Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

58. Bölüm Sıfır Kütüphanesi Zarafeti #4

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Tam 30 saat 12 dakika sonra Theo’nun bilinci yerine geldi.

Kafasını toplar toplamaz, vücudunda bir denge hissetti. Sanki hem hafif hem de ağırdı. İki şekilde de,ağırlığındaki değişimi kontrol edemiyordu. 5 duyusu da daha keskinleşmişti ve eskisine göre çok daha hassastı.

Sarak... saruruk... Yumuşak bir ses kulaklarını gıdıkladı. Henüz açmadığı gözlerini sese tepki olarak kırpıştırdı.

Cübbenin kenar baskısından mı çıkıyor bu ses? Ses çok uzağında değildi.

Bilinci git gide açıldıkça, sıkıca kapattığı gözkapaklarını da serbest bırakıp mavi-yeşil gözlerini ortaya çıkarmıştı. Kulakları gibi gözleri de iyileşmişti. Tavandaki lekeleri daha net görüyordu. Theo kitaplarla fazla haşır neşir olduğundan gözleri bozulmaya başlasa da görüşü şu an düzgündü.

Vince’in yatağında yattığını fark edince yavaş yavaş kalktı. Bacakları, 30 saatlik hareketsizliğinden dolayı sertleşmişti. Şimdi hızlanan kan dolaşımı sebebiyle de hafif sızlıyordu.

‘Hmm...’

‘Ah!Uyandın mı? Vücudun ne durumda?’ Theo’nun iniltisini duyan Vince, hemen yanına zıplamıştı. Theo aniden bayılınca, Vince bir sorun olacağından endişe edip acil durum iksirlerinden içirmişti. Neyse ki, görünüşte bir problem yoktu.

Vince sandalyesine yaslandı. ‘Savaş şarkısını yiyelim 30 saat geçti. Ne oldu bilmiyorum ama önce bir aynaya baksan iyi edersin.’

‘Ayna... ne demek istiyorsunuz?’ Theo’nun şaşkın ifade yüzünü kaplamıştı.

Aynaya bakmaktan başka yapacaği bir şey yoktu.  Obur’un savaş şarkısını yerken giymiş olduğu kıyafetler şimdi paçavraya dönmüştü. Gömlek manşetleri iyiydi. Ama, göğüs kısmı küçülmüş, bacakları ise sanki yanlış bedeni zorla giymiş gibi yırtık pırtık olmuştu. Theo inat etmeyip Vince’in önerisini kabul etti.

Odadaki boy aynasının önüne geçtiği anda ne diyeceğini bilemedi. ‘Eh?’

Açık konuşmak gerekirse, Theo’nun bedeni acınası bir hale gelmişti. Aylarca egzersiz yapmasına rağmen, vücudu zayıftı. Büyü kullanmadan çaylak bir şövalyeyle dövüşmesi imkansızdı. Kılıçlarla birkaç anısı olsa da bunun ona bir faydası olmamıştı.

Yine de, aynadaki yansıması neden böyleydi?

‘...Bu çok acayip.’ Theo kendini görünce istemsizce mırıldandı. Çünkü aynadaki yansımasını tuhaf bulmuştu.

Omuzları, birkaç gün önce kemikliyken şimdi kaslarla dolmuştu. Artık eskiden bol gelen kıyafetleri doldurabilirdi. Çırpı bacakları şimdi bir savaşçınınki kadar güçlüydü. Belinde kılıcı, üstünde zırhı olsa, genç bir savaşçı gibi duracaktı.

‘Sadece bu değil, vücudum, duyularım her şeyim gelişti.’

Theo yumruğunu sıktı. Ön kolunun kaslarını incelerken ön kolu şişmişti. Kuvvetli kasları ip gibi ortaya çıkarken, avcunda müthiş bir gücün toplandığını hissediyordu. Elinde bir elma tutuyor olsa, çoktan suyunu çıkartmıştı.

Lee yoonsung’un bazı becerilerini almış olmasına rağmen, Theo şimdi bir şövalyenin dengindeydi. O zaman Lee yoonsung kendi güçleriyle bir canavar kadar güçlü olmalıydı. Enerjisini kullanamıyor olsa da, kendini çalışmaya adamalıydı.

Bu azmi Theo’nunkiyle aynıydı. Sonuçta o da düşük hassasiyetine rağmen Akademi’de kalmayı sürdürmüştü.

‘Hayalin, benimle güvende.’ Theo, Lee yoonsung’un yalnızlığını düşündü ve tüm ciddiyetiyle eğildi. Ona teşekkür bile edemeden yanından ayrılmıştı.

Theo, Lee yoonsung’un hayatının değerini anlatan ve kendisine miras kalan ‘savaş şarkısı’ büyüsünü tamamlamıştı.

Saygılarını sunduktan sonra Theo Vince’e döndü. ‘Hocam, size bir şey sormak istiyorum.’

‘Hmm? Ne istersen sorabilirsin.’

Theo sorusunu sormadan önce, tekrar kendi yansımasına baktı. 3.bire bir tecrübesi hayal ettiğinden daha fazlaydı. Yakın dövüş öğrenmek isterken, bir büyücü olarak tüm zayıflıklarından Lee yoonsung sayesinde kurtulmuştu.

Theo’nun güçlü kolları, büyülü ok atarken hissettiği sarsıntıya karşı gelebilcekti.savaş şarkısını da ikincil bir büyüyle birleştirirse yakın dövüş de onun için bir problem teşkil etmeyecekti.

Üstelik, Obur’un açılan özelliği korkutucuydu.

‘Kırmızı Kule Üstadı, Veronica... onunla nasıl görüşebilirim?’

Artık Theodore’un yapması gereken tek bir şey kalmıştı; 5.halkasını sabitlemek.

***

Her Büyü Kulesi’nin Meltor Krallığında kendi rolü vardı.

Sahip oldukları çok yönlülükler sayesinde, Mavi Kule elindeki büyüyü krallığın temizliği ve hijyenini sağlamak için kullanırken, simyacı olan Sarı Kule mensupları da inşaat ve madencilik kısmıyla ilgileniyordu. Beyaz Kule’dekiler ise bilginin kaynağını oluşturuyordu.

Öyleyse, savaşçılıklarıyla ünlü Kırmızı Kule ne iş yapıyordu? Elbette, onlar savunma kısmındaydı.

‘Kule Üstadım, bir grup trol, Viscount Bermund bölgesini işgal etmiş. Birliklerimizi gönderdik ama insanlar zorluk altında. O yüzden savaş büyücülerini göndermemizi talep ediyorlar.’

Bir görevli, Kırmızı Kule’nin en üstüne koşturup Kırmızı Kule Üstadına rapor veriyordu. Görevli Veronica’yı tanıdığından neleri sevmediğini de bilirdi.

Görevliye cevabını, elindeki dosyayla ilgilendikten sonra verdi. ‘Kıdemli David’i yolla. Bir de, iki şovalyeyi yanına ver. Onlar üstesinden gelir.’

‘Emredersiniz.’

Görevli dışarı çıkarken, bir başka büyücü içeri girdi. O da hızlıca rapor verdi. ‘Kule Üstadım, Marquis Orten bölgesinde bir grup hırsız yakaladık. Marquis Orten bizzat yardım çağrısı gönderdi. Ne yapalım?’

‘Orten? Ah, şu bıyıklı adam. İyi de neden şövalyeleri olan biri bizden yardım istiyor? Kendi başının çaresine bakmasını söyle.’

‘Peki efendim.’

Gelen iki yardım talebiyle ilgilenen Veronica, yaklaşık 10 evrağa imza attı. Okuyup üskünkörü imza atmış değildi. Sadece her bir ince detayı hatırda tutacak ve hatta harflerin yerlerini ezberleyecek kabiliyeti vardı.  fevri ve sert karakterinin yanında işinin ehli bir 8.halka büyücüsüydü.

Asıl sorun, yeteneklerinin sabır sınırlarından daha fazla olmasıydı.

‘Lanet, bugünlerde başka bir iş yok mu? Niye kendi birlikleri varken yardım isteyip duruyorlar? Krallıkta bir oraya bir buraya koşturan köpekler değiliz biz!’

Sonunda Veronica’nın sabır taşı çatlayınca tüm kağıtları paramparça etti. Bu öfkesine 8 büyü halkası birden eşlik ederek yırtılan kağıtları küle çevirdi. Külleri etrafa savurduktan sonra Veronica, bacaklarını masaya koydu ve o anda aklında birisi beliriverdi.

‘Elimde enteresan bir çocuk var...Tolerans göstersem de,  aradan 10 gün geçti. Onu sıfır kütüphanesine bile götürmüşken beni böyle bekletebileceğini mi sanıyor?’

Kızıl ejderin kan bağı onun için istese de istemese de oldukça önemli bir anlama sahipti. İlgisini çekmeyen insanlar veya eşyalarla asla vakit harcamazdı. Veronica’ya göre, görevler asla ihmal edilmemeliydi ama boş gelen işleri reddetme lüksüne de sahipti.

Düşüncelere daldığı sırada...

‘Kule Üstadım!’ Odaya birisi daldı.

‘Ah, bu sefer ne oldu?’

Veronica’nın öfke saçan ifadesini gören adamın beti benzi atmıştı. Önce aceleyle elindeki raporu okudu. Odadan çıkarken basit bir bahane üretemezdi.

‘Sizinle görüşmek isteyenler var.’

‘Görüşmek mi? Kim?’

‘Kırmızı Kule’ye yeni kayıt olan büyücü. Theodore Miller isimli orta seviye büyücü.’

Adını duyan Veronica yerinden fırlayıp yanıtladı. ‘Hemen içeri yollayın! Derhal!’

‘Tamam, tamam.’

‘Ya da dur! Ben kendim gidersem daha hızlı görüşürüz. Hey, sen git yetkili birini yerime koy. Geri kalan işleri o halletsin.’

‘Ha?’

‘Ben gidiyorum!’ Veronica adamın anlamsız bakışlarını umursamadan Kule’den dışarı çıktı. Sıkıcı kağıt işlerini arkada bıraktığı sürece nereye gittiği önemli değildi. Ek olarak, ilgi duyduğu birini görmeye gidiyordu.

‘Zamanlaman çok etkileyici, çocuk!’

Çeyrek ejderha olmasının verdiği fiziksel özellikler sağ olsun, Kırmızı Kule’nin bekleme salonuna çabucak gelmişti. Salona vardığında, kapıyı tekmeleyerek açtı ve Theo’nun şaşkın ifadesiyle karşı karşıya geldi.

Aynı anda, Veronica’nın adımları da hız kesti. ‘Ha...?’

Bir şeyler değişmişti. İçeride huzursuz hissetmişti ve acele etmek yerine Theo’yu süzerek ilerledi. Theo’ya karşı vasat tuttuğu düşünceleri 10 günün ardından tamamen yok olmuştu. Theo’nun duruşu aynıydı ama vücut dengesi sanki bir çeşit dövüş sanatı öğrenmiş gibi değişime uğramıştı.

‘Bir insan 10 günde bu kadar değişir mi?’

Theo, Veronica’nın kafa karışıklığının farkındaydı. ‘Vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim, Kule Üstadım.’

‘Tabi, sonuçta beni bulabileceğini söylemiştim. Geçen sefer bahsettiğim şeyle mi ilgili?’

‘Evet, doğru.’

Theo’nun büyü halkasıyla ilgili durum kitaplarla çözülecek bir sorun değildi. Veronica’nın dediği gibi zaman da bir çözüm sunmayacaktı. Bunu aşmanın yegane yolu, Veronica’dan yardım istemekti. Hem Veronica’dan daha iyi bir öğretmen bulamazdı.

‘Ne zaman istersen... ama... ımm..’ Theo’ya bakarken altın rengi gözlerinden tuhaf bir ışık saçılıyordu.

Theo’nun, yeteneklerini Veronica’dan gizlemesi imkansızdı.Ne de olsa Theo’nun içini tek bakışta görebiliyordu. Neyse ki, Veronica bu değişim karşısında merak yerine hayranlıkla dolmuştu.

‘Bu görüntün daha iyi olduğundan benim için bir sorun yok! Ama sakın Blundell gibi iğrenç birine benzemeye çalışma. Bu çok fena olur.’

‘Ah, anladım.’

‘Pekala, gidelim mi?’ Veronica ilerlemeye başladı.

Theo, nereye gittiklerini bilmese de onu takip ediyordu. Ancak Veronica onun ne düşündüğünü bilir gibi, arkasına bakıp ekledi. ‘Gideceğimiz yeri muhtemelen biliyorsun.’