Gelmeseydiniz daha iyiydi yav şimdi bide herkes ne olduğunu soracak ganimetler gidecek yazık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
61. Bölüm Büyük Zafer
Chambord'lu asker ve vatandaşların ayakta kalmak için dahi güçleri yoktu şu anda, silahlarını yere düşürmüşlerdi. Hepsi kalenin kapılarından fırlayarak ileriye doğru surdan fırlamışlardı. Herkes yıkılmış köprünün üstüne gitmek istiyorlardı. Ölecek olsalar dahi, krallarını geri getirmek istiyorlardı. Hiçbirisi, Savaş Tanrısı tarafından kutsanmış krallarının öldüğüne inanmıyordu. O yaşamak zorundaydı... Zorundaydı işte!
Kalabalığın arasında sessiz kalabilen yalnızca birkaç kişi vardı; hepsi farklı ifadelere sahipti, ancak heyecanları gözlerinden sızıyordu. Başbakan Bazzer gözetleme kulesinin yanında duruyor ve hazzını bastırmaya çalışırken zor zamanlar geçiriyordu, ''Mükemmel! Sonunda öldü o!'' diye geçirmişti içinden. Doğrusu, Alexander mükemmel bir savaş sergilemiş ve ona, ne derece güçlü olduğunu ve onun için nasıl bir tehdit oluşturduğunu göstererek onu şok etmişti. Bu ergen, salak kralın böyle bir güce sahip olacağını beklemiyordu, ''Alexander'ın daha önceki salak davranışlarının tamamı rol falan mıydı yoksa?'' diye düşünüyor ve bu aklına her geldiğinde, soğuk terler döküyordu. Köprüdeki yenilmez figüre ne kadar çok baktıysa, o daha çok dehşete kapılmıştı... ''Bu mükemmel! Alexander düşmanların elinde öldü ve köprünün yıkılışı ise, düşmanların artık Chambord'u tehdit edememesi anlamına geliyor. Tek taşla iki kuş vurmuş oldum! Gelecekteki planlarım mükemmel bir şekilde gerçekleştirilebilecek şimdi.''
Bazzer'ın yanındaki dombili Gill'in yüzünde de büyük bir gülümseme vardı.
''Alexander, seni salak! Sonunda öldün, hahaha... Salaklar salak olarak kalır. Normale dönmüş olsan dahi, bildiğin tek şey aptal bir domuz gibi sürekli hücum edip hayatını bu düşük sınıflı vatandaşlar için riske atmaktı. Gördün mü, şimdi o oklarla kaplısın!''
Gill kafasını çevirmiş ve Angela'ya bakmaya başlamıştı. Gözlerinde müstehcen ve vahşi bir bakış belirdiği gibi dudaklarını yaladı, gözleri çılgınlıkla doluydu. Eğer Brook Angela'yı yakından koruyor olmasaydı, Gill daha çok bekleyemez ve çoktan bir şey yapardı...
***
Düşman üssünün merkezine konuşlandırılmış büyük, siyah çadırın içerisinde.
Gümüş maskeli şövalye, çadırının ortasındaki taş sandalyede acizce oturuyordu. Kalan dokuz kara şövalyesine bakmış ve kalın bir sesle konuşmuştu, ''Geri çekilmeye hazır olun. Bunu kaldıramayacak tüm ağır yaralı askerler ise öldürün; Zenit İmparatorluğu'nun burada olduğumuzu bilmesine izin veremeyiz. Savaş alanını dikkatlice temizleyin ve arkanızda hiçbir iz bırakmayın. Yemin ederim, bir gün, Ben Mateja Kezman, Eindhoven'ın demir süvarilerine öncülük edecek ve bu küçük krallığı parçalara ayıracağım!''
Son kısmı söylerken, gümüş maskeli şövalye öfkeyle titreyen elini sıkıca kavramıştı. Ama o anda, beklenmedik bir şey gerçekleşmişti.
Ani ve keskin bir rüzgar uzaklardan geldi ve tüm çadırı ikiye ayırdı. Çadır iki ayrı parçaya ayrılmış bir şekilde yanlara düşmüştü. Bu şekilde de içeri girebilen güneş ışığı, çadırın içindeki her şeyi aydınlatarak ortaya çıkarıyordu.
''Korkarım ki, geri gitme şansın falan olmayacak.''
Soğuk ve duygusuz bir ses duyulmuştu. Gümüş maskeli şövalyenin göz bebekleri aniden büzüşmüştü. Ölü olması gereken bu korkunç figürün ona doğru yavaşça, adım adım yaklaştığını korkuyla keşfetmişti. Bu kana susamış, ölümcül his onu devamlı olarak baskı altında bırakıyordu ve adam, adeta zar zor nefes alıyordu.
''Sen...'' Gümüş maskeli savaşçı, durumu kavrayamadığını belli eden bir ifadeye sahipti. ''Sen ölmedin mi?''
''Herhalde ölmedim, dümbük. Hehe, bu da senin öleceğini gösteriyor tabii!''
Fei daha da yakına gelmişti, bakışları bıçak gibi keskindi. Bu gümüş maskeli şövalyeyi ilk kez görmüştü, ama onun lüks kıyafetlerinden ve diğer kara şövalyelerin ortasında nasıl korunduğundan anlaşılabileceği üzere, gümüş bir maskeye sahip olan herifin açıkça düşmanların komutanı olduğu anlaşılıyordu. Ayrıca bu herif, yüzlerce Chambord vatandaşının ve askerinin ölmesine, kuşatmalara neden olan suçluydu. Fei elleri böylesine kanlı birisinin gitmesine izin veremezdi.
Fei geniş bir enerji dalgalanması gelmediğini hissetmişti bu gümüş maskeli şövalyeden, yani onun İki Yıldız Seviyesi civarlarında olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir güç kendisini hiç mi hiç tehdit edemezdi. Onu tek saldırıda halledeceğine dair kendine olan güveni tamdı.
Etrafını saran askerler daha yakına gelmeye cüret edemiyordu. Gümüş maskeli şövalye ve sağındaki kara şövalyeler, Fei ile kıyaslandıklarında güçsüz görünüyorlardı.
''Gidin, öldürün onu!'' Gümüş maskeli şövalye eliyle işaret ettiği gibi bağırmıştı. Sekiz kara şövalye tereddütsüz bir şekilde kükreyerek Fei'ye doğru saldırıya geçtiler. Muhtemelen öleceklerini biliyor olmalarına rağmen, gümüş maskeli şövalyenin baskısı ve sert disiplinleriyle, iki kere düşünmeye cesaret edemediler.
''Geber!''
Fei'nin ifadesi, hızlanmaya başladığı gibi soğuklaşmıştı. Vücudu, onun geçtiği yerlerde ardıl görüntüler bırakıyordu. Kara şövalyelerle çarpışmak üzereyken beyaz bir ışık parıldamış ve Barbar'ın [Gök Mavisi Çivili Kalkan]'ı ile birlikte [Fırtına Kılıcı] ellerinde belirmişti. Daha sonra 180 derecelik bir yarım bir dönüş ile, elindeki altın kılıcın bir altın ışık parıldamasına dönmesine neden olmuştu.
"Pllkkkcchhhh!"
Sekiz hafif sesten sonra, sekiz kara şövalye donmuş bir şekilde kalmışlardı pozisyonlarında. Fei, biraz bile yavaşlamamıştı. Zıvanadan çıkmış bir fırtınaya dönüşmüş ve gümüş maskeli şövalyeye doğru adım atmaya başlamıştı. İfadesi son derece soğuk olsa da, kalbinde yanan öfkeli bir ateş vardı.
''Haha, seni kendim öldüreceğim!''
Gümüş maskeli şövalye istekli bir şekilde cesaretini toplamıştı. Mavi bir enerji gücü vücudunun etrafında parıldadı. Yoğunlaşarak basketbol topu büyüklüğünde sivri uçlu bir buz oku oluşturmuş ve Fei'ye göndermişti. Aynı zamanda, bir dizi buz saçağı etrafında belirip hareket etmeye başlamıştı. Bir buz kalkanı oluşturuyorlardı.
Ani saldırı ve savunma. Gümüş maskeli şövalye İki Yıldız Seviyesi'ndeki bir büyücüydü. Hareketlerinden, Fei onun oldukça dövüş deneyimine sahip olduğunu söyleyebilirdi; bir saniye kadar sonra en iyi kararı vermişti.
''Bam!''
Buz oku, Fei’yi isabetli bir şekilde vurmuştu.
Mest olmuş bir ifade belirmişti gümüş maskeli şövalyenin yüzünde. Buz oku rakibinin vücudunu uyuşturup onun hareketlerini bir süreliğine yavaşlattığı sırada, en nefret ettiği rakibini basitçe indirmek için sayısız büyülü gereç kullanabilir ve birçok büyü ilahisini söyleyebilirdi.
Ancak...
Bu hücum eden ''fırtına'' hiç yavaşlamamıştı. Etkileyici bir hızla birlikte Fei, bir anda gümüş maskeli şövalyenin önünde belirivermişti. Gümüş maskeli adamın gözlerinde, bu altın kılıç Azrail'in orağının sembolü gibi görünmüş, onu art arda delmeye devam etmişti.
''AAAAAAAAAAAAH!..''
Böyle tehlikeli bir durumda olan gümüş maskeli şövalye, yaralanmış bir ayı gibi bağırmaya başlamıştı. Büyü gücü vücudundan delicesine akıyor, etrafında buz saçaklarına, buz kalkanlarına ve çeşitli buz formlarına dönüşüyordu. Tek istediği, bu altın kılıcın ölümcül saldırısını bloklamaktı. Ancak dehşete düşmüştü; çünkü yalnızca altın kılıcı birazcık bloklamayı başarmış ama kanının tadı ağzına geldikten sonra, kılıç bir şimşek gibi kalkanlarını delip geçmişti.
"Plik!"
Altın kılıç merhametsizdi. Acımasız bir şekilde gümüş maskeli şövalyenin boğazını delip geçmişti.
Daha sonra ise bu gümüş maskenin altındaki gözlerin sahibinin ellerinden, hayatın ipi bir anda kaybolmuştu. Gümüş maskeli şövalye buna inanamıyordu. Son anına kadar, kendisinin; imparatorluğun tahtını devralacak ve Azeroth Kıtası'nda pek çok miras bırakacak görkemli prensin, böyle bir yerde öleceğine... O, böyle bir yerde mi ölecekti?
''Öf... Bir maske giymek mi? Özenti misin nesin, poşet!''
Fei [Fırtına Kılıcı]'nın kabzasını sıkıca tuttu ve hor görerek, gümüş maskeli şövalyeye tükürdü. Üzerindeki buz parçalarını önemsemiyordu, kılıcını çektiği gibi gümüş maskeli şövalyenin cesedini tekmelemişti. Boş bakışlara sahip düşman askerlerine küçümseyerek bakmıştı. Aynı zamanda, hala aynı pozisyonda duruyor olan sekiz kara şövalye de düşmüştü, hayatları çoktan [Fırtına Kılıcı] tarafından çalınmıştı.
''Hadi siktir olun gidin şimdi!'' Fei'nin ağzından çıkan bağırış, düşmanların ruhunu resmen titretmişti.
Binlerce düşman, darağacının hemen önündeyken af çıkmış da, kurtulmuş gibi hissetmişlerdi. Çığlık ata ata arkalarını dönerken Fei'den kaçıyorlardı, o an hepsinin tek dileği gerçekten de, daha hızlı koşabilmek için daha fazla bacakla doğmuş olmaktı...
O anda, sesli bir borazan duyulmuştu uzaklardaki bir alandan. Büyük bir süvari oluşumu Chambord yönünde geliyordu. Uzaktan bakıldığında, bu süvariler, kara bulutlar gibi görünüyor ve adeta bir deprem yaratıyorlardı...
Magnec