Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

83. Bölüm Çılgın [Hulk İksiri]

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Küçük odadaki hava biraz yoğun olsa da rutubetli değildi.

Fei dikkatli bir şekilde etrafa bakmış ve taş duvarlarda bulunan birkaç parmak büyüklüğünde deliği görmüştü. Görünüşe göre hava dolaşımı için kullanılıyorlardı. Yer altı mağarasındaki havalandırma sistemi oldukça etkileyiciydi. Bu devasa yeraltı yapısında birçok meşale ve ocak yanıyordu ve bir sürü mahkum hayatlarını burada sürdürüyordu; ama hava kalitesi kötü değildi. Aksine, oldukça iyi ve taze olduğu söylenebilirdi. Fei bu gizemli yapının, bunu nasıl yaptığını hiç bilmiyordu.

''Çat! Çat!'' 

Ocaklardaki kömürler yanıyor ve hafif çatırdama sesleri oluşturuyorlardı. Odadaki alev titreşiyor, garip bir atmosfer oluşmasını sağlıyordu. Zincirlenmiş durumda olan o paralı askerlerin üçü de kesinlikle suçluydu. Her ne kadar işkence görmüş olsalar da, ruhları hala sert ve sağlamdı. Gardiyanların odadan ayrıldığını gördükten ve Oleg'in, önündeki lüks giyimli genç adama ''Majesteleri'' diye seslendiğini duyduktan sonra, çirkin bir ifade yüzlerinde belirmiş ve demir zincirlerini yerde sürükleyerek, Fei'ye yavaşça yaklaşmaya başlamışlardı...

''Bu küçük kralı rehin alıp bu koyduğumun hapishanesinden kaçmak sadece bir zaman meselesi oldu...'' 

''Bu adamı Tanrı yolladı! Hahaha, çabuk girişi kapatın ve kaçmasına izin vermeyin...'' 

Üç paralı asker birbirlerine göz kırpmış ve uyumlu bir şekilde Fei'nin etrafına sarmışlardı. Birbirlerine iğrenç bir şekilde sırıtıyorlardı. Fei'ye adeta bir cesede bakıyormuşçasına bakıyorlardı. Yüzlerindeki ifadeler, karşılarındaki genç krala her şeyi çoktan anlatmıştı.

''Hmph, sizler niye bu kadar özgüvenlisiniz? Aklınızı alırım, ona göre!'' 

Fei alaylı bir şekilde gülmüş ve kolunu kaldırdığı gibi adamlardan birini yakalamıştı; üçlü arasındaki en güçlü olan kel eleman biraz bile direnememiş ve Fei o anda, tıpış tıpış yürümeye çalışan bir çocuğu yakalamış gibi hissetmişti. Diğer avucuyla paralı askerin kel kafasına hemen bir tokat yapıştırmıştı. ''Çat!'' İç titretici bir ses ile birlikte adamın kafası bir anda göğsünün içine gömülmüştü. Seviye 16'da olan bir Barbar'ın gücü, bir anda adamı başsız bir cesede dönüştürüvermişti.

Diğer ikisinin yüzü ise, bu dehşete düşürücü sahneyi gördükleri anda soluklaşmıştı. Öyle korkmuşlardı ki, biraz daha korkarlarsa ruhları vücutlarından fırlayıverecekti. Yüzlerindeki çirkin ifadeler hızlıca kaybolmuştu, titremeye başlamıştı herifler. Epilepsi nöbeti geçirircesine neredeyse birbirleriyle bile konuşamıyorlardı. Bu paralı askerlerin üçü de iğrenç suçlar işlemişti ve ölmeyi hak ediyorlardı. Yarım ay önce, sadece bir gümüş çalmak uğruna zavallı bir aileyi katletmişlerdi. Gariban çiftin vücut parçalarını bölmüş, onların organlarını parçalamış ve çiftin, 13 yaşındaki küçük kız çocuğuna tecavüz etmiş, daha sonra da onu öldürmüşlerdi. Bu suçlar tanrıların dahi öfkelenmesine yol açardı. Trajedi, Brook tarafından keşfedilmiş ve adam, herifleri kralın gardiyanları ile birlikte on beş kilometre kadar kovalayarak, canlı ele geçirmişti. Fei, çoktan bu üç paralı askerin kayıtlarını ve dokümanlarını gözden geçirmişti. Yani onları adeta böcek gibi ezip öldürmek, Fei'ye psikolojik olarak herhangi bir yük veya suçluluk duygusu vermiyordu.

Fei altlarına sıçmak üzere olan diğer iki paralı askeri hiç umursamadı. Yavaşça çömelmiş ve elini kel kafalı herifin cesedinin göğsüne bastırmıştı. Aniden hafifçe kükremişti genç kral, daha sonra da elinden çıkan büyü gücü akışı hızlıca cesedin içine girmiş ve cesedin göğsünü delmişti. Boğuk bir sesin ardından, cesedin göğsü bir anda patlamıştı. Kocaman kanlı bir delik göğsün üstünde belirmiş ve bir kan havuzunun içerisinde yüzüyor olan organlar ortaya çıkmıştı.

Bu, Barbar'ın [İksiri Bul] yeteneğiydi.

Fei bu sonuçla birlikte hayal kırıklığına uğramıştı; tek bir iksir dahi bulunabilmiş değildi. Seviye 1'de olan [İksiri Bul]'un limitleriyle birlikte bir iksir bulmak garantili değildi. Bir ihtimal problemiydi bu.

Bu şekilde bir cesedi harcamıştı yani...

Fei kolunu kaldırdı ve bir kere daha paralı askerlerden birini yakaladı. Uzun sakallı paralı asker kaderinden kaçamamış ve Fei tarafından kavranmıştı. Her ne kadar ölmeden önce umutsuzca çığlık atıp mücadele etmiş olsa da, Fei'nin kafasına tokadı vurup, onun kafasını da göğsünün içine sokmasına engel olamamıştı... Daha sonra da kral sağ avucunu cesedin göğsüne bir kere daha yerleştirmişti. Hafifçe kükreyerek bir kere daha bir büyü akışının cesede doğru ilerlemesini sağlamıştı; [İksiri Bul] tekrardan başlamıştı.

''Bang!'' 

Sadece hafif bir patlama olmasına rağmen, kan aniden her yere saçılmıştı.

Tüm iç organlar, bir kere daha parçacıklarla dolu bir kan havuzuna dönüşmüştü ve Fei, yine hayal kırıklığına uğramıştı; bulunan bir iksir yoktu.

Genç adam içinden bir şeyler geçirirken, Fei'nin kaşları çatılmıştı. ''Acaba buradaki cesetlerle Diablo Dünyası'ndaki cesetler arasında bir fark olabilir mi? Hiç iksir bulamamış olmamın nedeni ne olabilir ki? Ama taş köprünün üzerinde, Ölüm Büyücüsü'nün [Ceset Patlayışı] yeteneği mükemmel bir şekilde gerçekleşmişti. Bir sorun olmamalı bunda da...'' 

Fei arkasına döndü ve en sona kalmış, uzun ve ince paralı askere bakmıştı. Son paralı asker Fei'nin bakışlarını gördüğü anda bir çığlık koparmış ve ''Şeytan!'' demişti. Daha sonra da  gözleri kaymış ve herif bayılıvermişti.

Fei bu konuda biraz düşündükten sonra bu paralı askerin daha sonra yararlı olabileceğini düşünmüş ve son paralı askerle de uğraşmaya zahmet etmemişti.

Bunun yerine arkasını dönerek gümüş maskeli şövalyenin cesedinin yanına yürüdü ve adamın maskesini çıkardı. Maskenin altında genç bir yüz vardı. Adamın kahverengi, güzel saçları vardı ve saçlardan yayılan güzel bir koku mevcuttu. Kavisli bir burnu, oval şekilli yüzü ve beyaz, pürüzsüz bir cildi vardı bu şövalyenin. Onu gören hemen herkes, bu adamın varlıklı olduğunu ve asil bir çevreyle yetiştiğini söyleyebilirdi. Anlaşıldığı üzere canlıyken oldukça yakışıklıydı; ancak ölümünden sonra diğer paralı askerlerle arasında hiçbir fark kalmamıştı.

Bu şövalyenin lüks ve kaliteli bir zırhı vardı. Her ne kadar ölmüş olsa da, hala zırhın yüzeyinde dolaşıyor olan büyü gücünün işaretleri mevcuttu; onun üstünde görünebilir bir mavi enerji dolaşıyordu. Kesinlikle ileri seviyede, geliştirilmiş bir büyülü zırh setiydi bu. Zaten bu da Fei'nin onun zırhına saldırmaktan kaçınarak, direkt olarak herifin boğazını delmesinin nedeniydi. Doğal olarak, bunun bir kullanımı olacaktı.

Fei kibar bir adam değildi. Cesedin üstündeki tüm eşya ve zırhları dikkatli bir şekilde çıkarmıştı. Cesedin üstünde kalanlar yalnızca normal birkaç parça kumaştı. Sağ eliyle şövalyenin gücüne bastırmış ve tekrardan hafifçe kükremişti. [İksiri Bul] bir kere daha aktifleşmiş ve parlak bir büyü akışı, cesedin içine akmaya başlamıştı...

''Bang!'' 

''Cumburlop!'' 

Fei iki ses duymuş ve birisi diğerinden sonra gelmişti. Göğüs patlayarak büyük ve kanlı bir deliğin ortaya çıkmasını sağlamıştı tabii... Hızlıca parlayan bir yeşil ışığın ardından, bir deney tüpü gibi görünen bir şişe, seyrek havanın içerisinde ortaya çıkmış ve yukarı fırlayarak üzerine saçılan tüm kandan kurtulmuştu. Otuz santimetre kadar yukarıya çıktıktan sonra hareket etmeyi bırakmış ve havada, öylece asılı kalmıştı. Son derece akıcı bir şey vardı o şişenin içerisinde; yeşil sıvı, sersemletici bir şekilde parıldıyordu.

''Başarılı!'' 

Fei son derece memnundu; hızlıca elini uzatıp yeşil şişeyi yakaladı.

Hafif bir ılıklık genç adamın avucunda, şişenin içinden aniden yayılmaya başlamıştı. O hafif ve rahatlatıcıydı. Resmen yaşayan bir şey gibiydi. Hatta Fei belli belirsiz bir şekilde bir dostluk hissi bile duymaya başlamıştı. Bu yeşil sıvı, zayıf bir ruhsal enerji yayıyordu ve annesinin karnından yeni çıkmış bir bebek gibiydi...