pierre nin kızı mı ağlayan acaba ? adamla iyi pazarlık yaparız biz bu gidişle :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
19. Bölüm Küçük Can İksiri
‘’Hahaha! Oğlum, parayı vurdum lan! Koskoca iki büyülü eşya!’’
Fei iki eşyayı da yerden aldı. Böyle bir şey bekliyor olmasına rağmen, yine de epey bir heyecanlanmıştı. Tam daha da detaylı bir şekilde bakmak üzereyken soğuk, gizemli ses tekrardan duyulmuştu.
‘’Günün oyun sınırı yaklaşıyor, çıkış için hazırlanın!’’
Sonunda!
Ancak, bu sefer ses direkt olarak üç saniyelik geri sayımla başlamamıştı ve böylece, Fei’nin kendini hazırlamak için vakti olmuştu.
‘’Bir süredir seni bekliyordum!’’ diye düşünmüştü.
Fei’nin yaratıkları öldürmeye odaklandığı doğruydu, ama aynı zamanda o, bu sesin ortaya çıkmasını da bekliyordu.
Aklına gelmiş olan şansı kaybetmekten korktuğu için, bir anda gökyüzüne doğru bağırmıştı. Sonrasında da: ‘’Bekle, bekle! Bir şeyi sormam lazım sana… Biraz [Can İksiri]’ni yanıma almak, yani benim dünyama götürmek istiyorum. Ne dediğimi anlıyorsun, değil mi? Söyle bana, bunun için bir karşılık olarak ne ödemem gerekiyor?’’
O, bir yandan da kafasının içindeki garip sesle iletişim kurmaya çalışıyordu.
Ancak, o ses bir cevap vermemişti. Fei’nin sorusu, tam anlamıyla bir sessizlikle cevaplanmıştı. Cevaba ihtiyacı olan Fei’ye ise bu dört saniyelik sessizlik on yıl gibi gelmişti.
Neyse ki beşinci saniyeden sonra, tuhaf ve soğuk ses tekrar konuşmuştu.
‘’Dilediğin gibi olsun… [Küçük Can İksiri]’nin değişim fiyatı 3.000 altın. Dönüşümün başarı oranı ise %25. Altınlar, oyuncunun [Eşya Deposu]’ndan düşülecek. Eğer altın miktarı yeterli değil ise, eşyalar gerçek etkilerinin %80 kadarıyla kullanılabilecekler. Lütfen dönüşümü onaylayın, geri sayım başlıyor… 10… 8… 5…’’
‘’Evet! Onaylıyorum… 3 şişe [Küçük Can İksiri]’ni dönüştür.’’ Fei bunun gerçekleşme ihtimaliyle heyecanlanmıştı.
‘’Diing!’’ Yetersiz altın miktarı, yetersiz eşya, lütfen altın ya da eşya miktarını tekrar değerlendirin… 4… 3…’’
‘’O zaman… O zaman sadece bir tane [Küçük Can İksiri]’ni dönüştür!’’ Fei kaygılanmıştı bir anda.
‘’Ding dong!’’
Belirgin bir ses Fei’nin kulaklarında belirmişti. Görüşü bulanıklaşan genç adamın gözlerinde dünya bükülmeye başlamış, saniyeler içerisinde de tam anlamıyla siyaha dönmüştü.
***
‘’Huuuu!’’
Fei yatağından sıçradığı gibi bir nefes almıştı. Etrafına bakmış ve kralın sarayında olduğunu fark etmişti. ‘’Nişanlı’’sı Angela de yatağın kenarında oturuyor ve okyanusvari mavi gözleriyle ona bakıyordu. Güzel yüzünü endişe kaplamıştı.
‘’Alexander, sonunda uyandın!’’
Fei’nin uyanışının ardından endişesi de yok olmuş gibiydi. Mutluluktan sesi titriyordu. ‘’Sol omzun kanıyordu… Oh, sen bir kabus falan mı gördün? Uykuya daldığında vücudun kuvvetlice titriyordu ve acayip terliyordun… Senin için çok endişelendim…’’
Angela’nın söylediklerinde pek fazla mantık olmasa da, Fei, önündeki genç kızın endişesini hissetmişti.
Onun endişesi, şu anda Fei Chambord’un kahramanı olduğu için değildi sadece. Brook ve diğer yaralı askerlere gösterdiği saygı ve sevgiden farklı olarak, bu basit his, onun kalbinden gelmekteydi. Fei’nin bir salak ya da şimdiki gibi bir kahraman olup olmamasını umursamıyordu o. Angela, melek gibi bir kız olarak her zaman onu umursuyordu.
Bu endişe, Fei’nin kalbindeki özel bir hissin de uyanmasını sağlamıştı. Belki de bu geçmişteki Alexander’dan geliyordu, ama Fei hala Angela’ya karşı mükemmel bir izlenime sahipti.
Fei güzel kızlardan hoşlanıyor olsa da, bu sadece klasik bir erkeğin hareketiydi. Fei fazlasıyla geleneksel fikirlere sahip bir insandı ve hiçbir zaman, önüne gelenle yatıp kalkmazdı. Ancak Angela’nın nezaketi onun kalbine dokunmuştu.
Fei, ona gerçekten de yavaş yavaş düşkün olmaya başlamıştı. Hangi kız, gelecekte kocası olacağını bildiği salak bir adamla böyle güzel bir şekilde ilgilenirdi ki? Hem, neden Angela Alexander’ın nişanlısıydı? Fei bunu daha bilmiyordu ama bu, kesinlikle onun bu noktadaki fikrini değiştirmeyecekti. Ne olursa olsun onunla evlenecek ve ona, hak ettiği mutluluğu verecekti.
‘’İçin rahat olsun Angela, uzun bir süre önce iyileştim ben.’’
Fei Angela’ya bir gülücük gönderdi. Üstündeki zırhı çıkarmış ve gömleğinin düğmelerini açmıştı. Lander’in kılıcının bıraktığı yara neredeyse iyileşmiş, bu alanda eskiden bir yara olduğunu belirten ince, kırmızı bir çizgi kalmıştı sadece.
Bu, Fei’nin hipotezi için bir kanıttı…
Diablo dünyasına gittiğinde, gerçek vücudundaki her türlü yara büyülü bir şekilde iyileşiyordu.
Angela, kızaran yanaklarıyla birlikte Fei’nin ‘’yaraları’’nı detaylı bir şekilde incelemiş, hiçbir sorun olmadığını fark etmiş ve sonunda rahatlamıştı. Alexander bir salakken Angela farkında olmadan ona küçük bir çocuk gibi davranıyor ve ona karşı, farklı bir tür his beslemiyordu. Ancak şimdi ‘’Alexander’’ aniden normale dönmüştü, böylece Angela da onun önündeyken soğukkanlı kalamamaya başladığını fark etmişti. Hemen karşısındaki bu adamın, nişanlısının kimliği hakkında her düşündüğünde kalbi hızlıca küt küt atmaya başlıyordu.
Angela kızarmış yüzünün Fei’yi sersemlettiğini bilmiyordu. Fei adeta başka bir yere bakamamıştı. Aynı zamanda iki kişiden hiçbiri bir şey söyleyemediği için, odayı büyük bir sessizlik kaplamıştı. Atmosfer gittikçe büyüleyici ve etkileyici oluyordu.
‘’Ne harika bir an ama!’’ Fei keyifle düşünmüştü.
Ancak, Fei durumun tadını çıkarmaya başladığı anda, bu aniden durdurulmuştu.
‘’Bang!’’
Fei’nin kapısının odası sertçe açılmış, içeri Emma dalmıştı.
Emma özel bir anı böldüğünü bilmiyordu tabii... Fei’nin ‘’nefretli’’ bakışlarını fark etmeden bağırmıştı, ‘’Alexander, iyileşmen daha ne kadar sürecek? Pierce Amca daha fazla dayanamıyor!..’’
‘’Siktir!’’ Fei aniden en acil görevini hatırlamıştı sonunda. Etrafına bakmış ve yatağının üstünde yatan, epey bir ödeme yaptığı eşyasını bulmuştu: [Küçük Can İksiri]
Tanrı’ya şükürler olsun ki Diablo dünyasında birini ölümden kurtaran bu büyülü iksir, başarılı bir şekilde bu dünyaya gelmişti.
Fei küçük şişeyi eline geçirmiş ve onu, dikkatlice gözlemlemeye başlamıştı. Bir portakal büyüklüğünde gibi görünen cam bir kavanozun içindeki cam sıvı, epey bir akış direncine sahipti ve kolaya benzetilebilirdi.
‘’Bu da harbiden çok küçükmüş. Muhtemelen Pierce ile diğer iki yüz yaralı askeri iyileştirmek için yeterli olmayacak…’’ diye düşünmüştü Fei, elindeki şişenin içinde duran sıvıyı gördüğü gibi.
‘’Ne yapmam lazım şimdi? Bu iksirin etkisini denemek en iyisi… Eğer Diablo dünyasındaki gibi büyülü güçlere sahipse, belki de onu biraz seyreltip miktarını artırmak herkesin hayatını kurtarabilir…’’
‘’Ne için bekliyorsun, hadi gidelim artık…’’ Emma, Fei’nin pek düşünmesine izin vermemişti. Onu Pierce’ye götürmek için sürüklemeyi bile deniyordu.
Angela sonunda sakinleşmiş ve onları takip etmeye başlamıştı ki, Fei arkasını dönmüş ve ona: ‘’Angela, gidip bana iki cam şişe ve temiz su getirebilir misin? Onlara ihtiyacım olacak.’’
‘’Neden cam şişelere ve temiz suya ihtiyaç duyuyorsun ki?’’ demişti Emma, meraklı bir bebek gibiydi. ‘’Neyse… Ben bu konuda Angela’ya yardım edeceğim. Alexander, sen git de Pierce Amca’yı kontrol et, gerçekten daha fazla dayanamayacak.’’
***
Fei, hemen sarayın öteki yarısına varmıştı. Yaralı askerler burayı tam anlamıyla doldurmuştu ve durmaksızın devam eden inlemeleri kulaklardan eksik olmuyordu. Neyse ki, onlardan birçoğu çok iyi bir tutumla karşılaşmış ve zihinsel olarak, o kalabalık şifa tesisinde hissettiklerinden çok daha iyi hissediyorlardı.
Doktorlar hariç herkesi birkaç kadın çağırmış ve onları saraya getirerek, yaralı askerlerle ilgilenmeye başlamışlardı. Kral Alexander’ın nezaketi, Chambord’un insanlarının tamamını, bu tehlikeli sınanmada hayatta kalmak istiyorlarsa birleşip birlikte çalışmanın ne kadar önemli olduğunu açık bir hale getirmişti.
‘’Majesteleri buyurdu!’’ Fei’nin geldiğini gördükten sonra bir kişi hızlıca seslenmiş ve kralın, burada kısa bir sürede dikkat odağı olmasını sağlamıştı.
Savaş alanında olan bitenler, detaylı bir şekilde Chambord Kalesi’nde yayılıyordu. Birçok insan o salak kralın Savaş Tanrısı tarafından kutsandığına ve Chambord’un kurtarıcısı haline getirildiğine inanıyordu. Dahası, Alexander doğal olarak Savaş Tanrısı’nın temsilcisi olarak saygı görüyordu ve hatta bu saygı, tapınma seviyesine kadar ulaşıyordu.
Herkes heyecanlanmış ve Fei’yi selamlamak istemişti. Bazıları onun önünde diz çökmüş ve Fei’nin botlarını dahi öpmüştü.
Bu Fei’yi korkutmuştu birazcık tabii, ‘’Birader, ne yapıyorsun? Hey, hey, sakin ol biraz…’’ Fei fiyakalı olmaktan ve tapınılmaktan hoşlanmış olsa da, bu kadar coşku ve hırs onun için çok fazlaydı.
Sonunda kalabalıktan kaçmayı başarmasının ardından, hemen yanında birisinin ağlayışlarını duymuştu.
Magnec