Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

99. Bölüm Ataların Sunağı ve Üç Olağanüstü Yetenek (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Sunak tam olarak baştan aşağı siyahtı. Alanda ses seda çıkarmadan duruyor ve etrafına antik bir his yayıyordu. Sanki sessiz bir şekilde zamanın tozlarına gömülmüş gizemli tarihi anlatıyor, aynı zamanda da zamanın acımasızlık ve insafsızlığını gözler önüne seriyordu. Fei bu sunaktan yayılan mistik bir baskıyı net bir şekilde hissedebilmişti, bu mistik şeyler tüm alanı dolduruyordu.

''Bu bizim atalarımızın Antlaşma Sunağı.'' Rahibe Akara yüzüne takındığı ciddi ifadeyle konuşmuştu; ayrıca görünüşe göre bir parça kutsallık da hissediyordu. Bu sunak anlaşıldığı üzere kalbinde bir mabet ya da bir tapınaktı. Fei'ye hızlıca seslenmişti, ''Doğuda bulunan merdivenlerle sunağa tırmanıp dokuzuncu seviyeye ulaşmanın ardından, Tanrı, dindar dualar sayesinde sana üç adet olağanüstü yetenek verecek. Devam edin, Bay Fei.''

Konuşmadan sonra, o ve [Akıncı Kampı]'nın diğer sakinleri hızlı bir şekilde diz çöktü ve antik, derin bir dildeki garip, gizemli bir şarkıyı söylemeye başladılar. Kutsal ve tabii bir atmosfer herkesin etrafını sarmış, onları kuşatmıştı; görülebilir bir kutsal enerji vücutlarında ortaya çıkmış ve yavaşça, göktaşları gibi kendilerini sunağın içine enjekte etmeye başlamışlardı. Arkalarında uzunca bir enerji kuyruğu bırakıyorlardı.

Fei sunağa doğru ayağa kalktı ve doğu tarafında bulunan merdivenler yardımıyla, adım adım demir taşların üstüne çıkmaya başladı. Gerçekten heyecanlanmıştı. Alandaki tüm o dikkat çekici şeylere rağmen, aklındaki tek şey yeteneklerdi.

Dokuzuncu kata ulaştığında alt tarafında bulunan siyah sunak, akıncıların vücutlarından gelen kutsal enerjiden yeteri kadar emmiş olacaktı ki, birkaç yeni değişiklik ortaya çıkmıştı. Sunağın en alt katından bu yana her kat  garip, anlaşılmaz bir desen oluşturarak dönmeye başladı. Adeta gizemli bir dalga biçimi alan, her açıdan son derece kesin olan bir enstrüman gibiydi.

Atmosferdeki antiklik hissi tekrar ortaya çıkmıştı ve bu sefer, öncekine göre gerçekten de çok daha güçlüydü.

Fei kendisini bu büyük şoka dayanmaya ve katlanmaya zorluyordu. Neler olduğunu son derece sakin bir şekilde izliyor ve dikkatini dağıtmamaya çalışıyordu.

Önünde gerçekleşen her şey, gerçekten de onun hayal gücünün çok ötesindeydi. Bu şeyler, Fei'nin Dünya'da en iyi bildiği oyun olan Diablo'da hiç gerçekleşmemişti. Şu anda bazı şeyler, Fei'nin hafızasındakilerden çok daha farklı bir şekilde gelişiyordu ve Fei, bunu hayretler içerisinde izlemeye devam ediyordu.

Aniden...

''Boom!''

Toprak yarılıyormuşçasına bir ses çıkmış ve Fei'nin ayağının altında bulunan siyah renkli sunak sonunda dönmeyi durdurmuştu.

Fei'nin görüşündeki her şey bir anda değişmişti. Sanki sunak onu başka bir yere ışınlamıştı... Akara gibi biraz önceye kadar sunağın arkasında olan insanların tamamı aniden yok olmuştu. Tüm sunak bir anda sanki uzayda, yıldızların arasında sınırsız gücü olan birisi tarafından seyahat ettirilmişti. Fei etrafına baktığında her yerde parlak yıldızlar olduğunu görmüştü. Burada kuzey, güney, doğu, batı ya da yukarı, aşağı gibi yönler bulunmamaktaydı. Fei kozmik bir vakumun içerisindeymiş gibi hissetmişti.

Fei daha olan bitene şaşırmayı tam olarak başaramamışken...

Aniden, bir ışık süzmesi yoktan var olmuş ve onun tüm vücudunu göz açıp kapayıncaya kadar kaplamıştı. Bu, seviye yükseldiğinde ortaya çıkan ışık süzmesine epey benziyordu. Bir anlığına Fei'nin tüm hisleri siyaha dönmüş, zihninde yalnızca soğuk ve heybetli bir ses yankılanmıştı...

''Üstün Tanrı, sonsuz yıllar, sonsuz boşluk, ebediyetin zamanı... Zayıf insan Fei, Akıncı'nın atalarının Sözleşmenin Kan Yemini'ne göre sen, Anderial'ı, cehenemden gelen dört gurudan birini öldürdün. Muazzam ve kudretli tanrılar tarafından verilen üç olağanüstü, mucizevi yetenek elde edeceksin. Bu üç mucizevi yetenek, [Öğren], [Ver] ve [Çağır]'dır... İnsan, tanrıların hediyesini kabul etmeye hazırlan!''

Soğuk ve görkemli ses biter bitmez, beyaz ışık süzmesi dalgalanmaya, büyümeye ve Fei'nin vücudunu defalarca kez yıkamaya başlamıştı. Bu işlem bir ameliyathanede narkoz alıp anesteziye maruz kalmak gibiydi, Fei bir acı ya da kaşınma hissetmiyordu; ancak açıkça vücudundaki her bir hücrenin inanılmaz değişiklikler yaşadığını ve vücudunun artık eskisi gibi olmadığını hissediyordu...

***

Sunağın altında.

''Bayan Akara... O... Kaza olmuş falan olabilir mi? Çoktan üç saat geçti ama hiçbir şey olduğu yok...'' Devasa sunağın süt gibi beyaz bir ışık küresinin içine gömüldüğünü gören Elena'nın yüzünde endişeli bir ifade belirmişti; kendisini sabırsız bir şekilde kampın manevi liderine durumu sormaktan alamamıştı.

''Elena, çocuğum, endişelenmene gerek yok... Bu, bizim atalarımızın ve Tanrı'nın kararı...''

Akara huzursuz bir şekilde yanında duran [Akıncı Çiçeği]'ne bakmıştı, yüzüne bir gülümseme yerleştirdi ve Fei'nin daha önce hiç görmediği nazik bir ifadeyle Elena'yı rahatlatmaya başladı, ''Akıncı Kıtası'ndaki efsanelere göre, her [Akıncı Çiçeği], hayatını sonsuza kadar değiştirecek olan adamla karşılaşacaktır... Andariel Diablo ile buluştu ve sen de, Fei ile buluştun. Bu, Şans Çarkı'nın çoktan sizler için hazırlanmış olduğunun kanıtıdır. Elena, evladım, senin geleceğini görebiliyorum. Sen...''

''Boom!''

Akara konuşmaya devam ederken son derece yüksek birtakım ses kulaklarının arkasında ortaya çıkmıştı. Konuşmayı bıraktı ve diğer herkesle birlikte, sesin geldiği tarafa doğru baktı. Sunağı kaplamış olan beyaz ışık alevleriyle dolmuş küre yavaş yavaş yok olmaya başlamıştı. Sonunda sunakta neler olup bittiğini görebiliyorlardı. İnce merdivenlerin en üstünde, Fei, tüm ayini bitirmiş olan kişi adım adım aşağıya doğru ilerlemekteydi.

Elena'nın yüzüne bir anda heyecanlı bir ifade yerlemişti. Kız kendini daha fazla tutamayarak Fei'ye doğru koştu. Fei'yi dikkatli bir şekilde gözlemledikten ve onun hala sağ salim bir şekilde yaşamaya devam ettiğini anladıktan sonra, göğsünü patlatacakmış gibi atan kalbi sonunda sakinleşmiş ve genç kız, rahatlayarak derin bir nefes almıştı. Beyaz, pürüzsüz ve lekesiz yüzüne de hafif bir gülümseme ortaya çıkmıştı.

''Ben iyiyim iyiyim, rahatla.''

Fei önündeki kızın son derece endişelendiğini hissetmiş ve elini ona doğru uzatıp, genç kızın soğuk ve küçük elini yavaşça kavramıştı. ‘’Hehe, tabii, senin endişelenmiş olmanı anlıyorum Elena, sonuçta…’’

Elena, Fei elini tuttuğu anda son derece utanmıştı tabii. Kızardığı gibi Fei'nin koca elinden kaçmaya çalışmış ve başardıktan sonra da hızlı bir şekilde başını eğerek, kalabalığın içine geri dönmüştü.

***

Akara'nın büyülü çadırından çıkmalarının ardından, bugünkü maksimum oyun vaktine ulaşılmasına yarım saatten az kalmıştı. Fei kamptan dışarı çıkıp kıra doğru ilerlemek ve yaratıkları öldürmek için acele etmeyi düşünmemişti. Bunun yerine kampta kalmış, Akara ve Kashya, kampın iki lideri ile ve beyaz sakallı, ''müstehcen'' yaşlı herif Cain ile konuşmayı tercih etmişti.

Kimse onların nelerden bahsettiklerini ve Fei'nin elde ettiği üç olağanüstü yeteneğin ne olduklarını bilmiyordu. Öyle ya da böyle Fei Diablo Dünyası'ndan tekrar ayrıldığında, kampın sakinleri Bayan Akara'nın yüzündeki eşi benzeri görülmemiş rahatlama ifadesini iyi bir şekilde görmüşlerdi. Görünüşe göre neredeyse hiçbiri, Rahibe Akara'yı böyle bir ifadeyle görmüş değildi…