patisinden siyah bir mana yayılıyordu.
Ooooong.
Sihirli bomba manaya tepki verdi ve titreşmeye başladı.
Cale’in kollarındaki sihirli bomba, birinci ve ikinci kitaplarda gizli örgütün kullandığı sihirli bomba değildi.
‘Sihirli bombadan daha iyisi.’
Üçüncü kitabın ortalarında, Whipper Krallığı’nın köşeye sıkışan büyücüleri, büyücü olmayan kişilere karşı savaşmak için yeni silahlar geliştirmeye başlamıştı.
Bu silahlardan biri Cale’in elindeki sihirli bombaya benziyordu.
Yoğunlaşan mana, ki sihirli bombanın asıl maddesiydi, geliştiricinin manasına tepki veriyor ve birden çok mana topuna bölündükten sonra patlıyordu.
Bu o kadar güçlü değildi ama patlama zinciri çok daha fazla düşmanı öldürmek için kullanışlı oluyordu.
Cale, Kara Ejder’e iltifatta bulundu.
“Böyle bir şey yaratmak için inanılmaz olmalısın.”
“Evet. Ben müthiş ve kudretli bir ejderhayım.”
Kısa patilerden daha da fazla siyah mana akıyor ve bombaların içinde kayboluyordu.
Ooooooong.
Cale kollarındaki sihirli bombaların titreştiğini hissediyordu. Ayın battığı fakat güneşin henüz yükselmediği zamanı hedefliyordu.
“Dikkatli ol, yaralanma.”
Kara ejderha göğün daha da yükseklerine yol almaya başlarken Cale’in etrafına bir kalkan yerleştirip ona veda etti.
Klik.
Sihirli bombanın içinden minik bir ses çıktı.
Cale, elindeki bombayı bıraktı, ardından dalgıç maskesini taktı. Suyun altında beş dakika nefes almasını sağlayan sihirli bir araçtı bu.
Birkaç dakika sonra.
Boom! Boom! Booooooom!
Bomba patladı ve Cale aşağı düşmeden önce gümüş kalkanı çağırdı. Gece rüzgarı yüzüne şiddetle esiyordu.
Onlarca minik patlama yaşandıktan sonra, girdap gücünü kaybetti ve doğru dürüst dönememeye başladı. Cale, kalkanın kanatlarını açtı.
Splaaaaaash!
Cale su altına girerken kalkan okyanusla çarpıştı. Cale, bir gözlük taktı ve okyanusun diplerine yöneldi. Neyse ki kalkan vardı da Cale’in bedeni bir ok gibi hızla batmıştı.
Boom, boom! Patlamalar daha da arttı ve girdap daha da güç kaybetti. Patlamaların yarattığı şok dalgaları Cale’in kalkanına ve gümüş kanatlarına temas etti ancak Cale okyanusun dibine güvenle ulaşmayı başardı.
Boom!
Cale son patlamayla kolayca başa çıkmak için kalkanı bir kez daha kullandı, ardından okyanus zemininde yürümeye başladı.
Küçük merkezi ada ve önündeki geniş girdap.
Bu girdap, büyük bir kayanın altındaki minik bir topaçtan kaynaklanıyordu.
Topaç, yüzlerce yıldır hiç durmadan dönüyordu.
Cale önündeki geniş kayayı görebiliyordu. O kadar büyüktü ki kayanın bir insanı kolayca ezebileceğini düşündü.
< Toonka girdabın geniş kayanın altından başladığını anladı ve kayayı tuttu. Kuzeyde kaldırdığı kayadan daha küçüktü. Ancak, bu kayayı kaldırmayı başaramadı. >
< ‘Öyleyse ben de kırarım.’ >
< Toonka’nın kayayı parçalamasının nedeni buydu. >
Cale kayaya baktı ve düşünmeye başladı.
‘Toonka, seni çılgın piç. Bu şeyi parçaladın mı?’
Cale, suyun altında başını sağa sola salladı ve kayaların altındaki Sun Wukong’u andıran topaca yöneldi. [1]
O anda antik gücü kazandığı her zaman olduğu gibi, eski sahibin sesi ortaya çıktı.
- Orospu çocukları!
Oh. Bu sahip epey küfürbazdı.
- Yaratılması için insanların kurban edildiği bir şeyi çalmak neden günah? Özellikle de insanlara iade edeceğim zaman? Sizi işe yaramaz piçler! Neden senin gibi piçlerin böyle güçleri var?!
Rüzgarın Sesi’nin sahibi bir tanrıdan bir şey çaldığı söylenen hırsızdı. Kadın gerçekten kutsal bir şey çalmamıştı. Gerçekte, yalnızca tapınaktan bir şey çalmıştı.
Bu kayanın altında tuzağa düştükten sonra boğulmuştu. Sessiz ayaklı hırsız işte böyle ölümüyle tanışmıştı.
Rüzgarı kontrol eden bu süper güç manadan farklıydı. Kadının kendisi rüzgardı. Öldükten sonra girdapları püskürtmeye devam eden bir topaç haline gelmişti.
- Bu aptal su! Eğer arkadaşımın ışığı burada olsaydı, hepsini yakardı!
Topacı serbest bırakmak için malzemeleri çıkarırken Cale’in ifadesi tuhaflaştı.
‘Işık? Yoksa?’
- Yıldırımın neden bu kadar korkunç olduğunu biliyor musun? Çünkü, gereken tek şey tek bir şimşek, TEK BİR ŞİMŞEK!
Cale, listesindeki son antik gücü düşünmeye başladı, ‘Tahribatın Işığı.’ Bunu elde etmek için ateşten geçmesi gerekiyordu ve yanında yığınla para bulundurmak zorundaydı.
Aklına aniden bir düşünce geldi.
Yıkılmaz Kalkan, Tahta. Kalbin Canlılığı, Rüzgar. Rüzgarın Sesi, Su. Tahribatın Işığı, Ateş.
Cale’in içine kötü bir his doğdu. Hatta gerçekten bu gücü alması gerekip gerekmediğini tarttı. Lakin…
Biip- biip- biip
Dalgıç giysisinin içindeki alarm onu geriye sadece üç dakika kaldığı konusunda uyardı. Cale, bunu daha sonra düşünmeye karar verdi.
‘Acele edip şunu çıkarayım.’
Bir çapayla kazmaya başladı. Geniş kayayı ve topacı tutan bu engelden kurtulmaya çalışıyordu. Bu çapa büyüyle güçlendirilmişti ve zemini kolayca kırabilecek kadar keskindi.
‘Toonka gibi aptalca davranmak ve kayayı parçalamak için bir neden yok.’
Yalnızca kazmak zorundaydı. Cale sırıtmaya başladı. Nihayet biraz daha kazdıktan sonra tüm topacı görebiliyordu. Cale, topaca doğru uzandı ve onu tuttu.
Svşşşşş.
Cale, elinde dönen topaçla birkaç adım geriye çekildi.
Booooom.
Topaçla mükemmel bir denge sağlamış olan kaya, bir tarafa eğilmeye başladı.
- Eğer onu çalmam günahsa neden insanlara yalan söylerken günahkar olmadıklarını iddia ediyorlar? Bu dünya kokuşmuş! Gücü elinde barındıranların istedikleri her şeyi yapabildikleri, kokuşmuş bir dünya!
‘Dünya her zaman böyleydi.’
Cale hırsızın bağırışlarını yok saydı ve topacı yere koydu.
Rüzgarın Sesi’nin sahibinin istediği tek bir şey vardı: Özgürlük. Bunu sağlamanın tek yolu, topacı yok etmekti.
Krek.
Topaç Cale’in ayağı altında parçalara ayrıldı.
İiiiğğğğiiiie…
Topaç kırılırken, tiz bir çığlığı andıran ses suyun altında yankılandı. Kırık topaçtan boşalan rüzgar Cale’i çevrelemeye başladı.
- İyileşme gücüne sahipsin. Benim gibi yakalanma. Anladın mı?
‘İyileşme gücü? Kalbin Canlılığı’ndan mı bahsediyor?’
Cale, hırsızın son sözleri karşısında surat astı.
- Özgür ol.
Svoşşşşş.
Beyaz bir rüzgar Cale’in vücudunu sarmaladı ve aşağıya ilerlemeden önce başına doğru yükseldi.
‘Hmm?’
Ancak rüzgar kalbinin çevresini dolaştı.
Cale’in kalbi birdenbire şiddetle atmaya başladı.
‘Ugh.’
Öyle hızlı atıyordu ki ağrımaya başlamıştı. Cale sağ eliyle kalbine hafifçe vururken acı yüzünden araladığı ağzından hava baloncukları çıkıyordu.
‘Neler oluyor?’
‘Ugh.’
Cale inlemeyi bastırdı ve vücudunu büktü. O anda, rüzgar hızla estikten sonra birdenbire ayaklarına doğru alçaldı ve ayak bileğine bir resim çizdi. Cale, dalgıç ayakkabıları ve kıyafeti arasındaki boşlukta oluşan girdap resmini görebiliyordu.
Bu girdabın rengi gümüşiydi.
Girdap resmi tamamlandıktan sonra Cale nihayet kalp atışlarının yatıştığını hissetti.
‘Kalbin Canlılığı, Rüzgarın Sesi’ni de mi güçlendirdi?’
Merak ediyordu ancak düşünecek zamanı yoktu.
Biip, biiip-
Alarm bir kez daha pek vaktinin kalmadığını bildirdi.
Ancak, yine de bolca vakti vardı.
Cale, Rüzgarın Sesi’ni aktifleştirdi ve ani bir rüzgar, ayaklarının etrafında dönmeye başladı.
Cale bir ayağını hafifçe ileri doğru ittirdi.
Svişşşşşş!
Cale’in vücudu aniden suyu böldü. Merkezi adanın önündeki girdap kaybolmuş olmasına rağmen, diğer girdaplar hala varlığını sürdürüyordu. Ancak Cale hiç sorun yaşamadan onları geçmeyi başardı.
‘Diğer girdaplar bir hafta içinde kaybolacak.’
Fakat Cale, bu girdapları bir yıl daha sürdürmeyi planlıyordu. Girdaplar Rüzgarın Sesi’ni, sahiplerinin sembolünü, tanımıştı ve Cale’e yol vermişti.
İstikameti Rüzgarların Uçurumu’ydu.
Cale, uçuruma yaklaştığını görünce daha fazla yakınlaşmadan yukarı fırladı.
Sviiişşşş…
Cale, suyun üstüne geri dönünce okyanus meltemi onu karşıladı. Dalgıç maskesini hızla çıkardı ve kenara fırlattı.
Biip…
Alarm, beş dakikanın dolduğunu bildiriyordu.
Cale, köye doğru baktı ve birçok ışığın yandığını gördü.
“Acele etmeliyim.”
Hans muhtemelen onu uyandırmaya gelmeyecekti çünkü ölüm kalım meselesi olmadıkça onu rahatsız etmemelerini söylemişti fakat çabucak dönmek en iyisiydi.
Cale Rüzgarların Uçurumu’na doğru yüzdü ve uçurumun altındaki büyüklü küçüklü kayaları fark etti. Bu uçurumdan düşüp ölen herkesin cesedinin parçalanmasının nedeni bu kayalardı.
Cale, aslan başına benzeyen bir kaya bulmak için bakındı. Bulması kolaydı çünkü o bölgenin en büyük kayasıydı.
Ardından, kayanın arkasındaki küçük mağarayı görünce gülümsedi.
‘Buldum.’
Toonka, Rüzgarın Sesi’ni elde ettikten sonra bu mağarada hayati bir rastlantı yaşıyordu. Toonka için işe yaramaz bir şeydi fakat Cale’in ileride güzelce kullanacağı bir ‘malzeme’ydi.
Eğer bu malzeme, Lock’un ileride Cale için elde edeceği malzemeyle birleştirilirse, Orman Kraliçesi’nin Cale’le anlaşma yapmaktan başka şansı kalmazdı.
‘Kraliçenin ormanı kurtarması gerekiyor.’
Cale dikkatlice yüzerek kayaları geçti ve mağaraya girdi. Mağaranın girişi, ay çoktan battığı için karanlıktı fakat önem arz etmiyordu. Cale, mağaraya girdi ve hızlıca sudan çıktı.
Ardından dışarı, göğe baktı.
‘Yakında gelecek.’
Kara Ejderha sanki Cale’in aklını okumuş gibi konuşmaya başladı. Fakat, Cale’in zihninde konuşuyordu.
- Zayıf insan, zarar görmemişsin.
Kara Ejderha’nın Cale’in zihninde konuşmasının tek bir nedeni vardı. Cale hafifçe üşümeye başladı. Başını yavaş yavaş mağaranın içine doğru çevirdi.
Kara Ejderha, yalnızca yakınlarda tanıdık olmayan biri varsa Cale’in kafasının içinde konuşurdu.
- Mağaranın içinde bir canlı var. Ölmek üzere olmasına rağmen, neyse ki senin korktuğun cesetlerden değil.
Pssssssss. Pssssssss.
Mağaranın içinde bir şeyin süründüğünü duyabiliyordu, seçeneklerini düşünmeye başladı.
‘Suya geri mi atlasam? Ya da Ejderha’dan beni evime götürmesini mi istesem?’
Psssssssss. Pssssssss. Pssss.
Ancak sürüklenme sesi gitgide daha hızlandı ve Cale seçimini yapamadan yaşam formu Cale’in önünde belirdi. Cale bir ayağını suya soktu.
Yaşam formu titrek bir sesle konuşmaya başladı.
“L, lütfen beni kurtar.”
Ah. Cale’in ağzından hızlı bir soluk çıktı. Yaşam formunun tuzlu bir kokusu vardı. Deniz kokusu.
‘Olamaz.’
“Tamamlamam gereken bir şey var. Ben, burada, ö, ölemem!”
İnsan görünümlü varlık, arkasından sürüklediği korkunç şekilde çizilmiş bacağıyla Cale’e yaklaştı.
Çiziklerin üstünde bu yaşam formuna kan kusturan yeşil bir sıvı vardı. Bunun bir deniz kızının işi olduğu belliydi.
“L, lütfen…”
Bu bir balinaydı.
Bu, ellerinin üstünde Cale’e doğru emekleyen dağınık saçlı güzel insan bir balinaydı.
- Zayıf insan, üşüdün mü? Yüzün soluklaştı.
Kara Ejderha, Cale’in kafasının içinden konuştu fakat Cale duyamadı. Korku filminden bir sahneyle karşı karşıya kalmış gibi hissediyordu.
Yaralı, öldü ölecek bir Balina Kabilesi üyesi, Cale’e kendini göstermişti.
Magnec