Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

96. Bölüm Kadınlar...

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

 "Ah...!”

Buluşma yerine geldiğimde tek bakışta tanıdım Ahyoung’u. Kalabalıktı, ama ilk aşkım resmen ışıl ışıl parlıyordu.

‘Çok güzelsin.’

Son zamanlarda Yura, Jishuka ve Euphemina gibi güzel kadınlar gördüğüm doğruydu. Halka mal olmuş güzelliklere bakarken hiçbir şey hissetmiyordum. Acaba bunun ‘yüzü eskimiş’ dedikleri şeyle bir alakası mı vardı? Ahyoung onlarla kıyaslayacak olsam bile güzelbir kadındı.

‘Şu gülümsemesi yok mu…’

Liseye girdiğimde görmüştüm onu. O zamanlar insanın kalbine huzur salan bir gülümsemesi vardı. Girdiği her yeri güneş misali aydınlattığını fark ettiğimde ona kapılmıştım. Aşkımı itiraf edecek cesaretim yoktu; mezun olduktan sonra bile bir şey dememiştim. Ama şimdi fırsat ayağıma kadar gelmişti.

‘Aslında Ahyoung da benden hoşlanıyor. Yoksa niye buluşalım desin? Tamam, bu kez ona her şeyi söyleyeceğim.’

Son buluşmamız iki yıl önceki mezunlar toplantısındaydı. Bugün ilk defa baş başa görüşecektik. Haliyle epey gergindim. Derin bir nefes çektim ve boğazımı temizledim. Adım atarken ayaklarım titriyordu.

Kalabalığın ortasında garip hareketler yaptığım için yanımdan geçip giden insanlar bana bakıyordu, ama onlara hiç takılmadım. Bir süre sonra rahatladım ve Ahyoung’un yanına gittim. Dümdüz saçlarından – ki bu onun imzası sayılırdı – yayılan koku burnumu doldurdu.

“S-S-Selam? Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Ailen nasıl? Sağlıkları yerinde mi? Ohh, şey… sonbahar ne çabuk geldi, değil mi? Sokakta her yer yaprak… İşçiler çok uğraşıyor olmalı. Hahahah, keşke hemen kış da gelse. Kıştan sonra bahar var… Baharda çiçekler…”

Ne saçmalıyorsun oğlum sen? Doğal olmaya çalıştım, ama öyle gergindim ki bir cümleyi bitirmeden diğerine başlıyordum.

‘Hay sikeyim!’

Gerginlikten terlemeye başladım.

‘Aciz herif. Doğru düzgün konuşmayı bile beceremiyorsun.’

Ahyoung hafifçe gülümseyerek bana baktı.

“Her zamanki gibi komiksin. Daha da yakışıklı olmuşsun.”

Ahyoung son moda kıyafetlerimi beğenmişe benziyordu. Bugün sırf kuaföre 180.000 ve kıyafetlere 1.030.000 won harcamıştım. Figürün bir milyondan fazla ediyordu.

‘İnsanlar geçip giderken bana bakıyordu… O kadar para boşa gitmedi anlaşılan. Esasında hayat da aynı Tatmin dünyasına benziyor. Ekipmanlar önemli.’

Biraz sakinleştim; Ahyoung’un gülüşünü görmek öz güvenimi tazelemişti. Sonra onu yakınlardaki bir restorana götürdüm.

“Rezervasyon yaptırmıştım.”

İnternette bulduğum restoranlardan biriydi. Fiyatlar pahalıydı, çünkü burası tonbalığıyla ünlü bir yerdi. Fakat Ahyoung’la buluştuğum için paraya kıyacaktım.

“Burası çok pahalı değil mi? Youngwoo, yoksa son zamanlarda işlerin yolunda mı gidiyor?”

Sanat eserine benzeyen vücuduyla montunu çıkarırken beni benden aldı. Dekolteli elbisesini görünce neredeyse burnumdan kanlar fışkırıyordu. Burnumu tuttuğum gibi durumu açıkladım.

“İş buldum.”

Ahyoung beni borç batağındaki bir oyun manyağı olarak biliyordu. Ona artık işlerin farklı olduğunu açıklamam şarttı.

“Borcu kapattım.”

“Ohh, gerçekten mi? Güzel haber,” dedi Ahyoung keyifle. “Zaten eskiden de çok çalışırdın, iyi yerlere geleceğini biliyordum.”

“Eh…?”

Yetenekli bir insan olmadığım için hayatta her şeye çok çalışmam gerekmişti. Sürünün ortasındaki pozisyonumu böyle koruyordum. Fakat ne yaparsam yapayım başarılarımın bir sınırı vardı; genelde insanlar elimden gelen her şeyi yaptığımın farkında değildi. Bununla birlikte Ahyoung, emeklerimi fark etmişe benziyordu.

‘Demek bana o kadar dikkat ediyordu?’

Siparişler geldi. Ahyoung bana biraz sojudan koydu ve şerefe kaldırdı.

“Borcunu kapattıktan sonra başladığın yeni hayatına içelim! Şerefe!”

“Ş-Şerefe!”

"Kya~~!

“Hahaha!”

Sojunun tadı bal gibiydi. Ünlü bir restorana geldiğimiz için yiyeceklerin tadı da inanılmazdı.

“Leziz! Sayende böyle bir yerde yiyebiliyorum. Çok para kazanıyorsun demek? Nerede iş buldun?”

Tatmin’den para kazandığımı söyleyecek olursam beni hala oyuna kafayı takmış biri olarak görebilirdi. Elimden geldiğince hava atmak istediğim için Tatmin işini bir kenara attım.

“Ufak bir şirkette çalışıyorum.”

“Heh, mezun olduğun bölümle mi alakalı?”

“Şey--- sayılır. Ahyoung, sen neler yapıyorsun?”

“Ben mi? Öylece işe gidiyorum ve çalışıp duruyorum. Sonu gelmeyen bir döngü gibi.”

“Peki ya aşk?”

“Bu kadar meşgulken aşka nasıl zaman ayırabilirim ki?”

Ha! Dışarı çıkamayacak kadar meşguldü demek? Artık emindim.

‘Ahyoung benden hoşlanıyor!’

Aşk meşk işlerinden hiç anlamazdım. Kadınları bilmiyordum, ama Ahyoung’un benden hoşlandığına emindim. Keyfim yerindeydi.

“Ahyoung, biliyor musun… son zamanlarda işlerim gayet iyi gidiyor. Ailem biraz zor dönemler geçirdiği için zaman alabilir, ama… yakında evlilik için yeterli parayı toplayacağıma inanıyorum. O zaman… O-o zama…”

“O zaman?”

“O zaman gelince… evlen benimle!”

“Ha?”

Eh? Ağzımdan neler çıkıyordu böyle? Yüzlerce kez Ahyoung’a evlilik teklifi etmenin hayalini kurmuştum. Yoksa şu anda hayali gerçeğe karıştırdığım için mi böyle şeyler söylüyordum? Utançtan şuracıkta düşüp bayılacaktım.

Sonra Ahyoung karnını tuttu ve başladı gülmeye. Biri başımdan aşağı soğuk sular dökmüştü sanki. “Ne? Beni gerçekten şaşırttın. Youngwoo, sen… hep bu kadar komik miydin ki?”

Ne yazık ki Ahyoung şaka yaptığımı sandı. Gerçi normaldi. Kalbimizdeki düşünceler bir yana, şu anda sadece eski sınıf arkadaşlarıydık. Ayrıca iki yıl hiç görüşmedikten sonra aniden evlilik teklifi etmiştim. Ciddi olmadığımı düşünmesi normaldi.

‘Şaka gibi.’

Yer yarılsa da içine girsem diye dua ediyordum. Ardından, keyifli vakitler geçirdik ve son siparişleri getirdiler. Üç soju devirdik. Çok içmedim, çünkü gergindim. Öte yandan Ahyoung biraz çakırkeyif olmuş gibiydi.

“Makyajımı tazeleyeceğim.”

“Ah, tamam.”

Lavaboya gittiğinde endişelenmeye başladım.

‘Bara mı gitsek? Yoksa karaoke falan yapsak daha mı iyi olur? Ama Sehee bana başkalarının önünde şarkı söylememi yasakladı… müzik kulağım yokmuş, öyle diyordu… Ah… Belki de otele gidebiliriz? Ahyoung fazla içti…”

Bugün o gündü! Ama nedense Ahyoung hala dönmemişti.

‘Tuvalette baygın düşmüş olmasın?’

Endişeye kapılınca hemen odadan çıktım. Garsonun tekine tuvaletin yerini sordum ve koridora geçtim. Koridorun sonunda bir tuvalet bir de sigara alanına açılan kapı vardı. Sigara odasından Ahyoung’un sesi geliyordu.

“Ah, şaka gibi bu çocuk.”

“…”

“İnternetten mi almış o kıyafetleri? Biliyor musun, son günlerde o pantolonlar epey popüler… Evet, sokakta herkes onlardan giyiyor. Resmen gitmiş onları almış. İnsanlar bakıp duruyor. Dehşete düştüm. Ayrıca saçı da bir garip, iğrenç görünüyor. Hayret bir şey.”

… Benden bahsediyordu. Dakikalar önce keyifle gülümseyen, normalde ‘dostane’ kimliğiyle tanınan Ahyoung… büyük göğüsleri ve güzeller güzeli bir yüze sahipti, ama beni asıl cezbeden özelliği nezaketiydi. Şimdiyse onun başkalarının arkasından konuşan kadınlardan biri olduğunu görüyordum.

“Biliyor musun? Masaya oturduk, 30 dakika geçti geçmedi, şak diye evlilik teklif etti. Kukuku! Çıkma teklifi değil bak, evlilik! Ahh, aciz çocuk. Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. Gülmekten karnım ağrıdı. İnsanlarla böyle oynamak ne kadar zevkli.. Toplantıya da gelmesini söyleyeceğim.”

“…”

İnanamıyordum. Rüya olup olmadığını anlamak için kendime bir tokat attım.

Çat!

“Ahhh!”

Canım acıdı. Ağlamak istiyordum.

“… Rüya değil.”

Gerçekler acıydı. Aslında biraz düşününce, Ahyoung’un benden hoşlanması için ortada bir sebep yoktu. Okul günlerinde yakın değildik ve sonraları sadece mezunlar toplantısında görüşmüştük. Toplantılarda bile doğru düzgün konuştuğumuzu hatırlamıyordum.

Zaten aramızda ‘arkadaşlık’ ilişkisi bile yoktu. Ayrıca ben yakışıklı, zengin, iyi eğitimli ya da cezbedici bir adam değildim… Hangi kadın benim gibi ortalama tiplere ilgi duyardı ki?

‘Manganın ana karakteri değilim ya…’

Restorana döndüm, bir soju daha içtim. Tatlı sojunun tadı artık acıydı.

“Ne o? Tek başına mı içiyordun? Youngwoo, bak sen şu işe!” Ahyoung geri dönünce bana bakarak güldü. “Hadi başka bir yere gidelim. Burası baydı biraz…”

Ona, ‘Alçak kadın! Masum bir adamla dalga geçmekten bu kadar mı hoşlanıyorsun? Kes rol yapmayı!’ demek istiyordum, ama sevdiğim birine böyle şeyler söyleyemezdim.

“Yok, bugünlük bu kadar yeter. Eve gitmem lazım.”

“Oh? Ama daha erken!”

Öyle doğal görünüyordu ki rol yaptığına inanamıyordum. Şans eseri telefon konuşmasına kulak misafiri olmasaydım beni sonsuza dek parmağında oynatabilirdi.

“Üzgünüm, sonra görüşürüz.”

Masadan kalkarken göz yaşlarımı zar zor tutuyordum. Restoranın önüne geçtiğimizde bana baktı. “Önümüzdeki hafta toplantıya gel, tamam mı?”

Ah. Bugün buraya gelmişti, çünkü diğer sınıf arkadaşlarımla iş çeviriyorlardı. Beni toplantıya çağıracak, orada dalga geçeceklerdi. Neden hep böyle durumlara düşüyordum?

“Tamam, olur.”

Başımı salladım. Sonra otobüse bindiğimde dram dizilerindeki karakterler gibi bir koltuğa geçtim ve başladım ağlamaya.

“Aahhhh hikk ahh--!””

Diğer yolcular bana bakarak sessiz olmamı söylediler, ama umurumda değildi. Eve varmam uzun sürmedi.

“Oppa, o saçlarının hali ne öyle? Eh? Oppa? Bir şey mi oldu? Ağlıyor musun?”

Beni mi bekliyordu? Kapıyı açar açmaz karşımda Sehee’yi buldum. Ona baktım ve dedim ki, “Bir daha hiç sevmeyeceğim. Kadınlar… onlardan korkuyorum. Sevmiyorum hiçbirini.”

“Oppa?”

Gerçek hayatta bana ihtiyacı olan kimse yoktu. Salağın tekiydim işte. Ama Tatmin farklıydı. Khan bana bel bağlıyordu; kaledeki Amir Valdi yeteneklerime değer veriyordu. Ayrıca Irene’yle yakınlaşmıştık. Evet, bir kez daha anlıyordum ki Tatmin, benim için en uygun yerdi.

Hemen kapsüle girdim ve Tatmin’e bağlandım. Oyuna girdiğim gibi Jishuka’dan mesaj geldi,

-Kürenin fiyatını belirledik. Buluşalım mı?

Sonra Jishuka Khan’ın demircisine geldi ve bana parayı verdi.

“Özel Yafa Okları’nı yapan adam… Uzun zamandır seni arıyorduk. Grid, sana ihtiyacımız var, lütfen klanımıza katıl.”

Ona bakakaldım. Malacus baskını sırasında Jishuka’ya Özel Yafa Okları’ndan ve İlahi Kalkan’dan bahsettiğimi hatırlıyordum.

‘Pagma’nın Kılıç Ustalığı’nı da kullandım… Gizli bir sınıfa sahip olduğumu anlamış olmasınlar…’

Ciddi ciddi düşündüm. En iyi klanlardan birine katılırsam büyük şeyler kazanacağım açıktı. Ayrıca Jishuka bana tam destek vereceğini söylüyordu.

‘Başka klana katılırsam insanlarla tanışmam gerekecek, ama Tzedakah Klanı’nı az çok tanıyorum.”

Tzedakah Klanı’na katılmak çok işime yarardı, ama bir soru işareti vardı.

“Bir şey soracağım.”

“Sor tabii.”

“Sence klan için çalışırken mi daha çok para kazanırım, yoksa tek başıma mı?”

Jishuka hiç düşünmeden cevapladı. “Bizimle çalışırsan daha çok kazanırsın! Sadece para da değil, itibarın da göklere çıkar!”

“Öyle mi? Hmm… O zaman bir koşulum var.”

“Ne istersen.”

“Khan’ın demircisinde çalışıyorum. Ayrıca Khan’ın varisiyim ve günün birinde bu demirci benim olacak. Size uyum sağlamak için başka yere taşınmak istemiyorum.”

Jishuka hemen yanıtladı. “Tamam. Klan merkezimizi Winston’a taşırız, merak etme.”

Kadın resmen ne dersem tamam diyordu. En iyi klanlardan biri bana koşulsuz şartsız destek vereceğini söylemişti.

‘Bu… Düşündüğümden de büyük bir mesele olmasın?’

Şu anda Tatmin’deki en iyi demirciydim. Bu gerçeği diğer herkesten daha net biliyordum. Fakat değerimin bu kadar çok olduğunu hiç fark etmemiştim. Oyundaki en iyi klanlardan biri sırf benim için Winston’a taşınacaktı.

‘İstersem herhangi bir klana katılabilirim.’

Fakat farklı bir klana başvurmak ilgimi çekmiyordu. Daha önce kim beni görmüş ve değerimi anlamıştı ki? Kimse. Jishuka bir ilkti. Ahyoung’la yaşadığım şeyden dolayı kalbime hançer yemiş gibiydim. Dolayısıyla üst düzey oyuncuların bana değer vermesi kalbimdeki yaraya sürülen merhem gibiydi.

“Tamam, katılacağım. Verdiğiniz sözleri tutmazsanız klandan çıkarım, ona göre.”

Ve böylece Tzedakah Klanı’na katıldım. Geleceğe açılan yoldaki ilk basamak taşımdı bu.

Kararlıydım.

‘Hemen parayı kıracağım. Sonra beni görmezden gelenlere bunu tek tek ödeteceğim.’

Ahyoung da dahil bütün sınıf arkadaşlarıma ne kadar değiştiğimi gösterecektim.

…..