Ben mi yanlış anladım yoksa öpmüş gibi yaparak borç mu ödedi o ¯\_( ͡° _ʖ ͡°)_/¯
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
109. Bölüm Tokat Gibi Sözler
Youngwoo’nun acelesi vardı. Artık borcunu kapattığı için bir an önce mezunlarla buluşmak istiyordu. ‘Arabaya bakın. Ben başarılı bir adamım. Artık beni görmezden gelemezsiniz,’ demek istiyordu. Ona gülen ve arkasından dalga geçen insanlardan intikam almak istiyordu.
Buaaaaaang!
Araç yolda esip gürlerken hız sınırını zorluyordu. Bu hızla giderse toplantıya on dakika içinde ulaşacaktı. Youngwoo yeni halini insanlara göstermek için sabırsızlanıyordu.
‘Ama… Nedense buluşmayı şehrin fazla dışında ayarlamışlar sanki? Otobüsle gidemiyorsun, arabası olmayanlar için sıkıntı. Yoksa hedefte ben mi vardım?’
Arabası olmasaydı bugün toplantıya gitmekte epey zorluk çekecekti. Araba ödünç alacağı bir arkadaşı yoktu, otobüs de söz konusu yere gidemiyordu. Dolayısıyla taksi tutmak zorunda kalacaktı.
‘Fazla abartmamışlar mı?’
Youngwoo hedef olduğuna emindi, zira uzun zamandır insanlar onunla dalga geçiyordu. Yola odaklandığı sırada gözüne bir şey çarptı ve yavaşladı. Önünde, bir kadın aracın kaputunu açmış yardım istiyordu.
Normalde Youngwoo karşılıksız bir iyilik yapmazdı, ama bazen istisnalar oluyordu. Yardım isteyen kadın güzeller güzeli olduğu için meraklıydı.
“Şu tarza ve vücuda bak… Şaka değil.”
Kadın pantolon, beyaz bir tişört ve üstüne de siyah ceket giymişti. Kıvrımları ya da dekoltesi açıkta değildi. Gözlerinde iri güneş gözlükleri olduğu için bu mesafeden hatlarını seçmek zordu. Fakat Youngwoo vücudun dış hatlarını ve beyaz cildi gördüğü için kadının güzel olduğuna emindi. Yakından bakmak istiyordu. Bastıramadığı bir arzuydu bu.
‘Ahyoung yüzünden kadınlardan soğumuştum, ama… Bir insan olarak yolun ortasında yardım isteyen kadınları görmezden gelemem.’
Aracı yardım isteyen kadının arkasına park etti, sonra şaşkına döndü. Çünkü kadının aracı C Şirketi’nin son dönemde çıkardığı S modeliydi ki Youngwoo’nun aldığı arabadan dört kat daha pahalıydı. C Şirketi’nin 120.yılına özel çıkardığı bu model tamamen zenginlere yönelikti.
‘Böyle bir araç… Yoksa babası CEO falan mı?’
Youngwoo boğazını temizledi ve sakinleşti, sonra araçtan çıkıp kadına baktı.
“Nasıl yardımcı olabilirim?”
Sigorta şirketiyle çoktan iletişim kurmuş olmalıydı. Normal bir araç olmadığı için arabayı önemsemesi gayet doğaldı. Dolayısıyla Youngwoo çekip gitmek istiyordu. Fakat kadın yardım istediği için öylece gidemezdi.
Sonra kadın gözlüklerini çıkardı, “Beni de yanında götürmeni umuyordum.”
“Heok?”
Youngwoo kadının yüzünü görünce şaşkına döndü. Kalbi neredeyse yerinden çıkacaktı.
"Y-Yura?”
Tatmin’in dünyaca ünlü oyuncuları… Sık sık televizyona çıktıkları için Tatmin’i oynayıp da onları tanımayan çok az insan vardı. Amerikan başkanının bile ismini bilmeyen bu insanlar, Tatmin’deki ünlü oyuncuları yakından takip ediyordu.
Yura özel bir kadındı.
Ortak sıralamada ilk 10’a girmiş tek kadındı. Ayrıca Korelilerin son umudu olarak görülüyordu. Bununla birlikte doğunun ve batının en güzel kadınlarından biriydi. Sadece Güney Kore’de değil, dünya çapında bir üne sahipti ve dünyadaki en etkili 100 insan listesinde 3.sıradaydı.
Burada bu kadının ne işi vardı? Youngwoo aklı karıştı.
‘Mantıklı değil. Güney Kore çok büyük olmasa da böyle bir tesadüf…’
Aslında Youngwoo daha önce Yura’yla karşılaşmıştı. Pek hoş anılar değildi tabii. Pagma’nın Soyu olduktan sonra Doran’ın görevi yüzünden Yura’yla husumet yaşamışlardı. Yura araya girdiği için görevini bitirememişti ki bu yüzden kadına olan nefretini İnternet’e kusmuştu.
‘Yoksa…’ diye düşündü Youngwoo. ‘İnternetteki yazıyı görünce hacker tutup yerimi mi buldu?’
Yura kadar zengin bir kadın için basit meseleydi.
‘Yok canım, mümkün değil. Manga karakterleri olsaydık belki… Tesadüftür, tesadüf.”
Youngwoo sakinleşmeye çalışırken Yura önüne geçti, “Seni gördüğüme sevindim, Grid.”
“Örghh…”
Kim olduğunu biliyor muydu? Cidden tesadüf değildi!
‘İntikam! İntikam almaya gelmiş!’
Youngwoo kaygıdan titremeye başladı. Kanlı Cadı Yura’nın acımasızlığına yabancı değildi. Neler olacağını bilmiyordu.
‘H-Hemen kaçsam mı?’
Youngwoo titrerken Yura izin almadan ön yolcu koltuğuna geçti.
“Gittiğin yere götürebilirsin. Seninle konuşacaklarım var.”
“… Tamam.”
Youngwoo geri çeviremedi.
***
"Shin Youngwoo niye bu kadar gecikti?”
Lisede Lee Junho sınıf arkadaşlarına yapmadığını bırakmamıştı. Korkunç bir adamdı. Para almadığı kimse yoktu. Büyükleri ve öğretmenleri bile onunla uğraşamıyordu. Ayrıca arkadaşlarına, Sim Kiwan ve Choi Changsung ikilisine karşı şiddet de kullanıyordu.
Liseden mezun olduktan ve orduya, sonra da üniversiteye girdikten sonra da değişmemişti. Kaşla göz arasında geçen yılların ardından şimdi 27 yaşındaydı ve hala sosyal topluma uyum sağlayamadığı için sürekli iş değiştirip duruyordu.
İnternet kafelerde, bakkallarda, benzin istasyonlarında çalışmıştı; ta ki günün birinde durumu anlayana dek.
‘Ben bir hiçim.’
Öğrenciyken yumruğuyla her şeyi çözebiliyordu. Karşısında kim olursa olsun onları korkutarak istediğini yapabiliyordu. Fakat sosyal topluma girince işler değişmişti.
Lisede iyi çalışan ve üniversitede okuyanlar kendilerine uygun işlere girmişlerdi, ama Lee Junho gibi dövüşten başka bir şey bilmeyen insanlara şirketlerde yer yoktu. Lee Junho bu yeni dünyada ne zaman yumruklarını kullanmaya kalksa kendini polis karakolunda bulmuştu.
Görünüşe göre en iyi dövüşçü de değildi. Savaş sanatları öğrenmek için spor salonuna gittiğinde orada kendinden çok daha iyi sayısız insan görmüştü.
Kaygılıydı.
Ne iş bulabiliyor ne de başka bir şey yapabiliyordu; acaba evlenecek bir kadın bulabilecek miydi? Evlilik için yeterli parası bile yoktu, zira ertesi günü zor ediyordu. Bir şekilde hayatta kalsa bile tek başına yaşamak zorunda kalacaktı.
Dolayısıyla kendini içkiye verdi. Alkole başvurmadan uyuyamıyordu bile.
Sonra iki yıl önce…
Mezunlar toplantısında Shin Youngwoo’yu görünce bütün endişelerinden kurtuldu. Hayatında ilk defa ondan da alçak birini gördü. En azından Lee Junho’nun borcu yoktu. Fakat Youngwoo borç batağına saplanmış, oyunlara kafayı takmış bir adamdı.
Sadece onu görmek bile Junho’yu rahatlatmıştı.
‘En azından ondan daha iyiyim.’
Büyü gibiydi. Youngwoo’yla görüştüğü o günden beri düzgün uyku çekmeye başlamıştı. Hayatı ne kadar kötü olursa olsun Youngwoo’yu düşündükçe ilerlemeye devam edebiliyordu.
Ve şimdi.
İki yıl önceki hayatından pek de farklı değildi. Hala iş değiştirip duruyordu. Yirmili yaşlarının sonuna yaklaşmıştı ve yakında 30 yaşına basacaktı. Para biriktireceği yerde doğru düzgün iş bile bulamıyordu.
Bakkalda çalışırken gelen insanlara küfretmekten ya da saldırmaktan kendini alamıyordu. Sonra polis karakolunda ceza ödüyordu. Benzin istasyonunda çalışırken gururunu ezip geçmişlerdi. Bütün gün yağ içindeydi. Ayrıca ne zaman yabancı arabalarla benzin almaya gelen genç kadınları ya da erkekleri görse siniri bozuluyordu. Amelelik kadar kötüsü yoktu. Amelelik yapan insanlar hayattan fazla beklentisi olmayan umutsuz kimselerdi.
Dolayısıyla Junho durumu değiştirmeye çalışıyordu. Fakat çok zor olduğu için yine kendini alkole bakarken bulmuştu. Bir çözüme ihtiyacı vardı. Youngwoo’yla görüşmek zorundaydı. Eski lise arkadaşına bakıp gülerek bütün endişelerinden kurtulabilirdi.
Aslında diğer mezunlar da benzer durumdaydı. Junho en kötü durumda olanlarıydı, ama diğerleri de gelecek hakkında endişeliydi. Youngwoo’yu görmek istiyorlardı.
Kahraman Lisesi’nin 45.mezunlar toplantısı…
Lee Junho, Mezunlar Birliği’nin yazmanı, Youngwoo zamanında gelmeyince gerilmeye başladı.
“Hey, Kim Ahyoung. Youngwoo’nun geleceğinden emin misin?”
Ahyoung alaycı bir tavırla cevapladı, “Emin değilim. Buluşmayı burada düzenlediğin için gelmeyebilir.”
Şehrin dışındaki bir bahçe restoranıydı. Arabası olmayanların taksi tutmaktan başka çaresi yoktu. Borç batağında sürüklenen Youngwoo’nun taksi tutacak kadar parası olup olmadığı bilinmiyordu.
Bilerek bu yeri seçen Lee Junho, şimdi seçiminden pişmandı.
“Aciz herif… Taksiye bile verecek parası yok demek?”
O sırada.
“Vov! Şuraya bakın!”
Mezunlar pencerenin dışında gördükleri manzara nedeniyle bağırmaya başladılar. Lee Junho ve Kim Ahyoung da oraya döndü. Park alanına siyah bir araç girmişti.
“13 serisi!”
800 milyona satılan, sınırlı sayıda üretilmiş araçlardan biriydi! Benzin istasyonunda çalışan Lee Junho bile daha önce böyle bir araba görmemişti.
‘Sikeyim! Nereye gitsem böyle tipler görüyorum!’
Lee Junho başını iki yana salladı, o esnada Kim Ahyoung’un gözlerinden kalpler çıkıyordu.
‘O arabaya sahip bir adamla evlenirsem hayatım kurtulur. Ne zaman bulacağım böyle birini?’
Sonra araba park alanında durdu. Herkes şoke oldu. Çünkü aracın sürücü koltuğundan inen kişi Shin Youngwoo’ydu!
“N-Ne…?”
Lee Junho bağırdığı gibi ayağa fırladı. Shin Youngwoo, o borç batağına saplanan oyun bağımlısı, nasıl olur da böyle lüks bir araba almış olabilirdi?
“Yok artık!”
Çalmış olmalıydı. Herkes böyle düşünüyordu.
Fakat Ahyoung farklıydı. ‘Borcunu ödediğini ve işe girdiğini söylemişti… Yalan değil miydi? İyi de nasıl bir işe girdi de böyle bir araba alabildi?’
Ahyoung’un beyni son hızda ilerliyordu.
‘Neyse, gayet iyi. Youngwoo benden hoşlanıyor… Daha önce kimseyle çıkmadığı için onu hemen tavlayabilirim, sonra hayatım kurtulur. Tamam, onunla evleneceğim.’
O esnada yolcu koltuğundan bir kadın indi. Ahyoung kadının güzelliğini görünce çaresizliğe kapıldı. Öte yandan Junho ve diğer mezunlar gözlerine inanamıyorlardı.
“Pfft!”
“O-O ne öyle?”
Neden mi bu kadar şaşırmışlardı? Çünkü yolcu koltuğundan inen kadın sıradan biri değildi. Kadın Yura’nın ta kendisiydi! Bu mesafeden bile güzelliği anlaşılıyordu. Etrafında parlak bir hale vardı adeta.
“N-Nasıl?”
Kimse akıl sır erdiremiyordu. Öylece aptal gibi baktıkları sırada Yura eğildi ve Youngwoo’yu öptü. Ardından büyük bir limuzin park alanına girdi ve Yura’yı götürdü.
“B-Bu???!!”
Mezunlara göre bu sahne, mutlu bir buluşmanın sonuydu. Yura keyifle Youngwoo’yu öptükten sonra gitmişti. Mezunların aklında türlü türlü düşünce vardı.
‘Youngwoo Yura’yı mı tavladı? Borcunu ödeyen, ona arabayı alan kişi Yura mıydı?’
‘İyi de nasıl? Resmen başka dünyaların insanları onlar, sokakta tanışmış olamazlar. Yok, dur biraz… Youngwoo zengin bir ailenin çocuğu olmasın? Yoksa bunca zamandır yalan mı söylüyordu?’
‘Belki de… Tatmin sayesinde Yura’yla tanışmıştır…’
‘Evet. Tatmin’de geçirdiği zaman boşuna değilmiş. Orada Yura’yla tanıştı, birbirine aşık oldular ve…’
‘Kahretsin! Çalışmak yerine bütün gün Tatmin oynasaydım ben de Youngwoo gibi olabilir miydim acaba?’
Youngwoo nihayetinde restorana girdi. Mezunların dışarıdaki manzarayı gördüklerini biliyordu, rahatça elini salladı.
“Nasılsınız?”
"..."
Bu Youngwoo muydu gerçekten? Tamamen farklı görünüyordu. Kimse bir şey diyemedi. Sadece ona baktılar. Sonra eline bir bardak şarap alan Youngwoo, diğerini Lee Junho’ya uzattı.
“Görüşmeyeli çok oldu. Al bakalım.”
“Eh? T-Tamam. Tamam…”
Lee Junho afalladı. Shin Youngwoo liseden beri onu her gördüğünde korkudan tir tir titrerdi; şimdiyse ona şarap uzatıyordu!
‘Böyle görmek istemiyordum…’
Öfkelendi. Youngwoo bardaktan bir yudum aldıktan sonra Junho’ya döndü. “Hadi, iç biraz. Son zamanlarda nasılsın? Hala tırnaklarını mı yiyorsun? Kaç yaşına geldin, bırak artık şunu.”
Lee Junho bir anda kendine geldi ve ayağa fırladı. Sonra Youngwoo’yu tuttuğu gibi hırladı.
“Alçak! Başına ne geldi bilmiyorum, ama bu ayaklar bana sökmez! Seni geberteceğim!”
Geçmişte, Youngwoo bu durumda dehşete düşerdi. Fakat artık farklıydı. Erkek adamdı. Bilhassa erkek adamların yetenekleri, sahip oldukları güçten ve öz güvenden kaynaklanırdı. Yeteneği olanlar böyle durumlarda kolay kolay geri çekilmezdi.
“Niye kızdın bu kadar? Bana yaptığın onca şeyin ardından neler yaşadığımı hiç düşündün mü?”
“…!”
O esnada Junho Youngwoo’nun gözlerindeki bakışı görünce istemsizce onu bıraktı. Çünkü aklına bir adamın görüntüsü gelmişti. Kesan Kanyonu’nda onu ölesiye döven, kafatasından miğfer giyen o psikopat adamın! Youngwoo’nun gözlerindeki ifade aynı o adamın ifadesine benziyordu.
‘Mümkün mü bu? O alçak Youngwoo muydu?’
Junho Youngwoo’nin kim olduğunu anlayınca geri çekildi. Bugüne kadar terör estirmesiyle bilinen Junho, şimdi köpek gibi geri çekiliyordu. İnanılmazdı. Adeta Youngwoo bambaşka bir adama dönüşmüştü.
Sonra Youngwoo başladı gülmeye.
“Şarabın tadı da güzelmiş. Ne yapıyorsunuz? İçsenize.”
Youngwoo son yıllarda çok çekmişti. En büyük travması kendi sınıf arkadaşları tarafından alaya alınmasıydı. Fakat bugün, o travmanın üstesinden gelerek olgunlaşmıştı. Bu gelişme kesinlikle Tatmin’de de işine yarayacaktı.
***
'Yardımcı olabildim mi acaba?’
Bir süre sonra, Yura arabadan inmiş ve saçındaki tozlardan kurtulmak için biraz öne eğilmişti. Restorandan bakıldığında öpücüğü andıran bu davranış aslında tamamen başka bir şeydi.
Yura Yatan Tapınağı’nda Shin Youngwoo’dan aldığı iyiliği düşününce gülmeden edemedi.
‘Borcumu ödedim.’
Kendi gücüyle birçok şey başarmıştı. Bir başkasından yardım aldığı gerçeğini arkasında bırakmak istiyordu. Bu yüzden Grid’e dikkat etmeye devam etmiş ve son zamanlardaki araştırmaların sonucunda ona borcunu bu şekilde ödeyebileceğini fark etmişti.
……
Magnec