Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

30. Bölüm Sen V

Çevirmen: Güz / Editor: T4icho

Choi Han ve Lock. Choi Han’ın arkasında da Rosalyn vardı. Bu üç kişi Cale’in odasına girdi.

“Hans. Gidip içecek bir şeyler getir.”

“Afedersiniz? Ha. Hemen!”

Cale, yardımcı kahya Hans’ı içeri almadan kapıyı kapattı. Sonra, kendisine bakan Choi Han’a, Lock’u yatırması için yatağı işaret etti.

“İlk önce onu yatır.”

“Anlaşıldı.”

Choi Han, Lock’u dikkatlice yatağa yatırdı. Cale yavaşça Lock’a yaklaştı. Lock’un kanı kesinlikle saftan daha saftı ve bu onu zayıf bir insan gibi gösteriyordu. Fakat bir gence göre oldukça uzundu.

“Haaah, haaa, hhaaaaaa.”

Lock gözlerini açmak için elinden geleni yaparken hafiften inliyordu. Yüzü ekşimişti, vücudu kaskatıydı ve sanki tüm gücü çekilmişti. Vahşet dönüşümünü önlemek için artık çok geçti.

Cale, önünde yatan, gözlerini açık tutmaya çalışan genç çocuğa baktı ve ona rahatlamasını söyledi.

“Kapat gözlerini. Kendini sıkmana gerek yok.”

Cale’in sert ses tonunda hiç güç yoktu ama bir şekilde kendini insanlara dinletiyordu. Lock yavaşça gözlerini kapattı. Lock’un tanımadığı bu ses, kulağında çınladı.

“Her şey yoluna girecek.”

Lock inleyip, sessizce birinin adını söylüyordu. Mavi Kurt Kabilesinin şefi olan ve Kurt Kral olmaktan sadece bir adım uzakta olmasına rağmen, kabile için canını veren amcasının adını sayıklıyordu. Amcası, işgalciler gelmeden önce Lock’u saklamıştı.

‘Her şey yoluna girecek.’

Bu amcasının ona söylediği tek şeydi. Lock, amcasını düşündükten sonra kaşlarını çattı. Cale arkasını dönerek onu duymazdan geldi.

“Cale-nim, Lock neden böyle?”

Choi Han hala endişeli ve çaresiz görünüyordu. Romana göre, Choi Han bu zamanlarda kalbini Lock’a çok az açmıştı.

‘Ne olabilir ki?’

Cale aptal değildi. Choi Han’ın durumunun, onun yüzünden biraz değiştiğini biliyordu. Bu yüzden, ilişkilerini bitirmek için gerçekten çok uğraşıyordu. O soruyu sormadı ve Choi Han’ın devam etmesine izin verdi.

“İksirler de işe yaramıyor. Rosalyn’in dediğine göre, Kurt Kabilesi iksirleri kullanamıyormuş. İyileştirme büyüsü de çok işe yarıyor gibi görünmüyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Onu korumam lazım. Onu korumam gerekiyor.”

“Sakinleş.”

Cale, eğer böyle giderse vahşet dönüşümü geçirecek olanın Choi Han olmasından endişe ediyordu. Bu, en az odanın köşesinde duran ejderhanın vahşet dönüşümüne girmesi kadar korkutucu olurdu. Belki de yıllar boyunca yalnız yaşadığındandır, ama yıllarca yalnız yaşamış olmasına rağmen Choi Han’ın kişiliği, arkadaşlık gibi şeylere çok önem veren bir adam olarak kalmıştı.

“Cale-nim.”

“Eğer bana güveniyorsan, onu bana bırak.”

“...Size güveniyorum.”

“Güzel.”

Cale, Rosalyn’e dönmeden önce Choi Han’ın sakinleştiğinden emin olmuştu.

Rosalyn. Breck Krallığı tahtının ilk varisiydi. Fakat, dahi büyücü tüm bunları bir kenara atmaya hazırdı. Rosalyn, Cale’e kırmızı bir gülü anımsatıyordu. Cale’in saçlarından daha parlak kırmızı saçları ve o an merakla gülümseyen kırmızı dudakları vardı. Her ne kadar bir gülü hatırlatsa da, kişiliği güneşe yakındı.

Rosalyn, ne Lock’a ne de Choi Han’a baktı, hatta Cale’e bile bakmıyordu. Gözlerini odanın köşesine dikmişti.

“...Bu aura, bu güçlü mana aurası!”

Rosalyn, titreyen ellerini sıkarken, daha önce ejderhanın oturmuş olduğu sandalyeye bakıyordu.

“Aaahh.”

Cale bir iç çekti. Ejderha bu büyücü hakkında meraklanmış gibiydi. Kara Ejderha, Rosalyn’e biraz mana gönderdi ve Rosalyn’in hayal bile edemeyeceği mana yetenekleri gösterdi. Tarih boyunca ejderhalar, insanlardan nefret etmeye meyilliydi fakat büyücüleri biraz severlerdi.

Ejderha bunu mutlu olduğu için yapmıştı.

Cale boş duran masaya baktı ve sessizce konuşmaya başladı.

“Durun. Sessiz olun.”

Rosalyn neredeyse anında derin bir nefes aldı ve normale döndü. Ejderha manasını geri çekmiş gibiydi. Rosalyn, Cale’e bakarken titremeden duramıyordu.

“N… ne…”

Cale araya girdi ve Lock’u gösterdi.

“Bu daha önemli.”

“Ah.”

Rosalyn’in ifadesi hızlıca sakinleşti. Gözleri kapalı olan Lock’a baktı ve Cale’e sordu.

“Şu an Lock’a ne oluyor?”

Cale, Rosalyn’in elindeki küçük asaya baktı. Üç gün içinde başkente gelebilmelerinin sebebi muhtemelen Rosalyn’in ışınlanma büyüsü kullanmış olmasıydı. Cale’in düşündüklerinin aksine, Rosalyn çoktan yeteneğini açığa çıkarmıştı.

“Sen bir büyücüsün, değil mi?”

“Evet.”

“Hayvan insan kabilelerinin vahşet dönüşümüyle ilgili herhangi bir şey biliyor musun?”

“Ah.”

Rosalyn ufak bir ses çıkardı. Fakat, kafasının karıştığı yüzünden belliydi.

“Kitaplarda Kurt Kabilesi’nin vahşet dönüşümüyle ilgili şeyler okumuştum. Fakat böyle ateş ve acı içinde olma ile ilgili bir şey yoktu.”

“Çünkü bu, onun ilk seferi.”

“Afedersiniz?”

Cale, odada kendisine bakan herkese doğru konuşmaya devam etti.

“Hayvan insanlar ilk defa vahşet dönüşümüne girerken vücut değişiminden gelen fiziksel acıdan dolayı sakinliklerini kaybederler. Eğer bu acı dolu değişime dayanabilirlerse, vahşet dönüşümünü bir silah olarak kullanabilirler.”

Hayvan insanlar vahşet dönüşümündeyken güçlerinin zirvesindedirler.

Cale, devam etmeden önce Lock’u gözlemledi.

“Çok yakında vahşet dönüşümüne girecek.”

Sonra Rosalyn’e döndü. Rosalyn başıyla onayladı ve sertçe cevap verdi.

“Ne tür bir insansın bilmiyorum ama durumu anlayabiliyorum.”

Ses tonu sert olsa da gözleri yumuşak bakıyordu.

“Genç bir çocuk.”

“Biliyorum.”

Cale’den yardım istiyordu ve Cale de yardım etmeyi kabul ediyordu.

Miiyaav.

O anda, iki kedi yavrusu ortaya çıktı ve yatağın üstüne atladı. On ve Hong, Lock’a bakarken…

“Ah!”

Lock dişini gösterip On ve Hong’a hırlamaya başladı. İçgüdüleri mantığını ele geçirmişti ve onu diğer hayvan insanlara karşı tepki göstermesine neden oluyordu. O kadar vahşi görünüyordu ki Choi Han bile endişelenmişti. Fakat...

Miyyaaavv.

Paat.

Hong ön patisiyle Lock’un hırlayan ağzına vurmuştu. Sanki Lock’a susmasını söyleyen sert bir pati darbesiydi. Sonra Lock’a hızlı davranmasını ve yardım etmesini söyler gibi Cale’e baktı.

“O iyi.”

Cale, kapı çalınırken Hong’a cevap verdi. Kapıyı açtığında Hans içecekleri ve ıslak havluları getirmişti. Cale, Hans’a başka bir emir daha vermişti.

“Hans.”

“Evet efendim.”

“Onu taşıyabileceğimiz bir şey getir.”

“Emr… afedersiniz?”

Cale, yatakta yatan Lock’u işaret etti.

“Onu üstüne koyup yer altı eğitim alanına götürün. Ha, bütün şövalyelerin arenadan çıktığından ve içeride kimse olmadığından emin olun.”

Hans’ın ifadesi, Cale’e hasta bir çocuğu neden arenaya götürmek istediğini sorar gibiydi ama Cale göz ardı etti.

“Acele et.”

“...Emredersiniz efendim.”

Hans’ın bir sürü sorusu vardı ve tuhaf bir ifadeyle Cale’e bakıyordu fakat yapması gereken şeyi yaptı. Gidip Lock’u taşıyacak bir şey almak için hızla çıktı. Cale; Choi Han ve Rosalyn’e döndü.

“Choi Han. Ve sen.”

“Adım Rosalyn.”

“Evet, Rosalyn.”

İkisi de Cale’e bakmak için gözlerini yataktan çevirdiler.

“Evet Cale-nim.”

“Ne oldu?”

Endişe, gerginlik, çaresizlik ve samimiyet. Tüm bu duygularla Choi Han ve Rosalyn, bir kahramandan çok basit iyi birer insan gibi görünüyordu. Cale, onlarla açık açık konuştu.

“İkinizin biraz dayak yemesi gerekiyor.”

“... Nasıl?”

Birkaç sessiz saniyeden sonra; Choi Han, Cale’in konuşmasına devam etmesini beklerken Rosalyn şoke olmuştu.

“Normalde; Kurt Kabilesi, Kaplan Kabilesi, Ayı Kabilesi gibi hayvan insanlar ilk defa vahşet dönüşümüne girerken ebeveynleri ve kardeşleri onlara yardım eder. Vahşet dönüşümü geçiren kişinin tüm saldırılarını karşılar ve yaralanmadığından emin olurlar. Çocuklarını bu şekilde korurlar.”

Choi Han ve Rosalyn’in ifadeleri anında ekşimişti. Lock’un şu an herhangi bir ebeveyni veya kardeşi yoktu. Cale, konuşmaya devam etmeden önce Lock’a baktı.

“Bunun, bu çocuk için bir seçenek olmadığını söyleyebilirim.”

Şlak.

Cale, Choi Han ve Rosalyn’i işaret etmeden önce ellerini çırptı.

“Bu yüzden biriniz anne biriniz de baba gibi davranacağız, eğer bu rolleri sevmediyseniz erkek kardeş ve kız kardeş gibi de davranabilirsiniz. Onu nasıl koruyacağınızı çözmeniz gerekiyor.”

Cale’in “Yıkılmaz Kalkanı” vardı fakat Lock’un vahşet dönüşümüyle uğraşmak istemiyordu. Burada ondan daha güçlü insanlar varken neden buna bulaşsın ki?

Rosalyn ve Choi Han birbirlerine baktılar.

“Kendi kendini yoracak ve vahşet dönüşümü yavaş yavaş sona erecek. İlk vahşet dönüşümünde bilincinin yerine gelmesi çok önemli. Bu, bir sonraki vahşet dönüşümünde aklını ve bilincini koruyabilmesinin tek yolu.”

Aklı, doğal içgüdülerini yendiğinde bu gerçekleşecekti. Hayvan insanların bu noktaya ulaşmaları önemliydi.

Choi Han bunu bir an düşündü ve sonra Cale’e sordu.

“Cale-nim, vahşet hali ne kadar sürecek?”

“Saf kanın en safına sahip.”

“...Yani uzun mu sürecek?”

“Evet. Muhtemelen iki saat kadar.”

Cale, Lock’un yatağına yaklaştı ve Choi Han’ın omzuna dokundu.

“Başkaları için zor olurdu ama senin için basit olacak Choi Han. Sana güveniyorum.”

“...Başaracağım. Ben, Lock’un hyung’uyum.” [1]

Rosalyn, Choi Han’a tuhaf bir ifadeyle baktı. Choi Han, yaşayanları korumak için suikastçıları delice öldürmüştü. Yolculukları boyunca her zaman tetikteydi ve sürekli etrafını gözlemliyordu. Fakat böyle bir insan şimdi, acil bir durumda olmasına rağmen sakin görünüyordu.

Rosalyn, Choi Han’ı izlerken, Cale’in sakin sesini duydu.

“Evet, evet öylesin. Bu bittikten sonra güzel bir yemek yiyelim.”

Cale bitremediği yemeği ve şarabı düşünüyordu.

O anda kapı açıldı ve Ron ve Hans, Hans’ı taşıyabilecekleri bir şeyle geldiler.

“Genç efendi, arena temizlendi.”

“Bayağı hızlı oldu.”

Cale; Choi Han’a, durmaksızın hırlayan Lock’u sedyeye koymasını emretti ve devam etti.

“Hadi gidelim.”

Çevirmen notu
1. Hyung; Kore dilinde, herhangi bir kan bağı gözetilmeyen ağabey anlamına gelen bir terimdir. Daha önceki bölümlerde belirtildiği üzere Noona da abla demektir. Fakat bunlar, daha genç olan insan sadece erkek olduğunda geçerli terimlerdir.