gev gev gev
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
89. Bölüm O Zaman Dans!
“Hey, Pon! Bana kalkan muamelesi yapma! Şerefsiz, arkama saklanıp bütün ganimeti kendine almaya çalışıyor!”
Tatmin’deki en iyi mızrak ustalarından biri olarak tanınan, Pon. Malacus’a saldırdıktan sonra Vantner’e bakarak ‘cık’ladı, adam öfkeli boz ayı gibi yerde tepiniyordu.
“Vantner, muhafız şövalye değil misin sen? Kalkan muamelesi yapmayacağım da ne yapacağım? Tank dediğin adam bütün hasarı üstüne çeker, saldırı odaklı sınıflar da ganimeti alır; temel strateji böyledir. Lütfen öfkelenmeden önce bunları düşün. Beyninde bir sorun mu var?”
Vantner ve Pon yana yana dururken aralarında 20 civarı bir yaş farkı varmış gibi görünüyordu. Fakat işin aslı, ikisi de bu yıl 36 yaşlarına basmışlardı. Vantner keldi, sakallıydı ve 50’li yaşlarına yakın görünüyordu. Pon ise ince ve yakışıklı figürüyle 30’una bile basmamış çıtır erkeklerdendi.
Ayrıca pek iyi anlaşamazlardı. Dış görünüş bakımından her anlamda eksik olan Vantmer, Pon’un onunla aynı yaşta olduğu öğrendiğinden beri adamdan nefret ediyordu. Pon da onu aptalın teki olarak düşündüğü için pek konuşmaya yaklaşmıyordu.
Hayır, aslında ikisinin de beyin yaşı düşüktü. Jishuka onlara ‘kafa tokuşturmayı seven ikili’ derdi.
“Muhafız şövalye olabilirim, ama hüner puanlarımın çoğunu güce yatırdım. Daha kaç kez söyleyeceğim, kaz kafa! Yine öğretmem mi gerekiyor? Muhafız şövalyeyim, ama savunmam düşük! Yani kıçıma yapışıp durma! Klanın asıl tankı Toban, ben değilim!”
“Aptal… Savunma odaklı sınıf seçtin madem, niye gidip bütün puanlarını güce yatırıyorsun. Tank değilsin, saldırı gücün yok. Ne işe yararsın sen?”
“N-ne?! Şerefsiz! Teke tek kapışalım da göstereyim! Yürü, düello yapacağız!”
“Bana uyar. Zaten birinin şu aptallığını yüzüne vurması gerekiyordu. Fakat şimdi olmaz, sonra hallederiz.”
Vantner oyuncu bazlı savaşlarda çok işe yarıyordu. ‘Alınan Hasarı Azaltma’ gibi bir pasif yeteneği vardı ve şifa yetenekleri de başarılıydı… Diğer muhafız şövalyelerin aksine saldırı gücü yüksek olduğu için savaşlarda avantaj kazanabiliyordu. Tabii karşı tarafın saldırı gücü çok yüksekse Vantner’in savunması zayıf kalıyordu. Ayrıca rakibin savunması çok yüksek olduğunda Vantner genelde rakibin savunmasını delemiyordu. Fakat güncel oyuncular arasında nadiren sıkıntı çekerdi.
Üstelik dokunulmazlık yeteneği vardı. Doğru anda kullandığında rakibin hareketlerini anlamsız kılabiliyordu. Dolayısıyla oyuncuya karşı oyuncu dedikler PvP kısmında Vantner çok kullanışlıydı.
“Heh, tırstın.”
Pon burnundan soludu. “Ne tırsacağım? Şu anda ne yaptığımızın farkında mısın? Bossu öldürmeye çalışıyoruz, ama sen gelmiş düello diyorsun. Aklın başında mı? Ayrıca ortak sıralamada senden yukarıdayım. Savaşmamıza gerek yok, sonuç zaten ortada!”
“Kapa çeneni! Korktun mu? Kaçmaya çalışma! Zaten ancak konuşmayı biliyorsun! Gerçek hayatta kapışalım!”
“Kapışacak ne olacak? Bana dokunabilecek misin? Uslu dur, kel şerefsiz.”
Vantner öfkeden köpürüyordu, “Gerçek hayatta kel değilim! Sadece oyunda karakteri oluştururken öyle ayarladım. Daha bunu kaç kez söyleyeceğim beyinsiz!”
“Kel olduğun için amcama benziyorsun. Bana kalırsa gerçek hayatta da öylesindir.”
“Kel olsaydım oyunda kendimi kel yapar mıydım!? Her yerimi kıllı saçlı yapardım!”
“Gerçek hayatta kel olduğunu saklamak için oyunda bilerek kel karakter oluşturmuş olabilirsin.”
“Hay senin ben@$@$@$$$##>!”
Bir numaralı muhafız şövalye, Vantner ve bir numaralı mızrak şövalyesi, Pon. Tzedakah Klanı’nda öncü rolünü üstlenen ikili düşmanla çarpışacakları yerde birbirlerinin gırtlağına sarılmak üzereydi.
Malacus ise görmezden gelindiği için öfkelenmiş ve onları cezalandırmaya karar vermişti. “Niye aranızda savaşıyorsunuz? Alçak herifler, sonunuz gelmiyor bir türlü!”
Roaaaa!
Sekiz kara ışık hüzmesi Vantner ve Pon ikilisine doğru atılınca, ikili hızla yana zıpladı. Fakat ilginçtir ki ışıklar yön değiştirerek Pon’un peşine takıldılar.
“Ne? Niye beni kovalamıyorlar? Şerefsiz, beni görmezden mi geliyorsun?!”
Vantner yere indiği gibi kükredi, bununla birlikte Pon ansızın zıplamıştı.
“İlk defa yönlendirilmiş büyü görüyorum. Cidden karşımızda Sekiz Hizmetkar’dan biri var… namını hak ediyor!”
Pon kaçmak yerine mızrağına odaklandı. Mızrağın ucunda yoğun ateşler belirirken yeteneğini aktif etti.
“Mak Mızrağı!”
Peeeeeong! Pepepepeng!
Mak hızındaki mızrak havada birkaç patlama yarattı. Patlamalar öyle muazzamdı ki Vantner de dahil olmak üzere bütün klan üyelerin artçıl şokları kemiklerine kadar hissettiler.
Kwajajajajak!
Saf güç büyü gücüne karşıydı… kim kazanacaktı? Tabii burada gücün çeşidi önemli değildi, zira kudretli olan kazanırdı! Ron’un hareket halindeki mızrağı kızıl ışıltısısıyla sekiz kara ışık hüzmesini de delip geçti.
Kwaaaaang!
Ardından mızrağın kızıl ışığı kara kalkana çakıldı. Pon’un yüzünde nadiren ortaya çıkan bir şaşkınlık ifadesi vardı.
“Delemedi mi?”
Evet. Bu yetenek bile Malacus’un kalkanını alt edememişti.
“… İşler ciddileşiyor.”
Pon ortak sıralamada 23.’ydü. Yani sadece sıralama bazında düşünecek olursak Tatmin’deki iki milyar oyuncudan en güçlü 23.oyuncuydu. Üstelik Tzedakah Klanı’nın en güçlü üçlüsünden biriydi. Bugüne dek öldürdüğü bossların haddi hesabı yoktu, ama ilk defa Mak Mızrağı’nın işe yaramadığını görüyordu.
Malacus’un ne kadar sağlam bir savunma yeteneğine sahip olduğunu gösteren bir gerçekti. Fakat Pon başka düşünüyordu.
’50 seviye kastım, ama hala aynı mızrağı kullanıyorum. Şu anki silahımızın sınırı bu. Daha iyisine ihtiyacım var.’
Pon 243. Seviye’ye ulaşmış bir adamdı, ama elinde hala 190. Seviye bir mızrak taşıyordu. Yapacak bir şey yoktu. Elindekinden daha iyi bir mızrak bulamamıştı; bunun için ünlü demircileri bile gezmişti, ama çözüm yoktu.
Neden mi?
Çünkü Pon’un mızrağı özel seviyeydi. 190. Seviye’de olmasına rağmen 240. Seviye’deki nadir ve destansı mızraklardan daha kaliteliydi. Diğer bir deyişle Pon’un 190. Seviye sınırını aşmış bir özel mızrak bulması gerekiyordu ki silahını değiştirebilsin.
Fakat en iyi malzemeleri ne zaman götürse ünlü demirciler ona ancak normal ve nadir ekipmanlar üretebilmişti. Bazen destansı ekipmanların da çıktığı olmuştu, ama hiçbiri dişe dokunur cinsten değildi.
‘Olağanüstü bir demirciye çok ihtiyacım var.’
Özel Yafa Okları’nı yaparak ‘dünyayı’ yerinden sarsan gizemli zanaatkar sadece Jishuka’nın değil, Pon’un da bulmayı iple çektiği bir adamdı.
‘Bana mızrak yapmış olsaydı Malacus’un kalkanını delik deşik edebilirdim!’
Öte yandan Malacus epey acı çekiyordu. Kara kalkanla mızrağa karşı koymuş olsa da, saldırının arkasındaki güç vücuduna dağılmıştı. Ayrıca üç katlı kalkan kullanmasına rağmen neredeyse başarısız oluyordu.
“Aciz bir gezginin beni düşürdüğü şu halde bak..:!”
Malacus’un titreyen bacakları Vantner’in dikkatinden kaçmadı.
“Kaskatı kesildi!”
Vantner hızla baltalarını kaptı ve var gücüyle birini fırlattı.
Şvooooşşşş!
Silah fırlatma muhafız şövalyenin saldırı yeteneklerinden biriydi, ama Pon’un deminki saldırısıyla aşık atamazdı.
Kang!
Malacus öfkeyle kalkanı genişletti ve baltayı karşıladı.
“…”
Vantner baltanın sekip yere düştüğünü görünce başladı bağırmaya.
“Ahhhhh! Sıçarım böyle işin içine!”
Güçsüz olmak sinirini bozuyordu. Sınıfın adı muhafız şövalyeydi ve hem kullanıcıyı hem de müttefiklerini korumaya odaklı bir yetenek ağacı vardı. Fakat ileri düzey koruma yetenekleri için dayanıklılığını artırması gerekiyordu.
İlk başta hızlı seviye kasmak için güce verdiğinden muhafız şövalyenin asıl özelliğini sergileyebilecek durumda değildi.
Bir de Pon’a bakın… Malacus’la kafa kafaya çarpışırken ne kadar da havalı görünüyordu, değil mi? Hatta ortak sıralamada 66.olan, yani Pon’a pek de uzak olmayan Vantner bile bu manzaradan etkilenmişti. Egosuna aldığı darbe çok ağırdı.
“Verilen puanları geri almayı sağlayacak bir ekipman olması lazım!”
“Tatmin’de geçmişe dönmek mümkün değil. Öyle bir şey olacağını sanmıyorum.”
Pon’un tavsiyesi kulaklarında çınlarken Vantner yere çakıldı.
“Bundan böyle bütün puanlarını dayanıklılığa ver. Güce vermeye devam edersen karakterini bok edeceksin. Şu anda güce veren muhafız şövalyeler PvP alanında iş yapıyorlar, ama bunun da modası geçecek, sen de biliyorsun. Rakibin güçlendikçe şu anki halinle hiçbir şey yapamaz duruma geleceksin.”
“Ahh!”
Vantner salak gibi bütün puanlarını güce verdiği için kendinden nefret ediyordu. Ayrıca Pon da daha güçlü bir mızrak alma fikrine kafayı takmıştı. Şu anda ikisi de tamamen unutmuştu; köşede tek başına duran Regas’a bakmıyorlardı bile!
“Yine mi aynı haltı yiyorsunuz? Dikkat eksikliği mi var sizde? Pekala, izin verin size bir daha bulunduğunuz durumu hatırlatayım.” Malacus gürleyerek Regas’ın kanlı kafasını kavradı.
Ron sonunda Regas’ı görmüş olacak ki sordu. “Ne? Regas mı? Bu ne hal? İksirin falan mı bitti? Ayrıca neden hala kaçmadın?”
Malacus’un rehin aldığı Regas, sanki bütün bunlar kendi hatasıymış gibi gülümsedi. “Hahaha, Malacus’un gücünü görmek istediğim için onu yakından izlemeye çalıştım. Eğitimime fayda sağlar diyordum…”
“… Geber hadi.”
L.T.S günlerinde de fark etmişti, ama bu klanda cidden çok fazla aptal vardı. Ron ve Vantner, ikisi de Regas’ı görmezden geldiler.
Sonra Malacus kollarını göğsünde birleştirmiş halde savaşı izleyen Jishuka’ya döndü. “Kadın! Yakında hepiniz bu adama benzeyeceksiniz.”
Malacus büyüyü parmak uçlarında odaklandı. Regas’ın kafasını karpuz gibi parçalayacaktı.
Sıralamadaki oyuncular için ölmek, büyük sıkıntıydı. Öldükleri takdirde bir hafta boyunca kastıkları bütün TP boşa gidiyordu. Dolayısıyla, normal koşullarda Tzedakah Klanı yoldaşlarının ölmesine sessiz kalmazdı. Onu kurtarmak için ellerinden geleni yaparlardı.
Fakat burada bir istisna söz konusuydu. Regas kaçabilecek fırsata sahipken kaçmamış, kendi aptallığı yüzünden yakalanmıştı. Hak ettiğini buluyordu. Dolayısıyla onu kurtarma riskine girmeye değmezdi.
“Geberteceğim seni.”
Klan üyelerinin kayıtsız kaldığı o anda, bir ses duyuldu.
“Pagma’nın Kılıç Ustalığı, Baskılanmış!”
“...?!”
Malacus ve Jishuka da dahil olmak üzere herkes başını çevirdi. Sonra gördüler. Khan’ın öğrencisi, Özel Yafa Okları’nı yapan adam, hayır, belki de sıradan bir demirci olan Asyalı genç, kim olduğu belirsiz… Fazla uzatmamak gerekirse, Grid elinde parlayan bir hançerle dans ediyordu.
“…”
Tutkuyla dolu bir danstı. Adeta…
“Gerçek mi bu?”
Klan üyeleri titrediler.
“Neden? Neden dans etmeye başladı bu herif?”
Grid’in garip hareketleri sıradan insanların akıl sır erdirebileceği şeyler değildi! Toban onu görünce geçmişe döndü.
“Şimdi hatırladım şu adamı…”
Birkaç ay önce, Ormanın Muhafızı için adam toplarken görmüştü onu. 80. Seviye’de görünen o savaşçı, 100. Seviye’deymiş ayaklarına yatarak gruba katılmaya çalışmış, üstelik kontrol ustası olduğu için hiç zırh giymediğini iddia etmişti. O ezik Grid miydi yani?
‘Tesadüfe bak…’
Toban derin derin iç geçirerek Jishuka’ya döndü.
“Başkan. Sanırım haberler yanlış. Grid demirci değil, savaşçı. Boş yere hava ata…. Hass?!”
Toban şaşkına döndü. Grid’in dansı ilk başlarda saçma sapan görünmüştü, ama bir an sonra izleyenlerin kalpleri hızlanmaya başladı. Grid’in vücudundan çevreye müthiş bir baskı yayılıyordu.
‘Neler oluyor?’
Toban çenesini kapattı; baskının etkisine kapılınca ister istemez geri çekildi. Jishuka ve diğer klan üyeleri de onunla benzer durumdaydılar. Hatta…
‘Malacus bile!’
Magnec