Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

64. Bölüm Yaşlı Lavuk

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

''Sonunda yine Chambord'a döndüm.'' Bast'ın tüm endişeleri kaybolmuştu.

Sağlam ve temel olarak bozulmamış durumda olan suru gördüğünde Bast rahat bir nefes aldı.''İyi, destek kuvvetler geç kalmamış. En kötü senaryo gerçekleşmemiş ve siyah zırhlı şövalyeler, kaleyi fethedememiş...'' diye düşünürken, bir yandan da iç çekmişti. ''Bir numaralı savaşçı Lampard burada, yani Bazzer pek bir şey yapamamıştır. Angela ve salak kral güvende ve sağlıklı olmalılar.''

Sayısız mahvolmuş ceset ve yoğun savaştan kalan  surun üstündeki işaretler, Bast'ın zihninde terör estirmişti. Nasıl Chambord'un dayandığını bilmiyordu, bir mucizeydi bu. Dört yüz askerlik kralın gardiyanları, iki binden fazla elit düşmanın yaptığı kuşatmaya karşı beş gün nasıl durabilmişti?

Köprüye adım atmasından sonra, sakin, aklı başında ve soğukkanlı Bast, sonunda sersemlemişti.

''Yüce Savaş Tanrısı... İnanılmaz! Taş köprüyü kırmak mı? Kimin fikriydi bu? Eh, Lampard da, Brook da dikkafalı, bunun onların fikri olmasının imkanı yok... Bazzer olabilir mi? O yaşlı köpek ne zamandan beri iyi bir şey yapıyor ki?''

Bast bir sürü düşünce zihninden geçerken başını yavaşça eğmişti.

Aniden, kısmen yıkılmış köprünün öteki tarafındaki neşeli bağırışları duymuştu. Chambord'un bir sürü vatandaşının nedeni bilinmeyen bir şekilde diğer tarafta toplandığını ve kutlama yaptıklarını görmüştü. Hızlı akıntının seslerinin arasında, zayıf bir şekilde, ''Kralımız çok yaşa!'', ''Majesteleri'ne selam durun!'' gibi sesler duymuş ve şaşırmıştı biraz, ''Kralımız çok yaşa mı? Eh... Herhalde mal Alexander'dan bahsetmiyorlardır, değil mi?''

Bast adımlarını hızlandırmış ve başka bir şok edici sahne görmüştü...

Güzel ve masum kızı Angela, kaleden çıkmış köprüye doğru koşturuyordu hızlıca. Tüm hanımefendi tavırlarını bir kenara bırakmış ve çiçeklerin arasında kanat çırpıyor olan güzel bir kelebek gibiydi. Yüzü tamamen kırmızılaşmıştı ve kalabalığı yararken, derin derin nefes alıyordu. Yüzünü kaplayan gülümseme beraberinde göz yaşlarını getirmişti ve bir anda kız, kan lekeleriyle kaplanmış, neredeyse parçalanmış bir zırh giyiyor olan genç bir adamın kollarına atlayıp, ona sarılmaya başlamıştı.

Bast gözlerine inanamıyordu.

''Tanrım! Ne zamandan beri benim saf ve itaatkar bebeğim Angela böyle cüretkar ve serbest oldu? Halka açık alanda yabancı bir adama sarılmak mı? Gelecekte krallığın kraliçesi olacağını unuttu mu o? Yoksa, ben Chambord'u terk ettikten sonra büyülü bir şey mi yaşandı?''

Bast, bu sahneyi biraz düşündüğü sırada heyheylerinin tepesine çıktığını hissediyordu.

Sersem kızına, genç bir adamın hoş ve cazibeli sözlerine aslakanmaması gerektiğini hatırlatması gerektiğini hissetmişti. Hızlıca boşluğun üstünden atlayarak kasten bağırmıştı: ''Hey Angela, frambuazlı pastam! Ben geri döndüm!''

***

Yıkılmış köprünün diğer tarafında.

Fei sıcak ve yumuşak bir sarılışın hissiyatıyla mest olmuş, hazlara dalmış durumdaydı. Güzel nişanlısının bir anda kaleden fırlayıp kollarına atlamasıyla şaşırmış olsa da, kısa bir süreliğine yaşadığı şaşkınlığın ardından zevk ile dolmuştu. Kendi kendine söylüyordu mutlu bir şekilde, ''Hehehe, bu mükemmel bir eşleşmeden sayılır, değil mi? Kahraman ve güzellik...''

Fei son derece memnun bir şekilde az daha dişlerini düşürecekken, bir yandan da salyasının akmasını sağlayan dürtülerini, kolundaki güzelliği iyice hissetmek için tutarken, birisi utanmaz bir şekilde tadını kaçırmıştı bağırışıyla. ''Hey Angela, frambuazlı pastam! Ben geri döndüm!''

Fei sinirlenmişti.

''Lanet!'' demişti kendi kendine, ''Bu kör lavuk da kim lan?! Benim kızımla açık açık flört etmeye çalışmaya cüret eden de kim?!''

Öfke ateşi Fei'nin içinde aniden yanmaya başlamıştı. Genç kral bir anda, son derece kıskanç birisi olmaya başlamıştı. Etrafına bakmış ve öfkeli bir şekilde, diğerlerinin bakışlarını takip ederek köprünün karışısındaki bir herifi görmüştü. Kolundaki kıza ''uygunsuz'' bir şekilde bakıyor olan, iyi görünümlü ''yaşlı lavuk''u görmüştü. Kesinlikle keyfi kaçmıştı.

''Bu yaşlı herif de kim lan?!''

Fei, yumruklarının kaşınmaya başladığını hissetmişti.

Köprünün diğer tarafından utanmaz bir şekilde göz kırpmaya devam eden ''yaşlı lavuk''u görmesinin ardından, Fei neredeyse dişlerini sıkmaktan onları parçalara ayıracaktı ve parmak eklemleri, yumruklarını sıkış kuvvetinden kaynaklı bir şekilde çatırdıyordu. Fei'nin yanındaki asker ve vatandaşlar neşeyle bağırmayı bırakmış ve Fei ile birlikte, yüzlerinde garip bir ifadeyle adama bakmaya başlamışlardı.

Bast, kralın koleksiyonundaki bir ton hazineyi alıp kaleyi terk etmişti. Birçok kişi kahyanın kızını salak damadına terk edip, hazinelerle birlikte kaçtığını düşünmüştü. Ancak kimse, onun böyle bir anda geri döneceğini düşünmezdi. Hiç kimsenin beyni yeterince hızlı bir şekilde tepki verememişti buna; bu yüzden ifadeleri garipti.

Ama Fei, bunu tamamen yanlış anlamıştı.

Kralın nişanlısı ile adeta açık açık flört edilmişti. Özellikle bu, bir de zafer kutlaması esnasında yapılmıştı. Nasıl tepki vermesi gerekirdi ki? Fei refleksif bir şekilde, herkesin yüzünün garip olmasının nedenini düşünmüştü...

''Vızz!''

Fei aniden Barbar'ının [Sıçra]'sını kullanmış ve kanatlı bir kaplan gibi, köprünün kuzey kısmından güney kısmına sıçramıştı. Hiçbir şey söylemeden gelecekteki kayınpederinin yakasını kavrayarak, kafasındaki ''yaşlı lavuk''u yerden kaldırmıştı. Tahtası eksik bu herife bir ders vermeye hazırdı...

O an, Angela'nın titrek sesi duyulmuştu, ''Baba, sen... Geri gelmişsin!''

''Eh... Baba mı?''

Fei şaşkındı. Bu düşünce bir anda beyninde bir yıldırım gibi parlamış ve onun yüz ifadesi de garip bir hal almıştı, ''Ulan, bu yaşlı herif... Gerçekten de Angela'nın babası mı?'' diye kendi kendine sormuş ve soğuk terler dökmeye başlamıştı. Bir şey söylemesinden önce, ellerindeki yaşlı adam şaşkın bir şekilde seslenmişti ona. ''Alexander, bu sensin... Sonunda normale dönmüşsün... Ay, ne yapıyorsun lan köfte, ben senin gelecekteki kayınpederinim! Hemen yere indir beni...''

Fei utanmıştı.

İyice sıvadığını hissederek, ''Hay anasını!.. Bu nasıl iş böyle? Gelecekteki kayınpederimi kıskanmak mı? Yunan Mitolojisi'ndeki, kendi annesiyle evlenen Oedipus'in durumu kadar trajik bu... Ne yapmalıyım?'

''Panikleyemem, her şeyi halletmem lazım!''

Biraz düşündükten sonra, bir fikir belirmişti kafasında. Bir saniye içerisinde şiddetli bir şekilde yaka tutuşu sonlanmış ve bir anda, samimi bir sarılışa dönüşmüştü. Fei Bast'ı iki koluyla sıkıca sarıp sarılarak, yüzüne şaşkın ve neşeli bir gülümseme yerleştirmişti. ''Ah, canım amcacığım Bast, seni çok özledim!''

''Eh, gerçekten mi? Neden ölmemi istiyormuşsun gibi hissediyorum peki ben?'' Bast Fei'nin sıkı sarılışında, nefes almak için güçlük çekiyordu.

''Hehe, takılma onlara takılma! O senin hayal gücün, %100 hem de... Eh, sana daha da çok sarılmama izin ver, acayip özlemişim seni...'' Barbar'ın [Sıçra]'sı başlatılmış ve Fei, gelecekteki kayınpederini kollarının arasında tutarak, tekrardan köprünün güney kısmından kuzeyine zıplamıştı.