Linke tıklanmıyor mobilde yorumlaara atmanız mümkün mü ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
90. Bölüm Hayallerin Peşinden Gitme Hakkı
''Eh, ilk olarak, Hapishane - Su Zindanı'nın epey karanlık ve nemli olduğunu fark ettim. Gün boyu içeri hiç güneş ışığı girmiyor; tüm çevre son derece kötü. Ayrıca zayıf mahkumların, zaman geçmesine rağmen iyileştirilmemiş hastalıklardan dolayı öldüğüyle ilgili dokümanlar da okudum. Bu, özellikle Chambord'da basit bir ev halkı yapısı olduğundan dolayı, bu mekanın mahkumları tutmak için pek de uygun bir yer olmadığını kanıtlıyor. Bir suç işleseler dahi, bunlar genellikle küçük suçlar oluyor. Komşular arasındaki anlaşmazlıklardan doğan minik suçlar bu şekilde karşılık bulmamalı. Bu nedenle, küçük suçları işleyen basit mahkumları tutmak için bu yer altı labirentinin dışında bir yer inşa etmek gerektiğine karar verdim. Oleg, bunu olabildiğince hızlı bir şekilde benim için hallet.''
Oleg şaşırmıştı.
Kralın kendisinden isteyeceği ilk şeyin bu olacağını hiç beklemiyordu. Mantıklı bir şekilde konuşmak gerekirse Hapishane - Su Zindanı 100% güvenliydi ve buradan yüzyıllardır kimse kaçamamıştı; burası mükemmel bir zindandı. Ancak... Oleg, kralın kararlarını sorgulamaya cüret edemezdi. Hızlı bir şekilde krala bağlılığını göstermek için yağcılık yapmaya devam etmişti: ''Majesteleri bu konularda son derece merhametli ve kibar. Tıpkı kendisinden beklendiği gibi, Savaş Tanrısı'nın Elçisi olarak zaten son derece güçlü ve kudretli olsa da, bir yandan da kendi insanlarına dahi bir Tanrı'nın kullarına olduğu kadar merhametli ve nazik... En kısa zamanda bir dış hapishane yapabileceğimden emin olabilirsiniz.''
Fei kafa salladı ve endişeli bir şekilde ekledi, ''Eh, güzel. Ama unutma, halkı rahatsız etme ve vatandaşları zorla çalıştırma... Hmm, Şifa Tesisi'nin üstü başı dökülüyor ve yaralı askerlerin orada tedavi görmesi imkansız. Birkaç kişi getirip orayı düzeltmeye, daha sonra da basit bir hapishane haline getirmeye ne dersin? Krallık şu anda limitli parasal kaynaklara sahip olduğu için sadece basit tamirler yapmaları yeterli olacaktır.''
Oleg bunun kendisi için bir şans olduğunu biliyordu. Hızlı bir şekilde bunu kendine vazife edinmiş, ''Majesteleri, Oleg orayı tamir etme ve yeni bir hapishane dönüştürmeye ilişkin tüm masrafları bizzat karşılayacaktır. Krallık tek kuruş harcamak zorunda bile değil.'' demişti.
Fei, Oleg'in bunu söylemesini bekliyordu.
Gülümseyerek Oleg'in omzuna yavaşça vurdu ve katıldı: ''Eh, sadakatinden son derece memnunum. Unutma, yönetim disiplinim ödül ve ceza arasındaki farkı seçer. Eğer erdem ve fedakarlıkların değerli olursa ve tüm vatandaşlar tarafından fark edilirse, elbette bir kayıp yaşamana izin vermem.''
Konuştuktan sonra gülümseyerek, su zindanının çıkışına doğru ilerledi.
Oleg bu teşvik sözlerini duyduğunda heyecanlanmıştı.
Kralın dokunduğu omuzları dahi sıcak hissediyordu. Bu hapishane dönüştürmesi işinin kendisi için büyük bir fırsat olduğunu biliyordu. Bir karar vermişti, bu işlemi hızlıca bitirmek için iyice uğraşacaktı; gerekirse bunun için tüm mal varlığını harcayacaktı. Dahası, kral açıkça ona sadece kendisini değil, vatandaşları da memnun etmesi gerektiğine dair bir ipucu vermişti... Bu tip bir ipucu ona büyük bir özgüven aşılıyordu.
***
Kasvetli ve karanlık hapishaneden ayrıldıktan sonra, Fei korumaları gönderdi ve krallığının gün batımı altındaki güzelliğini izledi. Bir yandan da dağlarının üstündeki kendi yolundan şehir merkezine doğru yavaşça yürümeye başladı.
Bugün birkaç şey başarmıştı; Hapishane - Su Zindanı'nı yenilemiş, Efsanevi Kalıntılar'a dair değerli bir haritayı elde etmiş ve şaşırtıcı bir keşif yapmıştı. Fei bu güzel manzara ve doğanın sesleriyle birlikte epey heyecanlanmıştı. Gökyüzüne doğru kükremesini söyleyen bir dürtüsü vardı.
Bu gün batımının altında her şey altın gibi görünüyordu. Akşam yemeği zamanıydı bu... Yemeklerden yükselen duman binalardan çıkıyordu. Kuşlar yuvalarına dönmüş ve yapraklar, ağaçlarının köklerine yerleşmişti.
Fei zevk içinde kaleye doğru yürüyordu, geri gitmek için acelesi de yoktu.
Vatandaşların günlük hayatını daha yakından incelemek istiyordu. Her bir sahne, bu dünyaya yeni gelmiş Fei için oldukça tazeydi. Bir fantastik dünyada yürüyomuş gibi hissediyordu; taştan yapılma bina ve heykeller, tanrıların büyük, koca heykelleri, egzotik kültür ve etrafındaki diğer her şey, Fei'nin daha önce hiç görmediği türdendi. Gözlerini açtıktan sonra gördükleri bir yana, bu dünyaya karışmaya başlamasının garip hissi vardı içinde.
Kale oldukça sessiz ve barış doluydu. Fei’ye adeta cennetteymiş gibi hissettiriyordu...
Fei'nin krallıktaki ''ünü'' hiçbir şeyle karşılaştırılamazdı. Onu fark etmeyen tek bir kişi dahi yoktu. Sokakta yürürken insanlar yaklaşıyor ve sık sık onu selamlıyorlardı. Azeroth Kıtası'nda büyük bir sınıf ve statü ayrımı olsa da, Dünya'da antik zamanlarda olduğu gibi bir imparatoru gördüklerinde eğilmek zorunda kalmak gibi bir durum yoktu. Bu durum, Fei'yi bir sürü sorundan kurtarıyordu. Kalenin içerisinde egzotik manzaraları izleyip yürürken, onlara gülümseyerek karşılık veriyordu. Yavaş yavaş bu küçük ve ücra krallığa bağlanarak onun bir parçası olmaya başladığını şaşkın bir şekilde fark ediyordu Fei. Kalbindeki ayrılmazlık hissi, ağır bir yağmurun altında kalmış çimenler gibi delicesine büyüyordu.
''Hey sen, sinsi Zacker, koşmayı bırak!''
Çocukların gülüşmeleri Fei'nin kulaklarında çınlıyordu. Sakar bir çocuk karanlık bir patikadan fırlamış ve Fei'ye kazara çarpmıştı. Daha sonra da küçük çocuk kristal, mavi bir elmasa benzeyen gözlerini açmış ve Fei'ye bakmaya başlamıştı. Onu kovalayan, kız erkek karışık bir deste çocuk vardı. Kirli durumdalardı. Üstleri başları pislenmişti ve yüzleriyle kırışmış kıyafetlerinin üzerinde tozlar vardı. Fei'yi gördüklerinde gülümsemişlerdi.
Fei Pierce'nin 12 yaşındaki kızı Louise'nin da kalabalıkta olduğunu görünce şaşırmıştı. Tatlı ve narin görünen kızın saçı başı dağılmıştı. Kızıl saçı omuzlarının üstüne saçılmış, birkaç kara çamur izi ise beyaz yüzünü ''dekore etmişti''. Fei'nin, soğuk ve olgun bir şekilde babasını kurtardığı takdirde kendisinin aşığı olmaya gönüllü olacağını söyleyen bu veletle bir ilişki kurması imkansıza yakındı. Sonuçta o bir çocuktu… Doğal olarak, akranlarıyla oynarken çocuksu ve oyuncu tarafını gösteriyordu.
''Bu Kral Alexander...''
Fei Louise'yi fark ettiği anda, o da Fei'yi fark etmişti. Yüzünde saptanması zor bir utangaçlık ve sinsilik belirmişti. O ve arkadaşları hızlı bir şekilde Fei'nin etrafını sarmıştı.
Chambord vatandaşları kısa bir süre içerisinde, oldukça ilginç bir şekilde keşfettiler.
Yeni bir oyuncak bulup onu favorileri haline getirmişçesine birkaç afacan çocuk, küçük bir meydanın üstünde bir yuvarlak oluşturmuşlardı. Sessizce yerde oturuyorlar ve dizlerinin üstüne çökmüş bir şekilde kafalarını dinliyorlardı. Ara sıra da gülüyorlardı. Yuvarlağın ortasında ise Yüce Kral Alexander çocuklara hikayeler anlatıyordu. Parlak bir gülümseme vardı yüzünde. Kirli kıyafetlerini hiç umursamadan, gezgin ozan ve şairler gibi kucağına çocukları alıyor ve onlara farklı farklı öyküler, hikayeler anlatıyordu.
''Savaş Tanrısı, bize böyle onurlu ve cesur bir kral verdin. Cömertliğin için sana şükürler olsun...''
Bu sahneyi gören herkes kalplerinde bir şeylerin ısınmaya başladığını hissediyordu. Aslında son derece öfkeli bir şekilde çocuklarını arayan, ellerinde süpürge olan kadınlar yaklaşmış; ancak çocuklarının Kral Alexander'ın hikayelerini dinlemeye başladığını gördükten sonra şaşırmış ve son derece memnun olmuşlardı. Daha sonra da, bir tarafta durup sabırlı bir şekilde beklemeye başlamışlardı.
***
Dairenin ortasında.
''Haha, pekala. Bugünlük bu kadar yeter. Şeytani Efendi Büyücü Bumblebee ve onun tembel uşağı Sam hakkında daha fazla hikayem var. Eğer isterseniz bunları size yarın anlatabilirim. Hava çoktan karardı, hadi hızlıca eve gidin ve akşam yemeklerinize yumulun!'' Fei hemen yanında oturan küçük çocuğun kirli yanaklarını mıncıklamış, daha sonra ayağa kalkmış ve kıçındaki kirleri çırparak gülümsemiş, daha sonra da bugünkü hikaye anlatma oturumunu sonlandırmıştı.
''Oh... Ben eve gitmek istemiyorum ama, bu çok sıkıcı...'' Çocuklar şikayetçi bir şekilde söylenmişti.
Küçükler daha fazlasını istiyordu. Fei'ye, onu terk etmeyi hiç istemeyen gözlerle bakıyorlardı. Bu Fei'yi epey gururlu hissettirmişti, bir savaş kazanmışçasına güldü. ''Bebeler! Hala çok küçüksünüz. Büyüdüğünüzde prestijli büyücüler, onurlu savaşçılar olabilirsiniz. Bumblebee gibi, uşaklarınızla birlikte deneyimlere ve maceralara sahip olabilirsiniz...''
''Ama biz savaşçı ya da büyücü olamayız ki... Majesteleri, benim babam sadece metallerle nasıl uğraşacağını biliyor. Ben sadece bir demirci olabilirim.'' Bir çocuk, üzgün bir şekilde konuştu.
''Evet, hiçbir büyücü bizim gibi sıradan ailelerden gelen çocuklara büyü öğretmek istemez ve hiç enerji eğitim parşömenimiz yok...'' Bir başka çocuk da kırışmış kıyafetleriyle birlikte konuşmuştu. ''Benim ailem çok fakir, istediğimiz gibi yemek yiyemiyoruz bile... Babam beni Vikont Louise'nin evine yollayacağını söyledi, bir hizmetkar olacakmışım...''
''Sadece asilzadeler ve zengin tüccarlar çocuklarını eğitmesi için bir büyücü ya da savaşçı tutabiliyor Chambord'da...'' Kızıl saçlı Louise de eklemiş bir göz kırpmıştı. ''Eğer birisi bize öğretmeye gönüllü olursa... Benim tembel babamın enerji hakkında hiçbir şey bilmiyor olması çok kötü, hmph!''
Çocuklar aniden hüsrana uğramıştı. Küçük, kirli yüzlerindeki gülümsemeler kaybolmuş ve bu yaşta hiç hissetmemeleri gereken bir şekilde, yüzlerini bir üzüntü kaplamıştı. Hepsi birer kahraman olmak istiyordu; ama zalim gerçeklik onların hayallerini daha bu yaşta katletmişti. Sosyal statüler ve hayatta kalma baskısı, onların ellerinden hayallerinin peşinden gitme hakkını almıştı...
Fei, Hüzünlü ve hüsrana uğramış yüzleri gördüğünde, kalbinin tam orta noktasına saplanmış bir ağrıyla baş başa kalmıştı...
Aniden, kafasında bir ampul parlamış ve kral, efsane bir fikre sahip olmuştu.
***
Saraya dönmesinin ardından, hizmetkarların çoktan akşam yemeğini hazırladığını görmüştü Fei. Angela ve Emma burada değildi. Genç adam biraz garip hissetmişti. Kraliyet ''şefleri''nin yetenekleri çok iyi değildi. Son birkaç günde kavrulmuş et, süt ve ekmek dışında sadece meyveleri görmeyi başarmıştı Fei. Çok istekli olmasa da, midesine birkaç yemek indirmek zorundaydı. Birkaç ısırıktan sonra yatacağı yere doğru yürümüş, gerçekleştirmek istediği önemli planları düşünmek için biraz huzur ve sessizlik istemişti...
O anda, Angela sonunda Emma ile birlikte dönmüştü.
''Nereye gitmiştiniz? Tüm gün boyunca sizi hiç görmedim.'' Fei gülümseyerek konuştu.
''Hehehe, Majesteleri, Angela'yı özlediniz mi?''
Emma bir göz kırptı ve Angela'yı Fei'nin kollarına itti. Kıkırdayarak, ''Bir tesadüftü bu. Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu'nun içinde Prenses Tanaşha ile karşılaştık ve uzun bir süre onunla konuştuk... Majesteleri, Ekselansları oldukça nazik ve arkadaş canlısıydı. Bizimle birazcık bile bir üstünlük havasına girerek konuşmadı. Angela ile iyi bir diyalog kurdular... Hehe, ayrıca sizin, Majesteleri'nin hakkında da bir sürü soru sordu.’’
https://i.kym-cdn.com/entries/icons/mobile/000/027/456/kowalski.jpg
Magnec