Ehehehehehe dürüst adamlar siyaset yapamaz şekerrim! Ne kadar yüz o kadar iyi bir Kral.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
88. Bölüm Kralın Yöntemleri
Fei büyücünün dediği her şeyi dinledikten sonra, kafasında nelerin olup bittiğine dair bir fikir oluşmuştu.
Şu sözde Efsanevi Kalıntılar bir korsanın gömülü hazinesi gibilerdi. Eğer birisi keşfedilmemiş bir Efsanevi Kalıntı'yı bulabilecek kadar şanslıysa; büyülü gereçler, eğitim parşömenleri ve Tanrılar ile Şeytanlar'ın çağından bir sürü şey daha elde edebilirdi. Eğer bu eşyalardan iyice yararlanılırsa, şu Eindhoven İmparatorluğu Chambord'a karşı bir savaş başlatmak istese dahi Chambord'un korkmasına gerek kalmazdı.
''Pekala, yeterince konuştun. Şimdi şu haritayı ver bakayım!'' Fei elini uzatarak gülümsedi, ''Bay Elvis, haklısınız. Görünüşe göre, işbirliği yapmak için birçok fırsata sahip olacağız... Eh, ama bundan önce, şu haritayı bana verin ki onu inceleyebileyim. Haritanın ve söylediğin diğer tüm şeylerin yalan olmadığını nereden bileceğim?''
''Haha... Öhö, öhö... Hehehe, genç adam, benim bir aptal olduğumu mu düşünüyorsun?'' Büyücü ağız dolusu kan kusmaya devam ederek öksürdü. Yüzünde alaylı bir ifade vardı. ''Korkarım ki haritayı elimden çıkardığım anda, bir cesetten hiçbir farkım kalmaz.''
Fei bu cevaba hiç öfkelenmemişti. Çömeldi ve büyücünün omzuna yavaşça vurarak göz kırptı ve konuştu. ''Ah, nasıl yaparım? Bay Elvis, Savaş Tanrısı'na bir kral olarak onurum üstüne çoktan yemin ettim, nasıl sizi kandırmaya çalışırım? Artı, Chambord'daki Efsanevi Kalıntılar'ı araştırmak için, güçlü büyücü ve savaşçıların yardımına ihtiyacım olacaktır. Siz tam da benim ihtiyaç duyduğum kişisiniz. Hahaha, ortak ilgilerimiz var ve birbirimizin yardımına ihtiyaç duyuyoruz. Neden şimdi sizi öldüreyim ki?''
Büyücü, Fei'nin kelimelerini duyduktan sonra tereddütte kalmıştı.
Çağlar boyunca, Azeroth Kıtası'nda insanların kirletmeye izni olmadığı sadece iki şey vardı. Birisi Şövalyelerin Prensipleri'ydi, diğer ise Kralın Onuru'ydu. Özellikle Fei'nin, Savaş Tanrısı'nın üzerine içtiği ant tipi bunların başında geliyordu. Aslında Elvis, Fei'ye çoktan inanırdı; ancak nedense önündeki kralın iki yüzlü olduğunu ve pek güvenilir olmadığını hissediyordu.
Fei'nin ifadesi, Elvis'in tereddüdünü görmesiyle birlikte soğuklaştı.
Bir ''hmph'' demiş ve ayağa kalkarak, hemen Ölüm Büyücüsü Modu'na geçiş yapmıştı. Soğuk ve karanlık bir enerji bulutu etrafını sarmıştı. Fei elini uzatarak bir yeri işaret etmişti. Devamında da, ''Güm!'' İnanılmaz bir şey yaşanmış; büyücünün gözleri genişçe açılmış ve hatta neredeyse, göz bebekleri yuvalarından ayrılmıştı.
Saçılan kanların arasından bedhah bir iskelet, bir kemik kalkan ve kemik kılıç tutarak ölü paralı askerin vücudundan yükselmişti. Bu iskelet hareket ettiği her anda çatırdama sesleri oluşmasını sağlıyordu ve bu ses kemiklerinin birbirine sürtünmesiyle oluşuyordu. Gözlerindeki iki siyah delikle ve beyaz kemikleriyle, cehennemden gelmiş bir şeytanı andırıyordu.
Ölüm Büyücüsü - [Yükselen İskelet]
''Ah?! Sen...'' Büyücü, donuyormuşçasına titremeye başlamıştı. ''Sen... G... Gerçekten de... Şeytani Namevt Büyücüsü müsün? Ben... Ben... Ben...''
Fei hafifçe kaşlarını çattı.
Şaşırtıcı bir şekilde, benzer bir enerjinin de büyücüden geldiğini hissetmişti. O da karanlık bir ölüm enerjisiydi. Her ne kadar büyücünün vücudunun içerisinde, ciddi anlamda gizlenmiş şekilde ve zayıf olsa da 6. Seviye bir Ölüm Büyücüsü'nün gücüne sahip olan Fei'nin gözlerinden kaçamazdı.
''Haha, bu epey beklenmedik! Bay Elvis, görünüşe göre gerçekten de namevt büyüsünü biliyorsunuz. Başka bir şey söylemeyeceğim, eğer barışçıl bir şekilde haritayı verirsen gelecekte dostça işbirliği yapabilir ve kalıntıları birlikte araştırabiliriz. Aksi takdirde, benim gibi bir Ölüm Büyücüsü'nün size neler yapabileceğinizi biliyorsunuzdur... Ölseniz bile, ruhunuz pençelerimden kaçamayacak. Ruhunuzu ''yenileyip'', ona işkence etmek için pek çok yola sahibim... Er ya da geç bana o haritayı vereceksiniz... Neden boş yere acı çekmek ve zorluğa katlanmak isteyesiniz ki?''
Beyaz bir ölüm enerjisi bulutu, bir anda Fei'nin avucunda delicesine dönmeye başlamıştı. Fei bir yandan da kendini zorlayarak yüzüne tehditkar ve şeytani bir bakış yerleştirmeye çalışıyor, büyücüyü tehdit ediyordu.
Açıkçası o anda filmlerdeki gibi süper kahramanın bir arkadaşına, süper kahraman ile ilgili bilgi almak için işkence eden kötü adam gibi hissediyordu kendisini. ''Bunların hepsiyle başa çıkmak zorunda değilsin...'' Neyse ki o, Joker değildi ve büyücü de, Robin değildi.
Büyücü, vahşi iskelete biraz daha bakıp tereddütlü halini sürdürmüştü. Ama sonunda pes ederek Fei'ye haritayı verdi. Biraz işkence görmüş ve pek hoş olmayan yerlerine çeşitli şeyler sokulmuş olsa da, hala depolama yüzüğünü açmak için yeterli büyü gücü vardı. Fei'nin ''barışçıl'' teşvikleri ve birazcık da tehdide kayan sözleri onun kararsız kalmasını sağlamış olsa da, zor bir kararı sonunda vermek zorunda kalmıştı. Kolunu kaldırdı ve gizemli bir materyaldan yapılmış kıvrılmış durumda olan haritayı Fei'ye uzattı. ''Genç adam, bu o harita. Sözünün eri olman gerekiyor. Bir Dört Yıldız Büyücüsü olmadan, hiçbir zaman Efsanevi Kalıntı'yı açıp araştıramazsın. Beni öldürmekle eline hiçbir şey geçmeyecek.''
Fei haritayı alarak onu bir yoklamak istedi.
Haritanın küçük olduğu söylenemezdi. Kare şeklindeydi ve her bir kenarı, üç metre uzunluğundaydı. Bilinmeyen sarı bir materyalden yapılmıştı ve ağırlığı yokmuş gibi hissettiriyordu. Haritadan zayıf bir enerji yayılıyordu. Fei haritayı sallamış ve onun, havada bir anda kendiliğinden açılmasını sağlamıştı. Dağlar, tepeler, göller, nehirler, ormanlar... Üzerinde sayısız alan vardı. Renkli nokta ve dairelerle işaretlenmiş çeşitli, geniş alanlar içeriyordu. Haritadaki notlar ise garip karakterlerden oluşmaktaydı. Fei bu karakterlerin tanıdık olduğunu düşünse de, onların nereye ait olduğunu çözememişti.
Fei bu haritayı ilk kez görüyor olmasına rağmen içinden bir ses, Elvis'in ona sahte harita verip onu kandırmaya çalışmayacağını söylüyordu.
Genç kral yavaşça elini salladı; ''Çat!'' İskelet savaşçı parçalara ayrılmış ve bir kemik yığınına dönüşmüştü. Ayrıca Ölüm Büyücüsü'nü Barbar'a çevirdi ve etrafındaki yoğun ölüm enerjisi hiç var olmamışçasına gözden kayboldu.
Bu değişim, büyücünün gözlerinin hırs ve açgözlülükle parlamasını sağlamıştı.
O çok yetenekli bir büyücü değildi; Ay Seviyesi'ndeki ustası Ferdinand'ın talimatları altında yirmi yıldan fazla süre çalışmış ve yalnızca bir Dört Yıldız Büyücüsü olmayı başarmıştı. Bir keresinde Manchester İmparatorluğu'nda herkes tarafından alay konusu dahi yapılmıştı. Ancak, güç için olan hırsından dolayı, kendisine daha hızlı güç sağlayacak ve onu daha hızlı ilerletecek olan namevt büyüsüne çalışmak konusunda direnememişti. Sonuç olarak, Kıta'nın ''Derebeyi'' olan Kutsal Kilise tarafından dışlanmış ve hatta men edilmişti. Diğer insanların bunu fark edip onu ateş çukuruna yollamalarını engellemek için, namevt büyü güçlerini vücudunda dikkatli bir şekilde gizlemişti ve kimse henüz bunu fark etmemişti. Manchester İmparatorluğu'nu terk edip kıtada seyahat etmeye başlamasının ana nedeni, imparatorluğun başkentindeki yüksek seviyeliler ve güçlü rahiplerdi. Fei'nin namevt büyüsünün gücünü vücudunda saklama yöntemi ona devasa bir umut vermişti. Eğer bu yöntemi öğrenebilirse, namevt büyüsüne limitlere ulaşana kadar çalışabilir ve rahiplerin bunu fark etmesinden endişelenmesine gerek kalmazdı.
Kemik parçalarının yere düştüğünü gördükten sonra, Elvis biraz rahatladı.
Görünüşe göre önündeki adamın kendisini öldürmeye niyeti yoktu; sonuçta onun kalıntılar için olan bir keşfe ihtiyacı vardı. ''Bu harika. Güçlerimi yeniledikten ve iyileştikten sonra, bu kralla işbirliği yapıyormuş gibi yapıp Chambord'un kontrolünü gizlice alabilir, onun namevt büyüsünün güçlerini nasıl gizlediğini öğrenebilirim... Bu süreç içerisinde de ona sinsi bir şekilde saldırabilir ve bir sürprizle, onu öldürmeyi başarabilirim. Hehehe, kalıntılardaki kaynakları tek başıma ele geçireceğim ve bunu kimse bilmeyecek.''
''Genç adam, sana çoktan haritayı verdim, lütfen beni hızlıca iyileştir. Bu şekilde daha fazla dayanamayacağım...'' Dört Yıldız Büyücüsü Elvis, Fei'ye hızlı bir şekilde hatırlattı.
''Ah? Tamamdır! Ben sözümün eriyimdir sonuçta...'' Fei haritayı katlayarak tekrar küçük bir kare haline getirmiş ve onu kemerindeki depoya yerleştirmişti. Bir şişe [Can İksiri] çıkardı, çömeldi ve konuşmaya devam etti: ''Bay Elvis, sizinle işbirliği yapmak benim için bir zevktir. Güçlerimizi birleştirdikten sonra tüm kalıntıları kendimize saklayabiliriz. Hahaha...''
''Haha, genç adam, doğru kararı verdin.'' Elvis sonunda rahatlamıştı. Gülümsüyordu; ama algılanamayacak bir kötü niyet, bir anda gözlerinde parlayıvermişti.
''Eh... Doğru, ben şüphesiz doğru kararı verdim. Ama maalesef, sen tam olarak doğru kararı vermiş sayılmazsın...'' Fei'nin yüz ifadesi bir kere daha soğumuştu. Anında büyücünün boynunu yakaladı ve biraz güç ile, ''Çat!'' Elvis'in üst omurliğini ve boğazının üst kısmını parçalara ayırdı.
''Sen...''
Elvis'in gözlerindeki hayat izleri de yavaşça kayboluyordu. Ölümüne kadar şaşkınlığı belli olmuştu, yüzündeki gülümseme soluklaşamamıştı bile hala. En geniş hayallerinde bile bu genç kralın, neden onu öldürmeye cesaret edebildiğini bilemezdi. onun Efsanevi Kalıntılar'ı açıp araştırmak için güçlü bir büyücüye ihtiyacı olduğunu biliyordu. Bu ücra, küçük Chambord Krallığı'nda, uygun bir büyücüyü nereden bulabilirdi ki?
Elbette, eğer Fei'nin Diablo Dünyası'ndaki gelişimleriyle bir Dört Yıldız Büyücüsü'nün gücüne ulaşmak konusunda kendine olan güvenini biliyor olsaydı, bu kadar kolay vermezdi o haritayı. Ayrıca Fei Savaş Tanrısı'nın üstüne Alexander'ın ismi ve ruhu üzerine yemin etmişti, Elvis, gerçek Alexander'ın ruhunun ne zaman gittiğini ne zaman bilebilirdi ki?
''Senin gibi bir yılanla kesinlikle imkansız olacak böyle bir işbirliğine girişeceğimi mi sandın ki?'' demişti Fei kafasını Elvis'e yaklaştırarak, fısıldamasıyla ağzından çıkan kelimeler, Elvis'in hala içlerinde biraz hayat kalmış gözlerine doğru ilerlemişlerdi.
Elvis adlı bu büyücü yıkıcı bir güce ve güçlü bir arka plana sahipti. Ayrıca kötü niyet dolu bir zihni vardı ve Fei, onun tüm sağlığına kavuşmasına izin vermeye cesaret edemezdi. Bir anlığına bile dikkatini kaybederse tüm oyunu kaybedebilir ve bu zehirli yılan tarafından ısırılabilirdi. Bu şekilde, krallığın düşüşü ve sivillerin öldürülüşü saniyeler içerisinde gerçekleşirdi. Aesop tarafından binlerce yıl önce anlatılmıştı çiftçi ve yılan hikayesi, Fei, bu zehirli ve kötücül yılandan vücudunu koruyabilecek kadar akıllıydı.
Fei'nin elleri arasında son nefesini veriyor olan Elvis ise, birçok şeyi anlamıştı o anda. Bir anda sesi soğuklaşan, boğazına bir kaplan gibi pençesini yerleştiren bu genç adam, kesinlikle bir insan değildi... O, gerçek bir şeytandı. Gerçek bir şeytan! O kendisine baktığı anda, içinde biraz bile duygu kırıntısı bulunmayan o gözlerle karşılaşmıştı... Çok kişi öldürmüştü hayatında, çok ölümcül, tehditkar bakış görmüştü. Ama bu gencinki kadar çabuk değişen bir bakışı görmemişti... Elvis, bu gencin iki yüzlü olduğunu hissetmişti daha önce. Ama hissettikleri çok yanlıştı anlaşıldığı üzere. Bu kralın sadece iki değil, onlarca yüzü vardı...
Magnec