Tanasha iyi gibi prensinde gönlünü alalım
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
66. Bölüm Gizemli Kadın (2)
''Tanasha Abla, bu noksan eleman nasıl şanlı ve zarif bir kral olabilir? O utanmaz, kaba barbarın biri... Bizi görmezden gelip, ana imparatorluğumuz olan Zenit İmparatorluğu'nun şeref ve görkemini hiç mi hiç takmadı...''
Küçük Prens Tropinski, Zuli Nehri'nin kuzey kıyısına, halat ve ahşap plakalardan yapılan geçici köprüden geçerken korkuya kapılmış durumdaydı. Chambord'un kapılarından girerken de, Fei ile ilgili kötü şeyler söylemeye hala devam ediyordu. Onu ve takipçilerini atlarından düşürerek tartaklamış olmasıyla verdiği ilk izlenimi ya da onun hiç makul olmayan bir şekilde, nehrin güney kıyısındaki Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu'nu umursamamış olması fark etmeksizin, Tropinski bu Chambord Kralı'ndan hiç hoşlanmamıştı.
Aslında, Tropinski pek de kindar birisi değildi. Zenit İmparatorluğu'nun üstün şövalyeleri için, zaten Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu ile birlikte uzak bir kırsal bölgede yer alan Chambord'a gitmek, onlar için yeterince büyük bir onurdu. Ama daha taç bile giymemiş acınası kral, ki bu kral yalnızca altıncı seviyedeki bir krallığın kralıydı, pis gururunu iyice havalara yükseltmiş ve onları coşkuyla karşılamamıştı. Bu tavır, lejyondaki birçok şövalyeyi etkilemişti. Eğer Prenses Tanasha'nın sakinliği olmasaydı, Kralın sarayına hücum eder ve bu kaba krala, unutulmaz bir ders verirlerdi.
''Jimmy, Şövalye'nin Kanunu bize, başkalarını kabalıklarından dolayı suçlamadan önce kendi davranışlarımızı düşünmemizi söyler.''
Tanasha kardeşinin şikayetlerine hiç aldırmıyordu. Ilımlı ve zayıf bir ses tonuyla konuşmaya devam ediyordu. Zenit İmparatorluğu'nu Taç Giyme Seromonisi'nde temsil eden kişi olarak, prenseslerin en büyüğü olan Tanasha'nın buna pek takılmayıp, soğuk ve sakin bir şekilde karşılık vermesi şaşırtıcıydı. Kimse majestelerinin ne düşündüğünü bilmiyordu; tüm bunlar boyunca o arabada kalmıştı ve dışarı çıkıp kendini göstermiyordu.
Chambord Kalesi'nin kapısının altında.
Bast, kaba rotacı kıyafetini değiştirerek lüks, siyah bir cübbenin içerisinde girmişti. Şu anda daha da zarif bir mizaca sahip olan birisi olarak, iki hizmetkarla birlikte kapının arkasında saygılı bir şekilde beklemekteydi.
Prenses'in arabasının varışını gördükten sonra hızlı bir şekilde selam vererek, açıklamaya başlamıştı Bast: ''Prenses ve Prens Hazretleri, Kralımız savaşta ağır yaralar aldı ve maalesef, sizi kişisel olarak karşılamaya gelemedi; bu konuda son derece üzgün olduğunu söylememi istedi. Ancak, Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu için bir şölen ve konuk hazırladık hızlıca.''
Doğrusu, bu yakışıklı yaşlı herif son üç saatte aşırı derecede yoğun ve meşguldü.
Genç ve enerjik Kral Alexander, yalnızca asker ve vatandaşlarını nasıl ödüllendireceğine odaklanıyor ve bu konuya ilgi gösteriyordu. Bast ise Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu'nu ile ilgilenme işine konstantre olmak zorunda kalmıştı. Yıkılmış köprüyü hızlıca tamir etmeleri için insanları organize eden oydu. Bast'ın prestiji, onun ''hazinelerle kaçması''ndan sonra son derece düşmüştü ve insanlar, bu ''yaşlı lavuk''u dinlemeye pek de gönüllü olmuş sayılmazdı. Ancak, bu sinsi yaşlı tilki harbiden de sinsi ve yaşlı bir tilkiydi. Söylediği tek şey, ''Eğer köprü zamanında tamir edilmezse, Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu onu taçlandırmadan geri gider ve Alexander, taçsız kalır.'' demekti. Bunu duyan Chambord'un sakinleri, aniden tüm çabalarını birleştirerek hızlı bir şekilde köprüyü tamir etmeye başlamışlardı. Bazı hafif yaralı askerler bile gönüllü bir şekilde katılmışlardı buna. Hızlı bir şekilde birçok ip köprünün iki kısmını bağlamış ve sağlam, ahşap plakalar da onların üstüne döşenmişti; atlar ve araba bu şekilde karşıya geçebilmişti.
Bast izlerken dilini şaplatmıştı ağzında.
Tüm işlem, düşündüğünden daha az vakit alarak yalnızca iki saat sürmüştü. Alexander'ın Chambord'daki prestiji eşsizdi; eski kralınkinden bile daha iyiydi. Gerekirse vatandaş ve askerler, kralları için ölmeye dahi gönüllü olacaklarmış gibi görünüyordu.
''Yolu göster.''
Bast'ın mazeretini duyduktan sonra, hala arabanın içinde olan Prenses Tanasha hızlıca cevap verdi. Sesi hala zayıftı, ama aynı zamanda kayıtsız ve soğuktu da. Kimse onun sesinden ufacık bir bilgi dahi alamazdı. Zenit İmparatorluğu'nun en büyük prensesi, herhangi bir ruh haline sahipmiş gibi görünmüyordu.
Bast kafasını sallayarak zarifçe eğildi. Daha sonra da arkasını dönerek, yolu göstermeye başladı.
Şaşırmamıştı. Zenit İmparatorluğu'nun başkenti, St. Petersburg'u terk etmelerinin ardından, bu gizemli ve prenseslerin en büyüğü olan kişi, hiçbir zaman bu tavrı bozmamıştı. Bast en başından beri bu konuda bir meraka sahipti, ama şimdi buna alışmış gibi görünüyordu.
Kaleye girmelerinin ardından, Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu, önceki Askeri Yargıç Conca'nın konağında konaklamaya başlamıştı.
Vatan hainliğinden suçlanıp Kral Alexander'ın bizzat kendisi tarafından idam edilmesinden dolayı Conca'nın devasa ve lüks köşkü, kralın mülkü haline gelmişti. Bast çoktan birçok hizmetkar bulmuş ve köşkü temizletmişti; hatta daha da ileri giderek onu yeniden dekore ettirmişti. Böyle bir düzenleme, müşkülpesent Prens Tropinski ve diğer askerleri dahi memnun etmişti.
Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu kendi hizmetkar ve uşaklarından bir sürü getirmiş olduğundan, Bast bu konuda bir endişe duymamıştı. Ancak bu yakışıklı yaşlı herif gücünden idari dosyalarla uğraşırken yararlanmaya başlamıştı; o kibirli şövalyeler ona ne kadar soğuk davranırsa davransın, o onlara adil davranmış ve saygısızlık ya da ihmalkarlık göstermemişti.
''Prens ve Prenses Hazretleri, Kral Alexander bu gece kralın sarayında Chambord'un savunma savaşının başarısını kutlamak için bir kutlama düzenliyor olacak. Eğer Prens ve Prenses Hazretleri de katılma nezaketini gösterirse, bizleri onurlandırmış olurlar.''
Ayrılmadan hemen önce Tanasha ve Tropinskiyi davet etmişti Bast.
Aslında, Fei, Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu'ndaki kimseyi davet etmek istememişti, ama Bast, bu partinin iki tarafın da birbirlerini daha iyi tanıyarak daha önceki fikir ayrılıklarını çözmeleri için yararlı bir yer olacağını düşünmüş ve onları da davet etmeye karar vermişti.
''Ne kutlaması? Ha, kutlama yapmaya yüzü var mıymış onun? Tüm o siyah zırhlı düşmanlar, bizim süvarilerimiz tarafından o alanda yok edildi... Eğer orada yetenekli ve cesur Zenit Süvarileri olmasaydı, o kral çoktan ele geçirilmiş ve düşmanlar tarafından hapsedilmiş olurdu. Haha, pekala, mal kralına benim kesin geleceğimi söyle. O arsız herifin başkasının zaferini nasıl kendisininmiş gibi göstereceğini merak ediyorum!''
Küçük Prens Tropinski aksi bir şekilde cevaplamıştı.
***
Gün batımı, kan kadar kızıldı.
Chambord'un etrafını sarıyor olan dağlar, altın ışığın altında yıkanıyordu adeta. Kale, dalgalanan nehirden bağımsız bir şekilde son derece huzurlu ve barış içerisinde görünüyordu. Estetik manzara, sarhoş edici bir bağımlılık haline geliyordu resmen.
Kalenin içinde döşenmiş taş yolun üzerinde birçok yaya vardı.
Krallığın savunmayı başarmasına ve Kral Alexander'ın sonuçları hesaplamak için epey çaba sarf etmiş olmasına rağmen, hala Chambord'un vatandaşlarına yardımcı olunması için yapılması gereken bir sürü iş vardı. Savunma araçları ve silah olarak kullanılmak üzere geçici olarak sökülen pek çok ahşap levha, taş ve ağır eşyaları geri taşımak gerekiyordu. Kendi askerlerinin cesetlerinin onurlandırılması, düşman askerlerinin cesetlerinin ise, çürümüş cesetlerden yayılıyor olan veba gibi hastalıklardan korunması için yakılması gerekiyordu... Savaşın bitişi, birçok diğer karışık işin başlaması anlamına geliyordu.
Kimse sokaktaki yeni misafiri fark etmemişti.
Yüzü kara bir duvağın altında kalıyor olan gizemli bir kadın, koruması olduğu belli olan tam zırhlı kadın bir şövalyenin eşliğinde yürümekteydi. Arkalarında, gülümseyerek yürüyen uzun ve sarışın bir savaşçı sessizlik içerisinde onları takip ediyordu.
''Majesteleri, bu küçük kalenin manzarası hiç de fena değil ve sokaklar, geniş ve ferah bir şekilde organize edilmiş. St. Petersburg ile kıyaslanabilecek düzeyde elbette olmasa da, bu altıncı seviyedeki bir krallık için nadir bir şey.'' Sokaktaki binaları merakla gözlemliyordu kadın şövalye. Ancak ileride kralın sarayını gördüğünde kaşları çatılmıştı. ''Ama, bu Kral Alexander'ın açgözlü ve lüks yaşamayı seven bir adam olduğunu düşünüyorum. Eğer öyle olmasaydı, neden kendisine böylesine görkemli bir kale yaptırırdı ki?''
''Susan, ben tam tersini görüyorum...''
Gizemli, kara duvaklı kadın kafasını iki yana sallamış ve yavaşça konuşmaya başlamıştı. ''İmparatorluk Şehri'nde Kral Alexander'ın üç yaşındaki bir çocuğun zekasına sahip bir salak olduğuna dair söylentiler vardı. Ancak şimdi bakınca, onların yanlış olduğu belli oluyor. Yoldaki, yoğun bir savaştan yeni çıkmış, hatta sevdiklerini kaybetmiş yayalara batığında, yüzlerinde beliren, ruhlarından gelen mutluluğun simgesi olarak gülümsemeleri görebiliyorsun. Birbirlerini selamlarken ''kralımız çok yaşa'' dediklerini duymadın mı? Salak bir krala vatandaşları böylesine sadakatli ve destekçi olur mu? Görkemli saraya gelince... Eğer saraydaki taşların rengine bir göz atarsan, bu sarayın sekiz yaşını geçmiş olduğunu söyleyebilirsin; belli ki Alexander adlı kralla bir bağlantısı yok...''
Gizemli kara duvaklı kadın durmuş ve konuşmaya devam etmişti, ''Susan, aniden bu geceki kutlama partisine ilgi duymaya başladım. Hadi geri dönüp kendimizi hazırlayalım, bu gece benimle birlikte gelmen gerekiyor.''
''Hehehe, Ekselansları, görünüyor ki böyle bir partiye ilk katılışınız olacak. Bast isimli kahyaya, yolu göstermesi için birini göndermesini bildiririm...'' Genç kadın şövalye şaşırmıştı.
''Ona bildirmeye gerek yok, sessizce gidebiliriz... Fakirlerin de, zenginlerin de; herkesin davetli olduğu bir parti olduğunu söylememiş miydi o? Sıradan siviller gibi gidebiliriz.'' dedi gizemli kadın.
''Ha, bu daha da iyi! En azından şu can sıkıcı asilzadelerle uğraşmamız gerekmez, hehe... Bekleyin, Eksalansları. Şu rahatsız edici adam hakkında ne düşünüyorsunuz?'' Kadın şövalye, bir yandan gülümserken sessizce onları takip ediyor olan sarışın savaşçıyı işaret etmişti.
Kadın, ''Şövalye Kaptanı Romain, bizimle gelmeye ne dersiniz?'' diyerek adama seslenmişti. Bu, kara duvaklı kadından gelen bir öneri gibi görünüyordu; ama aynı zamanda bir emir gibi de hissettirmişti.
Sarışın savaşçı kafasını salladı. ''Benim için bir onur olur, Ekselansları.''
***
Güneş gökyüzünün batı tarafına yerleşmiş ve gece, tüm yeryüzünü kucaklamıştı.
Karanlık kalede ışıklar yanıyor ve yıldızları andırıyorlardı. Kralın sarayı ışıl ışıldı ve devamlı olarak, vatandaşlar gelerek saraydaki kalabalığın daha da büyümesini sağlıyorlardı. Yarım saatten kısa bir süre içerisinde, surdaki nöbetçi askerler dışarısında, Chambord'daki neredeyse herkes kralın sarayının içerisine toplanmıştı.
Kutlama partisi başlamak üzereydi.
Magnec