Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

30. Bölüm Kız Arkadaş?

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Mero Şirketi’yle rekabet! A seviye zorluğa sahip bir görevdi. Diğer bir deyişle epey zordu. Normalde 21. Seviye’deki bir oyuncunun A-seviye görevleri tamamlamasına imkansız gözüyle bakılırdı.

Başarısız mı olacaktım? O zaman ne diye kabul etmiştim? Sebebi basitti: Başarabileceğime inanıyordum.

Eğer görev maceraya ya da savaşa dayalı olsaydı kendime güvenemezdim. Hayır, görür görmez direkt geri çevirirdim. Bu halimle bir efsanevi sınıf olmama rağmen güçlü varlıklara karşı şansım yoktu.

Fakat Mero Şirketi’ne karşı yapılacak mücadele ekipman imalatıyla alakalıydı. Karşı tarafın demircisinden daha iyi bir şey üretirsem kazanacaktım.

“Ben destansı oklar yapmış efsanevi bir demirciyim! Mero Şirketi İleri Düzey demirci tutsa bile kazanabilirim. Kukukuk, görev resmen benim için yapılmış… bir etkinlik gibi!”

Ay ışığı pencereden sızarken gülümsedim ve keyifli bir monoloğa başladım; manhwadaki karakterler gibiydim. Khan depodaki imalat gereçlerini topladıktan sonra beni görünce titredi.

“Yemekte bozuk bir şey mi yedin yoksa? Hasta görünüyorsun, iyi misin? İlaç falan vereyim mi? Ya da hayır, direkt doktora gidelim!”

“…Nerem hasta görünüyor?”

Khan estetik anlayışı kıt bir adamdı.

‘Hayret bir şey, demircilik dediğin sanattır sanat!’

Khan’ın yaptığı işler hem performans hem de görünüş bakımından zayıf olmalıydı. Buna tamamen emin olduğumu düşünürken adam bana güzeller güzeli bir kılıç ve miğfer getirdi.

“Bunlar benim eserlerim. Ne düşünüyorsun? Yeteneklerimin zirvesindeyken yaptığım işleri herkes överdi. Estetik anlayışım sanatçıların diline bile konu olmuştu. Hahaha.”

… Bu yaşlı herif, düşüncelerimi mi okuyordu? Kılıca ve miğfere baktığım sırada Khan farklı farklı imalat gereçlerini masaya yerleştiriyordu.

“Gördüğün gibi malzemeler hazır. Farklı farklı metal, cevher ve ahşap mevcut. Son aylarda herhangi bir iş yapmadım… ama kullanabileceğimiz şeyler var. Pratik yaparken bunları kullanabilirsin.” Khan acı acı güldü.

Sormadan edemedim.

“Mero Şirketi seni borç batağına sürükledi ve satışlarını baltalamak için adamlar tuttu. Ayrıca seni neredeyse öldürüyorlardı. Bütün bunlara rağmen lorddan yardım istemedin, neden? Neden sessiz kalıyorsun?”

Khan iç geçirdi.

“Koruma kaptanına birkaç kez şikayette bulundum ve lorda iletmesini söyledim. Korumaların beni kollamasını ve lordun adaleti uygulamasını istiyordum, ama yüzüme bakmadılar bile. Bütün isteklerimi görmezden geldiler.

“… Sanırım bu işin arkasında da Mero Şirketi var.”

“Evet. Mero Şirketi kuzeyin en büyük ve zengin şirketlerinden biri. Lord ve korumalar onlardan rüşvet alıyor. Mero’nun zarar verdiği diğer Winston sakinleri sokağa atıldılar, ama lord parmağını bile kaldırmadı.”

Nihayetinde para her şeyin ilacıydı. Bir kez daha paranın önemini anladım ve zengin olacağıma yemin ettim.

“Eh? Bu arada Winston Kont Steim’a ait değil miydi?”

“Evet.”

“O zaman niye Kont’a gidip Winston lordunun yaptıklarını anlatmıyorsunuz? Kont Steim ona ceza ver… Yok canım, Mero Şirketi Kont Steim’a kadar uzanmış olamaz, değil mi?”

Khan başını iki yana salladı.

“Sanmıyorum. Kont Steim’le birçok kez görüşmeye çalıştık; ama lord bunu fark edince köyden çıkmamıza engel oldu. Davaya bile başvurduk, ama Kont Steim’a ulaşmadan hepsini hallediyorlar… Eğer kont lorda destek veriyor olsaydı adam bu kadar uğraşmazdı.”

“Peki burayı denetleyen kimse yok mu?”

“Denetçiler de lord gibi para yiyor.”

Evet, nihayetinde para gibisi yoktu. Kabullendim ve doğruldum. Sonra ocağı yakarken Khan’ı teselli ettim.

“Merak etme, artık yanında ben varım. Mero Şirketi’ne sağlam bir tokat geçireceğim. Bana güveniyorsun, değil mi? Bu işi bana bırak.”

“Sana güveniyorum tabii. Pagma’nın Soyu’ndan gelen bir adam olarak karşına nasıl bir demirci çıkarsa çıksın kimse seni yenemez… Grid, güvenilir bir adamsın. Oğlum sağ olsaydı aşağı yukarı senin yaşlarında olacaktı… senin gibi güzel, akıllı bir genç olacaktı… ah…”

Khan göz yaşlarını sakınmayan duygusal bir adamdı. Fakat asıl sorun buna benzemiyordu. Büyük yaralar almıştı.

‘Zavallı adam.’

…Eh? Ne? Niye duygulanmıştım ki? Garip şekilde Khan’ı görünce iradem zayıflıyordu. Yoksa soyuna katıldıktan sonra Pagma’nın felsefesi bir şekilde zihnime mi kazımıştı?

‘Khan ile çok yakınız, ama neden böyle hissettiğimi bilmiyorum.’

Khan’ın kurnaz kurnaz içecek bir şeyler aradığını görünce yanına oturdum.

“Yaşlı Adam, gece boyunca beni izle. İşte o zaman içkiyi tamamen unutacaksın. Damarlarında bir kez daha demirciliğin o sıcak kanları akacak.”

“Ö-öyle mi?”

Ahh! Ne oluyordu böyle? Niye yaşlı adama bakarken nazikçe gülümsüyordum?

… Ah. Ocağı körüklemeye başladığımda unuttuğum eski bir hatıram gün yüzüne çıktı. İlkokuldayken tatil zamanlarında büyükbabamın evine gitmeyi çok seviyordum. Büyükbabam ve büyükannemin sıcak karşılaması kalbimi ısıtıyordu.

Şimdi anlaşıldı. Khan’ın tavırları ve hareketleri bana büyükbabamı hatırlatıyordu.

“Biraz çay iş. Lunol yaprağından yaptım, kokusu ve aroması çok güzel.”

“Yani, fena sayılmaz. Parayı tercih ederdim ama…”

“Ha? Ne dedin? Çok ses var, duyamıyorum!”

“Duyamıyor musun?”

“Duyamıyorum!”

“… Arkadaş, şu yeteneğe bak.”

Kaaang! Kaaang!

Sevdiğim bir adamla çay içmek ve demiri çekiçlemek gibisi yoktu. Kalbimde bir ağırlık vardı. İlk defa Tatmin’de değerli bir anda olduğum hissediyordum.

“Ama sen… çekiç formunun nesi var öyle? Yoksa beklentilerimi yüksek tuttuğum için mi hayal kırıklığına uğradım? Hayır! Öyle olmaz. Şöyle yapacaksın. Olmaz, bileğini bük biraz… Hey… Pagma’nın soyundan geldiğine emin misin? D-dürüst ol. S-sahtekar olamazsın, değil mi? Seni Mero Şirketi mi gönderdi?! Tavşan’ın teklifini kabul etmemeliydim!”

Ah şu yaşlı adam.

“Sessiz ol! Birkaç saniyede yeteneklerimi göremezsin ya? Ah, biraz yalnız bırak beni! Niye çekici alıyorsun!”

“Aceleci davrandım! Çok garip. Pagma’nın soyundan gelen bir adam bunları biliyor olmalı. S-sahtekar!”

Ah, sen yok musun sen… sinir bozucu.

Ttang! Ttang!

Vakit geçti. Dinlenmedim. Gücümün zirvesindeydim. Fırsat bu fırsat diyerek teknik yeteneklerimi geliştirmeliydim. Gece boyunda durmadan çalıştım, ta ki Khan bana bir sahtekar olduğumu söylemeyi bırakana dek.

Ertesi gün gerçek antrenman başladı. Khan işimi görünce içkiyi bir kenara bıraktı, 60 yıllık demircilik tecrübesi yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyordu. Bana yardımcı oldu, bilgilerini paylaştı.

“Zırh yaparken dayanıklılığını değil, önce giyen kişinin rahatlığını düşüneceksin. Bir zırh ne kadar sağlam olursa olsun içinde doğru düzgün hareket edemediğin sürece işe yaramaz.”

Zırhı inceledim ve başladım yapmaya.

“Olmaz! Gücü ve zayıflığı düzgün ayarlamamışsın! Niye sadece bu kısmı düzelttin? Odaklan biraz! Üç yaşında çocuk değilsin, dikkatin hemen dağılıyor!”

Azarladı.

“İnanılmaz, inanılmaz. Odaklandığında hemen değişiyorsun, farkında mısın? Sonsuz bir yeteneğin var.”

Sonra beni övdü.

“Bazı salaklar yeterince iyi olduklarını düşündüklerinde hemen durur ve böbürlenmeye başlarlar. Zaman kısıtlı olduğu için dövme işini y         arım yamalak yaparlar. Olacak iş değil. Dövme süreci şakaya gelmez. Doğru düzgün dövmezsen tavlama ve soğutmanın hiçbir anlamı kalmaz. Zamanın yoksa dövme işinden değil, soğutma sürecinden kısacaksın.”

Derin öğretilerdi.

“Sana katılıyorum. Zaten zamanın yoksa önemli süreçleri niye atlarsın ki? O zaman yaptığın eşya kaliteli olmaz. Ne kadar sürerse sürsün ben mükemmeliyetin peşinde olacağım.”

“Ohhh! Zanaatkar diye buna derim! Pagma’nın soyundan da azını beklemezdim, genç yaşına rağmen şimdiden böyle düşüncelerle dolusun.”

“Abartılacak bir şey yok. Sadece mükemmel şeyler yapmak istiyorum ki onları pahalıya sa…”

“Hahaha! Mütevazilik özellikle senin gibi gençlerde nadiren görülür. Saygıdeğer bir adamsın! Grid! Seninle tanıştığım için çok şanslıyım!”

 “......”

Beni yanlış anladı. Neyse, keyfim yerindeydi.

***

“Um....”

Alarm çalmadan önce uyandım. Perdeleri aralayıp dışarı baktım; hava hala karanlıktı. Saati çevirdim.

“Sabahın 4’ü.”

Çok erkendi. Gözlerimi 30 dakika daha dinlendirebilirdim. Eskiden bu kadar erken kalktığım için homurdanır, hemen yatağa dönerdim. Ama bugün farklıydı.

“Güzel bir sabah.”

İyi hissediyordum. Dün bütün gün -Tatmin’de iki güne tekabül ediyordu- oyun oynamış ve demircilik yeteneklerimi geliştirmiştim. Üç zırh ve iki kılıç yaratmıştım, bunların ikisi nadir seviyeydi. Böylece bütün hünerlerim 4 puan artmış, Efsanevi Demirci’nin Ustalığı %20’ye, Efsanevi Demircinin Nefesi ise %8’e yakın TP almıştı.

Ayrıca artık daha iyi odaklanabiliyor, böylece imalat sürecini hızlandırabiliyordum. Khan’ın yardımları büyüktü. Bairan Köyü’ndeki Smith’e hiç benzemiyordu.

“Khan hala eski gücüne kavuşmadı, ama düşük seviyeli demirciler ile İleri Düzey demirciler arasında gerçekten büyük bir fark var.”

Khan’ı görmek istiyordum. Eşya yaparken bana bir şeyler öğretiyordu. Büyüme seviye atlamanın getirdiği farklı bir hazdı.

“Heok.”

Sabah kalkar kalkmaz düşündüğüm ilk şey Khan’la görüşmek miydi?

“Abartıyor muyum?” Koklar. “Önce duş alayım.”

Banyoya yürüdüm. Sıcak suyla yaptığım keyifli duşun ardından kahvaltı hazırlayan annemin yanına gittim.

“Günaydın.”

“Youngwoo, dün dinlendin. Nasılsın, iyi hissediyor musun? Ayrıca neden erkenden kalktın?”

“Kaburga çorbasının gücüydü bu! İyi yemek yediğinde böyle oluyor. Kendimi süper hissediyorum. Biraz kızarmış balık…”

“Kız arkadaşı olmayan bir adam balığı ne yapacak?”

Odada gazete okuyan babam hemen araya girdi. Omuzlarımı silktim.

“Kız arkadaşım yok diye beni görmezden mi geliyorsunuz? Hem durun biraz, kim kız arkadaşımın olmadığını söyledi ki?”

“Ne? Hohohohohohoho!”

Annem bana sarıldı ve başladı gülmeye. Neredeyse gözlerinden yaşlar akacaktı.

…….