Yeter ya biraz da Grid’e acıyın adama hep yan görevler veriyorsunuz o da yetmiyor en büyük cezalı görev cabası bir de.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
124. Bölüm Görev
“Ben… Rin’i buna ben zorladım…”
Vatikan’ın arka bahçesi.
Isabel yüzünü dizlerine gömmüş, ağlıyordu. Rin’i buraya getirdiği için çok üzgündü.
“Papa Cenapları’nın emrine karşı gelmek istedim… Ama korktum… Rin’in şu anki Vatikan’dan ne kadar nefret ettiğini biliyorum… Hepsi benim yüzümden… Buraya benim yüzünden geldi…”
Cassus onu teselli etmeye çalıştı, “Papa Cenapları’nın emrine karşı gelseydin Rin’i getirmek için başkasını göndereceklerdi. Rin buraya bir arkadaşı tarafından nazikçe getirildiği için minnettar olacaktır. Lütfen kendini daha fazla üzme.”
“…”
Isabel yavaş yavaş başını kaldırdı ve yaşlı gözleriyle ona baktı. Platin saçlarını gözlerinin önünden aldıktan sonra nazikçe sordu.
“Rin… Ona ne olacak?”
Papa şu anda kilisenin üst düzey figürlerini toplamış, Rin’in kaderine karar veriyordu. Isabal izlemek istemişti, ama papa izin vermediği için buradaydı; hayatında bu kadar kaygılandığını hatırlamıyordu. Rin’in adaletsizliğe kurban gitmesini istemiyordu.
Cassus bir şey diyemedi.
‘Belki de Rin… Görevinden alınır ya da en kötü ihtimalle, öldürülür.’
Dışarıdan bakıldığında Rebecca’nın Kilisesi, papadan sonra gelen ve Kilise’nin kutsal varlıklar olarak davrandığı, herkesin saygısına nail olan kimselere benziyordu. Fakat işin aslı başkaydı. Kilisenin kıdemli üyeleri Rebecca’nın Kızları’na kullan-at silahlar olarak davranıyordu. Üç ilahi eser var olduğu sürece Rebecca’nın Kızları’nın yerine yenilerini bulabilirlerdi.
‘Şu anda Rebecca’nın Kızları papaya hizmet ediyor. Fakat papa onları kendine bir tehdit olarak görüyor. Koşulsuz şartsız ona sadık olan yeni kızlar istediğine eminim.’
Papa üç ilahi eseri yeni kızlara verecekti.
‘Sadece Rin değil, belki er ya da geç Isabel de…’
Cassus’un kalbi tekledi. Rebecca’nın Kızları kilisede büyürdü. Dış dünyayı ya da başka şeyleri bilip etmezlerdi!
‘… İşe yaramaz hale gelirlerse sürülürler.’
Neden böyle kötü şeyler yaşanıyordu?
‘Kaderin böylesi…’
Isabel 17, Rin ise sadece 19 yaşındaydı.
Yüksek ilahi güçle doğdukları için çocuk yaşta kilise tarafından alınmış, nasıl savaşacakları ve kiliseye nasıl sadık olacakları öğretilmişti. Kilise onları terk ederse sıradan yaşama uyum sağlayabilirler miydi? Öldürülme ihtimalleri daha da kötüydü. Aile nedir bilmeden, dost ya da arkadaş, hatta sevgili bile edinmeden ölmek kadar kötüsü yoktu.
‘Ayrıca…’
Yeni Rebecca’nın Kızları papaya ölümüne sadık olacağı için artık kimse ona karşı gelmeyecekti. Böylece Rebecca Kilisesi yozlaşmışlığın derinlerine batacaktı. Kontrolden çıkacaktı.
“Biri…”
Normalde kaskatı ifadesiyle bilinen Cassus, şu anda düşüncelerini gizleyemiyordu. Hayatında ilk defa göz yaşı döküyordu.
‘Ne olur biri… Bizi kurtarsın…’
“Cassus…?” Isabel Cassus’un halini görünce şoke oldu. Ne yapacağını bilemiyordu. “N-Neden ağlıyorsun? B-Benim yüzümden mi? Ah, üzüldüğüm için mi ağlıyorsun? Kusuruma bakma. Tamam, ağlamayacağım. Her şey yolunda. Rin iyi olacak ve günün birinde Tanrıça Rebecca Papa Cenapları’nı doğru yola sokacaktı.”
Isabel özgür ruhlu bir kızdı. Kilisenin katı eğitimine rağmen karakteri sağlamdı. Çoğu kez insanların başına dert olmuştu, ama kalbi gün ışığı kadar sıcaktı. En zor durumda olan kendisiydi, ama buna rağmen kendi dertlerini yok sayarak Cassus’u teselli ediyordu.
Cassus bu kutsal, güzeller güzeli ve sımsıcak yaşamın sona ereceğini düşününce kedere saplandı. Tam hüngür hüngür ağlayacaktı ki…
“Koca adamsın, niye ağlıyorsun? Eh? Bir de kadının önünde. Şaka gibi.”
“…!”
Bu sesi nereden tanıyordu? Cassus beklenmedik figürün gelişiyle şaşkına döndü ve hemen başını kaldırdı. Orada, yüzünde bir gülümsemeyle siyah saçlı genç bir adam duruyordu.
“Cassus, görüşmeyeli uzun zaman oldu.”
“Grid...!”
Winston Kalesi İlahi Kalkan’ın yapımı için bir rahibin desteğine muhtaçtı; bu yüzden Rebecca’nın Kilisesi oraya Cassus’u göndermişti. O vakitlerde Cassus, iki İlahi Kalkan’ın yapıldığı sırada Grid’le bağ kurmuştu. Fakat o adamı bir daha göreceğini hiç düşünmüyordu.
Grid’in Vatikan’da ne işi vardı?
“Neden buradasın… Ah?”
Cassus’un bir anda gözleri fal taşı gibi açıldı. Çünkü Grid’in giydiği pelerinden gelen şeytani büyü gücünü ve bakirelerin kanını sezmişti.
“O pelerin…!”
Isabel konuştu, “Malacus’un.”
“Malacus’un Pelerini… Gerçekten mi?”
“Evet.”
Isabel daha önce birkaç kez Malacus’la karşılaşmıştı. Malacus’un bakireleri kurban verdiği bazı törenleri bastığı zamanlar olmuştu. Her seferinde Malacus’u elinden kaçırmıştı, ama son zamanlarda aldığı duyumlara göre Winston’un heybetli askerleri o kahrolası herifin işini bitirmişti. Heybetli şahıslardan birinin adı Grid’di.
“Senin gibi büyük bir savaşçıyla karşılaşmak benim için bir şereftir.”
“Ah! Sen!” Grid Isabel’i görünce titredi. Ardından heyecana kapıldı. “Kalkan Hırsızı! Hayır, Kalkan Çalan Kız! Ah, bu… Ah! Doğru ya! Rebecca’nın Kızı mıydı? Hey! Rebecca’nın Kızı! Bana kalkanımı ver!”
“Ne?”
Isabel ona Winston Kalesi’nde rastlamıştı, ama Grid’i görmediği için hatırlamıyordu. Cassun bunu görünce açıkladı. “Winston’un demircisi. Elindeki kalkanı o yaptı.”
“Ohh, gerçekten mi? Bu genç adam o kadar yetenekli mi? Ha? İyi de demirciyse Malacus’u nasıl öldürdü?”
Grid şaşkın ve hayranlıkla ona bakan Isabel’e doğru yürüdü. Sonra hiç çekinmeden gürledi, “Kalkanımı ver.”
Isabel utanç içindeydi. “Malacus’u alt ettiğin için sana minnettarım, ama elimden bir şey gelmiyor. İlahi Kalkan tehlikeli bir silah olduğu için hepsini kiliseye geri topladık. Yaptığın şu diğer kalkan… onu da verir misin?”
“N-Ne?!” Grid kulaklarına inanamıyordu. “O kalkanlara kaç para harcadım ben, haberin var mı? Ne kadar değerli olduklarını biliyor musun? Satarsam zengin olabilirim!”
“Biliyorum, ama… Üzgünüm. Yapacak bir şey yok. Karar verildi.”
“K-Kahretsin!”
Grid efsanevi İlahi Kalkan’ı kaybetmenin getirdiği öfkeyle yeri tekmeliyordu. Yüz milyonlarca wonluk eşyanın öylece gitmesine kayıtsız mı kalacaktı? Nihayetinde yüzü kıpkırmızı kesildi ve savaşa hazırlandı.
“Kalkanı hemen verirsen bu işi kan dökülmeden çözebiliriz.”
Grid şu anda 150. Seviye’deydi. Kalkanın çalındığı dönemdeki adam değildi artık. Kendine olan güveni tavan yapmıştı ve önünde kilisenin en güçlü kutsal şövalyelerinden biri olsa da korkmuyordu.
Cassus onu sakinleştirmeye çalışırken Grid büyük kılıcını çekti. “Grid, lütfen sakin ol. Önce konuşalım. Buraya neden geldin?”
“Ah, sen! Ne diyorsun be adam? Konuşacak halim var mı sence? Eh?”
“Grid, lütfen. Sakin ol.”
Cassus derin derin değildi. Grid onunla ekipman yaptığı zamanları anımsayınca biraz duruldu, sonra açıkladı, “Papayı görmeye geldim.”
“Papa Cenapları mı?”
“Kutsamasını istediğim bir şey var… Ayrıca İlahi Kalkan’ı isteyecektim.”
“Hah…”
Cassus bu işte bir bit yeniği olduğunu düşünüyordu. Bir daha hiç görmeyeceğini sandığı adamla burada karşılaşması… tesadüf olamayacak kadar garipti.
‘Tanrıça Rebecca’nın işi bu…’
Grid’le arasındaki ilişki ne anlama geliyordu? Cassus tam bunu düşünmeye başlamıştı ki…
Keeeng!
“…?!”
Vatikan’ın içinden korkunç bir patlama sesi geldi. Isabel’in yüzü bembeyaz kesildi.
“Bu güç… Papa Cenapları!”
Rin’in başına bir şey gelmiş olmalıydı. Yoksa papa ona korkunç şeyler mi yapıyordu? Isabel’in aklına bütün kötü olasılıklar geldiği için hiç düşünmeden ayağa fırladı ve içeri koştu. Cassus hızla önüne geçti.
“Papa Cenapları sana içeri girmeyi yasakladı. Gitme. Emrine karşı gelirsen seni de cezalandırır.”
Cassus şu anda Rin’in cezalandırıldığına emindi.
Isabel dişlerini sıktı.
“Hayır… Rin’i kurtarmak zorundayım!”
Havada altından bir halka belirdi, sonra içinden bembeyaz bir mızrak çıktı. Rebecca Kilisesi’nin üç ilahi eserinden biri olan Lifael’in Mızrağı. Grid mızrağı görünce takdirle mırıldandı.
‘Acayip büyük. Yaptığım Esen Mızrak’tan da fena. Hayır, Dainsleif’ten bile daha kaliteli bu mızrak.’
Dünyada böyle bir mızrağı ancak…
‘Pagma…!’
Burada Pagma’ya dair bir ipucu bulmuştu. Heyecanla Lifael’in Mızrağı’nı kaptı.
“Hey! Dur bakayım!”
“Ne?”
Isabel öfkelendi ve mızrağı salladı. Bu adam kutsal silaha el sürmeye cüret etmişti. Grid’in vücudunu 100 metre ötedeki ağaca çalmak istiyordu. Fakat…
“Ah?”
Mızrak kıpırdamıyordu, zira Grid’in mızrağı kavrayan elleri insanüstü bir güce sahipti.
“Eek!”
Isabel var gücüyle asıldı, sonra Grid’in vücudu 30 metre geriye fırlayarak yere çakıldı.
Ku tang tang tang!
“Ahh...”
Dünyası kararıyordu. Zar zor da olsa ayağa kalktı.
“Ne? O nasıl güçtü öyle?”
Grid yeterli manaya kavuştuktan sonra zekaya vermeyi bırakmıştı. Artık bütün güçlerini güce veriyordu. Unvanları da sağ olsun, şu anda 1.500’den fazla güce sahipti. Yumruklarıyla taşları parçalamak basit işti.
Toon’un bile karşı koyamayacağı bir seviyeye çıkmıştı. Fakat buna rağmen gücü, Isabel’e karşı işe yaramıyordu.
‘Boşuna Rebecca’nın Kızı demiyorlarmış.’
İnce bir kızdı, ama insan üstü bir güce sahipti! Grid şaşkın şaşkın ona bakarken Isabel Vatikan’ın ön kapısına yöneldi.
“Isabel! Lütfen dur!”
‘Rin, bekle, seni kurtaracağım!’
Cassus onu durduramadı. Isabel Vatikan’ın kapılarını açtı; Rin’i kurtarmaya kararlıydı. İşte o anda…
Keeeng!
Vatikan’ın çatısından mor saçlı bir kız indi ve Isabel’e saldırdı.
“Sen!”
Isabel karşısında kimin olduğunu görünce şaşkına döndü; saldırıyı kıl payı atlattı. Ansızın ortaya çıkan bu kız Rebecca’nın Kızları’ndan biri, Everiel’in Kalkanı’nı taşıyan Luna’ydı.
“Buraya… Giremezsin.”
Isabel bağırdı, “Luna, çekil yolumdan! Rin tehlikede!”
Luna başını iki yana salladı. “Papa Cenapları’nın emirleri mutlaktır… Onlara uymak zorundayım.”
“Gerçek… Gerçekten mi? Lütfen.”
Isabel yalvardı, ama Luna’nın kararı kesindi.
“Üzgünüm… Yapamam.”
Luna Isabal ve Rin’den daha gençti. 14 yaşında olduğu için yıkanan beyni hala aynı durumdaydı. Isabel ve Rin gibi özgür düşünceye sahip değildi; sadece emirleri yerine getiriyordu. Üç ay önceki isyanı bastırma işinin büyük bir kısmını o üstlenmişti; bu yüzden papa onu epey seviyordu.
“Everiel’in Kalkanı kırılmaz… Hayır… Rin…!”
Isabel Luna’yı ikna edemeyeceğini anlayınca çaresizliğe kapıldı. İçeride Rin, tek başına acı çekiyordu. Ona yardım edebilecek Isabel’den başka kimsesi yoktu; neden… neden tanrıça ona böyle imtihanlar veriyordu?
“Tanrıça, neden Rin’i terk ediyorsun…?”
Isabel’in çaresizlik içinde durduğu o anda… Grid’in önüne bir bildirim penceresi açıldı.
[Rebecca Kilisesi’ne Yardım Et!]
Zorluk: Sınıf görevi.
Açıklama: Rebecca Kilisesi Pagma’yla derin bağlara sahip bir dinin temsilcisidir. 5. Papa Franz ve Pagma arasındaki ilişki, aradan geçen yüzlerce yıla rağmen hala insanların ağzındadır. Pagma’nın Soyu’ndan gelen biri olarak 13. Papa Drevigo’nun yönetiminde yozlaşan Rebecca Kilisesi’ne yardım etmek boynunuzun borcudur.
Papa Drevigo’yu öldürün!
Rebecca Kilisesi’ne yardım edin!
Başarı Koşulu: Drevigo’nun ölümü.
Ödül: Tanrıça Rebecca’nın lütfu.
*Söz konusu görev ikinci sınıf görevinin altında yer alan bir yan görevdir. Görevde başarısız olursanız ikinci sınıf görevini tamamlayamazsınız.
“Çıldırmış mı bunlar?”
Önünde çıkan ekrana baktı Grid! Görevi yapamazsa sınıf görevinde çuvallayacaktı! Anlam veremiyordu.
“Hay sikeyim, bu nasıl iş?”
Onu tir tir titreten bir görevdi.
“Ah, sıçayım böyle işin içine… Başaramazsam… Ha?”
Grid düşünceler içerisindeyken bir anda Isabel’in elindeki mızrağa baktı. Sadece onun görebildiği saydam bir ok, şu anda mızrağa işaret ediyordu.
…..
Magnec