devamı için çok sabırsızım. savaş vakti geldi , çanlar çalıyor.
Hadi bakalım ne tür bir ziyafet bizi bekliyor görelim =)
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
43. Bölüm Bir Şekilde I
Fakat aracın içinde zaten tam bir kaos ortamı vardı. Cale, bacakları tir tir titreyen Neo’ya baktı ve içinden söylendi. Neo aşırı kaygılı ve endişe dolu görünüyordu. Soyluların çoğu böyleydi.
‘Venion’un suratı da beş karıştı.’
Cale, araca binmeden önce bir bakış attığı Venion Stan’i düşündü. Öfkeden kuduruyordu.
Böyle bir şey kimin aklına gelirdi?
Stan ailesinin dışlanmış, en büyük oğlu Taylor Stan, altında tekerlekli sandalye olmadan iki ayağı üstünde yürüyordu. Dahası, Stan ailesinden biri prens Alberu’nun yanında durmaktaydı. Böyle bir gelişmeyi kimse tahmin edemezdi.
‘İyileştirme Yıldızı’nı almayı başarmış.’
Cale; Taylor ve Cage’in, İyileştirme Yıldızı’na karşılık prense ne verdiklerini merak ediyordu, ama Taylor’a bakmadı.
Neo Tolz o kadar çok titriyordu ki Taylor’a bakamadı bile. O anda Amiru konuşmaya başladı.
“Genç efendi Taylor, bacaklarınız tamamen iyileşti mi?”
Dikkatli bir şekilde sorulan bu soru, herkesin merak konusuydu. Taylor gülümseyerek cevap verdi.
“Göklerin bir lütfu. Tamamen iyileştiler.”
“Tebrik ederim.”
“Çok teşekkürler.”
Öhö öhöm.
Neo Tolz, bir Taylor’a bir de bacaklarına bakarak yalandan öksürdü. Sonra merakla sorusunu sordu.
“Genç efendi Taylor, bacaklarınız artık iyileştiğine göre Markiz evine tekrar dönecek misiniz?”
Taylor’ın bir kenara itilmesinin en büyük sebebi, bacaklarının felç olmasıydı. Neo ve muhtemelen diğer soylular da Taylor’ın, varis koltuğuna tekrar sahip olabilmek için eve dönüp dönmeyeceğini merak ediyordu.
Venion’un yardakçısı olduğu için özellikle Neo bu sorunun cevabını bilmek istiyordu.
Taylor, Neo’ya bakıp konuşmaya başladı.
“Geri dönmek mi?”
Son derece kibar bir sesti, fakat içinde Neo’ya karşı saklı bir ciddiyet ve soğukluk vardı.
“Orası her zaman benimdi. Oraya ait olduğum açık değil mi?”
Neo’nun suratı, Taylor’ın soğuk sesi karşısında daha da buruştu. Fakat Cale onlara bakmıyordu, sadece penceredeki yansımadan arada bir Taylor’ı görüyordu.
Taylor, konuşulanları başkalarına açık etmiyordu elbette, o da Cale gibi sadece pencereden dışarı bakıyormuş gibi gösteriyordu kendisini.
Cale, göz göze geldikleri anda, Taylor’ın vermek istediği mesajı anlamıştı.
‘Genç efendi Cale! Size her şeyi anlatmak istiyorum! Gerçekten ilginç bir hikaye.’
Cale, Taylor’ın parlayan bakışlarını gördüğünde bile sakindi. Fakat sonra, sohbet etmelerine imkan sağlayacak bir fırsat çıktı.
“Öhöm, ineceğim.”
Araç, İhtişam Plaza’sına varır varmaz Neo Tolz, diğerlerinden kaçmak için kendini hemen araçtan dışarı attı. Venion’a çalıştığını çok belli ettiğinden, burası onun için gerçekten tuhaf bir ortamdı. Taylor’ın şu anki durumunu da muhtemelen hemen Venion’a bildirmek istiyordu.
“Genç efendi Eric’le birlikte daha sonra geri geleceğiz, genç efendi Cale.”
Amiru, eğer Eric ve Gilbert’ın aracında bulunan diğer Kuzeydoğu soylular ile karşılaşırsa bir sorun çıkarabilir diye Cale’i yalnız bırakıp Eric ve Gilbert’ı getirmeye gitti.
‘Genç efendi Cale ve genç efendi Taylor’ın birbirleriyle alakası olmadığı için sorun çıkmaz.’
‘Genç efendi Cale biriyle durup dururken sohbet başlatacak türden bir insan değil.’
Eric ve Gilbert’ı almaya giderken, Amiru bunları düşünüyordu.
Sonuç olarak Cale, Taylor’ın gülümsemesine cevap vermek zorunda kaldı.
“Sonunda baş başa kalabildik.”
Bunu duymak, Cale’in hoşuna gitmedi. Bu hissi açık açık yüzüne vuruyordu, ama Taylor bunun sadece komik olduğunu düşündü ve kahkaha atıp konuşmasına devam etti.
“Markiz hanesinin başı olacağıma söz verdim ve bacaklarımı düzelttirdim.”
“Sadakat yemini mi ettiniz?”
“Hayır. Bir anlaşma yaptım.”
Cale başıyla onayladı.
“Güzel. Bacaklarınıza tekrar kavuştuğunuz için tebrik ederim.”
Cale sonrasında, başka diyeceği bir şey yokmuş gibi kafasını başka yöne çevirdi. Taylor, bu davranışın Cale’in karakterine uyan bir hareket olduğunu düşündü ve cebinden çıkardığı ufak zarfı ona uzattı.
“Anlaşmamızın detayları burada.”
“…Bunu bana vermenize gerek yok.”
“Bilmeniz iyi olur, genç efendi Cale.”
Taylor, Cale’e dik bir bakış attı ve devam etti.
“Cage aforoz edilecek.”
“Canı ne isterse onu yaptığı için mi?”
“Evet. Ama buna çok seviniyor.”
Cage nihayet çılgın rahibe serüvenine başlıyordu. Şimdi aynı romandaki gibi, diğerleri tarafından cesur olarak görülen çılgın rahibe misali devam edecekti hayatında.
“Güzel.”
Cale, Taylor’ın mutlu bir şekilde başıyla onayladığını görebiliyordu. Fakat sonra, sanki tüm duyguları bir anda girdap gibi birbirine karışmış gibi kaşlarını çattı ve konuştu.
“Bu sadece başlangıç. Zafer bizim olacak. Değil mi, genç efendi Cale?”
‘Beni niye dahil ediyorsun şimdi?’
Cale bunu merak ediyordu, ama şimdilik bir cevap vermeye karar verdi.
“Zafer senin olacak.”
“Çok teşekkür ederim. Ben önden iniyorum o zaman.”
Taylor ayağa kalkıp bacaklarına baktı ve araçtan inerken Cale’e veda etti.
“Zaferimizden sonra üçümüz oturup bunu kutlamalıyız.”
“Henituse şarabı çok lezzetlidir.”
Cale’in cevabından sonra Taylor aracın kapısını açıp indi. Cale yalnız kalır kalmaz zarfı açtı.
“Cık cık.”
Okuduğu şeye şaşırdı ve kağıdı cebine tıkıştırdı. Veliaht prensin doğumu ile ilgili gerçekten de bir sır vardı. Cale başını sallayarak araçtan çıktı.
“Cale.”
Eric’in seslendiğini duyunca başını çevirdi. Omuzlarının ardında İhtişam Plazası’nı görebiliyordu.
“Gidelim, genç efendi Cale. Plazaya giriş sırası bizde.”
Romanda Choi Han, diğer vatandaşlardan daha üst bir noktada olan bu insanları merak ediyordu. Cale bugün o noktadaydı. Fakat kraliyet ailesi ve kutsal rahipler ondan da yüksekte duruyorlardı.
Plaza girişindeki çan kulesine baktı. Üstünde devasa bir saat vardı.
Saat 8:25 idi ve soylular ile rahiplerin giriş vakti gelmişti. Şövalyeler, soyluların rahatça girebilmesi için içeri giren vatandaşları durdurdu.
“Gidelim.”
Cale, önündekileri ve Eric’i ittirip yürümeye başladı. Yaklaştıkça çarşı yerindeki herkesi görebiliyordu. O kadar çok insan vardı ki sayabilmek imkansızdı, ama sıkış tepiş bir durum yoktu. Yani plaza çok büyüktü, ama yönetim yine de katılabilecek insan sayısını kısıtlamıştı. Buna karşılık, kralın kutlamasını izleyebilmek için bazı insanlar plaza yakınındaki dükkanlarda ya da binaların çatılarındaydı.
“İlk defa mı İhtişam Plazası’na geliyorsunuz genç efendi Cale?”
Cale, Gilbert’a doğru başını salladı.
“Evet. Araçla içinden bir geçmiştim, ama ilk defa tamamını görüyorum.”
Cale konuşurken bir yandan da etrafa bakınıyordu.
Güneydeki çay dükkanı.
Batıdaki han.
Doğudaki çiçekçi.
Kuzeydeki Seramikçi Birliği binasının tepesi.
Cale etrafa bakınırken odaklandığı dört yer bunlardı.
“Plaza oldukça büyük.”
Sihirli bombaların yerleştirildiği noktaları tespit etmişti. Aynı zamanda, güneydeki bir süs havuzuna baktı. Genç bir çocuk, sanki kralı selamlamaya çalışıyor gibi bayrak sallıyordu. Bu genç çocuk Lock idi.
‘Her şey plana göre ilerliyor.’
Cale; Choi Han ve Kara Ejderha’nın şu an kendisini izlediğini biliyordu ve Çan Kulesi’ne doğru baktı.
Saat 8:30 olmuştu.
“Şimdi bir yol açacağız.”
Şövalyeler, soyluların girmesi için bütün kapıları kapattı ve o anda Cale parmağını şıklattı.
Şık.
Kimsenin sorgulamayacağı basit bir hareketti.
Cale bunu yapar yapmaz Lock ortadan kayboldu. Saklı eşyaları bulma vakti gelmişti. Fakat hiç gereği de yoktu.
‘Cevap 9:01’de ortaya çıkacak.’
Fakat cevabı önceden bilseler daha kolay olurdu elbette. Cale’in bir şey yapmasına gerek olmadığı için eşyaların aranmasıyla ilgili bir problemi de yoktu.
“Herkes lütfen burada yerlerine geçsin.”
Herkesin yeri önceden hazırlanıp isimleriyle işaretlenmişti. Kral ve ailesi henüz plazada değildi. Soylularla birlikte gelen veliaht prens bile henüz ortalıkta yoktu.
Cale yerine vardı ve kaşlarını çattı.
“Ne kadar çok karşılaşıyoruz, genç efendi Cale.”
“Öyle görünüyor, genç efendi Taylor.”
Ziyafette de aynısı olmuştu. Cale, Taylor’ın yanına oturup platformun aşağısındaki insanlara baktı. Sonra bakışlarını Çan Kulesi’ne çevirdi.
Romandaki hikayeyi anımsamıştı.
Choi Han’ın romanda bir bomba bulabildiği tek yer, şu anda bomba bulunan yerlerden biri değildi. Hikayeden farklı bir sürü şey olmuştu.
Fakat romandakinin aksine, en azından kimse çöken binaların altında kalıp ölmeyecekti.
Mana Bozma Aracı, Çan Kulesi’nin altında gömülüydü.
Saat 8:40 oldu. Cale, Eric’in sesini duyunca sola döndü.
“Cale. Sakin ol. Tamam mı?”
“*Hyung-nim.”
Eric, Cale ona eskisi gibi seslenince gerildi. İki sene öncesine kadar abartılı kıyafetler giyip gösteriş yapmaktan çok keyif alan Cale, birden bire sadece siyah kıyafetler giymeye başlayıp genel tavrını tamamen değiştirmişti.
“Bugün çok uslu olacağım. Hiçbir şey yapmayı planlamıyorum.
Eric, Cale’in sözlerinden büyülenip istemsiz olarak başıyla onayladı. Cale gülerek tekrar saate baktığında, bu tepkiden memnun gibi görünüyordu.
8:45. Kara Ejderha’nın sesini duydu. Tam da Cale’in umduğu gibi kendisini izliyordu.
-15 dakika kaldı.
Ejderhaların gerçekten de her şeyi yapmaya kadir yetenekleri vardı. Büyülerinin başaramayacağı bir şey yoktu. Cale yerinden kalkarken içten içe ejderhayı övdü.
“Kraliyet ailemiz, Crossman ailesinin yıldızları, giriş yapıyor!”
O anda, plazanın tek bir kapısı açıktı. En önde veliaht prens ve onun yanında da ikinci ve üçüncü prens vardı, diğer prens ve prensesler de arkalarından yürüyordu.
Güzel sarı saçları olan bir grup insan plazaya girmişti. Gelenler Roan Krallığı’nın gurur kaynağı, Güneş Tanrısı tarafından kutsanan kraliyet ailesiydi.
Vuuuhuuuuuuuuuuuuuuuuuu-
Vatandaşların neşeli bağırışları plazayı doldurdu. O kadar gürültülüydü ki sanki yer sallanıyordu. Cale, Kara Ejderha’nın dediklerini hatırladı.
‘Veliaht Prens’in saçları ve gözleri kahverengi.’
Kahverengi en yaygın saç ve göz rengiydi. Cale, kraliyet ailesine bakarken onları hafifçe alkışladı. Ve nihayet saat 8:50 olmuştu.
“Roan Krallığı’nın güneşi, yüce majesteleri Kral Zed Crossman giriyor!”
Vuuhuuuuuuuu-
50 yaşındaki sağlıklı kral, tören aracında plazaya geldi. Cale, bakışlarını plazadaki başka bir noktaya çevirmeden önce kralı izledi. Kuzeydeki Seramikçiler Birliği binasının tepesinde bir çiçek saksısı görüyordu. Saat 8:55.
‘Etkisiz hale getirdiler.’
Cale gülümsemeye başladı.
Rosalyn, Kara Ejderha, Choi Han, On ve Hong şimdi plazada kalabalığın arasına karışacaktı.
Kral Zed uzaktan, çarşı yerine doğru geliyordu. Zed Crossman, bir önceki kralın ani ölümünden sonra 20 yaşında krallığın başına geçmişti. Bu barış sürecini kendi avantajına çevirip kral konumunu kesinleştirmek için tüm kardeşlerini öldürmüştü.
Vuuuuu-
Kral için çalınan trompetler çok gürültülüydü. Kral Zed, plaza girişinden geçti ve en yüksek platforma doğru ilerledi. Cale tüm bunları sakince izliyordu.
Çan Kulesi’nin önünde kral için özel bir platform vardı.
Kral ve kraliçe platforma gitmeden önce kalabalığı selamladı. Kral Zed sihirli hoparlöre giderken, kraliçe oturacağı yerin önünde durdu.
Cale tekrar saate baktı.
8:58.
Kral elini havaya kaldırdı ve bağırışmalar yavaşça sonlandı. Nihayet plaza tamamen sessizdi ve kral konuşmaya başladı.
“Şahsım krallığı yönetmek için güneş tarafından kutsanalı 30 sene oldu.”
Kral mutlu görünüyordu. Maalesef saat 9 olmuştu.
“Ha?”
Cale, Eric’in sesinden kafasının karıştığını anlayabiliyordu.
“Neydi o?”
Sonra Taylor’ın endişeli sesini duydu. Cale, Çan Kulesi’nin tepesine bakmak için kafasını kaldırdı.
“Ne?”
“Kim o?”
“Neler oluyor?”
Kalabalık arasında homurdanmalar giderek yükseliyordu. Kral Zed arkasına döndü ve Çan Kulesi’nin tepesine baktı. O anda Cale gülümsüyordu.
Kral Zed bağırdı.
“Kimsin sen?!”
Şövalyeler ve büyücüler, Çan Kulesi’ne gitmeye başladılar. Vatandaşlar, kim olduğunu bilmedikleri bu kişi karşısında gergindi. Çan Kulesi’nin tepesinde bir adam belirmişti ve onun arkasından da siyah kıyafetli adamlar binanın tepesinde ortaya çıkmıştı.
“Hemen in aşağıya!”
“Herkes binanın tepesine, hemen!”
Cale, yakınındaki şövalyelerin bağırışlarını duydu ve binanın tepesinde duran maskeli ve siyah kıyafetli adama baktı. Bu, kana susamış büyücü Redika idi.
‘Bu da romandan farklı olacak diye korkuyordum.’
Eğer Redika ortaya çıkmasaydı Kara Ejderha, Redika’yı bulmak için sihirli bombalara gelen mana akışını tersine çevirecek ve Choi Han da onu öldürecekti.
Cale, bunu yapmak zorunda kalmadıkları için rahatladı ve romandaki tanımı hatırladı.
Redika’nın eli kırmızı renkli mana ile kaplandı. Bu serseri eşsiz biriydi. Büyücü olmasına rağmen insanlar manasının rengini görebiliyordu. Sonra aynı romandaki gibi elini havada salladı ve konuştu.
<”Eğlenceli olacak.”>
“Eğlenceli olacak.”
Sanki iki metal parça birbirine sürtermiş gibi gürültülü bir gıcırtı plazayı doldurdu. Sonrasında kırmızı mana plazanın değişik yerlerine ateşlendi.
Saat tam 9:01 idi.
Uuuuuung-
Çan Kulesi’nin altından bir titreşim yayılmaya başladı.
Biiiiiiip.
Biiiiiiiip-
Farklı farklı yerlerde sihirli cihazlar ötüyordu.. Sihirli bombaların içindeki patlatma cihazlarına doğru uçan kırmızı mana aniden gücünü kaybetti ve hedefsiz bir şekilde olduğu yerde dönmeye başladı.
Mana bozma cihazları devredeydi.
Sonra plazanın içinde de aynısı yaşandı.
Biiiiiiiiiiip.
Plazada dört nokta ötmeye başladı.
“Buldum.”
Cale’in hafif sesi, sihirli cihazların alarmları arasında kayboldu.
Dört alarmın olduğu alandaki bazı insanlar üstünde sihirli bomba taşıyordu.
Tam da Cale’in umduğu gibi, sihirli bombaların üstüne olası bir hata durumunda ötmesi için koyulmuş cihazlar vardı.
Cale; Choi Han, Rosalyn ve Lock’un o dört bölgeye hareket ettiğini gördü.
10 dakika. Bombaları 10 dakika içinde etkisiz hale getiremeseler bile, bombaları kimse zarar görmeden arkadaki dağa götürmek için bir sürü vakitleri olacaktı. Rosalyn ve Kara Ejderha bunu başarabilirdi.
-Birini bulduk.
Görünmez olan Kara Ejderha’nın söylediğini duyunca Cale gülümsedi.
10 dakika daha yeni başlamıştı.
-Bu arada bölümler 2500-4000 kelime arasında değişiyor arkadaşlar. Normal novellerin yaklaşık 2 ila 3 katı anlayacağınız. Bu yüzden toplu düşünmüyoruz.
Magnec